İslam ve Müslüman düşmanı, beyaz ırk üstünlüğünü savunan Yeni Zelandalı cani saldırgan Brenton Tarrant, tam bir haçlı zihniyetini sergilemektedir. Söyledikleri arasında Endülüs de vardır. Batılılar 750 sene (takriben 711-1609) hüküm süren Endülüs Emevi Devletini ortadan kaldırdılar, orada artık Müslümanların izine de rastlamak mümkün değil. İstanbul ve Türkiye ile söyledikleri de sıradan söylemler değildir, İspanya’da yaptıklarını İstanbul’da da yapacaklarını söylüyor(lar). Bunu geleceğe yönelik bir zemin hazırlama arzusu, isteği olarak anlamak ve görmek lazım gelir.
Allah düşmanları, İslam ve Müslüman karşıtları, fıtrat bozucular, kâinata savaş açanlar hep birlikte harekete geçtiler. Herkes, bulunduğu yer ve mevkiine göre ehl-i İslam’a ve İslam’ın kendisine cephe açmış durumda.
Yeni Zelanda’da Cuma günü cami cemaatine yapılan saldırı haçlı zihniyetin ve vahşetin açık ve örtülemez bir göstergesidir.
Bu zihniyetin gelecekte de neler yapabileceğinin ipuçlarını veriyor. Saldırganın manifestosu başlı başına ibret verici bir vahşet ve kin kusuculuk taşır.
Türkiye, Birinci Cihan Harbi’nden bu yana bu kadar problemi aynı anda yaşamamıştır. Bir asırdır karşı karşıya kaldığımız her bir problemin birkaç katı kadar problemlerle yüz yüzedir ülkemiz.
Bu durum; Türkiye’nin yanlışları yüzünden mi olmuş, yoksa dünya yeni bir düzenlemeye mi gidiyor, burada Türkiye’ye yeni bir yer biçilmek mi isteniyor, idareciler/Türkiye buna razı olmuyor dünya küresel güçleri baskı yaparak dize getirmek istiyorlar da onun için mi bütün bunlar oluyor.
İki kelime, iki kavram, “gelecek” ve “tasavvur”
Gelecek; 1. (Zaman olarak) içinde bulunulan andan sonraki; henüz yaşanmamış, ilerideki. 2. İleride olması, gerçekleşmesi beklenen. 3. is. Zamanın içinde bulunduğumuz andan sonraki bölümü; henüz gelmemiş, yaşanmamış zaman dilimi. 4. Bir kişinin ilerideki yaşantısı; istikbal. 5. Daha sonra yaşayacak olan kuşaklar; yeni nesiller. Gelmesi beklenen, gelişinin geleceği düşünülen…
Gelecekçilik, -ği [gel-ecek-çi-lik] is. Yirminci yüzyılın başlarında İtalya’daki baş döndürücü atılımın ürünü olarak ortaya çıkan, geçmişi, gelenekleri, eski alışkanlıkları, ahlakı reddederek hızı, makineleşmeyi, modem hayatın canlılığını ve bunlardan kaynaklanan macera dolu sevgileri, saldırgan duyguları, şiddet gösterilerini yücelten sanatçı ve edebiyat akımı; fütürizm. (Bkz. Ötüken Türkçe Sözlük)
Devlet Anlayışı
Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat, 59) Her yaratılanın bir vazifesi vardır, bu da Allah’ı bilip tanımak ve Allah’ın kendisi için biçtiği/ uygun gördüğü vazifeyi ifa etmektir. İnsan eliyle yapılan her iş neticede bir vazifedir, iyi veya kötü sonuçları bünyesinde taşır. Devlet de Allah tarafından yaratılan insanların bir organizasyonu, bir oluşumudur, bunun da bir fonksiyonu, bir işlevi, dolayısıyla bir vazifesi vardır.
Kendi çağını anlayan, onunla aynı dili konuşan, çağın imkânlarından istifade ederek İslam’ı çağın insanının anladığı şekilde sunabilen bir gençlik. Hem bu çağla iletişim kuracak, onu anlayacak hem de onun azgınlıklarıyla hesaplaşacak bir gençlik.
İşte bu gençlik; İslam’ın özüne, esasına, temel metinlerine sımsıkı sarılarak; sağlam ve sarsılmaz imanlı bir nesil olacak, bu iman sahibi insanlardan oluşan ve ahlaki ilkelere son derece bağlı bir topluluk oluşturacak. Sonra bu ahlakı kurumlara içirmek ve orada iman ve ahlaklarıyla numune teşkil etmeyi sağlayacak.
Yetişecek olan bu nesil geleceğin inşasını gerçekleştirebilecek. Bu nesil; bilgi ile bilinci içiçe ve birlikte elde edecek ve bunu topluma, kurumlara uygulayacak.
Ülke Kavramı
İslam hâkimiyetinin efradını cami ağyarını mani bir şekilde uygulandığı zamanlarda veya ana hatlarıyla İslam’ın hüküm ferma olduğu dönemlerde “Daru’l-İslam ve Daru’l-harp” gerçeği ve hakikati mevcuttu ve pratik hayatta karşılığı vardı. Çünkü içeride İslam ahkâmı uygulanıyor ve dış dünyada İslam toprakları korunuyordu. Bu kavram ve etrafında oluşan zihinsel yapı ve ona bina edilen düşünce elan ferdi ve toplumsal hayatımızda bir karşılığı yok. Bu olmadığı gibi ulus- devlet işleyişinde ulus-devleti tehdit eden ve ulusal çıkarlara aykırı olarak görülen bir yere oturtulmuş durumda.
İslam dünyası, dünya siyaseti ve hâkimiyetini etkileyen yeryüzü coğrafyasında bulunmaktadır. Bu coğrafya, dinlerin çıktığı ve yayıldığı coğrafyadır. Dünya seyr u seferinde, bu coğrafya, odak noktasıdır. Dünya hâkimiyeti bu coğrafyaya hâkim olmaktan geçer.
Teknolojinin gelişmesi, iletişimin hızlanması, coğrafi keşifler, uzayın kullanılır hale getirilmesi, uydu hâkimiyeti, küreselleşen dünya… bütün bunlar İslam coğrafyasının ehemmiyetini yok edememiştir.
İslâm Devleti, Hilafet
Osmanlı Devleti’nin ortadan kaldırılmasıyla Müslümanların problemlerine bir yenisi daha eklendi; İslâm’ı temsil eden bir siyasi otoritenin, dış dünyada İslâm’ı müdafaa edecek bir gücün olmayışı ve bunun doğurduğu boşluk. Yani İslâm devletinin yokluğu. Müslümanların gündeminin ilk sıralarında yer almaya başlayan bu konu en çok da İslâmcıları ilgilendirdi. Çünkü İslâmcılar her çağda ortaya çıkan meseleleri çözmekle kendilerini vazifeli sayıyorlardı/elan da inşaallah sayıyorlar.
Kastamonu 19 Teşrinisani 1336 (1920) Cuma günü
بسم الله الرحمن الرحيم
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ بِطَانَةً مِّن دُونِكُمْ لاَ يَأْلُونَكُمْ خَبَالاً وَدُّواْ مَا عَنِتُّمْ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَاء مِنْ أَفْوَاهِهِمْ وَمَا تُخْفِي صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الآيَاتِ إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ
Tercümesi
İslâmcılığı birkaç çeşit anlamak mümkün, bunların tasnifi, aralarındaki ortak bağlar ve farklılıkları tesbit etmek ve illetlerini açıklamak gerekecektir.
Bu topraklara ait İslâmcılık birkaç şekilde tarif edilebilir?
İttihad-ı İslâm
İslâm Birliği projesi, tarihin son dönemlerinde bu hususta akla ilk gelen Yavuz Selim Han’dır. Hilafeti tekrar canlandırarak dağılmış İslâm dünyasını o birleştirdi ve Müslüman halkı siyasi bir çatı altında topladı. Bundan sebep Said-i Nursi onu bu konuda üstad kabul eder, İttihad-ı İslâm tarifini de şöyle yapar;