Türkiye İslâmcılığını dünyadan, bilhassa İslâm dünyasından kopararak ülke sınırlarına hapsetmek, yerele çakılmak anlamına gelir. Osmanlı’nın devamı olan bu toplumu İslâm dünyasından koparmak için İslâm coğrafyasında gelişen kültürel, sosyal, siyasal, teknik gelişmelere kendini kapatıp sadece batı değer yargılarına mahkûm ve mecbur etmek, İslâm dünyasındaki İslâmî düşünce ve yapılanmalara sırtını dönmek arzusunda olanlar kökü dışarıda kavramına sığınıyorlar.
İslâmcılık tabiri/kavramı; herkes tarafından aynı anlamda çok bariz anlaşılabilen bir mahiyete sahip değildir. Şu tarihte veya şu olayla başlamış, deme şansımız da pek yoktur. Tarifine göre tarihi de belirlenir. Hangi düşünürü, yazarı, devlet adamını, ıslah hareketini… merkeze koyarsak İslâmcılığı da ona göre tarif eder ve tarihi de belirleriz.
İslâm dini, son ve mükemmel bir dindir. Bütün insanlığın problemlerini çözmekle Müslümanlar görevlidirler. Her problem ortaya çıktığında Müslümanlar onu çözmeye ve çare aramaya koyulurlar.
Türkiye, 15 Temmuz’da bir darbe girişimiyle sarsıldı. Bu teşebbüsü anlamak için Türkiye’de darbelerin bugüne kadar niçin yapıldığına bir göz atmak gerekecektir.
Türkiye’de darbeler; hükümeti devirmek, iktidara çeki düzen vermek, iç kargaşayı dindirmek, varsa bozulmuş iktisadı düzeltmek, işleyemez olan devlet çarkına işlerlik kazandırmak, devlet bağlı bulunduğu uluslararası ittifaklardan çıkmışsa tekrar bunu temin etmek vb. için yapıldı.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 15 Haziran’da Ankara Güvenpark’tan başlattığı Adalet Yürüyüşü’nün 25’inci(9 Temmuz 2017) gününde Maltepe Sahil Alanında gerçekleşen Adalet Mitingi’nde yaptığı konuşmanın değerlendirilmesi özetle şöyle:
Bu Yürüyüş Bizim İlk Adımımızdır
15 Haziran 2017’de sabah saatlerinde Ankara Güvenpark’ta başlattığımız yürüyüşü Maltepe’de noktaladık. Ama kimse bu yürüyüşün bir son olduğunu düşünmesin bu yürüyüş bizim ilk adımımızdır. Herkes şunu çok iyi bilsin, 9 Temmuz yeni bir adımdır, 9 Temmuz yeni bir iklimdir, 9 Temmuz yeni bir tarihtir, 9 Temmuz yeni bir doğuştur;
15 Temmuz darbe girişiminin püskürtülmesinden sonra, bu işe kalkışanlar, onlara yardım ve yataklık edenler, onları besleyen, destek veren vb.lerine karşı bir mücadele başladı/başlatıldı. Örgütün ne olduğu ve nasıl oluştuğu kadar onunla mücadele konusu da tartışmalıdır, anormallikler üzere bina edilen bu örgüte karşı mücadele zordur.
Türkiye, Beşiktaş’taki patlama ile tekrar sarsıldı.
Terör örgütlerinin eylemleri, İslâm coğrafyasında gelişen yeni hadiseler ve batılıların sömürücü niyetlerinin ayan beyan bir kez daha ortaya çıkması yeni bir safhaya girildiğinin işaretidir. Bu yeni gelişmelerin sonucunda Türkiye’de iç işleyiş, düzen, dış dünya ile irtibat ve ittifaklar yeniden gözden geçirilme noktasına geldi.
Devletin yapısının ülke içinde ve dışında, yakın ve uzak komşularda meydana gelen hadiselere cevap veremediği bir kez daha açığa çıktı.
İslâm dünyasının içine düştüğü açmazdan kurtulması için çare arayışını sürdüren aklı erenler değişik yol ve yöntemler önermişlerdir. Her bir düşünür bulunduğu yer ve zamana göre bir gayret gösterdi, elan da gösteriyor. Bize en yakın olanların etkisi biraz daha fazladır, geriye doğru gidişte ise etki azalır. İslâmî mücadelenin aslı da bu çare arayış şekilleridir.
Bir arada bulunmak, birlikte yaşamak, farklılıkları mümkün mertebe zenginlik saymak bir olgunluk ve tahammül edebilme meselesi ve işidir. Aynı zamanda Allah’ın kainatta ve toplumsal işleyişte koyduğu ilahî kanunları kavrama, anlama ve anlamlandırma izanını görebilme basiretidir.
Basiretle, hikmetle, kâinatın yaratılış ve işleyişine bakan her insan varlık âleminin nasıl bir dayanışma ve ahenk içinde olduğunu görür. Gece ve gündüz, ay ve güneş, su ve ateş, diğer gezegenlerin birbirleriyle olan münasebetleri… bütün bunlar bir bütünün parçalarıdır ve yek diğerine muhtaçtır, biri ortadan kalkarsa düzen bozulur.
Toplum-Din İlişkisine Bakışlar
İslâm’ın hedefini, gayesini, gönderiliş sebebini ve özelliklerini bilemeyen kişi, toplum, devlet, medeniyet, halkı Müslüman olan ülkelerde siyaset yürütürse, kendi toplumundan ve coğrafyasından kopar, halkı ile arasına uçurumlar girer.
Akif’in hayatı, eğitimi, mücadelesi, ahlâkı, çektiği fikrî ve fiilî eziyetleri; Osmanlı Devletinin, son düşüş ve çöküş yılları, Birinci Cihan Harbi sıkıntıları ve çilesi, Cumhuriyetin kuruluşundaki kırılmalar ve travmaların bir özeti ve aynasıdır. Akif üzerinden ülkenin bugünkü durumunu da rahatlıkla anlayabiliriz. Aradan bu kadar sene geçmesine rağmen ülkemizin bugün karşı karşıya kaldığı iç ve dış problemler ile 1873-1936 yılları arasındaki problemlerin mahiyeti değişmemiş sadece bazı aktörler ve bazı sahneler değişmiştir.
Üzerine Oturduğumuz Mirasın Farkına Varmak
“Batıdaki “science” ile İslâm’daki “ilim” arasında hiç bir benzerlik yoktur. Science’ın kökeninde tabiat varken, ilmin kökeninde vahiy vardır.”
[Abdurrahman Aslan, Müslümanların Modernleşmesi, Medeniyet Vakfı Sohbetleri, 27 Şubat, 2016]
Kendi öz kültürümüze, tarihimize, coğrafyamıza dönmenin neler kazandıracağını da hesaplamamız gerekecektir.