• TOPLUMSAL VE KÜRESEL KARGAŞA VE ÇÖZÜM YOLLARI

      I Toplumsal ve küresel kargaşa, kaos, savaş, sömürü, adaletsizlik, ekonomik ve sosyal dengesizlikler, baskılar, zulümler... Dünyamızı sarmış durumda. Bunların müsebbipleri ve mağdurları, bozguncu başı Trump ve onun yavrusu Netanyahu başta olmak...

DUYURULAR

15 TEMMUZ İHANET GİRİŞİMİ VE SONRASINDA ORTAYA ÇIKAN DURUM

Türkiye, 15 Temmuz’da bir darbe girişimiyle sarsıldı. Bu teşebbüsü anlamak için Türkiye’de darbelerin bugüne kadar niçin yapıldığına bir göz atmak gerekecektir.

Türkiye’de darbeler; hükümeti devirmek, iktidara çeki düzen vermek, iç kargaşayı dindirmek, varsa bozulmuş iktisadı düzeltmek, işleyemez olan devlet çarkına işlerlik kazandırmak, devlet bağlı bulunduğu uluslararası ittifaklardan çıkmışsa tekrar bunu temin etmek vb. için yapıldı.

Bu darbe teşebbüsü ise sayılanları karşılamıyor, çünkü ortada böyle bir durum yok. Halk tarafından seçilmiş bir hükümet ve yine halk tarafından seçilmiş bir cumhurbaşkanı var. Ekonomi tüm dünyanın krizlerine rağmen düzgün yürüyordu. Devletin bütün kurumları işliyor, Türkiye atak üstüne atak yapıyordu. Yollar, köprüler, havalimanları, okullar, statlar, hastaneler, elektrik santralleri, tanklar… yapılıyor, halkın refah seviyesi yükseliyor, sağlık alanında ülke çağ atlıyordu. Türkiye bağlı bulunduğu NATO, BM gibi beynelmilel kuruluşlara karşı üstüne düşen vazifesini hakkıyla ifa etti/ediyordu.

Peki, böyle bir ülkede darbe niçin yapılır?

Demek bunun altında başka saikler var, onları anlamadan bu hain kalkışmayı anlamak mümkün değil.

Darbeyi hükümetin yanlış, eksik iç ve dış siyasetiyle izah etmeye kalkışmak darbecilerin isteğine uygun düşer. Bu, hükümetin eksiği yanlışı olmadığı anlamına gelmez, o başka bir konudur ve ayrıca ele alınması lazım gelir.

Darbe teşebbüsünü anlamak için bu sefer ülkenin dış politikasına bakmamız gerekecek. Dış siyasette Türkiye, ülkenin onurunu, haysiyetini zedeledi de birileri ülkenin onurunu ve haysiyetini iade için mi bu teşebbüste bulundu?

Buna da bir bakalım… Türkiye uluslararası alanda da eskiye göre daha itibarlı ve hatırı sayılır devlet olmaya doğru yol aldığı müşahede ediliyordu. Herkes hafızasını yoklasın, Ecevit’in hükümet ettiği dönemi göz önüne alsın, dünya liderleri karşındaki oturuşu, beden dilini hatırlasın. Anayasa kitapçığının fırlatılmasından sonra ekonominin altüst olmasını düşünsün. Deprem sonrası yardımlarla memur maaşlarının ödendiğini unutmasın. Dünya liderlerinin Tayyip Erdoğan’a gösterdiği ilgi ile daha önce, mesela Ahmet Necdet Sezer’e gösterilen ilgi karşılaştırılsın. Bu açıdan bakınca görülecektir ki şimdiki ilgi ve kaale alma çok daha fazladır.

Cumhuriyet tarihi boyunca süregelen siyaset değişiyor da değişen bu yeni siyaseti önlemek için mi darbeye teşebbüs edildi?

Bu konu irdelenmeye değerdir. Cumhuriyet tarihi bir dönüm noktasına gelmiştir. Aslına bakılırsa cumhuriyetin kuruluşu anormal şartlarda olmuştur. Artık normal şartlara göre devleti yeniden inşa etmek lazımdır diyen devlet (ne ise o güç) yeni Türkiye’ye adım atmıştır. Bunun önünü kesmek isteyenler var. Belki de 90 yıllık uzun bir zamandan sonra Türkiye devlet olmaya başlamış ve devlet olmanın gereğini icra etmeye koyulmuştur. Bu başlangıç hangi çevreyi, hangi devleti, hangi odakları rahatsız etmiş, endişeye sevk etmiş ise o rahatsızların tümüne iyice bakmak ve darbe teşebbüsünün izlerini orada aramak lazım gelir.Darbe teşebbüsünü anlamanın bir yolu da darbecilerin emellerini ve ilişkilerini doğru yorumlamaktan geçer. Bu teşebbüs başarıya ulaşsaydı neler olacaktı, ülkeye ne kazandıracak ne kaybettirecekti? Daha iyi bir ekonomi siyaseti uygulanacak ve ülke zenginleşecek, millî gelir daha mı çok artacaktı? Türkiye daha mı millî bir siyaset güdecek ve ülke menfaatleri daha mı perçinlenecekti? Başımıza bela edilen PKK bertaraf edilecek ve ülke rahata mı kavuşacaktı? Uluslararası itibarımız daha mı artacaktı? Kısa ve manidar bir örnek… Fethullah Gülen darbeden hemen önce bir beyanat verdi: “Türkiye (Tayyip Erdoğan) Suriye’yi ve Ürdün’ü işgal edecek, DAEŞ’e destek vermiş bir ülke, Sünni bir “Hilafet Devleti” kuracak.” Burada birkaç gönderme var, birkaç ikaz ve yönlendirme var:

a. Birinci gönderme Araplara… Araplara diyor ki Osmanlı, tarihte sizi işgal etti, bak bunlar da sizi tekrar işgal edecek. Öyle ise bu siyaseti güden AKP’ye karşı çıkın, bununla iş tutmayın.

b. İkinci gönderme İran’a… İran’a diyor ki “Ehl-i Sünnet Devleti” kurulacak, senin İslâm dünyasındaki etkin azalacak, karşı çık.

c. Üçüncü gönderme ABD, AB ve diğer İslâm karşıtı ülkelere… Onlara da diyor ki Türkiye’nin siyaseti İslâm’a doğru kayıyor, tedbir alın, yoksa önünü alamazsınız, geç kalıyorsunuz.

Bu değerlendirmeleri daha da derinleştirmek lazım gelir, lakin burası buna uygun değildir, meramımızı anlatmak kabilinde bu kısa değini kifayet eder.

Darbe sadece Türkiye’ye yönelik bir teşebbüs değildir, aynı zamanda İslâm dünyasını dizayn etmek ve onları bir daha kıpırdayamayacak hale getirmek amacını da taşır. Bu bir abartı, Türkiye’yi kayırıcı veya yüceltici bir tespit değildir, aksine bir durum tespitidir. Güvenilir liman olduğu ve kalkınmasını hızla yürüttüğü, bunu yaparken de kendi kültürel kodlarına dönmeye çalıştığı ve 150-200 yıllık ezilmiş ümmete canlılık aşılayan bir ruh taşıdığı için Türkiye hedefe konuldu. Aslında Türkiye üzerinden diğer makul ve İslâmî değerleri savunan devlet, cemaat ve partilere de gözdağı verilmek istendi. Onun için tahribatlarını devam ettiriyorlar, başka başka örgütleri kullanıyorlar. Onun için darbeciler pes etmiyor, onun için aklın sınırlarını zorlayarak “ahmakça” direniyor ve çırpınıyorlar.

Darbe teşebbüsü sonrası görüldü ki ülkenin bütün kurum ve kuruluşları rehin alınmış. Ülke FETÖ eliyle ABD’ye, AB’ye, İsrail’e vb. ülkelerin isteğine boyun eğer hale getirilmiş. Ülke insanının istikbal ve istiklali tehlikeye atılmış.

Bu çok ciddi ve vahim bir durumdur.

Türkiye eğer felç edilebilseydi bütün İslâm karşıtı zihniyetler ve İslâm dünyasında gözü olan emperyalistler rahat edeceklerdi. Bunun için de İslâm dünyasının kanının akmasından zevk alan vampirler ve yerli uşakları; canlarıyla, mallarıyla, dinleriyle, olmayan vicdanlarıyla, tarihî kinleriyle, eldeki teknolojik imkânlarıyla, algı operasyonlarıyla, kin kusan medyalarıyla, ellerindeki ölüm kusan silahlarıyla, ekonomik varlıklarıyla ölesiye savaşıyorlar.

FETÖ başaramayınca, kırk yıllık planları çok kısa zamanda yerle yeksan olunca çılgına döndüler. Biraz da şaşkınlaştılar ve aptallaştılar. Şimdi bu aptallıklarını örtmek ve yeni taktikler geliştirmek peşindedirler. Yabancısı olmadığımız PKK ve türevleri, DHKP-C, PYD, YPG… ile harekete geçtiler. Ülkenin bu zayıf anında son darbeyi vurmak istiyorlar.

ABD, AB -bütün Avrupa ülkeleri dâhildir- başta olmak üzere dünyanın hâkim güçleri işbirliği ederek üstümüze çullanıyorlar. Biz bunun yabancısı değiliz. Dışları dost, içleri düşman olan dünyayı biliriz. Birinci ve İkinci Cihan harplerinde de bunları gördük, o zaman da onlarla karşılaştık, o zaman zarfında da var güçleriyle üstümüze geldiler, üstelik o zamanlarda ikiyüzlülük yapma ihtiyacını da duymuyorlardı. Bugün hem bizimledirler hem karşımızdadırlar. Bu ikiyüzlülüklerini de FETÖ ve benzeri taşeronlar üzerinden icra ediyorlar. Sanki bir iç kalkışma, iç isyan ve iç rahatsızlıklar sonucu ortaya çıkmış bir teşebbüs. Bu söylemi yutanlar, onların ekmeğine yağ sürecek söylemler geliştiriyorlar. Bu söylem gelecekte eyleme dönüşebilir. Mesuliyet sahibi herkes, bu nazik dönemde diline ve eline, yani söylem ve eylemine dikkat etmelidir.

Gelinen nokta itibarıyla “ülke-millet-ümmet” eşitlenmiş durumdadır. Türkiye sanki İslâm dünyasının ilk ve tek laik din dışı devleti olmaktan çıkmış, İslâm dünyasının sığınacağı bir güvenilir liman haline gelmiştir. Bu algı ne kadar gerçekçidir, meçhul. Demek ki ümmet o kadar acziyet içindedir. O kadar bunaltılmıştır ki bu küçücük imkân ve kapı aralama bile ona büyük bir ülkü gibi görünüyor. Ümmetin idealine yol açamayan her sert (radikal) söylem, eldeki imkânı da berhava edecektir.

(*) Bu yazı Medeniyet Düşünce ve Kültür Bülteni’nin 37. sayısında yayınlanmıştır.

tefsir dersi 2020

whatsapp takip edin

Yazanlarımız