• TÜRKİYE'NİN KARŞI KARŞIYA KALDIĞI MESELELER

      Türkiye, Birinci Cihan Harbi’nden bu yana bu kadar problemi aynı anda yaşamamıştır. Bir asırdır karşı karşıya kaldığımız her bir problemin birkaç katı kadar problemlerle yüz yüzedir ülkemiz. Bu durum; Türkiye’nin yanlışları yüzünden mi olmuş,...

DUYURULAR

ÖLEN HALEP DEĞİL İNSANLIĞIMIZ

Halep mi ölüyor yoksa insanlığımız mı? Gözyaşlarımız yeter mi söndürmeye ateşi bilmiyoruz ama yüreğimiz çok acıyor.

Acıyı anlatan ne kadar kelime varsa artık sessizliğe bürünüyor. Son yüzyılın en büyük katliamlarından biri şu anda Halep'te yaşanıyor.

Ülkenin en büyük ticari şehri ve İslâm dünyasının en kadim şehirlerinden biri olan Halep; bugünlerde İran, Rusya, Irak yönetimi, Suriye ve Hizbullah’tan oluşan koalisyonun imha edici saldırıları altında.

 

Bu durum karşısında elimizden bir şey gelmiyor olmasından utanıyor; adeta yüreğimiz parçalanıyor.

Günümüzde Suriye’de, bilhassa Halep’te yaşanan insanlık dramına gösterilen duyarsızlık Mehmet Akif’in şu feryadını hatırlara getiriyor:

Tükürün milleti alçakça vuran darbelere!
Tükürün onlara alkış dağıtan kahpelere!

Medeniyet denilen maskara mahlûku görün!
Tükürün maskeli vicdanına asrın, tükürün!

Modern çağın insanlığa veda eden kupkuru vicdanına yazıklar olsun.

Halep’te toptan insanlık ölüyor, tarih ölüyor, gelecek ölüyor, her şey kör bir kötülüğün en canlı hedefi hâline gelmiş. Söz hükümsüz, analizler ölüdür artık. Halep’te çocuklar ölüyor!

Çocuklar ölüyorsa, paramparça oluyorsa narin bedenleri ve dört bir yana saçılıyorsa yağmurdan bile küçük olan elleri; evet batsın bu dünya! Çocuklarını öldüren bir dünya asla helal bir dünya değildir. Asla ulvi, kutsal ve değerli bir dünya değildir.

Ey toprağın altındaki diriler geri dönün! Çünkü toprağın üstündeki insanlar çoktan öldüler.

Ümmet, evet, koskoca ümmet kahredici bir suskunluk içinde. Çökertilmeye çalışılanın ümmetin iradesi olduğundan şüphemiz yok. Suriye’de yaşanan bütün bu acılar ‘terör’, ‘terörist’ kavramlarını adeta anlamsız hale getirmiş durumda.

Yüzyılın en büyük katliamı bütün dünyanın gözleri önünde yaşanıyor ve televizyon ekranlarında günübirlik tüm dünyaya servis ediliyor. Ancak hiç kimse bunu tersine çevirecek ya da durduracak somut bir adım atamıyor.

Suriye’de hakkı batıldan ayıran bir “Furkan savaşı” yaşanıyor. İran'ın Orta Doğu'yu Şia bölgesine ve toprağına çevirme hususunda çok istekli olduğu, hatta bu uğurda gerekirse bütün Müslümanların kanını dökmeyi mubah görecek derecede şovenist bir din/mezhep politikası güttüğünü öğrenmiş olduk Halep’i görünce. Rus'un ve ABD'nin arka çıktığı İran'ın hadsiz, vahşi güç mücadelesine karşı Suriyeli mazlum ve mücahitlerin yanında olmanın mezhepçilik olmadığını da öğretmek lâzım ülkemin vicdan fukarası hümanistlerine.

Sosyal medya Suriye'deki acıyı sıradanlaştırdı, tepkisiz yığınlar oluşturdu maalesef. Adana’da yangında can veren kızlarımız nasıl yürek yaktı? Bir de Halep'i düşünün. Halep her gün böyle.

Bizler halk olarak dua etmekten veya birkaç kuruş yardım etmekten öte bir şey yapamamanın acısını ve üzüntüsünü yaşıyoruz. Halep ölüm saçan bombaların altında yanarken içimizden bir parçanın koptuğunu hissederek kahroluyoruz.

Üzüntülüyüz, öfkeliyiz. Halep'te yaşanan soykırım karşısındaki egemen şeytanı güçlerin ikiyüzlülüğü ve sahtekârlığı kara bir leke olarak kalacaktır. Halep bombalanırken aslında bizim de yüreğimiz ve ciğerimiz yanıyor. Fakat biz gönülden inanıyor ve iman ediyoruz ki, Rahim olan Allah, mazlum ve mücahit kullarına mutlaka yardımını ve rahmetini ulaştıracaktır. Bütün imkânlarını tüketen bu topluluğa Kahhar olan Allah, düşmanlarını kahrederek yardım edecektir. Buna olan inancımız tamdır!

Suriye ve bilhassa Halep’in mazlum ve mücahitleri Allah’tan başka yardımcılarının olmadığını haykırarak Zalim Esed’e ve iş birlikçileri İran ve Rusya’ya direneceklerini her gün bize gösteriyorlar. Acıların en büyüğünü yaşarken bile bu direnci haykırıyorlar. Durmuyorlar, yılmıyorlar, bütün bu zor şartlara ve imkânsızlığa rağmen direniyorlar. Bir yandan zalimlerin zulümlerine bir yandan da Müslümanların sessizliğine direniyorlar. Suriye halkı senelerdir ağır bombardıman altında katledilirken Batılı ülkelerin sessizliği ya da zalimden yana tavırları şaşırtmıyor ama kendilerini Müslüman olarak adlandıran toplumların sessizliği Suriye halkının çığlığını bastırıyor adeta.

Zalim zalimliğini yaparken bizler daha ne kadar sessiz kalmaya devam edeceğiz? Kardeşlerimiz ölüm uykusuna yatarken bizler neyin uykusundayız?

Şu bir hakikat ki, Halep binlerce yıllık bir şehir. Kendisine saldıran ülkelerin çoğundan daha yaşlı, çoğundan daha bilge, çoğundan daha güçlü bir şehir. Şehitler verse de çocuklarını kurban etse de o ülkelerden, o rejimlerden, o istilacı güçlerden, o ahlâksızlardan çok daha uzun ömürlü olacak, yaşayacak ve intikamını bu ülkelerden almayı bilecektir. Bunu biliyoruz. Çünkü bütün şehirler intikamını er ya da geç almıştır.

"Halep yüreğimizdir, kanımızdır ama son kertede mevzilerden bir mevzidir. Allah’ın arzında Allah’ın dinine şahitlik etmekle yükümlü kullarının mücadeleyi taşımakla yükümlü oldukları beldelerimizden bir beldedir. Zafer ise Rabbimizin elinde, takdirindedir!"

Bizler şunun net olarak farkındayız ve bu durumdan dolayı Allah’a hamd ediyoruz: Kardeşlerimiz zulme baş eğmiyor, bütün zorluklara ve acılara karşı direniyorlar. Bizler de bu direnişe şahidiz ya Rab! Rabbimiz bizlere zulme maruz kalan kardeşlerimizin sesi olmayı ve iman ettiği halde sessiz kalarak imanlarına zulüm karıştıranlardan beri olmayı nasip etsin.

medeniyet bulten logo

ömer hoca ile röportajlar

tefsir 2017 2018 1

Yazanlarımız