• ÇOCUK EĞİTİMİNDE İSLAMİ AİLE MODELİ

      Modern(!) zamanlardayız. İnatla vahye ve ilâhî değerlere sırt çeviren modern zamanlar. Seküler ve laik değerlerin(!) fütursuzca körpecik dimağlara empoze edildiği, ahlâk ve insanlıktan uzak, çıkarcı, egoist ve postmodern zalimler üreten bir çağda...

DUYURULAR

ÇAĞDAŞ EĞİTİM ANLAYIŞLARININ HADİSLERDEN ÇIKARACAĞI YÖNTEMLER

Aziz dinimiz İslâm eğitime son derece önem veren bir dindir. Rasulullah'a (s.a.v.) Allah tarafından gönderilen ilk ayetin “Oku!” emri olması, bunun yanında Peygamberimizin “Hikmet müminin yitiğidir; onu nerede bulursa almaya hakkı vardır.” buyurması ilme ve eğitime önem verişin en büyük delilidir.

İslâm medeniyeti geçmişte altın yıllarını yaşadıysa eğer, bunun en büyük sebebi Müslümanların eğitime verdiği önemdir. İslâm'ı bir hayat tasavvuru olarak gören müminler çağa her zaman İslâm ile mühürlerini vurmuş ve Kur’ân ile sünnetin manevi boyasıyla yaşadıkları coğrafyayı huzur iklimine çevirmişlerdir. Hiç şüphesiz bu durum davetçi müminlerin eğitim faaliyetleri ile olmuştur.

 

Eğer bugün ümmet selin üzerindeki çer çöp gibi dağınık ise, eğer bugün yemek yiyenlerin sofraya birbirlerini çağırdıkları gibi diğer toplumlar bizim aleyhimize bir araya gelmek için birbirlerini çağırıyorlar ise şüphesiz bunun en büyük sebebi imanın vicdanlarda saklanan bir inanç haline dönüşmesidir. Eğitimsiz; yani amelsiz bir İslâm tasavvuru bizleri seküler, laik ve kapitalist bir yaşamın buhranında inim inim inletmeye devam edecektir.

İslâm âleminde görülen çalkantı ve sıkıntıların çoğunun temelinde materyalist eğitim ve onun getirdiği tahribat vardır. Özellikle şu anda şiddetin, cinnetin ve şehvetin kurbanı olmuş genç nesillerimizin içinde bulunduğu buhranı, sıkıntıyı görünce değerlerimize uygun eğitim sisteminin önemi daha da iyi anlaşılmaktadır. Şunu çok açık olarak söyleyebiliriz: Şu anki çağdaş eğitim sistemi sadece kötü ve bozuk değil aynı zamanda hedeflediği amaçların tam tersine sonuçlar vermektedir.

Günü kurtarmaya yarayan, ezberci, laik, soğuk ve ahlâkî anlamda şahsiyetli bireyler yetiştirmekten uzak bir eğitim felsefesi içinde nesillerin heder olduğunu açıkça söyleyebiliriz.

İnsanoğlu modern eğitim aldatmacalarıyla öyle bir noktaya gelmiştir ki, ilerleme olarak kabul edilen teknolojik gelişmelerin sonuçları, insan hafızasının alamayacağı derecede yıkıma ve tahribata yol açmıştır. Belki insanlık ilk kez hem kendisinin hem de geleceğinin ciddi anlamda tehdit edildiğinin ve çağdaş eğitim sisteminin günümüz insanlığının sorunlarını çözmekten uzak olduğunun farkına varmıştır. Zira çağdaş eğitim sistemi, kişinin zihinsel yapısıyla duygusal yapısını, yaratıcılığını, mizahını ve bütünlüğünü birbirinden ayırdığı gibi, kişiyi kendi çevresinden de soyutlamış ve yalnızlığa itmiştir.

İncelediğimiz zaman eğitim kadar etkili bir yöntem ve vasıta bilmiyoruz. Eğitimcilerin ortak eğitim tanımı şöyle: “Kişide öğrenme yaşantıları yoluyla istenilen davranış değişiklikleri oluşturma sürecidir.” Eğitim, Türkçe bir kelime olan eğmek kökünden gelmektedir. İnsan için kullanıldığında eğmek, insanın davranışında inanıp benimseme ile bir değişiklik meydana getirme anlamındadır. Genel anlamda ise fert açısından anne karnında, toplum açısından ilk insanla başlayan; insanda ölümle, toplumda kıyametle son bulan, gelişme ve değişme sürecidir.

Medeniyetimizde eğitimin metodunu ve müfredatını belirleyen Kur’ân ve sünnettir. Peygamberimiz (s.a.v.) Kur’ân'ı tebliğ etmiş, açıklamış, insanlara bilmediklerini ve hikmeti öğretmiş ve onları eğitmiştir (tezkiye etmiştir). Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) bunları yaparken “Kur’ân'a hâkim, onu gölgeleyen, arka plana atan” bir eğitimci olarak değil, bizzat kendisi Kur’ân'a hadim, onu rehber edinen ve onun ışığında vazifesini yapan bir rehber olarak davranmıştır. Bugün de Hz. Peygamber'in (s.a.v.) hadislerinden beslenen ve rehberlik, eğitimcilik usulünü uygulayan eğitimcilere ihtiyaç var ve yokluk, eksiklik bunların eksikliğidir.

İslâm'ın temel kaynakları olan Kur’ân ve sünnet, dinin eğitim ve öğretimi ile ilgili yöntemler ve yol gösterici bazı temel ilkeler getirmiştir. Bununla beraber eğitim öğretim işi, değişik insanlara yönelik beşerî bir eylem olduğu için bunun metot ve tekniklerine dair ayrıntıların sürekli geliştirilmesi gerekmektedir. Peygamberimiz sözleri ve uygulamaları ile dinin öğretiminde metotlar, yol gösterici ilkeler ortaya koymuştur.

Hz. Peygamber'in (s.a.v.) söz, fiil ve takrirlerini ihtiva eden hadisler, İslâm'ın Kur’ân'dan sonra ikinci temel kaynağıdır. Hadisler, insanların sadece uhrevî yaşantıları için değil aynı zamanda onların dünyevî yaşantılarını da tanzim eden bilgi hazineleridir. Hadisler, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) yaşadığı döneme, kültür ve medeniyete ışık tuttuğu gibi sonraki dönemlere de ışık tutmuş, bilgi ve medeniyet kaynağı olmuştur.

Hz. Muhammed (s.a.v.) hem Kur’ân'ın ilk muhatabı hem de İslâm'ın insanlığa en güzel örnek olarak sunduğu bir şahsiyettir. Onun sözleri ve fiilleri İslâm'ın arzu ettiği hayata uzanan yolda rehberlik eden işaretlerdir. Dolayısıyla Müslümanlar için Hz. Muhammed'i (s.a.v.) doğru anlamak, dinlerini doğru anlamakla eşdeğerdir. İslâm'ın çağlar boyunca varlığını sürdürebilmesi için, Kur’ân'ın yanı sıra hadislerin de varlığını sürdürmesine önem verilmiştir. Hz. Muhammed'i (s.a.v.) sonraki nesillere doğru tanıtmak için hadislerinin toplanmasına, yazılmasına, sıhhat derecesinin araştırılmasına büyük önem verilmiştir. Bu sayede günümüzde geniş hadis külliyatı insanlara ulaştırılmıştır.

Yeni nesillerin de Hz. Muhammed'i (s.a.v.) tanıması, anlaması ve örnek alması, onun sünnetinin ve hadislerinin doğru bir şekilde öğretimi ile mümkün olacaktır.

Hayatı tanıma ve anlamlandırma, kişiliklerini oluşturma çabası içinde olan çocuklarımızın ve gençlerimizin Hz. Muhammed'i (s.a.v.) doğru bir şekilde tanımaları ve örnek almaları Müslüman nesiller yetiştirmede hayati öneme haizdir. Peygamberimizin (s.a.v.) söz ve fiillerinin bilinmesi, İslâm'ı doğru anlama ve yaşama açısından zorunludur.

Peygamberimizin (s.a.v.) söz ve fiilleri yani hadisleri ve sünnetleri modern ve çağdaş diye isimlendirilen lakin sadra şifa olmayan eğitim sistemlerinin istifade edecekleri muazzam bir deryadır.

Bugün ilerleyen bilim ve tekniğe rağmen, İslâmî eğitim için asırlar öncesinden günümüze eşsiz örnekler sunan Peygamberimizin (s.a.v.) usul ve metotlarının öğrenilmesi gerekmektedir. Hz. Peygamber'in (s.a.v.) hayatı sadece siyer ve tarih araştırmacıları için değil, çağdaş eğitim araştırmacıları için de zengin bir bilgi birikimine sahiptir. Hz. Peygamber'in (s.a.v.) eğitim esasları her eğitimcinin bilmesi gereken kuralları ihtiva etmektedir.

Hz. Muhammed (s.a.v.), Müslümanları barışta, savaşta, sıkıntı ve mutlulukta, dini, sosyal, ahlâkî ve siyasi yönden mükemmel bir şekilde eğitmiştir.

Hz. Peygamber'in İslâmi eğitim faaliyetleri esnasında hangi yöntemi takip edeceğini şu ayet‑i kerime ile bildirmektedir: “(Rasûlüm!) Sen Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et!” (Nahl,125) Hz. Peygamber de (s.a.v.) gerek gizli davet dönemi gerekse aleni davet döneminde bu yöntemi kullanmış, insanların akıllarının alacağı bir tarzda, ikna yoluyla ve Kur’ân okuyarak İslâm'a davet etmiştir. Çünkü insanoğlu yapı itibariyle kaba ve kötü sözden uzaklaşır, nazik ve iyi sözlere yaklaşır. İnsanlar arası ilişkilerde de esas olan belirli birtakım nezaket kuralları vardır. Allah da peygamberinin bunlara riayet ederek daha başarılı olacağını bildirmiştir.

Çağdaş eğitim, Peygamberimizin hadislerinden istifade suretiyle daima tutarlı, mantıklı, sistemli, gerçekçi ve samimi davranış içinde olan bireyler yetiştirebilir.

Bunun yanında çağdaş eğitim doğru insanlardan müteşekkil bir toplum oluşturmak istiyorsa Hz. Muhammedin (s.a.v.) hadislerinden yararlanmalıdır. Zira onun (s.a.v.) en büyük hedefi, doğru insanlardan oluşan bir İslâm toplumu oluşturmaktı.

Hz. Peygamber'in (s.a.v.) eğitiminde uyguladığı en önemli prensiplerden biri de tedriciliktir. Rasulullah (s.a.v.) ashabına on ayeti öğrettikten sonra, bu ayetlerdeki ilim ve ameli öğretmeden diğer on ayeti öğretmezdi. Bu şekilde Hz. Peygamber, yoğun ve titiz bir çalışma sonunda, cahiliye örf ve adetlerine göre yaşayan insanları eğitmiş ve o fertlerden yepyeni bir İslâm toplumu meydana getirmiştir. Bu harikulade değişim, eğitim öğretim sayesinde mümkün olmuştur. Çağdaş eğitim yeni nesilleri yaratılışa uygun bir şekilde eğitmek istiyor ise Hz. Muhammed'in (s.a.v.) tedricilik yönteminden yararlanmalıdır.

Çağdaş eğitim, Hz. Peygamber'in her zaman için geçerliliğini koruyacak olan evrensel nitelikteki eğitim uygulamalarından istifade edebilir. Şöyle ki o (s.a.v.) okumaya, yazmaya önem verir, öğrettiklerini önce kendisinin uygular, öğrencileri usandırmadan ve güzel bir dille anlatır, öğrettiği kişilerin ferdi özelliklerini dikkate alır, soru sormaya teşvik eder ve soruları özenle cevaplar, konuyu örneklerle anlatıp benzetme, jest ve mimiklerle desteklerdi.

Çağdaş eğitim çocuk eğitimi konusunda başarılı olmak istiyorsa Hz. Muhammed'in (s.a.v.) bu konudaki muazzam örnekliğini ve yöntemlerini örnek alabilir. Zira Hz. Peygamber, çocukları çok sever, onlarla ilgilenir, psikolojik planda onların dünyalarına girer, onları ciddiye alıp problemlerini dinler ve paylaşırdı. Herkese olduğu gibi çocuklara karşı da çok merhametliydi. Onları hakkıyla büyütüp beslemeyi, onlarla ilgilenip, korumayı, cehennemden kurtuluşa vesile sayardı. Hz. Peygamber, çocuklarla karşılaştığında selâm verir, hatırlarını sorardı. Onları kucağına alır, öper ve okşardı. Hz. Peygamber, çocuklara sosyal hayatın parçası olan bir fert gibi davranır, onlara değer verirdi.

Çağdaş eğitim atılgan, araştırmacı ve heyecanlı yapıları sayesinde toplumun hazır kuvveti olan gençliğin sağlıklı eğitimi noktasında yine Allah Rasulü (s.a.v.) söz ve davranışlarından istifade etmelidir. Zira Hz. Peygamber gençlere çok önem verir, onlarla iyi ilişkiler halinde bulunmaya gayret ederdi. Onların ifa edecekleri görevin ağırlığını bildiği için de iyi bir şekilde eğitim görmelerini isterdi. Gençlerin, bilgi, davranış ve mesleki hayat itibariyle en sağlam biçimde yetişmelerine özen gösterirdi. Onlara hür düşünme ortamı hazırlar, fikri şahsiyetlerinin olgunlaşmasına yardımcı olur, yaptığı görevlendirmelerle ve verdiği yetkilerle kabiliyetlerini geliştirmelerine fırsat tanırdı. Gerek Mekke gerekse Medine döneminde en mühim görevlerde çoğunlukla genç ve orta yaş grubu bulunmaktaydı.

Hz. Muhammed (s.a.v.) halkı eğitmek için hep aynı şekilde bir yol takip etmemiştir. O'nun insanları eğitmek için kullandığı yöntemleri incelemeye ve günümüz çağdaş eğitim sistemleri içerisinde kullanmaya ihtiyacımız vardır. Bu yöntemlerden bazıları şunlardır:

Takrir Metodu: Hz. Peygamber tebliğ vazifesi kapsamında, dini emir ve yasakları öncelikle insanlara izah etmiş, anlayabilecekleri bir şekilde açıklamıştır. Yalnız onun anlatım tarzı, yer, zaman, şahıs ve konulara göre farklılık göstermiştir. Ama her zaman karşısındakini sıkmadan, özlü bir şekilde (cevâmiu'l‑kerim) konuşmuştur.

Soru‑Cevap Metodu: Ashab, bütün problemlerini Hz. Muhammed'e (s.a.v.) rahatlıkla sorup çözümleyebiliyordu. Hz. Muhammed (s.a.v.), bilgisi dâhilindekileri cevaplıyor, bu soruların bir kısmına da Kur’ân vasıtasıyla cevap veriyordu. Hz. Peygamber, eğitiminde soru‑cevap metoduna özellikle önem vermiştir. Ashabını da dini meseleleri iyi kavramaları için bilmediklerinin sormaya ve kesinlikle bilgisiz hüküm vermemeye teşvik etmiştir.

Tartışma Metodu: Bir konu ya da problemin üzerinde birlikte konuşarak mümkün olan çözüm yollarını aramaktır. Bu metot bizzat Kur’ân'ın emridir: “Ey Muhammed! Allah'ın yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et; onlarla en güzel şekilde tartış.” (Nahl, 125) Bu ilahi emre mazhar olan Hz. Muhammed (s.a.v.) de bu metodu beşerî bir üslupta kullanmıştır.

Temsil Metodu: Hz. Muhammed (s.a.v.) konuşmalarının daha iyi anlaşılması amacıyla zaman zaman temsil metoduna başvurmuştur. Anlattığı şeyin tasvirini yaparak hem anlaşılmasını kolaylaştırmış hem de daha akılda kalıcı olmasını sağlamıştır. Bu bir nevi teşbih sanatının kullanılmasıdır. Hz. Peygamber, verdiği misalleri de genellikle yakın çevreden seçmiştir.

Yaparak Yaşayarak Öğrenme Metodu: İnsanın bir şeyi tam anlamıyla öğrenmesi, onu daha çok duyu organıyla algılamasına bağlıdır. Bu sebeple uygulama ve alıştırma, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) başvurduğu önemli bir öğretim metodudur. Kendi hayatı ile ashabına her zaman örnek olan Hz. Peygamber, bizzat onlara da gösterip uygulatarak bilgilerini pekiştirmiştir. Bazı şeyleri deneme yanılma yolu ile kendilerinin bulmasına fırsat vermiştir.

Hz. Muhammed (s.a.v.), hem siyasi ve idari sahada hem de ilim ve davet sahasında, kendisinden sonra tebliğ meşalesini taşıyacak insanları yetiştirmeye büyük önem vermiştir. O, bu kişilerin ilim ve irfanla yüklü olmasını isterdi. Bunun için Müslümanların içinden ilim ve tefekkür yönüyle temayüz etmiş bir gurup seçerek onlara farklı sorumluluklar vermiştir. Çağdaş eğitimin en büyük eksiği eğittiği nesillere sorumluluk bilinci vermemesidir.

Çağdaş eğitim Kur’ân'da ve hadislerde geçen kıssalardan da istifade edebilir. Kıssa metodunun günümüz eğitim anlayışı içinde inkâr edilemez bir yeri vardır. Özellikle sözlü kültürün yaygın olduğu toplumumuzda, çocuklara anlatılan kısa, menkıbe ve hikâyelerin çocuklar üzerinde ömür boyu silinmez tesirler bıraktığı bir vakıadır. Kıssalar ile yapılan eğitimde geçmiş toplumlarla bugün arasında bir köprü kurulur. Zamanın ötesinde bir buluşma gerçekleşir.

Kıssaların ders verme, sonuç çıkarma, örnek alma, model sunma ve eğitim gibi amaçları vardır. Bu amaçları gerçekleştirmek için, içinde muhatabına iletmek istediği pek çok mesaj barındırabilir.

Hz. Peygamber (s.a.v.) terbiyede, kıssalar metodunu bilfiil kullanmış, sahabe‑i kirama Kur'ân'da mücmel olarak anlatılan bazı kıssaları daha tafsilatlı olarak veya bazı noktalarını açıklamak üzere anlatmıştır. Hz. Musa ve Hızır kıssası ile Ashâb‑ı Uhdûd kıssasında olduğu gibi. Ayrıca Kur'ân'ın hiç bahsetmediği bir mağarada mahsur kalan üç arkadaşın durumu gibi bazı kıssaları da aynı gaye ile anlatmıştır.

İfrat ve tefrit arasında nesillerin heba olmasına sebep olan çağdaş eğitim hadisler ışığında itidalli bir yöntem takip edebilir. Peygamberimiz her gece namaz kılan ve gündüzleri de oruçlu geçiren birini bundan men etmiş, bir kişinin uzun bir süre namaz kıldığına şahit olduğunda etrafındakilere dönerek “Ey insanlar itidale riayet ediniz!” demiş ve bunu üç defa tekrar etmiştir. (İbn Mace: 4241) Kur’ân‑ı Kerimde de “Haddi aşmayınız, şüphesiz Allah haddi aşanları sevmez.” (Mâide, 87) buyrulmuştur.

Çağdaş Eğitim psikolojisi alanındaki çalışmalar, bireyin fiziksel, zihinsel, sosyal ve ahlâkî gelişmelerini inceleyerek kime, hangi düzeyde, neyin, nasıl öğretileceği üzerinde durmalıdır. Peygamberimizin konu ile ilgili emir mahiyetindeki sözleri çağdaş eğitim psikolojisi çalışmalarının önünü açmaktadır:

“İnsanlara durumlarına göre davranınız.” (Ebu Davud: 4842)

“Hz. Ali ‘İnsanlara kavrayabilecekleri şekilde anlatın, Allah ve Resulünün yalancı çıkarılmasını iste misiniz?’ demiştir.” (Buhari: 127)

Bu hadislerin ışığında gelişim ve öğrenme konusundaki eğitim psikolojisinin verilerini din eğitiminde kullanmanın ihmal edilmez bir imkân olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Modern eğitimde bireysel farklılıkların tanınmasını, öğretmenin bu farklılıklara göre yaklaşımı öngörülür. Çünkü öğretim öğretenle öğrenen arasında bir iletişim sürecidir. İslâm dininin eğitim öğretimle ilgili tavrının da bu yönde olduğunu görmekteyiz. Kur'an‑ı Kerim'de “De ki, herkes yaratılışına göre davranır. Rabbiniz kimin en doğru yolda olduğunu bilir.” (İsra, 17/84) buyrulmuştur. Müfessirler bu ayeti “Herkes kabiliyetine, ruhi yapısına, seciyesine göre davranır.” şeklinde açıklamışlardır. (Beydavi, Nesefi, Medarik) Peygamberimizin “Herkese yaratılışına uygun işler kolaylaştırılmıştır.” (Camiu's‑Sağir:3/48) anlamındaki hadisi de bu konuya ışık tutmaktadır.

İslâm dininin koyduğu değer ölçülerine göre hareket etmeyen çağdaş eğitimin hangi bilginin faydalı, hangisinin faydasız olduğu konusunda net bir şey ortaya koyduğunu söylemek zor. Bilgi faydalı olduğu hâlde kullanılmıyor, kişinin kendisine veya başkalarına faydalı olacak yerlerde değerlendirilmiyorsa o bilgi de işe yaramaz sayılır.

Rasulullah'ın (s.a.v.) hadislerine baktığımızda bu konuda da bir metot üzere hareket edildiğini görüyoruz. “Kişinin kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesi, onun Müslümanlığının güzelliğindendir.” (Tirmizi:2318) anlamındaki hadise göre insan kendisini ilgilendirmeyen şeylerle uğraşmamalıdır. Kur'an‑ı Kerim'de de şöyle buyrulmaktadır: “Bilmediğin şeyin ardına düşme, şüphesiz kulak, göz ve kalp o şeyden sorumlu olur.” (İsra, 17/36)

Rasulullah (s.a.v.) getirdiği İslâmi eğitim anlayışı ile safsata ve hurafe dönemine son vermiştir. Onun eğitimi ve öğretimi, insanı akıl ve tecrübe dünyasına kavuşturmuş, araştırma, tenkit melekelerini harekete geçirmiştir. Akla ve tecrübeye önem vermiş bunları kullanarak tabiattan ve tarihten bilgi edinilmesini sağlamıştır. Başka bir deyişle tümevarım metodu ile bilgi edinilmesini ve bilgiden faydalanılmasını başlatmış, akla, mantığa uymayan metotları men etmiştir. Bu, büyük bir başarıdır. Böylece insan etrafında olup bitenlere vakıf olmaya başlamıştır.

Rasulullah (s.a.v.) ashabına dinin, ahlâkın, edebin temel prensiplerini öğretti. O (s.a.v.) Hadisleri ve bunların pratize edilmiş hali olan sünneti ile eğitim, edebiyat, felsefe, ekonomi, mimari, fizik, tıp, astronomi, siyaset, ticaret ilmi, psikoloji, fizyoloji, biyoloji ve insan faaliyetlerinin her dalını çevreleyen bilgi alanlarının hepsi dâhil olmak üzere, kültürlerinin temelini oluşturan ölçülerin birçok boyutlarını ve ölümsüz değerler zenginliğini verdi. Onun vefatından sonra, bir asır içinde yükselen İslâm kültürü, yalnız zamanın medeniyet ve kültür oluşumunu etkilemekle kalmamış, gelecek yüzyıllar boyunca medeniyet ve kültür dünyasını yönlendirerek silinmez bir iz bırakmıştır. Çağdaş eğitim anlayışları insanlığa bir şeyler vermek ve insanlığı fıtrat üzere eğitmek istiyorlarsa bu muazzam medeniyet ve kültür hazinesinden istifade etmeli ve müfredatlarını bu doğrultuda şekillendirmekten çekinmemelidirler.

Hz. Peygamber insanlık tarihinin akışını yönlendirmiştir. Hz. peygamber cehaletin yerine bilgiyi, alışkanlık ve geleneklerin yerine aklı, körü‑körüne atalarının izinde gitme yerine araştırmayı ve düşünmeyi öğretmiştir. İnsanı, kula kulluktan kurtarıp özüne döndürmüş ve ona, kâinatın yaratıcısı ve hakîm olan Allah'ın halifeliğini teklif etmiştir. Ne mutlu onun pak sünnet ve hadislerinden istifade edip hayatına yön verenlere! Ne mutlu hadisler ışığında yapacağı salih ameller ile önce kendini, sonra aile efradını, sonra çevresini ve ümmeti müspet yönde değiştirebilenlere! Ne mutlu İslâm medeniyetini yeniden ihya ve inşa edecek çalışkan şahsiyetlere!

tefsir dersleri

Yazanlarımız



muvafakat besir

ömer hoca ile röportajlar