Miladi 2015/hicri 1436 yılının bayramını idrak etmiş bulunuyoruz. Sıcak ve yorucu bir Ramazandan sonra bayrama ulaşmak, bayram sevincini paylaşmak, ailelerin birbirleriyle buluşmasının hazzını tatmak Müslümanların hakiki bayramıdır. Hayat devam ediyor, bayram da hayatın bir anı, onun da gereğini yapmamız elzemdir. Fakat içimiz buruk, etrafımız ateş çemberi,
İnsanların yapıp ettikleri ve birikimleri, onları bir yerlere taşır. İçinde doğduğu ortam ve içinde şekillendiği ortamla uyumlu da olabilir uyumsuzluklar da yaşayabilir. Bir sosyal yapılanmadan başka bir sosyal yapılanmaya da geçebilir.
İnsanın birikimi ile sosyal alanda edindiği yer arasında bir denge varsa, elde ettiği sosyal mevkii hak etmişse, kendisi ve çevresiyle barışık ise o zaman sağlam bir zemine basıyor demektir. Günümüz insanında bu hususa çok riayet edildiği söylenemez. Çünkü sosyal alanın kendi ilkeleri ve sağlam dayanakları yoktur.
İslâm dünyası diye yek pare bir birlikten söz etmenin mümkün olmadığını da bilerek, mevcut ehl-i İslâm’a, tarihin kendisine açmış olduğu fırsatı ve ahvalin yüklemiş olduğu sorumluluğu hatırlatmak istiyorum. Bu hususta ümmetin avantaj ve imkanlarını gündeme getirerek, bunların kullanmasının gerektiğine vurgu yapmak istiyorum.
Son ve mükemmel din İslâm, tüm zamanların ve peygamberler kervanının bütün birikimlerinin sonucudur. İslâm, insanlık için daima elzem olan hükümlerin tümünü ihtiva eder. Yeryüzünde olmakta olan her iyi ve salih amel, insanlığın yararına yapılan her şey, İslâm’ın bizzat kendi anlayışına uygundur. Çünkü eşyanın aslı mubahtır. Fıtrî olan hem insanîdir hem İslâmî’dir. İslâmlık; insaniyet-i kübradır, açık ve sarih nasla çelişmeyen her icat, her yenilik İslâm dairesi içindedir.
Savaş Önce Kavramlar Üzerinden Yürütülüyor
Bugün adına Ortadoğu dedikleri, İngilizlerin uydurduğu, bizim de İslâm dünyası dediğimiz coğrafya, -ben mümkün mertebe Orta Doğu tabirini kullanmamaya dikkat ediyorum- İngilizlerin ihdas ettiği bir kavram. İngilizler kendilerini dünyanın merkezine koyuyorlar, Yakın Doğu, Orta Doğu, Uzak Doğu… Kime göre? İngilizlere göre.
Yani önce kavramlar üzerinden bir savaş başlıyor. Bu kavramlar zihnimize yerleşince onların yörüngesine girmiş oluyoruz. İşte biz mümkün mertebe kendi kavramlarımızı kullanmalıyız. Ben Orta Doğu tabirini kullanmamaya çalışacağım. İslâm ülkeleri de diyemiyorum, halkı Müslüman olan ülkeler demek istiyorum, çünkü İslâmî bir idarenin yeryüzünde olmadığına inanıyorum.
AKP HÜKÜMETİ - MUHALAFET- ELEŞTİRİ
Dünya sistemi makas değiştirmeye başlamasından sonra Türkiye kendine yeni bir rota çizmek zorunda kaldı. AKP’nin iktidara gelmesiyle başlayan bu yeni yol haritası çokça tartışmalara vesile oldu, makul bir değerlendirmede bulunabilmek maksadıyla bazı konulara temas ettik umarız hayırlara vesile olur.
İslâmcılar AKP’nin Arka Bahçesi Mi?
İçe/içine/özüne yolculuk etmek isteyenlere bir katkı olsun diye kendime ve bana kulak verenlere seslenmek istiyorum. Bazı başlıklar vererek konuyu kurcalayacağım.
Bir İşe Başlarken Ne İçin O İşe Başladığının Hesabını Yap
Bir işle para mı kazanacaksın, ona göre hesap yap. Para kazanacağın işe ideoloji katma. Hemen seslerin yükseleceğini kestirebiliyorum: “Sen Müslüman değil misin?”, “Para kazanma ile din arasında bir ayırım mı yapıyorsun?”, “Bu anlayış din ile dünyayı birbirinden ayırmıyor mu?”, “Sen değil misin durmadan böylesi ayırımların laisizme kapı araladığını söyleyen?”, “Şimdi de bize bunu mu öneriyorsun?”.
Miladi 2014/hicri 1435 yılının bayramını idrak ediyoruz. Sıcak ve yorucu bir Ramazandan sonra bayrama ulaşmak, bayram sevincini paylaşmak, ailelerin birbirleriyle buluşmasının hazzını tatmak Müslümanların hakiki bayramıdır. Hayat devam ediyor, bayram da hayatın bir anı, onun da gereğini yapmamız elzemdir. Fakat içimiz buruk, etrafımız ateş çemberi, Suriye, Irak, Mısır, Afganistan.. en son ve daimi kanayan yaramız Filistin’de olmakta olan olaylar, sevincimizi kursağımızda bırakıyor.
Bir düşüncenin harekete dönüşmesi, o düşüncenin toplumsal isteğe cevap vermesiyle mümkündür. Kimi düşünceler yıllar yılı devam eder ama dar bir alanda devam eder ve fakat birden toplumun gündemine oturuverir. Güncelleşir. Birincil duruma geçer. Düşüncenin zaman ve zemine uygun düştüğü anlardır bu anlar. Fethullah Hocaefendi’nin düşünce ve hareketi de böyle bir seyir takip ediyor.
Hoca efendinin sahneye çıkması hangi saiklerle olmuştur, onu buna iten ve zorlayan sebepler nelerdir? Bunun üzerinde durmamız lâzım gelir. Açıklamalarında önemle üzerinde durduğu belli başlı esaslar vardır, bunlar:
Bütün dünyanın gözü önünde, korsan Siyonist işgalci İsrail devleti Gazze’ye kara harekâtı başlattı. Günlerdir bağıra bağıra harekâta başlayacağını haykırıyordu ve dediğini yaptı.
Yok efendim, dünya ateşkes bekliyordu, ama olmadı, Hamas biraz daha temkinli davransaydı bu denli katliam olmayacaktı. Hamas, İhvanın devamı olduğu için bu saldırı gerçekleşti. Hamas – el Fetih ittifakı olmasaydı bu saldırı olmayacaktı.
Ey ümmet! Eğer var isen, ortaya çık ve kendini göster. İsrail ne insan haklarına saygı gösteriyor, ne uluslararası camia denilen kurum ve kuruluşları kale alıyor, ne sivil- asker ayırımını yapma ihtiyacını duyuyor, ne diplomasiye inanıyor, onun anladığı tek dil güçtür.
Sen ey ümmet eğer var isen güç elde et ve gücünü göster.
İmanın varsa harekete geç.
Ahiret inancın varsa sahaya in.
Gömleğini sat, arabanı sat, evini sat, bankadaki birikmiş paralarına kıy, silah yap, nükleer kur ve kendini savun.
Hayat, istikrar içerisinde -hareketliliği korunarak devamı sağlanabilirse- olgunlaşır ve düzenli bir hal alır. Birbirine ters ve aykırı gibi duran bu iki husus hayatın renkli ve düzgün akışını sağlar.
Kurban Bayramı, bu iki zıtlığı ahenk içinde ve yekdiğerini besleyen bir ibadet, bir eylem olarak önümüze çıkar, bizi besler ve güçlendirir. Her sene tekrarlanıyor olması devamlılığı ve istikrarı temsil eder, ama ibadet ve eylem her sene aynı günde -miladi olarak- olmaması monotonluğunu bozar, değişik ve farklı renk katar.
YERE İNEN HAKİKAT
Hakikat, gerçeklikle, realite ile sınırlandırılamaz. O, daha ötede, daha yukarıda, daha derinde olan, yücelerden bize akan, bizi kuşatan, bizi biz kılan neler ise onların bütünüdür. Vahiyle terbiye edilmemiş aklın sınırlarını zorlayan, insanı imtihan alanına çeken ve orada sorgulayan sonunda karşılığını verebilen gerçeğin ta kendisidir.
Hakikat yücelerden aşağıya doğru sağanak halinde iner, bütün yeryüzüne konuk olur. Onu kim iyi misafir ederse ona kendini açar, o misafirperverin gönlünü temizler, temizlenen gönle kendinden hikmetler ilka eder. Tekrar kendi makamına çekilir, yukarıdan bizi seyreder, zaman zaman kendini bize gösterir, irtibatı devam ettirmek isteyenlere daima yardımcı olur, bizi takviye eder.