Soma

İnna lillahi ve inna ileyhi raciûn 

Soma’da bir facia yaşandı, 301 insanımız hayatını kaybetti, 486 kişi yaralandı, yaralılar arasında muhtemelen sakat kalanlar olacak, belki birkaç kişi daha hayatını kaybedecek. İlk önce hayatını kaybeden 301 kişiye Allah’tan rahmet diliyorum, taksiratları varsa Rabbim af eylesin. İkinci olarak geride kalan kederli ailelerine ve dostlarına sabırlar diliyorum, Allah kendilerine metanet versin, bir daha böyle musibete duçar eylemesin. Üçüncü olarak bu faciadan gerçekten üzüntü duyan, insanlık adına uykuları kaçan tüm ülke insanına da sabırlar ve sükunetler diliyorum.

 

Facia birçok şeyi açığa çıkardı, herkes kendi zaviyesinden olaya bakarak bir netice çıkarmaya çalışıyor.

İktidar, olayın hemen akabinde olay yerine gitti, orada gece gündüz bulundu hakim olmaya ve krizi yönetmeye çalıştı. Başbakan, çabuk davrandı hemen"Aynı gün, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız başkanlığında kurulan kriz masası ve oluşturulan koordinasyon ekibi ile krize ivedilikle müdahale sağlanmış, devletin tüm kurum ve imkanları seferber edilmiştir. Oluşturulan koordinasyon ekibinde,BaşbakanlıkAfet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), Sağlık Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığından yetkililerin bulunduğu heyetler yer almıştır. Arama-kurtarma çalışmalarının koordinasyonu, Bakan Yıldız ve oluşturulan ekip tarafından sağlanmıştır.” Açıklamasında bulundu.

Tüm devlet gücünün seferber edilmesi, yurt dışı ve yurt içi gezilerin iptal edilmesi, bayrakların yarıya indirilerek üç günlük yas ilan edilmesi, resmi törenlerdeki gösterileri lağv etmesi, şarkı- türkü söyletmemesi, diyanetin anmak için Kur’an okunmasının programlanması gibi hususlar meseleyi bir ülke meselesi haline getirdi ve acıyı bütün halk paylaştı. Bu tür işler kardeşlerimizin acısını biraz hafifletmiştir inşaallah.

Aynı başbakan acele ile açıklamalar yaptı, her şeye hakim gibi görünmek isteği ve olayı muhalefete kaptırmama telaşı da vardı.  Açıklamaları istismara meydan verecek cinstendi, bilhassa“Bu işin fıtratında var, bu bir iş kazası” demesi tepkilere vesile oldu.

Maden işletmesiyle alakalı başbakanın açıklamaları çok isabetli değildi, teknik detayları girmesi onu yıprattı ve bazı kişilerin bu işi kullanmalarına fırsat verdi. Soruşturma başlatmış inşaallah örtbas edilmez.

Bu hususta bakan Taner Yıldız iyi gayret gösterdi, devlet adamlığını ve mesuliyetini müdrik davrandı. Çalışma bakanı Faruk Çelik ortalıkta görünmedi, üzerine düşeni yapamadı, kusurlu gibi görünüyor.

Bundan sonra hükümet olayın üzerine üzerine gitmelidir, kim ihmalkâr davranmışsa üzerine düşeni yapmamış veya yapamamışsa cezasını çekmelidir. Bundan sonra ilk önce iş güvenliği esas alınmalı ve insanımızın can emniyeti merkeze alınmalıdır. Çok paragöz hükümet bundan böyle gelir ve üretim merkezli değil insanilik ve emniyet merkezli hareket etmelidir. Gerekirse bu tür işletmeler kapatılmalıdır. Canımız konforumuzdan daha önemlidir.

İkinci olarak muhalefetin tavrı, CHP her zaman yaptığını yaptı bizi şaşırtmadı, buradan bir siyasi menfaat devşirmeye çalıştı, işletme sahibini koruma gayreti dikkatten kaçmadı. Bunu bahane ederek hükümete bilhassa başbakana saldırdı, sanki gezi olayların benzerini tezgahlamak istiyor intibaını verdi. MHP daha makul ve sorumlu beyanatlarda bulundu.

AKP’ye muhalif olan medya hem “Doğan Grubu” hem ”Zaman Grubu”, olayın aydınlanmasından ve gerçeklerin ortaya çıkmasından ziyade hükümeti ve başbakanı nasıl yıpratırız odaklı yayınlar yaptı. Her medya grubu kendi zihin alt yapısına göre dil üretti, Zamancılar, hemen işi Allah’ın bir cezası diye vermeye başladılar. Demek istediler ki; siz yüceler yücesi, adanmış adam Fethullah Gülen’e kafa tutarsanız Allah size böyle ceza verecek. Halbuki musibete uğrayan Soma halkıydı. Dış dünyaya da başbakanın ne kadar çekilmesi zor bir adam olduğunu servis ettiler. Zımnında şu var; böyle bir adam uluslararası işleyişte zararlı tavırlar takınır öyle ise düşürülmelidir. Zamancılar bundan böyle galiba kayadan taş düşse başbakana bağlayacaklar.

Doğan medya grubu da biriktirdiği kinini kusarak hem hükümeti- AKP’yi yıpratma hem de İslâmî değerleri örselemeyi beraber işlemeye başladı. Zaten kime ve neye karşı çıkarlarsa çıksınlar mutlaka dine bir yerden bağlayacaklar ve İslâm’ın bir değerine saldıracaklar.

Hükümete yakın medya ise, aman hükümete bir şey olmasın diye, olayı komploya bağlama, işletme sahibinin kişiliği üzerinde durma gayretlerine düştü. Gerçeğin ortaya çıkmasını örtbas etmeye yönelik bir tavrı olmadı, lakin olayın aydınlanmasına da katkı sağladığını söyleyemeyiz.

İslâmî çevreler bu defa biraz hassas davrandılar, gıyabi cenaze namazları kılındı, oralara kadar gidilerek yaraları sarmaya çalışıldı. Maddi ve manevi destekler verildi. Fakat bu hal, laikleri ve Zamancıları rahatsız etti, anlaşılan Müslüman halk vecibelerini ifa etmeye icra ettikçe bir yerlere yaslananlar rahatsız olmaya devam edecekler. İnşaallah öylelerini daha fazla rahatsız edeceğiz. Bundan sonra yapılacak iş fazlalaşacak,

Başka bir kesim; kendilerine Müslüman entelektüel diyen bir grup/her şey bilmişler, bazı medya grupları… onlar da kaderi gündeme getirdiler. Kimisi Allah’ın kaza ve kaderini yok sayarcasına ahkam kesmeye başladı.

Kadere sığınarak kusurlarını örtbas edenler çıkabilir, hükümet de böyle bir yolu seçmiş olabilir, -doğrusu böyle bir yol seçtiğini söylemek de adil değildir- bazı mesul kişiler, işletme sahibi başta olmak üzere, suçlarını hafifletmek veya cezadan yırtmak için, sorumluluklarını örtmek için böylesi konuları körükleyebilirler.

İnsan iradesini ve sorumluluğunu yok sayan cebriyeci anlayış zaten genel İslâm düşüncesince kabul görmemiş şaz bir görüştür. Fakat Soma faciası sebebiyle, belki de bahanesiyle, bazı çevrelerin hükümeti ve yetkililerini sıkıştırmak adına kelamî/itikadî bir konuyu bu kadar cesur ve pervasızca gündeme taşımalarını iyi niyetle izah etmek zordur.

Allah hakkında telakkiler insanın nerde durduğunun belirtileridir. Allah mutlak güç ve kuvvet sahibidir. Allah’ın gücüne kuvvetine, yapabilirliğine sınır tanımak, buraya karışıyor, buraya karışmıyor/karışamıyor anlamına gelecek düşünceler serdetmek itikat bozukluğuna işaret sayılabilir. Pozitivist ve materyalist anlayışları İslâmî kavramlarla açıklamak zihin karmaşasının belirtisi olarak görülebilir. Birilerine olan kızgınlığımız bizi dinî bir konuda inanmadığımız şeyleri söyletebiliyorsa o zaman içimize dönüp biz ne yapıyoruz diye kendimizi hesaba çekmeliyiz.

Tek başımıza ölür ve tek başımıza diriliriz, her bir fert ayrı ayrı hesap verecek? Kime tabii ki Allah’a.

Kader diye bir şey vardır ve insanlar kaza ve kader gereği ölür veya öldürülürler. Kader ile tedbiri birbirine karıştıran bu zevat, kendi işine bakacağına, Soma’da bu faciaya duçar olan kardeşlerimize nasıl yardımcı oluruz, yaralarını nasıl sarabiliriz, bu facianın olmasında kusuru olanlar nasıl cezasını çeker, bir daha bu tür kahredici olaylar meydana gelmemesi için neler yapılmalıdır… üzerinde duracaklarına Allah hangi işe karışır hangisine karışmaz gibi hadlerini aşan işler peşinde koşuyorlar.

Allah’ın izin vermediği bir yaprak bile kıpırdamaz, lakin hiçbir suç cezasız da kalmamalıdır. Soma’da meydana gelen faciada kim ve kimler kusurlu ise kusurları, suçları oranında cezasını çekmelidir. İnşaallah bunun üstü örtülmez.

Bu olayda çift yönlü bir yanlışa saplanma vardır, iktidar karşıtları, hükümeti suçlu göstermek için Allah’a sınır koyma hadsizliğini işliyor. Hükümeti temize çıkarma gayretinde olan kesim de insan iradesini ve sorumluluğunu hiçe sayıyor.  Müslümanlık böyle olamaz, Müslüman adil olmak zorundadır.

Soma faciasını kaderle irtibatlandırarak tartışmak kadar abes bir şey olamaz. Maddi sorumlular tesbit edilecek ve hesap verecek, bu kadar basit.

tefsir dersi 2020

Yazanlarımız