Bilimsel Gelişme-Geliştirme Tarzındaki Kopukluk
Teknik ve sosyal gelişmelerin, ilerlemelerin kendi kanunları vardır, ama hepsinin üstünde, onları yönlendiren ve yöneten bir akıl vardır. Merkeze neyi koyarsanız gelişme o istikamette yürür. En bağımsız ve tarafsız olan veya görünen bilimler bile -mesela matematik- nerede ve ne için kullanıldığı çok mühimdir ve bu niyet belirleyicidir. Bilimi din karşıtlığına oturtursanız bilim geliştikçe dinden koparsınız diye bir ön kabulünüz olur ve dünyadaki bilimsel gelişmeleri o gözle okur ve öyle bilim adamı olmaya çalışırsınız.
Devlet-Millet Kaynaşmasından Kopuş
Cumhuriyet kurulunca, halk ile devlet ricali farklı farklı kulvarlara yöneldi. Halk süregelen düşünüş ve işleyişi bir türlü bırakmak istemedi. Devlet ricali ise; yeni bir medeniyete doğmuş gibi, yeni bir dünya keşfetmiş gibi, sıfırdan bir devlet kuruyormuş gibi bir yapılanmaya yöneldi. İdareci kadro yeni yapılanmayı kurarken eskiden /Osmanlıdan kaçmayı kurtuluş sandı, çünkü emperyalistler, yeni devlet şeklini öyle sunumla sundular ki, eğer Osmanlıdan kurtulursanız bütün problemleriniz biter.
[Bir zaman bana hizmet eden kardeşlerim tarafından sual edildi ki “Kürre-i arzı herc ü merce getiren ve İslâm mukadderatıyla alakadar bu dehşetli Harb-i Umumi elli gündür (devam ediyor), hiç sormuyorsun? Hâlbuki bir kısım mütedeyyin ve âlim insanlar, cemaati ve camii bırakıp radyo dinlemeğe koşuyorlar. Acaba bundan daha büyük bir hâdise mi var? Veya onunla meşgul olmanın zararı mı var?” dediler. Cevaben dedim ki:
“Her çağda, hakikatin sesine dayanamayıp, sağladıkları durumların sarsılmasından korkan bir takım fayda ortaklıkları, tehdide, kışkırtıcılığa ve hileye başvururlar. Bunlar fitne mimarlardır.”
[Sezai Karakoç, Sütun, 155]
15 Temmuz “Darbe Teşebbüsü”, Türkiye için bir dönüm noktası oldu, bulunduğu konum altüst oldu. Dayandığı ülke içi ve uluslararası tüm değerlerin ve ortaklıkların altından toprak kaydı ve havada kaldı.
Bir insan için, hele bir Müslüman için doğruluk ve güvenilirlik çok önemlidir. Doğruluğuna inanılmayan ve şahsına güvenilmeyen bir davetçinin davetine de itibar edilmez. İstediği kadar Kur’ân âyeti okusun, hadis-i şerif zikretsin; eğer ameli doğru değilse, güvenilir bir kişiliğe sahip değilse, tesir edemez.
Söz, fiil ile doğrulanırsa değer kazanır ve başkasına etki eder.
“Darbe Teşebbüsü”nün ana mihveri, FETÖ terör çetesi olarak vitrine konuldu. Bu çete, devletin tüm kurum ve kuruluşlarına, kritik yerlerin en mühim noktalarına yerleştirilmiştir. Uzun bir zaman beklemiş/ bekletilmiş, zamanı geldiğinde de tüm hücreler harekete geçirilmiştir. O zamana kadar da hiç renk vermemişlerdir.
Aşağıda FETÖ’nün nasıl bu hale geldiğine ve bunları nasıl yapabildiğine değineceğim.
Bu yapılanma;
Toplumları, devletleri, ülkeleri ayakta tutan onların dayandığı dünya görüşleri ve bu görüşün müşahhas şekli olan medeniyetleridir. Medeniyet ufku, perspektifi, ideali olmayan toplumlar, medeniyet düşüncesi olmayan devletler, millî sınırlarına hapsolurlar, bunun sonucu olarak gelişmiş medeniyete mensup devletlere mahkûm olurlar. Bugün ulus-devletlerin hâkim olduğu bir dünyada bile ulus-devlet kalıbını kırarak veya onu genişleterek dünyada siyaset güdenler, bu ufuktan mahrum olan devletleri kendi kontrolleri altına alabiliyorlar, ulus-devletin zihni ve siyasi sınırlarına saplanıp kalan devletleri sömürüyorlar.
Yâ Rab bela-yı aşk ile kıl âşîna beni
Bir dem bela-yı aşktan etme cüdâ beni
Az eyleme inayetini ehl-i dertten
Yani ki çoh belâlara kıl müptelâ beni
Fuzuli
Terörün ve teröristin ne olduğu hususunda -kağıt üzerinde yakın tarifler yapılsa da fiiliyatta- dünyada genel bir mutabakat yok, herkes kendi konumuna ve menfaatine göre bir tarif yapıyor ve bu tarife göre de terör ve terörist belirliyor.
Terör, “Milli Eğitim Bakanlığı Örnekleriyle Türkçe Sözlük” te ise şöyle tarif ediliyor: Toplum ve kurumları hedef alıp, kanunlara karşı gelerek vahşice, yıkıcı, kırıcı, korkutucu, yıldırma hareketlerinde bulunma, tedhiş.
İnsanlık adına ürperiyorum…
Müslümanlar adına ürküyorum…
Ülkem adına hayıflanıyorum…
Olup bitenleri salim kafayla değerlendirmek istediğim andan itibaren beynim uyuşuyor, terliyorum, dengem bozuluyor…
İnsanın yaratılışı, yapısı, fıtratı, tek başına, hiçbir şeye muhtaç olmadan yaşaması mümkün ve elverişli değildir. Sosyal bir varlık olan insan, hayatını devam ettirme ve çevre edinme için zemin hazırlar. Yemesi, içmesi, giyinmesi, barınması, insanî ve beşerî diğer ihtiyaçları için mutlaka birilerine ihtiyaç duyar. Bu ihtiyaç onu başkasıyla iş tutmaya mecbur eder.