• TÜRKİYE'NİN KARŞI KARŞIYA KALDIĞI MESELELER

      Türkiye, Birinci Cihan Harbi’nden bu yana bu kadar problemi aynı anda yaşamamıştır. Bir asırdır karşı karşıya kaldığımız her bir problemin birkaç katı kadar problemlerle yüz yüzedir ülkemiz. Bu durum; Türkiye’nin yanlışları yüzünden mi olmuş,...

DUYURULAR

"ADALET" MİTİNGİNİ DEĞERLENDİRMESİ

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 15 Haziran’da Ankara Güvenpark’tan başlattığı Adalet Yürüyüşü’nün 25’inci(9 Temmuz 2017) gününde Maltepe Sahil Alanında gerçekleşen Adalet Mitingi’nde yaptığı konuşmanın değerlendirilmesi özetle şöyle:

Bu Yürüyüş Bizim İlk Adımımızdır

15 Haziran 2017’de sabah saatlerinde Ankara Güvenpark’ta başlattığımız yürüyüşü Maltepe’de noktaladık. Ama kimse bu yürüyüşün bir son olduğunu düşünmesin bu yürüyüş bizim ilk adımımızdır. Herkes şunu çok iyi bilsin, 9 Temmuz yeni bir adımdır, 9 Temmuz yeni bir iklimdir, 9 Temmuz yeni bir tarihtir, 9 Temmuz yeni bir doğuştur;

[Ortamı germeye devam edecek demektir.]


Harp Okulunda tutuklu olan oğlu için yürüyen Veysel Amcaya da hepinizin huzurunda selamlarımı saygılarımı, gönderiyorum, o da şu anda aramızda.


Protesto eden yurttaşlarıma da onun bir hak olduğunu söylüyorum ve onlara da şükranlarımı saygılarımı gönderiyorum. Bu ülkeye demokrasiyi, birinci sınıf demokrasiyi mutlaka getireceğiz. Herkes özgürce düşüncesini ifade edebilecek.

[Bu yürüyüşü; kendini topluma kabul ettirme yolu olarak görüyor, sadece adalet değil derdi.]


Halkın polisine, halkın jandarmasına buradan selamlarımı saygılarımı gönderiyorum, teşekkür ediyorum onlara da.

[Kendini halk kahramanı olarak görüyor, mevcut hükümeti ve bilhassa cumhurbaşkanı Erdoğan’ı halk düşmanı ve gayrimeşru görüyor, normal bir siyasetçinin dili bu değildir, olsa olsa 25 yaşındaki devrimci söylemi olur.]

Dünyanın En Barışçıl Yürüyüşünü Yaptık, En Barışçıl Eylemini Yaptık.


Adalete susamış bütün 80 milyona yine şükranlarımı, saygılarımı sunuyorum.

...

[ Bu yürüyüşte hükümetin aldığı tedbirleri, halkın polisine atfederek mevcut hükümeti devre dışı bırakma gayreti var, halbu ki hükümete de teşekkür etse idi daha şık olurdu]

Neden yürüdük?

Olmayan adalet için yürüdük, mazlumların hakkı için yürüdük, hapisteki milletvekilleri için yürüdük, tutuklu gazeteciler için yürüdük.


Geçmişte bunu 1402’likleri hatırlarsınız, sıkıyönetim dönemlerinde paşalar yapıyordu, Hitler Almanya’da yapıyordu. Almanya’dan gelen hocalara Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve o dönemin yöneticileri kapılarını açtılar. Şimdi Kaboğlu gibi dünya çapında bilinen ünlü isimler KHK’larla kapının önüne kondu, ama yurt dışına çıkışları da yasaklandı. 


Hapisteki askeri öğrenciler için yürüdük, hapisteki er ve erbaşlar için yürüdük ve linç edilen askerler için yürüdük.

[Hangi asker nerede linç edildi acaba, yoksa halkın kendini savunması ve cuntacılara karşı duruşunu askere yapılan linç olarak mı görüyor? Direnmeyip teslim olmayı mı söylemek istiyor?]

Tek adam rejimine karşı çıktığımız için yürüdük,

20 Temmuz darbesine karşı olduğumuz için yürüdük.

[OHAL’İNİLANINI DARBE DİYE NİTELEMEK FETÖ’YÜ ARKALAMAKLA EŞ ANLAMLIDIR. OHAL’in yanlış uygulamalarına karşı çıkmak doğru bir tavırdır, ama darbe diye nitelemek 15Temmuz kalkışmasını hafifletmek demek olur.]

Yargı siyasetin emrine verildiği için yürüdük, devlette liyakat sistemi kalmadığı için yürüdük,

[Bu konuda haklılık payı var, yargıçlar hiçbir dönemde düzgün duramadılar, 27 Mayısta, 12 Martta, 12 Eylülde, 28 Şubatta vesayetin emrine girdiler Acaba Kılıçdaroğlu, ihtilalcilerin emrine girmeyi meşru, siyasetin emrine girmeyimi gayrimeşru olarak görülüyor. Eğer CHP daha önceki ihtilallerde de bugünkü tavrını sürdürebilseydi inandırıcı olurdu, ama bugün böyle tavır takınmasının inandırıcılığı yoktur?]


Mavi Marmara şehit ve gazileri için yürüdük. Onursuz bir anlaşmayla Mavi Marmara şehitlerinin hakları ellerinden alındığı için yürüdük.

KHK ile görevlerinden atılan, işlerine geri dönmek için hak arayan, hak aradığı için terörist ilan edilip hapse konulan, açlık grevindeki kardeşlerimiz Nuriye ve Semih için yürüdük.

İş dünyası için yürüdük,


9 Temmuz yeniden doğuşun tarihidir. 9 Temmuz bir yürüyüşün sonu değil, bir özgürlüğün, bir barışın, bir birlikte yaşama iradesinin ortaya konmasının başlangıcıdır.

Adalet Düzeni Olmayan Bir Toplum, Bir Devlet Yaşayamaz, Çöker

Farklılıklarımızla birlikte yaşamak için adalet, huzur içinde yaşamak için adalet, geleceğe güvenle bakmak için adalet, Türkiye’nin dünyada saygın bir konumu olsun bunun için adalet. …

Hz. Ömer “Adalet mülkün temelidir” der. Sevgili peygamberimiz “ Bir gün adaletle hükmetmek 70 yıl nafile ibadetten hayırlıdır” der. Adalet bütün inançların ortak temelidir, tıpkı ahlak gibi. Bütün peygamberler adalet için mücadele etmişlerdir. Kuranı Kerim’de adaletle hükmediniz der, işi ehline veriniz der;

[Hükümeti AKP’yi ve Recep Tayyip Erdoğan’ı kendi silahıyla vurmak istiyor, söyledikleri ona ne kadar yakışıyor? …]

Etnik Kimliğe, İnanca, Yaşam Tarzına Göre Siyaset Yapanlar Vatan Hainleridir

Hiç kimsenin etnik kimliğine göre, inancına göre, yaşam tarzına göre siyaset yapmayacağız. Yapanlar vatan hainleridir, yapanlar ülkeyi sevmeyenlerdir.

[Daha önceki CHP uygulamaları bunu tekzip ediyor.]


Darbeyi De Önleyeceğiz, Adaleti De Getireceğiz; Sokaksa Evet, Sonuna Kadar Sokak!

Yürüyüşe başladığımızda belli çevrelerden eleştiriler geldi. “Efendim adalet sokakta aranmaz” diyorlar. Eğer bir ülkede büyük haksızlıklar varsa, adaletsizlikler, eşitsizlikler varsa o ülkenin mahkemeleri bağımsız değil, siyasi otoritelerden talep alıyorlarsa, hukukun üstünlüğüne göre, vicdanlarına göre hakimler değil de, siyasi otoritenin beklentilerine göre karar veriyorlarsa, milli iradenin tecelligahı olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkileri gasp edilmişse, Türkiye Büyük Millet Meclisi dumura uğratılmışsa, halkın gözü, kulağı ve sesi olan basın susturulmuş veya iktidar tarafından teslim alınmışsa o zaman adalet arayışımızın tek yeri o da sokaktır.

[İşgal edilmiş, bir ülkenin bağımsızlık mücadelesi veren bir lider edasıyla konuşuyor. Devrimci ve acımasız. Cihan harbi bitmiş, galiba Kılıçdaroğlu farkında değil.]

Ne Olursan Ol, Kim Olursan Ol Adaleti Bu Ülkeye Getireceğim!

Sevgili vatandaşlarım iki tane 15 Temmuz var. Bir, Halkın 15 Temmuzu, iki sarayın 15 Temmuzu. Halkın 15 Temmuz’u halk sokaklara indi, 249 şehitle ve 1000’i aşkın gaziyle darbeyi önledi. Biz buna Halkın, Sokağın 15 Temmuzu diyoruz. Bu 15 Temmuz bizim onurumuz, bizim gururumuzdur. Bir de Sarayın 15 Temmuzu var. Sokağın 15 Temmuz’undan yararlanıp, darbe girişiminden yararlanıp, 20 Temmuz’da KHK yetkisi alarak TBMM’yi devre dışı bırakarak, sivil darbenin yolunu açan 15 Temmuz’dur. Buna da Sarayın 15 Temmuz’u diyoruz. Sarayın 15 Temmuzuna sonuna kadar karşıyız, sonuna kadar direneceğiz, sonuna kadar mücadele edeceğiz.

[Saptırma ve FETÖ’yü aklama operasyonu.]


Bir kişinin suçlu olup olmadığına siyasetçi karar vermez, bakan karar vermez, muhalefet partisinin Genel Başkanı karar vermez, milletvekili karar vermez, sanayici karar vermez, esnaf karar vermez. Bir kişinin suçlu olup olmadığına ancak hâkim karar verir.


Yaşadığımız Dönem Bir Dikta Dönemidir

Şimdi yani 20 Temmuz sivil darbesinden sonra dosya da delil varmış yokmuş hiç önemli değil. Hakim gözünü dikmiş saraya, saray ne diyecek, ne kadar ceza vereceğiz, saraydan gelen talimata göre karar veriyor.
Yaşadığımız dönem bir dikta dönemidir.


Hakim saraya bakıyor, aldığı talimatla karar veriyor.


Şimdi ben buradan bütün yargıçlara, bütün savcılara sesleniyorum, bütün hakimlere ve bütün savcılara, adaletin hakkını korumak benim kadar sizin de görevinizdir. Adaletin hakkını korumak Maltepe Meydanını dolduran vatandaşın hakkı ve görevi kadar sizin de hakkınız ve görevinizdir. Dik durun, onurlu durun, vicdanınızın sesini dinleyin ve ona göre karar verin. Delilsiz insanları mahkum etmeyin. Saraydan talimat geliyorsa elinizin tersiyle itin. Onurlu durun. Çocuklarınıza, torunlarınıza güzel bir miras bırakın.

[Hâkim ve savcı bu ülkenin geleceğini düşünmek zorundadır ve gerektiğinde bal gibi siyasi karar verebilir vermelidir. Kendini iyi gizleyen ve suçunu örtebilenlere hâkimler eğer ince bir siyasi hikmetle bunları açığa çıkarma becerisini gösterebiliyorlarsa tebrik etmek lazım. Orta yerde bir suç var, 250 kişinin öldürülmesi, 2196 kişinin yaralanması, devletin bütün sırlarının belli ülkelere servis edilmesi, ülkeyi çökertmekle karşı kaşıya getirilmesi, içeride ve dışarıda bütün zeminin ziruzeber olması, iktisadi, siyasi çöküntü vb. vakıalar cezasız kalırsa elan işbaşında olan, siyasiler, bu işle görevli hakim ve savcılar birinci derecede sorumludurlar. Suçluları bulup cezalandırmakla görevli kim varsa üzerine düşeni fazlasıyla yapmak zorundadır, yoksa tarih önünde ve Allah huzurunda hesabını veremez. Bu, ana ilke olarak kabul edilmelidir. Yok 20 Temmuz darbesi, halkın 15 Temmuzu, Saray’ın 15 Temmuzu gibi çocuksu ve modası geçmiş devrimci söylemlerle bu işler yürümez. Bu ana ilke kabul edildikten sonra mesuliyet sahibi bütün yetkililer kılı kırk yararcasına titizlikle FETÖ davasını ele almalı mümkün mertebe suçu olmayanlar mağdur edilmemelidir. Suçun ağırlığına göre de ceza verilmelidir. Eğer cesaretlendirilmeye vesile olmayacaksa hafif suçlular af edilmelidir. FETÖ ile ilişkileri açık olanlardan arkası kuvvetli olanlara da adalet uygulanmalıdır. Bu hususta kamu vicdanı rahatlamalıdır. Bu konuda hiçbir insan emin değildir. Ayrıca FETÖ ile alakası olmayıp mağdur olanlar için acil tedbir alınmalı yoksa bu dava sulandırılır ve bundan en çok FETÖ yararlanır. Sorumlular, böyle vakıalar yoktur derlerse gerçeğe gözlerini kapatmış ve kulaklarını tıkamış olurlar. Gözü kapalı ve kulakları tıkalı erk sahipleri ve adalet yetkilileri gerçeği açığa çıkaramazlar ve Kemal Kılıçdaroğlu gibi insanlara da bolca malzeme verirler, bu malzeme beynelmilel arenada da Türkiye aleyhine kullanılır.]

Bir darbe girişiminin üstünü örtmeye kalkanlar gerçek darbecilerdir. Bir darbe girişiminin aydınlanmasını örtmeye çalışanlar darbe girişimcileridir. Sivil darbe gerçek darbe girişiminin oluşmasını, olayını, ayrıntılarını öğrenmeyelim diye perdeleniyor.

[Aydınlanmasını engelleyenler arasında kendisi de var AKP’liler de var. Bu konuda tüm partiler aynı derecede suçludurlar, suçu sadece iktidar partisine yüklemek ucuzculuktur.]


Hakim ve savcılara sesleniyorum, eğer siz adalete inanıyorsanız, adalete güveniyorsanız, adaletin ne kadar değerli olduğuna, …


Eğer görevinizi yapmayıp siyasi otoriteden talimat alıyorsanız siz hakim de değilsiniz, savcı da değilsiniz. Siz Türkiye Cumhuriyetinin temeline dinamit koyuyorsunuz. Bu arada Anayasa Mahkemesinin değerli Başkanlarına ve üyelerine de seslenmek istiyorum, korkmayın. Korkunun ecele faydası yoktur. Onurlu durun, dik durun, namuslu durun, daha önce verdiğiniz kararların arkasında durun.


[Kılıçdaroğluna göre saray; korku üreten ve baskı kuran bir hale dönmüş durumda. Acaba bunu neye dayanarak söylüyor?]

Umudumuzu Yeniden Yeşerttik, Bir Tarih, Bir Destan Yazdık

Bu yürüyüşle ne kazandık? Bu da güzel bir soru, bu yürüyüşle ne kazandık? Önce toplum olarak korku gömleğini çıkarıp çöp sepetine attık.


Yalnız olmadığımızı gördük. Tüm Türkiye’ye ve dünyaya yalnız olmadığımızı duyurduk. Adaletli bir Türkiye kuracağımızı gördük ve bunu bütün dünyaya seslendirdik.


Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçe yaşamayı özledik.

[Hangi sol fraksiyonuna sesleniyor acaba?]


Türkiye Cumhuriyetinin tarihinin en önemli sayfalarından birini yazdık. Bir tarih ve bir destan yazdık. Bu tarihi, bu destanı yazanlar sizlersiniz. Bu tarihi, bu destanı Türkiye ve dünyanın gündemine getirenler sizlersiniz.

[Hangi ülkeye veya yapıya göz kırpıyor acaba?]

10 Maddelik Deklarasyon;

“FETÖ’nün siyasi ayağı ortaya çıkarılmalı ve gerçek darbecilerden hesap sorulmalıdır”

1. 15 Temmuz’u açık ve kesin bir dille lanetliyoruz. TBMM’nin kararlı duruşu, halkımızın direnmesi ülkemizin anayasal ve demokratik kazanımı olmuştur. Buna sokağın 15 Temmuz’u diyoruz. Ancak siyasi ayağın ortaya çıkarılması iktidar tarafından bilinçli olarak engellenmektedir. FETÖ’nün siyasi ayağı ortaya çıkarılmalı ve gerçek darbecilerden hesap sorulmalıdır. [En çok engelleyen kendisidir, bu konuda samimiyet yoktur.]

“Hukuk düzeni yeniden tesis edilmelidir”

2. İktidar tarafından 15 Temmuz fırsat bilinerek 20 Temmuz yapılmıştır. OHAL’le TBMM’nin yetkileri gasp edilmiştir. Saray’ın 15 Temmuz’u diyoruz. OHAL derhal kaldırılmalı ve hukuk düzeni yeniden tesis edilmelidir.[Ülkenin içinde bulunduğu olağan üstü hal devam ediyor, PKK, DAEŞ, PYD, Suriye, Irak, Katar, ABD ve AB’nin Türkiye’ye hasmâne ve acımasız saldırıları devam ediyor bu oldukça OHAL kalkamaz, aksi takdirde ipin ucu kaçabilir.]

“Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı mutlaka sağlanmalıdır”

3. Yargıyı siyasetin emrine vermek demokrasiye ihanettir. Demokrasinin vazgeçilmez kuralı yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı mutlaka sağlanmalıdır. Adil yargılanma hakkı eksiksiz uygulanmalıdır.

“OHAL mağdurları sivil ölüme terk edilmiştir”

4. OHAL uygulamalarıyla mağdurların yargıya erişim ve sosyal güvenlik hakları ellerinden alınmıştır. OHAL mağdurları sivil ölüme terk edilmiştir.

“Milletvekilleri serbest bırakılmalıdır”

5. 20 Temmuz sivil darbesinden sonra 15 Temmuz darbe girişimiyle veya arkasındaki örgütle hiçbir ilişkisi bulunmayan ama sırf hükümete muhalif göründüğü için haklarından mahrum bırakılan akademisyenler ve kamu görevleri görevlerine iade edilmelidir. Milletvekilleri serbest bırakılmalıdır.

“Baskılara son verilmelidir”

6. 150’nin üzerinde tutuklu gazetecinin olduğu bir ülkede demokrasiden söz edilemez. Derhal serbest bırakılmalı ve baskılara son verilmelidir.[Gazeteci, millletvekili olmak suç işleme imtiyazını elde etmek demek değildir]

“Anayasa değişikliği gayrimeşrudur”

7. OHAL koşullarında devletin bütün imkânları kullanılarak yapılan anayasa değişikliği gayrimeşrudur. Bu mühürsüz bir seçimdir. Türkiye gayrimeşru bir anayasayla yönetilemez.[Cumhuriyet tarihi boyunca hangi anayasa değişikliği normal şartlarda yapılmıştır. Anayasa halkın ruhuna ve tarihi geçmişine dayanmalı, dinin temel değerleriyle çelişmemelidir. Bu sağlanmazsa her anayasa tekrar değiştirilmeye mahkumdur.]

“Her türlü baskı kaldırılmalıdır”

8. Parlamanter sistem üzerindeki her türlü baskı kaldırılmalıdır. Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti güçlendirilmeli, liyakat sistemi esas alınmalıdır. Eğitimde laikliğin aşındırılmasına son verilmelidir.[Laiklik krizi ne hikmetse her zaman nüksediyor]

“Kadınlara ayrımcılığa son verilmeli”

9. Sadece hukuk alanında değil, toplumsal yaşamın bütün alanlarında adaletsiz düzen devam etmektedir. Yoksulluk, ayrımcılık, şiddet, terör gibi toplumsal adaletsizliklerin giderilmesi için ortak irade hayata geçirilmelidir. Kadınlara ayrımcılığa son verilmeli, kadın hakları toplumsal hayatın her alanına uygulanmalıdır.[Müslümanca yaşamak isteyen kadınlara da hak tanınmalıdır, acaba CHP buna ne der?]

“Hukukun olmadığı bir toplumda düzen ve barış sağlanamaz”

10. Son zamanlarda uygulanan saldırgan dış politika ülke içindeki adaletsizlikleri de kökleştiren bir kısır döngü yaratmıştır. Adalet uluslararası ilişkilere de hakim olmalıdır. Türkiye yüzünü insan haklarına, hukuk devletine, adalete önem veren milletler ailesine dönmelidir. Hukuk güvenliğinin olmadığı bir toplumda kamu düzeni ve toplumsal barış sağlanamaz.[Adalete önem veren milletler ailesi acaba hangileridir, Türkiye coğrafyası, tarihi ve inancıyla bir İslam diyarıdır, bundan vaz geçmesi kendini inkardır.]

Kâzım Sağlam

medeniyet bulten logo

ömer hoca ile röportajlar

tefsir 2017 2018 1

Yazanlarımız