I Toplumsal ve küresel kargaşa, kaos, savaş, sömürü, adaletsizlik, ekonomik ve sosyal dengesizlikler, baskılar, zulümler... Dünyamızı sarmış durumda. Bunların müsebbipleri ve mağdurları, bozguncu başı Trump ve onun yavrusu Netanyahu başta olmak...

Kadim insanlık kadar eskiydi iyiliğin yetim oluşu. Ve bir daha hiç gülmemişti yüzü. İlk adımını atar atmaz dünyaya, kötülüğün babası Kabil’e yenilmişti iyiliğin babası. Yangın yerine dönen yüreğini, cılız nefesiyle soğutmaya çalışmıştı, bu ilk vurgunda. Nafileydi çırpınışı, yetmiyordu nefesi. Oysa bütün insanlığı kuşatmaktı sevdası, hiçbir yüreğe dokundurmamaktı acıyı.

Tüm dünyanın hemen hemen en önemli ve en çok konuşulan gündem konularının başında olan Suriye, sosyal medya ve internet ağında günlük milyonlarca habere, neredeyse her gün büyük haber kanallarının konu başlıklarına, milyonlarca Youtube videoları izlenmelerine rağmen ülkenin ve dolayısıyla Suriye halkının çektiği acı ve eziyet haberlerdeki rakamlardan daha öteye geçebilmiş durumda değil.

Osmanlı Devleti'nin sağlık alanındaki yenileşme hareketleri III. Selim döneminde başlamış, II. Mahmut devrinde sağlam temellere oturtulmuş ve Sultan Abdülmecid zamanında gelişerek ilerlemiştir. Sağlık ve sosyal yardım hizmetlerinin teşkilâtlanmasına ve tıbbın ilerlemesine büyük önem veren II. Abdülhamid'in saltanat döneminde sağlık hizmetlerinin kurumlaşması ve çağdaşlaşması

Halep mi ölüyor yoksa insanlığımız mı? Gözyaşlarımız yeter mi söndürmeye ateşi bilmiyoruz ama yüreğimiz çok acıyor.
Acıyı anlatan ne kadar kelime varsa artık sessizliğe bürünüyor. Son yüzyılın en büyük katliamlarından biri şu anda Halep'te yaşanıyor.

Türkiye, Beşiktaş’taki patlama ile tekrar sarsıldı.
Terör örgütlerinin eylemleri, İslâm coğrafyasında gelişen yeni hadiseler ve batılıların sömürücü niyetlerinin ayan beyan bir kez daha ortaya çıkması yeni bir safhaya girildiğinin işaretidir.

Sizler bu satırları okurken muhtemelen yanı başınızdaki Halep’te bir bebek daha katlediliyor olacak. Yüzü gözü kanlar içinde bir yavru, canhıraş çığlıklarla viraneler arasında anne babasını arayacak. Belki bir baba, çaresizlik içinde kucağındaki ölü çocuğunun melek sima yüzüne bakıp gözyaşı dökerken ABD, Rusya ve İran haçlı şer ittifakının zehirli kurşunlarıyla bir kez daha vurulacak yüreğinden.

1978’e kadar İran’ı sadece doğu komşumuz, şahlıkla idare edilen, Osmanlı ile çeşitli zamanlarda çeşitli vesilelerle savaşmış, Kasr-ı Şirin Antlaşması (17 Mayıs 1639) ile mevcut sınırlarımızın tespit edildiği bir ülke olarak biliyorduk. Genç Osman Türküsü’nden hareketle zaman zaman Bağdat'ı işgal ettikleri, bundan dolayı Osmanlı ile aralarında savaş olduğu da konu ile alâkalı kültürel birikimlerimiz arasında yer alıyordu.

Halep Tarihi ve Stratejik Konumu
M.Ö. 3000’li yıllara dayanan tarihi ile orta doğunun en eski yerleşim yerlerinden bir olan Halep tarihte birçok Mezopotamya medeniyeti, Roma İmparatorluğu, Bizans imparatorluğunun önemli bir yerleşim merkezi iken Arap hâkimiyetinde “Emeviler, Abbasîler, Hamdaniler, Mirdasiler, Ukayliler, Selçuklular ve Osmanlı İmparatorluğunun” önemli yerleşim ve ticaret merkezlerinden bir olmuş.

Bir arada bulunmak, birlikte yaşamak, farklılıkları mümkün mertebe zenginlik saymak bir olgunluk ve tahammül edebilme meselesi ve işidir. Aynı zamanda Allah’ın kainatta ve toplumsal işleyişte koyduğu ilahî kanunları kavrama, anlama ve anlamlandırma izanını görebilme basiretidir. Basiretle, hikmetle, kâinatın yaratılış ve işleyişine bakan her insan varlık âleminin nasıl bir dayanışma ve ahenk içinde olduğunu görür.