• TOPLUMSAL VE KÜRESEL KARGAŞA VE ÇÖZÜM YOLLARI

      I Toplumsal ve küresel kargaşa, kaos, savaş, sömürü, adaletsizlik, ekonomik ve sosyal dengesizlikler, baskılar, zulümler... Dünyamızı sarmış durumda. Bunların müsebbipleri ve mağdurları, bozguncu başı Trump ve onun yavrusu Netanyahu başta olmak...

DUYURULAR

YETİMDİ İYİLİK, YETİM KALDI HALEP

yetimdi iyilik

Kadim insanlık kadar eskiydi iyiliğin yetim oluşu. Ve bir daha hiç gülmemişti yüzü. İlk adımını atar atmaz dünyaya, kötülüğün babası Kabil’e yenilmişti iyiliğin babası. Yangın yerine dönen yüreğini, cılız nefesiyle soğutmaya çalışmıştı, bu ilk vurgunda. Nafileydi çırpınışı, yetmiyordu nefesi. Oysa bütün insanlığı kuşatmaktı sevdası, hiçbir yüreğe dokundurmamaktı acıyı.

Hiç kimse çaresiz dolaşmayacaktı gurbet diyarında, Cennet’i aratmayacaktı kimseye. Dokunduğu her yüreğin gamı, kederi akacaktı bilinmezliklere. Uğradığı her diyarı Cennet’ten bir köşe yapacaktı. Ama olmadı, yenik düştü mağrur ve acımasız kötülüğe. Pes etmeye hiç niyeti yoktu lakin gafil avlamıştı Kabil onu.

Nuh (as) ile bir umut yeşermişti, iyiliğin tekrar dirilmesi için. Kahr-ı ilahi perişan etmişti zulmü, karanlığı, kötülüğü. Hiçbir eser kalmamıştı onlardan. Eskisi gibi olacaktı her şey. Yine Cennet rayihalarıyla dolacaktı sürgün yeri dünya. Hiçbir yüreğin alacağı kalmamıştı başka yüreklerden, sevgiyle çarpacaktı her yürek bundan böyle. Alınan nefesler korkusuz ve hesapsız olacaktı, din gününün sahibinden başka hesap verilecek yoktu. Meltemler iyilikleri taşıyordu bir diyardan, öbür diyarlara. Kardeşlik yeşeriyordu dört bir yanda. Ama makûs kader nüksetmişti ve bir kez daha yenik düşmüştü iyilik, zulmete. İyilik bir damarını daha kaybetmişti Nuh’un (as) iyilik diyarını terk etmesiyle. Yeniden hükümran oldu karanlık ve kötülük.

Ve hiç bitmedi bu kısır döngü. Başını doğrultmaya her yeltendiğinde iyilik, bir darbe yemişti bilinmezliklerden gelen bir kötülüğün eliyle. Yetimlik hiç son bulmamıştı onun için, öyle görünüyor ki hiç de bitmeyecekti.

İşte Halep, gözler önünde damla damla eriyen, inim inim inleyen Halep… Yetim iyiliğin tahtına kurulmuştu zulüm bir kere. Sahne yine aynıydı, sonuçlar aynı. Değişen sadece aktörler… Kabil’in yerini almıştı, insan hakları savunucuları(!). Demokrasi teranesiyle iyiliğin egemen kılınmaya çalışıldığı dillendiriliyor yine. Fakat değişen hiçbir şey yok yine. Ezilen yine Habil ve onun masum yürekli çocukları. Binlerce yıl önce taşların altında ezilmişti iyiliğin başı, bugün ise tonlarca ağırlığındaki bombaların. Küçük bedenlerin, kocaman hayalleri kalmıştı taşların altında. Yürekler bir daha dönmüştü yangın yerine, umutlar bir kez daha ertelenmişti belirsiz yarınlara. Çığlık çığlığa bağırıyordu Halep ve yine çığlık çığlığa susuyordu Batı, İslâm coğrafyası, kötülük. Gözler, hakikatlerin ışığı karşısında kör kesilmişti. Dünyevi hesaplar ve planlar uğruna harcanıyordu masum bedenler. Kötülerin ikili görüşmelerine odaklanmıştı iyiliğin gözleri. Bu görüşmelerin kocaman sessizlikleri, kan olup akıyordu Halep sokaklarında.

Yaşlıydı gözler, yaslıydı yürekler. Haykırıyordu anne yüreği, baba merhameti, kan ve tozla örtülmüş küçük çocukların cansız bedenleri başında. Küfür diyarının baş zalimlerinin seçilmesi kadar konuşulmamıştı Halep’in gözü yaşlı, yüreği yaralı iyileri. Kötülük yine başarmıştı ilginin tam merkezine kurulmayı yine. İyilik kimin umurundaydı ki?

Ey kimsesizlerin kimsesi, ey merhametin memba’ı, ey âlemlerin Rabbi! İyiliğin bahtsız çocuklarını sen bırakma kötülüğün eli kanlı zalimlerine! Kahhar isminle kahreyle kötüyü, Rahim isminle yücelt sen iyiyi! Mazlumları kimsesiz koyma, onların güneşin yükselt yeniden ufuklardan. Batılı yok et, hakkı ihya et tekrar. İyilik hükümdar olsun bir daha, iyilik başa geçsin tekrar.

İyiliğin tahtını Halep’ten yükselt ya Rabbi!

Taşkın ÖNEL

 

YETİMDİ İYİLİK, YETİM KALDI HALEP

Kadim insanlık kadar eskiydi iyiliğin yetim oluşu. Ve bir daha hiç gülmemişti yüzü. İlk adımını atar atmaz dünyaya, kötülüğün babası Kabil’e yenilmişti iyiliğin babası. Yangın yerine dönen yüreğini, cılız nefesiyle soğutmaya çalışmıştı, bu ilk vurgunda. Nafileydi çırpınışı, yetmiyordu nefesi. Oysa bütün insanlığı kuşatmaktı sevdası, hiçbir yüreğe dokundurmamaktı acıyı. Hiç kimse çaresiz dolaşmayacaktı gurbet diyarında, Cennet’i aratmayacaktı kimseye. Dokunduğu her yüreğin gamı, kederi akacaktı bilinmezliklere. Uğradığı her diyarı Cennet’ten bir köşe yapacaktı. Ama olmadı, yenik düştü mağrur ve acımasız kötülüğe. Pes etmeye hiç niyeti yoktu lakin gafil avlamıştı Kabil onu.

Nuh (as) ile bir umut yeşermişti, iyiliğin tekrar dirilmesi için. Kahr-ı ilahi perişan etmişti zulmü, karanlığı, kötülüğü. Hiçbir eser kalmamıştı onlardan. Eskisi gibi olacaktı her şey. Yine Cennet rayihalarıyla dolacaktı sürgün yeri dünya. Hiçbir yüreğin alacağı kalmamıştı başka yüreklerden, sevgiyle çarpacaktı her yürek bundan böyle. Alınan nefesler korkusuz ve hesapsız olacaktı, din gününün sahibinden başka hesap verilecek yoktu. Meltemler iyilikleri taşıyordu bir diyardan, öbür diyarlara. Kardeşlik yeşeriyordu dört bir yanda. Ama makûs kader nüksetmişti ve bir kez daha yenik düşmüştü iyilik, zulmete. İyilik bir damarını daha kaybetmişti Nuh’un (as) iyilik diyarını terk etmesiyle. Yeniden hükümran oldu karanlık ve kötülük.

Ve hiç bitmedi bu kısır döngü. Başını doğrultmaya her yeltendiğinde iyilik, bir darbe yemişti bilinmezliklerden gelen bir kötülüğün eliyle. Yetimlik hiç son bulmamıştı onun için, öyle görünüyor ki hiç de bitmeyecekti.

İşte Halep, gözler önünde damla damla eriyen, inim inim inleyen Halep… Yetim iyiliğin tahtına kurulmuştu zulüm bir kere. Sahne yine aynıydı, sonuçlar aynı. Değişen sadece aktörler… Kabil’in yerini almıştı, insan hakları savunucuları(!). Demokrasi teranesiyle iyiliğin egemen kılınmaya çalışıldığı dillendiriliyor yine. Fakat değişen hiçbir şey yok yine. Ezilen yine Habil ve onun masum yürekli çocukları. Binlerce yıl önce taşların altında ezilmişti iyiliğin başı, bugün ise tonlarca ağırlığındaki bombaların. Küçük bedenlerin, kocaman hayalleri kalmıştı taşların altında. Yürekler bir daha dönmüştü yangın yerine, umutlar bir kez daha ertelenmişti belirsiz yarınlara. Çığlık çığlığa bağırıyordu Halep ve yine çığlık çığlığa susuyordu Batı, İslâm coğrafyası, kötülük. Gözler, hakikatlerin ışığı karşısında kör kesilmişti. Dünyevi hesaplar ve planlar uğruna harcanıyordu masum bedenler. Kötülerin ikili görüşmelerine odaklanmıştı iyiliğin gözleri. Bu görüşmelerin kocaman sessizlikleri, kan olup akıyordu Halep sokaklarında.

Yaşlıydı gözler, yaslıydı yürekler. Haykırıyordu anne yüreği, baba merhameti, kan ve tozla örtülmüş küçük çocukların cansız bedenleri başında. Küfür diyarının baş zalimlerinin seçilmesi kadar konuşulmamıştı Halep’in gözü yaşlı, yüreği yaralı iyileri. Kötülük yine başarmıştı ilginin tam merkezine kurulmayı yine. İyilik kimin umurundaydı ki?

Ey kimsesizlerin kimsesi, ey merhametin memba’ı, ey âlemlerin Rabbi! İyiliğin bahtsız çocuklarını sen bırakma kötülüğün eli kanlı zalimlerine! Kahhar isminle kahreyle kötüyü, Rahim isminle yücelt sen iyiyi! Mazlumları kimsesiz koyma, onların güneşin yükselt yeniden ufuklardan. Batılı yok et, hakkı ihya et tekrar. İyilik hükümdar olsun bir daha, iyilik başa geçsin tekrar.

İyiliğin tahtını Halep’ten yükselt ya Rabbi!

Taşkın ÖNEL Makale

tefsir dersi 2020

whatsapp takip edin

Yazanlarımız