I Toplumsal ve küresel kargaşa, kaos, savaş, sömürü, adaletsizlik, ekonomik ve sosyal dengesizlikler, baskılar, zulümler... Dünyamızı sarmış durumda. Bunların müsebbipleri ve mağdurları, bozguncu başı Trump ve onun yavrusu Netanyahu başta olmak...

İslâm dünyasının içine düştüğü açmazdan kurtulması için çare arayışını sürdüren aklı erenler değişik yol ve yöntemler önermişlerdir. Her bir düşünür bulunduğu yer ve zamana göre bir gayret gösterdi, elan da gösteriyor. Bize en yakın olanların etkisi biraz daha fazladır, geriye doğru gidişte ise etki azalır. İslâmî mücadelenin aslı da bu çare arayış şekilleridir.

“Muhakkak ki insanlar için kurulan ilk mabet, Mekke’deki çok mübarek ve bütün âlemlere hidayet kaynağı olan Kâbe’dir. Onda apaçık deliller, İbrahim’in makamı vardır. Oraya giren güvene erer. Oraya gitmeye bir yol bulabilenlerin Beyt’i haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır.

Hac ve kurban... Ayrılmaz iki terim... Aynı za-manda Müslüman kişinin ve İslâm ümmetinin kişilik yapılarının vazgeçilmez iki temel taşı. Hac kelime olarak, kast etmek, ziyaret etmek anlamında; kurban yaklaşmak, yakınlaşmak, birbirinden uzak olmayan (kısa) adımlarla yürümek anlamında. Birer ibadet terimi olarak ne anlama geldikleri ise Müslüman'ım diyen herkes tarafından bilinir.

Senin kurbanın hangisi ey insan? Ey çağdaş dünyanın esareti altında ezilen ve sömürülen hayat! Senin kurbanın hangisi? Ey insan! Bil ki kurbanın kadarsın. Sen neysen kurbanın da odur, kurbanın neyse sen de osun. Kurbanın neyse sen ona yakınsın. Kendine bir bak, sen nesin, kimsin, kime yakınsın? İşte bayram, en güzel fırsat.

İslâm’ın hedefini, gayesini, gönderiliş sebebini ve özelliklerini bilemeyen kişi, toplum, devlet, medeniyet, halkı Müslüman olan ülkelerde siyaset yürütürse, kendi toplumundan ve coğrafyasından kopar, halkı ile arasına uçurumlar girer. Laiklik adına, dini; toplumsal işleyişten, devlet idaresinden kovarsanız, kamusal alanı ve devlet idaresini tamamen dindışı bir yapıya oturtursanız, devlet-millet ayrışmasına zemin hazırlamış olursunuz.

"Kurban" sözlükte mastar olarak "yakınlaşmak", isim olarak da "Allah'a yakınlık sağlamaya vesile kılınan şey" anlamına gelir. Kurban, maddi ve manevî her türlü yakın olma, yaklaşma anlam yelpazesine sahip bir kelimedir. Bu, tâatler ile kâim olmaktır; yani kulun her şeyle Allah'a yaklaşmasıdır.

“Küçücük bir fare kocaman bir devenin yularını tutmuş kurula kurula gidiyordu. Kendi küçüklüğünü görmeden:
- Meğer ben ne müthiş bir pehlivan ne müthiş bir yiğitmişim diye böbürlendi. Gide gide bir nehrin kenarına geldiler. Nehri gören fare, şaşkınlık içinde donup kaldı.
Deve manidar bir şekilde:

Yüce Rabbimiz Hac Sûresi'nin 37. ayetinde şöyle buyurur: “Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır. Fakat O'na sadece sizin takvanız ulaşır. Sizi hidayete erdirdiğinden dolayı, Allah'ı büyük tanıyasınız diye O, bu hayvanları sizin istifadenize verdi. (Ey Muhammed) güzel davrananları müjdele."

GİRİŞ
Kitabına Kur’an-ı Kerimde Allah’ın insan ruhu üzerine düşünmeyi emrettiğini1 belirten yazar, Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde insan psikolojisi ile ilgili pek çok işaret olduğunu vurgulamış ve bu kitabını ve bunun dışındaki bazı kitaplarını(örn. İslam Eğitiminin Metodu) yazmasının sebebini de bu alanda fazla çalışmanın olmamasına ve bu mevzunun kafasını kurcalamasına bağlamıştır.