İDEAL İNSAN İNŞASI

ideal insan usul

İnsan, her geçen gün daha çok merak edilen ve üzerinde yoğunlaşılan bir varlık olmaktadır. Değişik inanç grupları, düşünce akımları, meslek grupları ve araştırmacılar bu yoğunluğu oluşturanların başında gelmektedir. İnsanın varlık yapısındaki maddi ve manevi sistem ve işleyiş konusunda, bugün bilmediğimiz ve keşfetmediğimiz birçok husus bulunduğu kanaatindeyim.

Çünkü insan konusunda dünya üzerinde araştırma ve inceleme yapan birçok devlet, kurum ve yapı, bu konuda hâlâ yeterli sonuçları ortaya koyabilmiş değildir. Bunu iddia etmemizin sebebi, yeryüzünde modern ve süper güç (!) olarak isimlendirilen devlet ve sistemlerin, insana ve toplumlara dair uygulamalarındaki eksikliklerdir.

İnsana dair üniversitelerimizde, eğitim-öğretim kurumlarımızda ve STK'larımızda gelişim ve ilerleme adına pek bir şeylerden bahsedemeyiz. Çünkü onların da bu konudaki uygulamaları böyle bir gelişmenin olmadığı yönündedir. Bariz bir örnek verecek olursak… Masabaşı çalışmaları diyebileceğimiz birçok evrak havada uçuşurken ülkemiz sathında somut düzeyde insan odaklı bir araştırma, inceleme ve etüt merkezi statüsünde bir kuruluş görememekteyiz. Şimdilik bunları bir kenara bırakarak konumuza gelelim.

Kur’ân-ı Kerim'de Bakara Suresi'nin 30. ayeti, insanın ilk yaratılış sürecini konu edinmektedir. Yani ilgili ayette, bu yeni varlığın ilahi kudret tarafından hedef ve gayesi bildirilmektedir. Lakin yine burada, meleklerin insana dair endişe ve kaygıları vurgulanmaktadır. Ayet-i kerime Yüce Allah'ın “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.” buyruğuyla insanın mahiyetindeki zenginlik, çeşitlilik ve zıtlıklara işaret eden fermanla son bulmaktadır.

Bu çalışmada ayet-i kerimeyi “Metin Çözümleme ve Anlama” tekniğiyle ele alacağız. Metindeki kavram, fikir ve bunlar arasındaki bağlantıları kısa ve özlü bir surette tespit etmeye çalışağız.

Buna geçmeden önce birtakım sorularla ayet-i kerimeyi anlamaya bir ön hazırlık yapalım.

  • İnsan nedir veya kimdir?
  • İnsanın hayattaki görev ve sorumluluğu nedir? Yani niçin buraya gönderilmiştir?
  • İnsan için doğru olan nedir?
  • İnsanın karşılaşabileceği tehlike ve problemler var mıdır?
  • İnsan burada ne tür tehlike ve problemlerle karşılaşabilir?

Bu sorular daha da çoğaltılabilir…

Şimdi Bakara Suresi'nin 30. ayetini bu sorular ekseninde çözümlemeye ve anlamaya çalışalım.

  •  Evet, insan nedir veya kimdir?

İnsan, Yüce Allah'ın yeryüzüne gönderdiği ve yeryüzünde murad ettiği düzeni kendi hayatında ve çevresinde inşa etmekle görevli kimsedir.

  • İnsanın hayattaki görev ve sorumluluğu nedir?

Yani niçin buraya gönderilmiştir?

İnsanın görevi tesbih ve takdistir. Bu insandaki tüm organ ve ona verilen tüm imkânlar kullanılarak yapılmalıdır.

  •  İnsan için doğru olan nedir?

İnsan için doğru olan, onu var edenin “doğru” olarak bildirdikleridir.

  •  İnsanın karşılaşabileceği tehlike ve problemler var mıdır?

İnsanın dünyada karşılaşabileceği dâhili ve hârici birtakım tehlike ve problemler bulunmaktadır.

  •  İnsan, ne tür tehlike ve problemlerle karşılaşabilir burada?

İnsan, kendi iç âlemindeki nefis, kendisine fısıldayan şeytan ve dış âlemdeki kendi cinsinin kötü türlerinin etkisiyle halife olarak yani düzeni kurmak, korumak ve geliştirmekle görevli olduğu bu dünyada aksi yönde bir rol ortaya koyabilir. Yani düzeni -hayvan, bitki ve diğer varlıkların konum ve rollerini- ifsad etmek, alt üst etmek, karıştırmak, yerlerini değiştirmek ve dahi ileriye giderek canlı varlıkların kanını akıtmak ve onları yok etmek gibi büyük bir cürme irtikab edebilir ve azim bir cinayete sebebiyet verebilir.

Şimdi insanla ilgili ideali belirleme sürecinde bu bilgileri kullanarak bir çıkarımda bulunalım. İdeal insan ya da “İnsan-ı İslâm”ı bizler nasıl tasarlayacak ve kurgulayacağız?

Biz öyle bir insan inşa etmeliyiz ki o, halife niteliğinde olmalıdır; insan-yaratıcı bağlamında vazife ifa etmeli, tesbih ve takdisi öğrenmeli ve bunları sürekli bir surette yerine getirmelidir. Ayrıca insan-insan, insan-canlı ve insan-cansız bağlamında da düzeni/adaleti daimi olarak tesis etmelidir. Yine bunlara ilave olarak insanı, canlıyı, çevreyi ve cansızı denge, gelişim, iyileştirme ve girişim gayretinde bulunmalıdır. İdeal insanın üst kimliği ve tanımlayıcı sıfatı “halife”lik kavramıdır denilebilir.

Halife ise Kadir-i Mutlak namına niyabet selâhiyetini kullanan naiptir. Böylece insan mülkün sahibi olmayıp sadece Sahib-i Aslî'nin vekilidir ve kendi başına hiçbir kudrete malik değildir ancak Hakikî Sahip tarafından ona vekâleten verilmiş olan selâhiyeti kullanmaktadır. Bu sebepten dilediği şekilde hareket etmek hususunda hiçbir manevî hakka sahip bulunmamaktadır. Fakat müvekkili bulunan, kudretin arzusunu yerine getirmekle mükelleftir.1

Bu kimliği ve ideali ilahi maksadın dışında başka tasarı ve kurgularla yapılandırdığımızda ise ifsad ve kan dökmenin kaçınılmaz olacağı bildirilmektedir ilgili ayette. Bu ayetin bize bildirmek istediği önemli bir husus, insanın ilahi maksad ve doğrultudaki tanımlar çerçevesinde halife olarak inşa edilmesi durumunda işin seyri ve şeklinin adalet, huzur ve medeniyet olacağı yönündedir. Maalesef tam da biz bugün, insan yetiştirirken ilahi maksad doğrultusundaki halifeyi inşa edememekten kaynaklanan sorunlar yaşamaktayız. Bozuk terazi ile doğru bir tartı ve ölçü elde edemeyeceğimizi anlamaktan vazgeçemiyoruz. Kimi yerde ifrata giderken kimi yerde de tefrite düşüp bocalıyoruz. İslâmi kesimin bile yıllarca bazı dar ve kısır görüşlerle birçok insanımızın hayal, potansiyel ve ideal dünyasını alt üst ettiği olmuştur. Onlar kendi tasarı ve kurmacalarını doğru, gerçek ve ideal olduğu yönünde temellendirmeye ve iddia etmeye çalıştılar. Sonrasında ise lider bir kadro yerine kompleksleri olan, küçük sularda boğulan veya fırtınalar koparan, basit hedeflerle hayatı geçiştiren, dengesiz tavırlarla bocalayan ve küçük tartışmalarla büyük parçalanmalara sebebiyet veren kısır nesiller… Soru basit: İslâm'ın ideal insan tasavvuru nedir veya kimdir? Cevap: Halife sıfatındaki insandır. Peki, “Halife” sıfatının zaman, inançlar, şartlar ve kültürler bağlamında sabit ve değişken özellikleri var mıdır, varsa bunlar nelerdir?

Burada hemen şunu da belirtmekte fayda görüyorum: İnsan durağan ve statik bir varlık değildir. Bilakis dinamik, değişken ve aktif bir varlıktır. O hâlde bu varlığın kimliğini ve statüsünü; zamana, şartlara, kültürlere, olaylara, ortamlara ve rollere göre sabit ve değişken özellikler şeklinde tesbit etmek ve ayırt etmekle işe başlayabiliriz. Ayrıca bunların neler olduğuna dair de bir listeleme yapabiliriz. Evet, işin kilit noktalarından birisi de burasıdır. Yani insanın sabit ve değişken özelliklerinin tespit edilmesi ve ayırt edilmesidir. Bugün bu bocalamayı üzerimizden atamamaktayız. Yani Asr-ı Saadet'teki bir insanın halifelik rolüyle bugünkü insanın halifelik rolü bir midir? Yoksa birbirlerinden ayrı mıdır? Eğer ayrıysa bugünkü halifelik rolünün kurgusu, tasavvuru ve özellikleri nelerdir? Sabit özellikleri zaten değişmediği hâlde değişken özellikleri nelerdir?

Ayrıca ayetin içeriğindeki tesbih ve takdisin sabitliği vurgulanmışken değişken özellikler olarak nelerin olduğu konusu da zaman, şartlar, kültürler, ortamlar ve rollere göre tasarlanması, kurgulanması ve şekillendirilmesi gerektiği yönünde bir esneklikten bahsetmek mümkündür.

İşin doğrusunu terk ederek yanlışa yönelmenin doğuracağı tehlikelerin neticesinde insanın maruz kalacağı elim durum ifsad ve ondan daha ileri olan kan dökmedir.

Son kısımda ise Yüce Allah, insana ve insanlara “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.” beyanıyla işi bilenden öğrenmeyi, doğru olanın sadece Allah'ın bildirdiği olduğunu, deneme yanılma yoluna girerek ağır bedeller ödememeyi, standartın esas ve ölçülerini ancak kendisinin belirleyebileceğini haber vermektedir. Tüm bu ve benzeri ifadelerle Yüce Allah bize “İnsan-ı İslâm”ın inşasındaki yol ve yöntemleri göstermiş bulunmaktadır.

Abdullah Servet Yılmaz


1. Mevdûdî, Ebu'l-‘Alâ, Tefhîmu'l-Kur’ân, (Terc.:Ahmed Asrar), İstanbul, Bengisu Yayınları, 1997, c. I, s. 70.

 

tefsir dersleri

Yazanlarımız