HAYATIMIZ TEHLİKEDE

hayatimiz tehlikede

Bu ay bu dergide ilk yazım ile sizlerle oluyorum. Bundan yaklaşık 10 yıl önce yine iki dergide yazılar yazmıştım. O zaman durum biraz daha farklıydı, zira o dergiler tamamıyla teknoloji ile ilgili yayınlar yapıyordu. Bu teklif, sevgili İbrahim Özer abimden geldi. Değerli editörümüz İsmail Ekrem Bey benimle irtibata geçti ve “Siz bir yazın, değerlendirelim inşallah!” dedi.

“Konunuz serbest olsun.” diye de ekledi. İşte o günden beri ne yazsam diye düşünüyorum. Zira insan kendi alanı ile ilgili birçok şey yazabilir fakat konu serbest olunca inanın işler çok değişiyor. Belki çok “ben” “ben” dememeye gayret ederek kendimden bahsetmem gerekiyor. Zira “Yahu bu adam ne anlatıyor?” denilsin istemem.

***

Efendim, ben yaklaşık 20 yıldır bilişim sektöründe çeşitli pozisyonlarda çalıştım. Bugün bir üniversitenin bilgi işlem yöneticiliğini yapıyorum. Bu 20 yıl içerisinde bizim sektörümüzde çok şey değişti. Bunun bir kısmı da herkesin malumu. 56k modemler ile o meşhur sesi dinleyerek internete bağlandığımız günlerden, 4.5G’nin bize yetmediği bir döneme kadar gelmiş olduk. O günlerde internete bağlanmak için telefon görüşmelerini kesmek, internete bağlanmak ya da interneti kesip halamızı, dayımızı aramak gerekiyordu. Şimdi ise işler değişti. Kimseyi aramaya ihtiyaç hissetmediğimiz gibi artık herhangi bir arama da “kesintisiz” internetimizi etkilemiyor. Dünyada ve Türkiye’ de internet inanılması güç bir hızla gelişip hayatımızın her alanına dahil oluyor. Bu sırada her şey daha kolay daha pratik hale geliyor. Evet, bu söylemler doğru fakat bunun yanında hiç alışmadığımız yeni tehditleri de beraberinde getiriyor.

Belki bu yazıda çok fazla teknik detaya inmeden, mümkün olduğunca betimleme yaparak hayatımızda olan ve yakın gelecekte hayatımızda olacak tehlikelere dikkat çekmek yerinde olacak. Öncelikle bu yazıyı hazırlarken okuduğum bir bilgiyi paylaşarak başlamam işlerin nereye gittiğini anlatmak adına ilk doğru örnek olabilir. Kişisel verilerin korunması kanunun görüşüldüğü sırada SGK’de bulunan kişisel verilerimizin bir firmaya, muhalefet milletvekili marifetiyle satıldığı mahkemece tescillendi. Bu da gösteriyor ki artık sanal mecralarda yalnız değiliz. Sağlık problemlerimizden anne kızlık soyadımıza, nerede bulunduğumuzdan neleri sevdiğimize kadar birçok veri artık internette çoğu zaman farkında olmadan “verdiğimiz izin” ile dolaşmakta. Tıpkı internette aradığınız spor ayakkabının sonradan internet üzerinden okuduğunuz gazete sayfasında ya da araştırma yaptığınız içerik havuzu sayfalarına kadar her yerde peşinizden gelmesi gibi. Temelde iyi niyetle oluşturulmuş bu teknolojiler insanın olduğu her alan gibi bir zaman sonra kötü neticelere yol açmaya başladı. Örneğin, mailinize gelen “havale dekontu” içerikli sahte bir postada bulunan “solucan” ile internette gönüllü olarak verdiğiniz verilerin birleşmesi ile kredi kartı soygunlarından tutun da çok daha büyük risklere kadar birçok can sıkıcı durumla karşılaşmamız olası. Bu gibi durumlar için alabileceğimiz önlemler sınırlı fakat etkili olabilir.

Biraz da bu önlemlere değinmek gerekirse… Öncelikle unutmayın ki internette kullandığınız parolalar ile işe başlamalısınız. “123456” ya da “qwerty” ya da “asdfghjkl” ile oluşan parolalar ile doğum tarihiniz, tuttuğunuz takımın ismi gibi parolaları hayatınızdan çıkarın. Bundan birkaç yıl evvel YÖK’ün hacklendiğini ve YÖK Başkanı’nın çıkıp “Evet, parolalarımızdan bazılarının 123456 olmasından ötürü bu saldırıya maruz kaldık.” minvalinde bir açıklama yaptığını unutmayın. Bir de kurumunuzda çalışan bilgi işlemcilerin yasakladığı siteler ve ya da oluşturduğu şifre politikalarına “Ben şifremi değiştiriyorum illa bir büyük/küçük harf, bir sayı istiyor, bunu aklımda nasıl tutacağım kardeşim?” savunmalarını bırakın. İnanın bu politikalar interneti sizin için daha güvenli hale getiriyor.

Bilmemiz gereken, dünya üzerinde yaşanan savaşların eviriliyor olduğu gerçeği. Siber ortamda kazanılan alanlar bir mahalleyi ele geçirmekten daha kıymetli olabiliyor. Örneğin, çalıştığım üniversitede bir kullanıcının açık vermesi üniversitemizin Rus, Alman, Amerikan vb. gibi hackerların burayı fethetmesi ve tüm bilgilerimizi edinerek belki de ifşa ederek bizi işlevsel olmaktan çıkartabileceği bir duruma kadar uzanabilir. Bu durumu kendi kurumunuz için de düşünebilirsiniz. Kurumlar bazında durumlar böyle iken inanın bireyler bazında da durum bundan çok da farklı değil. Bireysel olarak korunmanın ilk adımının şifrelerinizi kompleks hale getirmekten geçtiğini söylemiştik. İkinci adım olarak da firmaların size sunduğu “Check-in yap, %5 indirimi kap!” gibi kampanyalardan sakınmak ya da gittiğimiz yerleri zaten eşe dosta bildirirken hırsızlara da evde olmadığımıza dair bilgiyi de sunduğumuzu bilmemiz gerekiyor. Bu hatırlatmaları şahit olduğum kötü vakıalarla genişletip sizleri daha fazla tedirgin etmek istemiyorum. Bir de size bahsini ettiğimiz teknolojilerin nereye kadar ilerlediğini bir hikâye ile anlatmaya çalışacağım. Fakat siz bunu okurken bir yandan da bu hikâyede anlatılan teknolojilerin hangi verileri, nasıl edindiğini düşünmenizi isterim.

 

***

 

Ali, arkadaşları ile yaptığı çay sohbetinden eve dönmüş, eline aldığı kitabın ilk sayfasını bile okuyamadan uykuya dalmıştı. Sabah 06.30’da alarmı çaldı. Telefonunda kurulu olan servis uygulaması ile okul servisinin o anki konumuna ve onu alacağı servis noktasına olan uzaklığına baktı. Henüz servisin gelmesine 25 dakika vardı. Evden servis noktası da yaklaşık beş dakika sürüyordu. “15 dakikalık mesafe kalınca beni uyar.” diyerek gözlerini tekrar yumdu. Sanki 1 dakika bile geçmeden alarm tekrar çaldı. Yatağından hızla fırladı. Telefon, dışarıda hava sıcaklığının 2 dereceye düştüğünü ve akşamüzeri yağmur yağma olasılığının %40 olduğunu bildirdi. Elini yüzünü yıkadı ve üzerini giyinip hemen servis noktasına doğru hareket etti. Bir iki dakika sonra servis gelmişti. Servise binip yerine oturmaya hazırlanırken bir bildirim daha aldı. Bildirimde bugün gireceği derslerin bir listesi yer alıyordu. Ekranında önceki derslere ait notlardan kısa-orta-uzun bir bölümü okuyup okumak istediğini soran bir bildirim duruyordu. Kulaklığını taktı, yerine oturdu. Bildirime “Sesli olarak oku!” diyerek başını cama yasladı. Servis okula yaklaştığında ders notları sonlandı ve “Servisten ineceğiniz noktaya 5 dakika var, devam etmek istiyor musunuz?” sorusunu dinledi ve cep telefonu ekranında “Hayır”ı işaretledi. Okul girişine ilerlerken turnikeler üzerinde bulunan ekranda “Hoş geldin Ali!” yazıyordu. Sınıfların olduğu binaya yöneldi. Bina girişinde tekrar bir notification cebine ulaştı. Dün fotokopiye verdiği kitap özetlerinin hazırolduğunu ve bunu şimdi alabileceğini bildiriyordu. “Daha sonra hatırlat.” diyerek dersinin olduğu sınıfa doğru yöneldi. Asansöre bindiğinde dersliğin değiştiğini ve yeni derslik için kampus içi rota oluşturulabileceğini bildiren bir mesaj daha aldı. Fakat dersliği biliyordu ve bu mesaja da “Hayır” cevabını vererek derse yöneldi.

 

Dersteyken aklına kardeşine söz verdiği oyun konsolunda oynanabilecek futbol oyununu almak geldi. Telefonundan internete girerek bu oyunun adını yazdı. Fiyat olarak en uygun satış mağazalarına göz atarken dersin hocası “Evet, Ali sen bu konuda neler söyleyebilirsin?” sorusu ile irkildi. Telefonu hemen cebine koyarak “Hocam açıkçası konuyu tam anlayamadım fakat akşam bu dersin tekrarını izledikten sonra yarın size bir cevap verebilirim.” diyebildi. Sınıf arkadaşları Ali’nin durumu toparlamasını gülüşmelerle takdir etmişlerdi. Hoca bir şey demeden derse devam etti.

Akşam olduğunda Ali ve arkadaşları yeni çıkan bilim-kurgu filmine gitmeye karar verdiler. Filmin gösterimde olduğu alışveriş merkezinden içeri giriyorlardı ki bir bildirim daha geldi: “Oyun konsolu için almayı düşündüğünüz futbol oyunu size özel %10 indirimli olarak mağazamızda sizi bekliyor.” Kafasını kaldırdığında mağazayı karşısında gördü. Filmin başlamasına daha 30 dakika olduğunu düşünerek arkadaşlarından ayrıldı. Ali ile birlikte İbrahim de mağazaya girdi. Girişte, yeni çıkan cep telefonlarına bakarken Ali, bir bildirim daha aldı: “Futbol oyunu televizyon reyonun arkasında yer almaktadır.” İbrahim teşhirde olan telefonları kurcalarken Ali oyunu alıp gelmişti bile. İbrahim ile birlikte sinemanın yer aldığı 3. kata çıktılar. Parasını önceden ödedikleri biletleri sinema önünde bulunan kiosk cihazlarından aldılar. Salona doğru yürürken Ali bir bildirim daha aldı: “Tatan bilgisayardan yaptığınız alışveriş ile birlikte şeftalili soğuk çayınız ve patlamış mısırınızı ücretsiz alabilirsiniz.” İlgili mesajda yer alan kod ile birlikte ücretsiz olarak soğuk çayını ve patlamış mısırını aldı. Aklında “Sevdiği bilindiği için mi kendisine şeftalili soğuk çay hediye edilmişti yoksa bu bir tesadüf müydü?” sorusu vardı. Bugün aldığı tüm bildirimlerin nasıl olduğu düşünceleri ile birlikte “Robotların istilası” filminin gösterileceği salona girdi…

***

Şimdi bunlar size hayal ürünü olarak geliyorsa eğer öncelikle şunu söylemeliyim ki bunların hepsi bir arada olmasa bile parçalı olarak hâlihazırda hem de ülkemizde kullanımda olan teknolojiler. “Peki, tüm bunlar nasıl oluyor?” diyorsanız bir sonraki yazımda da bundan bahsetmeye çalışacağım. Fakat söz vermiyorum, belki de farklı bir konuyu ele almış oluruz.

Şükür Muhacir

tefsir dersi 2020

Yazanlarımız