• TÜRKİYE'NİN KARŞI KARŞIYA KALDIĞI MESELELER

      Türkiye, Birinci Cihan Harbi’nden bu yana bu kadar problemi aynı anda yaşamamıştır. Bir asırdır karşı karşıya kaldığımız her bir problemin birkaç katı kadar problemlerle yüz yüzedir ülkemiz. Bu durum; Türkiye’nin yanlışları yüzünden mi olmuş,...

DUYURULAR

KUR’AN’I KERİM’İ SAHABELER GİBİ ANLAMAK

Neden Kur’an-ı Kerim’i elimize aldığımızda, onu okuyup ne anlıyorsak, o anladığımızı Kur’an’ın anlamı olarak kabul etmiyoruz da, anlamaya çalıştığımız ayeti, Rasulullah efendimizin irşadına ve sahabe efendilerimizin anlayışına uygun biçimde anlamaya/anlamlandırmaya gayret gösteriyoruz? Ya da böyle bir gayretin gösterilmesi gerektiğini kabul ediyoruz? Bu sorulara usûl ilimlerimiz içerisinde etraflı cevaplar vermek mümkün.

Âlimlerimiz (Allah kendilerine rahmet etsin) buna benzer sorulara gerekli cevapları vermişlerdir de. Bunlarla birlikte ‘dil’ üzerinden de bir cevabın verilebilmesini mümkün görüyorum.

Dil’de yetkin kimseler, dil’in toplumsal bir uzlaşmaya, ya da alışkanlıklara dayandığını ifade ederler. Burada ‘alışkanlık’, maşerî bir kalabalığın herhangi bir lafzı, belli bir anlam üzere kullanması konusundaki alışkanlığı belirtir. Söz gelimi “el” ibaresi, “her hangi bir şeyi tutarken araç olarak kullandığımız, kolumuzun aşağı doğru sonunda bulunan organ” anlamını taşır. Türkçe dilini konuşan insanlar, “el” kelimesini açıklamaya çalıştığımız bu anlam üzere kullanmayı alışkanlık haline getirmişlerdir. Öte yandan aynı ibareyi Arapça konuşan insanlar, kelimelerin başlarına getirilen ve o kelimenin karşıladığı şeye belirlilik kazandıran bir takı olarak kullanmaya alışmışlardır. Bunun gibi her kelimenin taşıdığı anlam, o kelimenin kullanıldığı dildeki alışkanlığın ürünüdür.

Kelimelerin taşıdıkları anlamlar ile birlikte, bu anlamın anlaşılması kadar, algılanması da alışkanlığa bağlıdır. Yalnız aralarında bir fark vardır; o da “anlamın” -yukarıda da belirttiğimiz gibi- maşerî kalabalığın alışkanlığına bağlı olmasına karşın, algılamanın daha ziyade kişinin alışkanlıklarına bağlı olmasıdır. Ailesi, yetişme tarzı, yaşadığı hadiseler ve değer yargıları algıyı etkileyen unsurlardır. Mesela denizin derinliklerine dalan bir dalgıç için “deniz” kelimesi hayat ve yaşam demekken, sevdiği kişi denizde boğulmuş birisi için “deniz” ölüm demek olabilir. Kişinin kelimeleri algılayışındaki alışkanlıklar kaçınılmaz olarak onun hayattaki tavır ve eylemleri üzerinde de etki unsurudur. Denize “hayat” olarak bakan biri ile “ölüm” olarak bakan birisinin deniz ile ilişkisi elbette birbirinden farklı olacaktır. Kelimelerin anlaşılması iletişime götürürken, algılanması yaşamın bizatihi kendisine götürür.

Buradan bir adım daha atarak benzer şeyleri yaşayan ve hissedenlerin, kelimeleri birbirine yakın, hatta bazen birbirleri ile aynı algıladıklarını söyleyebiliriz. Yukarıdaki örneği sürdürerek devam edelim; dalgıçların denize bakışı ile yakınlarını denizde kaybetmişlerin denize bakışları birbirine benzerlik gösterir. Aynı durum, ortak inancı paylaşan ve ortak değer etrafında kümelenen insanlar için de söz konusudur. Onlar da inançlarının kendilerine kazandırdığı benzer heyecanları duyarlar, inançlarına ait kelimeleri birbiri ile benzer biçimde algılarlar. Bütün bir yaşamı, yaşama ait kelimeleri ve kavramları, birbirine yakın biçimde anlar ve anlamlandırırlar. Başka bir yönden bakarsak, bu ikisinin birbirini beslediğini de görürüz. Ortak heyecanlar duymaları, kelimeleri aynı algılamalarına sebep olur; aynı algı ortak his ve duygulara götürür.

Şimdi başta sorduğumuz soruya geri dönelim. Neden kitabımız Kur’an’ı sahabe efendilerimiz gibi anlamaya/algılamaya/anlamlandırmaya çalışıyoruz? Çünkü Kur’an o nesli örnek nesil olarak takdim ediyor bizlere. Onların sözleri, davranışları, bu dini hayata hâkim kılma biçimleri bizlere ölçü olarak sunuluyor. Biz de kitabımızı onların anladığı/algıladığı gibi anlamak istiyoruz; Onların Kur’an karşısındaki hisleriyle hemhâl olmak için… Hayatı, kâinatı, ölümü ve sonrasını onların kavradığı gibi kavrayabilmek için… Onların Kur’an’ı hayatın mayası kılmalarındaki anlayış ve algılayışın reflekslerindeki her bir ayrıntıya nüfûz etmesi gibi bizim hamurumuzu da yoğurması, hallerimize sirayet etmesi için. Onların vahdet içinde, tek bir yöne çarpan kalpleri gibi, kalplerimizin birlikte çarpması için... Kitabımızın kelimelerini, emir ve nehy’lerini anlayıp algılarken, birlikte aynı heyecanları duymak, düşmanımızı hep birlikte tanımak, dostumuzla hep birlikte olmak için… Hâsılı tek bir ümmet olmak için… Her birimizin ayrı bir yol tuttuğu, kimimizin düşmanlarımızla birlik olup kimimizin kuyusunu kazabildiği bir zamanda, Onların bu kitabı anlayışına ve algılayışına çok ama çok ihtiyacımız var.

medeniyet bulten logo

ömer hoca ile röportajlar

tefsir 2017 2018 1

Yazanlarımız