I Toplumsal ve küresel kargaşa, kaos, savaş, sömürü, adaletsizlik, ekonomik ve sosyal dengesizlikler, baskılar, zulümler... Dünyamızı sarmış durumda. Bunların müsebbipleri ve mağdurları, bozguncu başı Trump ve onun yavrusu Netanyahu başta olmak...
Bismillahirrahmanirrahim.
Değerli Müslümanlar, lütfedip davetimize icabet ettiğiniz için evvela hepinize kendim adına, müessesimiz adına, kardeşlerimiz adına teşekkür ediyorum.
İslam ümmeti olarak pek iç açıcı olmayan bir vaziyetteyiz. Ancak Cenab-ı Allah’ın kudretinin, halıkıyetinin, hikmetlerinin, işleri mutlak olarak evirip çevirenin, tedbir edenin kendisi olması hasebiyle bizi üzen, rahatsız eden bu hadiselerin yakın gelecekte pek büyük hayırlara gebe olacağını ümit ediyoruz. O, gerçekten ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkartandır.
Şu anda dünya ve beşeriyet sekerat-ı mevt halindedir, can çekişmektedir. Bu can çekişen medeniyet, can çekişen ideolojiler, can çekişen düşünceler, can çekişen mesajlar, can çekişen maddi ve manevi miras ve birikim kesinlikle bize ait olan, bizim ortaya çıkardığımız değer, ideoloji, inanç veya düşünce değildir. Can çekişen bu uygarlık, putperest Yunan-Grek kültürü ile istilacı ve işgalci Roma kültürünün temellerine dayanmaktadır.
Bugün Batı insanının ve Batı uygarlığının beşeriyete değer, şeref, haysiyet, insanlık namına verecek ciddi hiçbir şeyi kalmamıştır. Batı uygarlığının bu çöküşü biz Müslümanları sevindirmek yerine sorumluluklarımızı hatırlatan bir hadisedir.
İnsanlık, tıpkı 14 asır önce olduğu gibi Rasulullah’ın Kur’an kokan o yüce nefesine, ulvi vefasına bugün de aynı şekilde muhtaçtır. O halde tıpkı bir Rasul sorumluluğunda, tıpkı bir sahabi sorumluluğunda, tıpkı bir tabiin sorumluluğunda insanlığa karşı olan vazifelerimizin farkına varmalı ve bu vazifeleri kuşanmanın yollarını aramalıyız. Ümmet-i Muhammed’in şu sıkıntılı haline bir deva sunmayacak ufak tefek hesaplarla ve gündemlerle ne olur vaktimizi işgal etmeyelim. İnsanlığın yakalamak zorunda olduğu bu fırsatı biz ona takdim edelim. Bu güzel fırsatı takdim etme şerefi bize ait olsun. Bu bir temenni değil aynı zamanda bir sorumluluktur. Biz bu sorumluluğun farkında olmak zorundayız. Onun için Mehmet Akif’in dediği gibi “Mesaimize son süratimizi vermek zorundayız.”
Bir mümin, boş ve verimsiz geçen zamanlarından, ümmete az veya çok hizmet sunmadığı zamanlarından dolayı kendini iyice sorgulamalıdır. Milyarı aşan bir ümmetin her bir ferdinin günde sadece beş dakikayı boşa harcadığını hesap edersek, karşımıza devasa bir zaman israfı çıkar. Değerli kardeşlerim, beş dakikayı bile boşa harcama lüksüne sahip olmayan bir sorumlulukla karşı karşıyayız.
Değerli kardeşlerim, hiçbir kimse bulunduğu yeri, makamı önemsiz görmesin. Herkes bulunduğu yeri en donanımlı ve en mükemmel şekliyle sonuna kadar doldurmaya ve tamamlamaya çalışsın. Üzerine düşen görev ne kadar çalışmasını, ne kadar ter dökmesini gerektiriyorsa o kadar çalışsın ve ter döksün.
Yalnızca zaman öldürmek maksatlı icat edilmiş yığın yığın uğraşı alanları ve gündemlerin var olduğunu görüyorsunuz. Her Müslüman ilgileneceği veya ilgilenmeyeceği gündemleri çok basiretli ve sağlıklı bir şekilde tespit etmelidir. Çalışmadan, gayret göstermeden, üretmeden, gerekli alın terini dökmeden geçireceğimiz her bir zaman sadece kendimiz için kayıp değildir. Bu durum, aynı zamanda koskoca bir ümmetin de sorumluluğunu üzerimize getirmiş ve yıkmış olur, bunu hiçbir zaman unutmayalım.
Kardeşlerim, Rabbinden kaçan bu insanlığı tekrar Rabbinin yoluna geri döndürmek ve insanlığı yeniden ayağa kaldırmak bizlerin sorumluluğudur. Devir, sorumluluklarımızın farkına varmak ve sorumluluklarımızı kardeşçe birlikte topyekün kuşanmak devridir. İnanın, bu ümmet sırat-ı müstakim üzere bir araya geldiği takdirde ne Suriye bugünkü Suriye olur, ne Irak bugünkü Irak olur, ne Filistin bugünkü Filistin olur.
Ebu Eyyüb el Ensari, İstanbul surlarının dibinde şehit olmaya yakınken, götürülebildiği en ileri noktaya kadar götürülmeyi ve orada defnedilmeyi vasiyet ediyor. Ve vasiyetinde olduğu gibi en ileri noktaya götürülüyor ve defnediliyor. Bu arada Konstantinin emiri Müslümanlara seslenerek şunları söylüyor: “Siz bu vefat edenin peygamberinizin değerli bir arkadaşı olduğunu söylüyorsunuz, nasıl olur da onu bırakıp gideceksiniz. Bizim ona bir saygısızlık, bir kötülük edeceğimizden korkmuyor musunuz?” Müslümanların cevabı şudur: “En ufak bir saygısızlığın yapıldığını duyalım, Şam bölgesinde yani Suriye’de tek bir çan dahi ertesi günü çalmayacak.” Değerli kardeşlerim, ümmet kendisine geldiği zaman sözünün bir kıymeti olur. Cenazesinin dahi bir kıymeti olur.
Şerefimize, geçmişimize ve geleceğimize gerçek manada sahip çıktığımız takdirde, sadece İslam ümmetine değil materyalizmin zalim pençeleri altında hiçbir gaye ve amacı kalmamış hedonist insanlığa da verecek çok şeylerimiz olacaktır. Beşeriyetin arayıp da bulamadığı her türlü saadetin anahtarı biz Müslümanların elindedir.
O halde değerli kardeşlerim Ramazanın bize kazandırdığı büyük ruh yüceliği ile hareket edelim, din için ümmet için bir şeyler yapma azim ve gayretinde olalım. Gelecek Ramazan bizi bu seneki Ramazan’a başladığımız noktada bulmasın. Gelecek Ramazan bizi en azından şu son günde bıraktığı yerde bulsun ve her bir Ramazan birkaç adım daha ilerlemiş olalım. Bulunduğumuz halimizi her açıdan ıslah etmiş olarak Rabbimizin huzuruna öyle gitmenin yollarını arayalım.
Cenab-ı Allah, bizlere Ramazan’da yükselen himmet ve gayretlerimizin bütün sene boyunca devam ettirmeyi nasip buyursun. Cenab-ı Allah’ın rahmet ve bereketi hepinizin üzerinize olsun.
M. Beşir Eryarsoy
25 Haziran 2016