• TÜRKİYE'NİN KARŞI KARŞIYA KALDIĞI MESELELER

      Türkiye, Birinci Cihan Harbi’nden bu yana bu kadar problemi aynı anda yaşamamıştır. Bir asırdır karşı karşıya kaldığımız her bir problemin birkaç katı kadar problemlerle yüz yüzedir ülkemiz. Bu durum; Türkiye’nin yanlışları yüzünden mi olmuş,...

DUYURULAR

İSLAM'IN AZİZ ŞEHİDİ SEYYİD KUTUB

Seyyid Kutub’un şehadetinin 30. yılı dolayısıyla içerisinde bulunduğumuz camia ile birlikte iki günlük bir sempozyum düzenlemiştik. 10 yıl sonra bu sempozyumu değerli ilim adamlarımızın da katkısıyla bir daha tekrarlama fırsatımız oldu. Bu şekildeki anmalar ile Müslümanlar hem Seyyid Kutub’a karşı vefa borcunu yerine getirmekte hem de onun düşüncelerinin yeniden gündeme taşıyarak yayılmasına vesile olmaktadır.

Seyyid Kutub’u anlamaya önem vermemiz gerekiyor. Çünkü Seyyid Kutub çağımızı yakından tanıyan biridir. Çağımızın temel vasıflarını, dinamiklerini ve bu dinamiklerin ne gibi dışarıya yansımalarda bulanacağını tespit etmiş müstesna bir mütefekkir ve önemli bir gözlemcidir. Merhum Kutub, Sosyal Adalet kitabının sonlarında şöyle bir ifade kullanıyor: “Bu satırların yazarı ömrünün 25 yılını Batıyı okuyup tanımakla geçirmiş bir insandır. Bundan dolayı da hiç pişman değildir. Böylelikle Batı’yı tanıyarak Batı’nın kendisine ve bizim toplumumuzda sebep olduğu her türlü hastalıklara İslam’ın nasıl bir çare bulduğunu daha sağlıklı ve daha şuurlu bir şekilde sunma imkanını elde ettim.” Yani Seyyid Kutub okuduğu Batı kültürü içerisinde erimiş, kaybolmuş bir insan değildir. 

Seyyid Kutub’un sosyalistlik bir döneminin olduğu iddialarını şüphe ve tereddütle karşılıyorum. Kardeşi Muhammed Kutub’la 80’lı yıllardaki bir sohbetimizde “Şehid için sosyalist bir döneminin olduğundan bahsediliyor. Sizin bu konudaki kanaatiniz nedir?” diye sordum. Dedi ki “Benim abim hiçbir zaman kapitalist olup kapitalizmi savunmadığı gibi sosyalizmi de komünizmi de asla savunmuş değildir.” Gerek Muhammed Kutub’un ifadeleri gerek Seyyid Kutub’un eserleri onun hakkındaki bu kanaatleri kabullenmemize imkan vermiyor. Şahsen ben Seyyid Kutub’un sosyalizmi ya da herhangi bir Batı rejimini savunan değil en ufak çapta dahi prim veren bir yazısını veya makalesini okumuş değilim. Belki de vardır bilemiyorum, benim bilmemem yokluğu manasına gelmez ancak bu durum benim daha ihtiyatlı olmamı gerekli kılıyor.

Seyyid Kutub yaşadığı çağı anlamakla birlikte etkisinde kalmayan bir insandır. Batıyı bilmekle birlikte ondan etkilenmemiştir.

Seyyid Kutub, Batı’nın bizzat kendisinin ve Batılılaşmış toplumların içinde bulundukları sıkıntıları ve zorluklara çözüm üretmek açısından Kur’an ve sünnetten sağlıklı bir şekilde hareket etmenin teminatıdır. Mutezileyi Mutezile yapan ithal edilen veya tercüme edilen Klasik Yunan kültürünün etkisi altında kalmış olması ve bunların İslam’a uyarlanmasıdır. Günümüzde birçok Batı etkisinde kalmış ve İslam adına bir şeyler söyleyen aydınlar, mütefekkirler ve alimler bulabiliyoruz. Ama Seyyid Kutub Batı’yı bilmekle birlikte Batı’dan asgari ölçüde etkilenmiş demiyorum hiçbir şekilde etkilenmemiş olduğunu çok rahatlıkla söyleyebilirim ve bunu söylerken hiçbir tereddütte göstermiyorum.

Seyyid Kutub’un, Batı’nın sebep olduğu problemlere başka bir yerden etkilenmeden katıksız bir şekilde Kur’an ve sünnetten çözüm sunması oldukça müstesna bir değerdir. Bu özelliğini ifade yerindeyse ben aşılmaz demiyorum ama onu aşan birileri gelinceye kadar sürekli bu yönüyle gündemde tutmamız gerektiğine inanıyorum. Aynı şeyi Malik Bin Nebi ve Ali Şeriati için söyleyemiyorum. Fakat Mevdudi için, Seyyid Kutub’un bir manada öğrencisi olan kardeşi Muhammed Kutub için Batı etkisi altında kalmış bir çözüm sunma yaklaşımını görmediğimi ifade etmek isterim.

Seyyid Kutub'u anlamak için birkaç noktanın öne çıktığını düşünüyorum. Seyyid Kutub’u anlayacak düzeyde bir ilmi ve kültürel alt yapı olmadan Seyyid Kutub’un söylediklerini hakkıyla anlamak mümkün değildir. Bu herkes için geçerlidir ama Seyyid Kutub için daha önemlidir. Çünkü Seyyid Kutub ortalamanın altında yada ortalama bir düzeyde ilmi ve kültürel birikime sahip bir insan değildir. Oldukça ileri seviyede ilmi ve kültürel birikime sahiptir. Seyyid Kutub’u bütün eserleri ve çalışmalarıyla, bilhassa kendisinin cahiliye dönemi diye nitelendirdiği dönemindeki eserleri ile cahilliye dönemi sonrası yazdığı eserleri çerçevesinde, değerlendirmek durumundayız. Bir bölümünü benim tercüme ettiğim fakat tercümesinin de son derece zor ve insanı acze düşüren bir düzeyde olduğunu gördüğüm, “Yoldaki İşaretler”den çok daha önemli ve anlaşılması gerektiğini düşündüğüm “İslam Düşüncesi” eserinin önemini vurgulamak isterim. Sadece bu eseri anlamak için bile bir kişi Arapça öğrense buna değerdir. Bu kitap yüz yüze okunarak ve şerh edilerek anlatılabilir, tercüme bu konuda yetersiz kalmaktadır. Seyyid Kutub’un bütün geçmişini hatta değerlerini şemsiye kabilinden toplayan bu eseri ele alıp okumamız Seyyid Kutub’u daha doğru anlamamıza imkan verir. 

Fizilal-i Kuran’a gelen bazı ilmi ve fıkhi eleştiriler karşısında Seyyid Kutub eserini yeniden yazmak veya düzeltmek ihtiyacı hissetmiştir ve bunu Yusuf suresine kadar gerçekleştirmiştir. Biz Yusuf suresinden sonrasını da okursak muhtemelen Seyyid Kutub merhumun buralara gelseydi şu noktaları şöyle yazardı diyebileceğimiz bir yaklaşıma dikkatli bir okuma neticesinde ulaşabiliriz. 

Seyyid Kutub’u doğru anlamak ve eserlerini doğru nitelendirmek gerekiyor. 80’li yıllarda birileri Seyyid Kutub’un tefsiri için sosyal tefsirdir dedi. Bu çok dar bir niteleme. Eğer Seyiid Kutub’un tefsirini sosyal tefsir veya bir alana hasretmek icab ediyorsa Seyyid Kutub’un tefsirini tevhidi tefsir olarak nitelememiz gerekir. Seyyid Kutub sosyolojiyi bilen bir insandı ancak sosyolojiyi bilmek ayrı bir şeydir sosyolog olmak başka bir şeydir. Metod olarak böyle bir şeyi benimsediğinden asla söz edilemez. Çünkü Seyyid Kutub her şeyi Kur’an ve Sünnet ışığında ele almaya ve değerlendirmeye çalışan biriydi.

Seyyid Kutub baştan beri mütedeyyin bir ailenin çocuğudur, Kur’an hafızıdır, ifade yerindeyse zirve bir edebiyatçıdır. Nobel ödüllü Necip Mahfuz, Taha Hüseyin ve benzerleri ile hiç kıyas edilemez. Seyyid Kutub’un yazdığı nesir onların yazdıklarından daha güçlüdür ve muhteşemdir. Bunları söylerken hiç abartmıyorum. İyi kötü Arapçayı ve Arap edebiyatını bilen biri olarak bütün bunları söylüyorum. Seyyid Kutub eğer Müslüman olmasaydı yalnız Arap dünyası değil bütün dünya onu yere göğe sığdıramayacaktı. O kadar müstesna ve yüksek bir üsluba sahip biridir Seyyid Kutub. Kelimenin ve cümlenin hakkını vererek, lüzumsuz kelime kullanmayarak, en zor ve çetrefilli konuları en mükemmel, en doğru ve en yalın bir şekilde sağa sola çekilmeye imkan vermeyecek bir üslupla yazmıştır eserlerini. 

Seyyid Kutub aynı zamanda çağını okuyan bir insandır. Mesela Fizilal’de komünizmin en güçlü olduğu bir dönemde şunları yazmıştır: “Ben inanıyorum ki tarih boyunca görülmemiş bir sapkınlığın davasını ileri sürerek Tanrının inkarı üzerine kurulmuş Sovyet rejimi şu asır nihayete ermeden çökecektir.” Bu bir kehanet değildir. Bu içinde bulunduğu dünyayı ve şartları okuyabilmektir. Bilemiyorum ona çağdaş kaç Müslüman yazar bu kadar erken dönemde, 20-25 yıl öncesi bir dönemde, en güçlü dönemlerini yaşayan Sovyetler Birliği’nin yirminci asır bitmeden çatır çatır çökeceğini söylemiştir? 

Ehl-i sünneti tekeline almak isteyen birileri Seyyid Kutub’un ehli sünnet olmadığını iddia ediyor. Ehli sünnet olmanın kriteri nedir? Tasavvufa karşı olmak kişiyi ehl-i sünnet dışı mı yapar? Evet, Seyyid Kutub her türlü bid’ate, dalalete karşı olduğu gibi bid’at, dalalet ve hurafe içeren tasavvufa da karşıdır. Müslüman olup da bid’ate, dalalete ve hurafeye karşı değilim diyecek biri var mıdır? Birileri çıkıp Seyyid Kutup Ehl-i Sünnet değildir diyorsa kusura bakmasınlar kendileri ehli sünnet değildir. Bid’at ve hurafelerine karşı çıktığı için Seyyid Kutup eğer Ehl-i Sünnet olmaktan çıkıyorsa o kimselerin kendileri Ehl-i Sünnet değildir. Bid’at ve hurafenin bizim dinimizle ve akidemizle zerre kadar ilişkisi yoktur. Bir de selefiler içerisindeki aşırıcı bir kısım da Seyyid Kutub’un vahdet-i vücudcu olduğunu söylemiştir. Bunu İhlas suresindeki coşkulu tefsirinden hareketle söylemeye gayret ediyorlar. Seyyid Kutup hiçbir zaman vahdet-i vücudu olmamıştır olamazdı da. Çünkü kitaplarında yeri geldikçe halık ile mahlukun birbirinden farklı oluşunu, özellikle İslam düşüncesi kitabında, üzerinde etraflı bir şekilde dura dura belirtir. 

Seyyid Kutub’un cahiliye dönemim dediği eserleri arasında “İslam’da Sosyal Adalet”, “Cihan Sulhu ve İslam”, “İslam ve Kapitalizm Çatışması” yer alır. Seyyid Kutub’un “Edebi Tenkit Usulleri ve Yöntemleri” isimli kitabı belagatta Abdulkadir el Cürcani ile kıyas edilebilecek çapta bir kitaptır. Bu kitap edebi tenkit konusunda çok müstesna bir eserdir. Bir ara bunu tercüme etmeyi düşündüm, ancak edebiyatımın o kitabı tercüme etmeye yetmediğini görerek vazgeçtim. Bu ifadelerim Seyyid Kutub’u yüceltmek değildir. Seyyid Kutup ile alakalı ufak tefek bazı değerlendirmeler ortaya koyarak onu daha doğru anlamanın yollarını ortaya koymaya çalıştım. 

Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim…

* Bu konuşma 2015 yılında Mazlumder'in düzenlediği Seyyid Kutub panelinde gerçekleştirilmiştir.

medeniyet bulten logo

ömer hoca ile röportajlar

tefsir 2017 2018 1

Yazanlarımız