• TÜRKİYE'NİN KARŞI KARŞIYA KALDIĞI MESELELER

      Türkiye, Birinci Cihan Harbi’nden bu yana bu kadar problemi aynı anda yaşamamıştır. Bir asırdır karşı karşıya kaldığımız her bir problemin birkaç katı kadar problemlerle yüz yüzedir ülkemiz. Bu durum; Türkiye’nin yanlışları yüzünden mi olmuş,...

DUYURULAR

HAC VE KURBAN

Hac ve kurban... Ayrılmaz iki terim... Aynı zamanda Müslüman kişinin ve İslâm ümmetinin kişilik yapılarının vazgeçilmez iki temel taşı.

Hac kelime olarak, kast etmek, ziyaret etmek anlamında; kurban yaklaşmak, yakınlaşmak, birbirinden uzak olmayan (kısa) adımlarla yürümek anlamında.

Birer ibadet terimi olarak ne anlama geldikleri ise Müslüman'ım diyen herkes tarafından bilinir.

 

Hac, belli bir zamanda, şartları belli mükellef tarafından, belli yerlerin belli usuller dâhilinde ziyaret edilmesi, bu ibadetin belli amellerinin (nüsük) usulüne uygun olarak yerine getirilmesi,

Kurban ise, belli zamanda beli şartları taşıyan, nitelikleri belli bir hayvanın mükellef tarafından Allah'a ibadet niyetiyle kesilmesi, kanının akıtılması demektir.

Bu tanımları bir daha hatırlatmamızın amaçları arasında şu iki husus öncelikle dikkate değer görülmelidir:

1. İbadet keyfî değildir. Onun olmazsa olmaz belli şart ve nitelikleri vardır. Bu şart ve nitelikleri de ancak ibadeti emreden ve yalnız kendisi için yapılmasını isteyen (ihlâs) yüce Allah -ya da onun verdiği yetki ile Rasûlü (s.a.v.j- tesbit edebilir.

2. İbadetin yalnızca Allah için yapılması, kul açısından elde edilmesi istenen sağlıklı netice için vazgeçilmez bir şarttır.

O halde ibadet -ve dolayısıyla üzerinde sınırlı bir şekilde durmaya gayret edeceğimiz hac ve kurbar hem Müslüman ferdin, hem Müslüman ümmetin hedef ve gayeleri bakımından hayata (dünya ve âhireti kuşatan boyutlarıyla) bakışının- temel esprisini teşkil eden “ihlâs” denilen vasıf ile anlam ve değere kavuşur, maksadına ulaşma liyakatini kazanır.

“Hâlbuki onlar ancak dininde ihlâs sahipleri ve hanifler olarak Allah’a ibadet etmelerinden, namazı dosdoğru kılmalarından, zekât vermelerinden başkası ile emrolunmadılar. Dosdoğru din işte budur.” (Beyyine, 5)

O halde dinde bize emredilen iki temel husus bulunmaktadır:

1. Dinde ihlâs sahibi olmak, yani Allah için yapılması gereken bir ibadetin yalnızca O'nun için yapılması,1

2. Hanif olmak

Bu iki husus ile az önce dikkate değer olduklarını belirttiğimiz iki husus aynıdır. İbadetin keyfî olmadığını, onun ancak Şeriat koyucunun emrettiği gibi yerine getirilmesi gerektiği hanifliği, yalnızca Allah için yapılması gerek ve zorunluluğu da ihlâsı ifade eder.

Hac Neyi İfade Eder?

Hac, Müslüman için hayatın ne anlama geldiğini, ne için ve hangi çerçeve ve boyutlarla algılandığını beden diliyle ve konuşma diliyle o kadar güçlü bir şekilde ortaya koymaktadır ki, bunun ötesinde bir anlatım tasavvur etmeye imkân yoktur.

Hac ibadeti yerine getirilirken hac eden bireyler şahsında ümmet olarak beden diliyle şunlar anlatılır:2

İhram, dünya hayatının ve dünyevî değerlerin üstüne yükselişin, hayatta dünyevî değerlerin çok ötesinde Allah için ve uhrevî amaç ve gayeler uğruna yaşayışı benimsemenin ifadesidir.

Telbiye getirmek (“Lebbeyk allahümme…”),bizi ve kâinatı yaratan, kâinata ister istemez riayet emek zorunda olduğu belli ve sonsuz hikmet ve inceliklerle dolu bir nizam veren, buna karşılık insana bu nizama uyma tercihini vererek onu kâinatta imtiyazlı/ayrıcalıklı konuma yükselterek mükerrem kılan Allah'a, Müslüman'ın kendi iradesi, istek ve arzusuyla, bilerek, severek bağlılığını ve teslimiyetini arz etmektir.

Bu şekilde bir telbiye, özel olarak hac ibadetinin Allah'ın gönderdiği şeriat çerçevesinde ifa edilme gayesinin ve bunun gerçekleştirilmesi için yüce Rabbimizin kolaylaştırması talebinin hem dil ile hem beden ile ifadesidir. Genel olarak da hayatının tamamının bu suretle yaşanılarak anlamlandırmasını istemeyi ve bunun için dua edip cehd göstermeyi işaret etmektedir.

Yani böyle bir talep yalnız hac ibadeti ile sınırlı olmayıp hayatin tümü için geçeridir. Müslüman, yüce Rabbinden hayatının tümünde itilâsın hanifliğin vazgeçilmez esasları haline gelmesini yüce Allah'tan taleb eder.3

Tavaf, sa’y, vakfe ve diğer hac amelleri hayata dair bu anlayışın hem beden diliyle, hem söz diliyle tüm ayrıntılarını yansıtan amellerdir.

O halde hac ibadeti, Müslüman'ın dünya ve âhiret anlayışını/akidesini ortaya koyması, bu hayatin beşeriyet çapında ve özellikle ümmet ve fert bazında nasıl yüce hedef ve gayeler uğrunda yüceltilerek yaşanılması gerektiğinin ufuklarını en güzel bir şekilde resmedip göstermesi açısından oldukça anlamlıdır.

Kurban Neyi İfade Eder?

Kurbana gelince: bu hususla ilk olarak Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in: “iki kurbanlık atasının oğlu olduğunu” ifade eden hadisini hatırlayalım. Kurbanlık ilk atası İsmail (a.s.)'dir, ikinci atası ise babası Abdullah'tır.4 Her ikisinin kurban edilme kıssası, hemen hemen her Müslüman'ın iyi bildiği bir hadisedir.

Bu hadise bir taraftan Allah'ın kaderinin muhakkak yerini bulacak ilahi vakıa olduğunun ifadesidir, diğer taraftan Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in kurban olarak adanan biri uzak, diğeri en yakın iki atasının kurban edilmekten kurtarılmasının bereketli bir armağanı olduğunu ortaya koymaktadır.

O halde bu büyük iki hadise kurbanın, Allah için adanmışlığın, Allah için yaşamanın ve bu yolda fedakârlığın ne gibi mübarek sonuçlar ortaya koyacağının en açık bir göstergesidir.

Kurban edilmesi adanan iki şahsiyet, iki ata.. İkisi de kurban edilmekten kurtulabiliyor... Hikmetleri elbette ki çok... Ama en büyük hikmet “âlemlere rahmet” peygamberin, zamanı gelince beşeriyeti kurtaracak yegâne soluk İslâm şeriatı ile gelecek son rasûlün dünyayı şereflendirecek olmasıdır.

O rahmet, rahmetler getirerek geldi... Beşeriyete en nezih bir şekilde bu dünyada hayatı yükseltilebilecek en yüksek ufuklara kadar yükseltmek ve bunun ümmet için mümkün olduğunu göstermek için geldi... Bu rahmet şeriat, hayatı cennetin meltemleriyle rahata, huzura, sükûna, kısacası dünya ve âhirette bahtiyarlığa dönüştürmenin yol ve imkânını göstermek üzere geldi…(Acaba zulüm girdabında ve maddeciliğin bataklığında can çekişmekte olan bedbaht beşeriyet bunun anlamını ne kadar idrâk edebilir?)

Bize ve bütün insanlığa hayatın eğer bir anayasası olacaksa onun da şu âyetlerde dile getirilen muhtevada olması gerektiğini anlatmak, tebliğ etmek için ve bunun nasıl ve hangi şart ve yollarla gerçekleştirilebileceğini göstermek için geldi:

"De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetim,5 hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir. Onun hiçbir ortağı yoktur. Ben bununla emrolundum. Ve ben Müslümanların ilkiyim." (En'âm. 162-163)

O halde hac ve kurban, sayısız hikmet ve faydaları ile birlikte, Müslüman fert ve ümmet için her şeyden önce hayata bir bakış, bir hayat algısı, akide ile hayatın içiçeliğini gösteren en çarpıcı, son derece önemli ve anlamlı iki ameldir.

Bu günler, bu amellerin mesajının daha iyi kavranılıp yaşanması, içselleştirilmesi gereken bir zaman dilimidir.

Haydi bu güzel yolda İslâm'ın ve ibadetin engin ufuklarında adım adım ilerlemeye...

 


1. İhlas, kalbin amellerinden olup yalnız Allah için yapılan amel demektir. Hanif olmak ise diğer bütün dinlerden uzaklaşıp İslâm dinine yönelmek demektir. (Kurtubî, Beyyine, 8. ayetin tefsiri)

2. Aslında niyet ve ihrama girmekten başlayıp Veda tavafına kadar haccın bütün amel ve fiillerini tek tek ele almak ve bunların anlamları ve hikmetleri üzerinde durmak hac ibadetinin azametinin Müslüman tarafından daha güzel görülmesini sağlar. Fakat bu tarz yapılabilecek ve doğru olan bütün açıklamaların ötesinde her hac (ve umre) yapan kişinin yaşadığı özel bir anlam ve bir ibadet zevk ve şevki vardır ki, bu anlatıların ötesinde herkesin kendi dünyasında yaşadığı müstesna bir yüceliştir ve bu hal ancak yaşayanlar tarafından idrak edilebilir. Çoğunlukla da tam olarak anlatılamaz. Hatta bu güzel hal/ler/i bazen kişiler, zevk ve neşvesinden bir şeyler eksilir korkusuyla ve benzeri duygularla kolay kolay söz konusu etmekten dahi çekinirler.

3. İhlâs, ne kadar insanın iç dünyası ile alâkâlı kalbî bir amel ve hadise ise, haniflik de o kadar dışa yansıyan hallerin ifadesidir. Buna göre ihlâs ve haniflik Müslüman'ın batınen olduğu kadar, zahiren yanı dışa yansıyan hal ve hareketleriyle ve bilhassa ibadetleriyle İslam'ın tesbit ve tayin ettiği ölçülü ve sınırları belli bir hayat tarzının ifadesidir.

4. Bu anlamdaki hadisi Hâkim, Müstedrek adlıeserinde 4035, 4036, 4048'de; Ebu Nuaym, Ma'rifetu's-Sahabe, 5481'de -Şamile, Mekke sürümü- zikretmektedir. Hadis olarak sened bakımından pek kuvvetli olmadığı, hadis otoritelerince ifade edilmiş olmakla birlikte, gerek İsmail (as) kıssası ile ilgili olarak Kur'an-ı Kerim'de anlatılanlar, gerek siyerde Efendimiz (sav)'in babası Abdullah ile ilgili olarak anlatılanlar göz önünde bulundurulacak olursa, dile getirilen anlamın doğruluğu ortaya çıkar.

5. "İbadetim" diye meali verilen "nusukî" kelimesi hac ve umrede kesilen kurban, din ve ibadet ve genel olarak bütün iyi ameller, diye tefsir edilmiştir.

medeniyet bulten logo

ömer hoca ile röportajlar

tefsir 2017 2018 1

Yazanlarımız