I Toplumsal ve küresel kargaşa, kaos, savaş, sömürü, adaletsizlik, ekonomik ve sosyal dengesizlikler, baskılar, zulümler... Dünyamızı sarmış durumda. Bunların müsebbipleri ve mağdurları, bozguncu başı Trump ve onun yavrusu Netanyahu başta olmak...
VAZİFE
O gönlüme arştan inen bir sestir
Milletimin vicdanına makestir
Ben askerim, o üstümde kumandan
Baş eğerim her emrine sormadan.
Gözlerimi kaparım
Vazifemi yaparım.
Hikmetini sormam, ince elemem
Âmirimdir, ona karşı gelemem
Haklılığına eylemişim kanaat
Benden ona kayıtsız, şartsız itaat
Gözlerimi kaparım
Vazifemi yaparım.
....
(Ziya Gökalp)
Vazife (ar.); görev, ödev, ücret, maaş. Vazife-i mevdua; verilen görev. Vazife-i mukaddes; mukaddes görev (kutsal görev). Vazife-i mühimme; önemli görev. Vazife-i vataniyye; vatan görevi. Vazife-i zimmet; borç olarak görülen vazife. Vazifeşinas; görevine düşkün....
Şuur(ar.); bilinç. Şuur nüvesi; bilinç ocağı.
Şuur; his halinde olan bir şeyin, akla ve hafızaya henüz tam yer etmemiş açık ve anlaşılır bir halidir, dalgınlığın ve geciktirmenin zıddıdır. İdrak etmenin ilk basamağıdır.
İlim, nefsin yani kişinin manaya ulaşmasıdır, bunun ilk mertebesi de şuurdur.
Şuur, ilm-i ilahinin kemalini gösteren açık bir şahittir.
Şuur bir konuda bir çeşittir, bir anda iki şuur şekli olmaz.
Vicdan da bir nevi batınî şuurdur.
Şuur hali, bir şeyin aniden farkına varıştır.
Bir şeye nisbet, aidiyet şuurla başlar. Ruhun kabul ettiğinin dışa taşmasıdır.
Şuurla gelen müsbet şeyler, nefiste yer ede ede hafıza oluşur. İlim arttıkça şuur da ziyadeleşir.
Şuur hali ilim değildir.
Şuur aklın bütün cereyanına refakat eder. Akıl şuurun maverasından başlar.
Şuurun zevk ve hisle irtibatı vardır. Şuurdan mahrum bir zevk ve his sahtedir.
Sekir halinde gelen ışıklar, beliren ufuklar şuur değildir. Onlar parlar kaybolur.
İnsanın kendini tanıması şuurladır. (Geniş bilgi için bkz. Elmalı Tefsiri 1. Cilt. 223-227)
İyiyi kötüden, eğriyi doğrudan, hakkı batıldan ayırabilme melekesi, istidadı da denilebilir. Her alanın kendine göre şuuru vardır. Tarih şuuru, vatan şuuru, namaz şuuru, iman şuuru vb.
.......
Vazifede iki taraf var; vazife veren ve vazife alan, vazifeye muhatap olan. Onun için vazifenin icrasında bir emir komuta zinciri vardır. Bunu yok saymak imkânsızdır.
Vazifeye muhatap olan, bir üst makama karşı sorumludur. Vazifeyi ifa edip etmeme, verilen görevin açık olmasına da bağlıdır. Muğlak emirlerde kaytarmak veya vazifeyi saptırmak ihtimal dâhilindedir.
Mesuliyet ile vazife şuuru birbiriyle alakalıdır. Biz vazifelerimizi bir taksimata tabi tutar-sak, bir vazife hiyerarşisini kabul eder ona göre adım atabilirsek, daha doğru ve yerinde adımlar atabiliriz. Bunun daha iyi anlaşılması için bir vazife sıralamasının olması lazım.
Müslüman olarak vazifelerimizi ana hatlarıyla şöyle sıralamak mümkündür;
1-Allah'a karşı vazifelerimiz,
2-Kâinata karşı vazifelerimiz,
3-İnsanlara/insanlığa karşı vazifelerimiz (inanan - inanmayan ayrımı olmaksızın),
4-İnananlara (Müslümanlara) karşı vazifelerimiz, (ümmete karşı vazifelerimiz)
5-İçinde yaşadığımız topluma, sınırları içinde yaşadığımız toprak parçasına karşı vazifelerimiz,
6-Akrabalara (buna beraber olduğumuz cemaat, dernek, vakıf vb. kurumlar da dahildir) karşı vazifelerimiz,
7-Aile efradına kaşı vazifelerimiz,
8- Nefsimize, özümüze karşı vazifelerimiz.
Bu taksimatı çoğaltmak, çeşitlendirmek veya azaltmak mümkün. Nasıl taksim edersek edelim, neticede beniâdem olarak mesuliyetlerimiz var, yapmakla mükellef olduğumuz sorumluluklarımız var. Bunun farkına varmaklığımız istilzam etmemiz lazım. Farkına varmadan şuuruna ermeden vazife ifa edilemez, edilse de sureta edilir.
Sorumluluk aynı zamanda bir iletişim çeşidi, bir ilişki biçimidir. Bunun bir sıralaması bir hiyerarşisi, alt-üst ilişkisi, öncelik ve sonralık sıralaması olmalıdır ve vardır.
İster nefsimizden başlayıp kâinata, yüce Allah'a doğru sıralama yapalım, ister yüce Allah'tan başlayıp nefsimize, özümüze inelim. İster bunları hiç hesaba katmadan idame-i hayat edelim. Her hâlükârda mesuliyetlerimiz var ve bu mesuliyetlerimizi ifa etmekle mükellefiz, bunun farkına varmamız, ertelememiz lazım.
Vazife daha doğrusu ödev anlayışı; inanca, anlayış ve yaşayış biçimine dayanır. Bizim de Müslüman olarak, Allah'a ve ahiret gününe inanan olarak, öldükten sonra dirileceğine ve hesap vereceğine iman edenler olarak yukarıda sayılanlara karşı mesuliyetlerimiz vardır.
Bu mesuliyetlerin, ödevlerin hepsinin belirleyicisi yüce Allah'tır. Vazifelerin ifa edilişinde Allah'ın emir ve yasaklarına harfiyen uymak müminin ödevidir. Allah'ın rızasını istemek ise daha çok şuurla ilintilidir. Allah rızası merkeze konularak vazife ifa edilirse taşkınlıklar yapıl-maz, hadler aşılmaz, durması lazım gelen yerde durulur, yürümesi lazım gelen yerde yürünür. Allah uğruna feda-yıcan etmek, ilimden çok şuurla ilgilidir.
Her bir ferdin mesuliyet ve ilgi alanı olduğu gibi her yapılanmanın da mesuliyeti, görevi ve ilgi alanı olmalıdır. Aksi halde işler birbirine karışır neye nasıl davranacağımız muğlaklaşır. Fert olarak nasıl sorumluluğumuzun bir sıralaması var ise, her bir sosyal katmanın da bir önceki ve sonrakiyle irtibat biçimi ve sorumluluk alanı olmalıdır ve vardır. Bütün mevcudatın ve her sosyal kesimin Allah'a karşı sorumlulukları ve ödevleri vardır. Camid varlıklar ve zişuur olmayan varlıklar yaratılışları gereği Allah'a boyun eğerler, emrine itaat ederler, emrin dışına çıkma imkanına sahip değiller, çünkü seçme hürriyetleri yoktur.
Beniâdem olarak bizler farklıyız, irademiz var, küfür dahil seçme hürriyetimiz var, onun için sorumluluğumuzun alanını seçme bize aittir. Ve içinde bulunduğumuz sosyal alanda yapmamız ve terk etmemiz gerekenler var, bunları da seçme irademiz var.
Vazifelerimizi yerine getirirken, mesuliyetlerimizin hiyerarşisini iyi tayin ve tesbit etmemiz elzemdir. Sıralamaya iyi dikkat etmeliyiz. Alt birimi üste çıkarma veya üst birimi aşağı indirme denge bozukluğuna vesile olur.
Olayı fazla muğlaklaştırmadan şöyle değerlendirmek istiyorum;
İlk önce bütün insanların Allah'a karşı sorumlulukları vardır. Bunun ilk basamağı inan-maktır. İnanmayanlar konumuz dışındadır.
Allah'a inanmanın derecesi, emir ve yasaklarına uymakla ölçülür.
-Müslüman olarak bizim, kainata karşı vazifelerimiz vardır, onu fıtratı üzere muhafaza etmektir.
-İnsanlığa karşı vazifelerimiz vardır; her bir Müslüman insanlık camiasının bir ferdi, bir üyesidir. İnsanlar inansın veya inanmasın, bizim beniâdeme karşı vazifelerimiz vardır. Onların hak ve hukuklarını, izzetlerini, can ve mal güvenliklerini korumak ve onlar için bir güven ortamını sağlamakla vazifeliyiz.
Bu meyanda dünyadaki zulümlerin her türlüsünü ortadan kaldırmak Müslümanların öde-vidir. Mazlumların sığınağı olmak ehl-i imanın vasfı olmalıdır. Kur'an-ı kerim Müslümanlar için bir hidayet kaynağı, rehberi, cennete giden yolu göstericidir. İnanmayanlar için de insan fıtratına uygun yaşamayı sağlayan bir şemsiye, bir güven ortamıdır. Bu güven ortamını sağlamak da her müminin ödevidir.
-Hiyerarşik ödev ve sorumluluklarımızın birbirini beslemesi, birinin diğerine alan açması, bir uyum içinde cereyan etmesi gerekir. Eğer bu safhalardan herhangi birinde bir aksama, sıralama değişikliği, gereğinden fazla veya eksik- ifrat ve tefrit- öne çıkarsa, istenen uyum bozulur. Uyumun bozulması, her bir ferde, her bir ülkeye, topyekûn ümmete ve insanlığa zarar verir. Zarar vermekle kalmaz aralarına nifak ve şikak sokulmasına zemin hazırlar.
.......
Kâzım Sağlam