• TOPLUMSAL VE KÜRESEL KARGAŞA VE ÇÖZÜM YOLLARI

      I Toplumsal ve küresel kargaşa, kaos, savaş, sömürü, adaletsizlik, ekonomik ve sosyal dengesizlikler, baskılar, zulümler... Dünyamızı sarmış durumda. Bunların müsebbipleri ve mağdurları, bozguncu başı Trump ve onun yavrusu Netanyahu başta olmak...

DUYURULAR

ZAMANIN ALTINDA KALMAK

zamanin altinda kalmak

Zamanın ruhunu kavramak, elan yaşamakta olanları tek başına ele alıp ona göre yön çizmek değildir. Bunun için geçmiş zamanda benzerlerinin yaşandığını kabul ederek öncekilerin tecrübelerinden ders çıkarmak, yaşanmış benzer olaylardan ders çıkaranların yaptıklarından yararlanmak, şu an dünyada yaşamakta

olan diğer insanların düşüncelerine ve çözümlerine de itibar etmektir.

Zaman coğrafya ile de irtibatlıdır, yerden kopuk zaman anlayışı ve değerlendirilişi “evrensellik” değildir. Cihanşümul İslâm anlayışı, tüm dünyayı, yer ve gökte olanları ve bu olmakta olanların dayanaklarını ciddi ve gerçek bir şekilde görebilmek, nedenleri üzerinde düşünmek ve ondan sonra harekete geçmektir. Bu sayılanlar da bir zemin üzerinde olur, o da zamanı anlamaya etki eder.

Zamanı anlamak hareket etmekle mümkün olur, donup kalmak ve seyirci olmak zamanın akışına direnmek değildir. Hareketlilik bugün olandır, bugün hareket eden bugüne göre hareket ederse zamanı anlamış ve ona göre davranmış olur. Zaman da diğer yaratıklar gibi mahlûktur, bu mahlûk, bizim yaptıklarımıza göre renk alır. Zamanı kullanma; zamanın zeminle, hareketle iç içe ve ahenkli oluşu hayırlı neticeler doğurur. Hareketsiz kalmak zamanın dışına itilmektir.

Zaman elan olandır ve fakat bu elan oluş sürekli oluşunu devam ettirir ve gelecek zamana da yön verir. Şimdiki fiil ve düşüncelerin geleceğe etkisi; geçmişi bugüne ve bugünü de yarına bağlamakla kalıcı hâle gelir. Zamanın kopukluğunu dolayısıyla hareketin de kopukluğunu önler. İstikrar içinde bir süreklilik ve aynı anda esneklik kazandırır.

Zaman mahlûktur lakin insan ömrüne benzemez, onun varlığı hareketle ilintili olduğu için her yeni hareket zamana bir ömür katar, insanın hareketi bittiği an onun için zaman da bitmiş olur. Fikir ve eylem de durduğu an zamanı bitmiş olur, yani zaman dışına itilir. Zaman dışına itilmek devre dışı kalmak demektir. Bu da yok hükmündedir ve zamanın altında kalıştır.

Bir yere basarak zamanın içinde ve daima hareket hâlinde olabilir isek zamanın ruhunu anlamış ve onunla karabet kurmuş oluruz. Zamanla yakınlık kurmak; olmakta olanlarla, geçmişte olmuş olanlarla, gelecekte olacak olanlarla hem dem olmaktır. Bastığımız yeri, içinde yaşadığımız dünyayı ve anın icabatını birbirine bağlamak zamanın içinde olmayı muhkem kılar. Bunların dışına çıkmak, ister ileriye doğru hayaller kurarak olsun, ister geriye doğru yapılanlarla avunarak olsun, hareketsizlikle eş anlamlıdır ve ölüme kendini terk etmektir.

Zaman-Değişim

İnsanlık tarihinde kalıcı olanla geçici olanı ayırmada belirleyici olan zamandır. Zaman aşımına uğrayan düşünceler, fiiller, kurum ve kuruluşlar daima mevcuttur. Zamana direnen düşünce, kurum ve kuruluş da vardır. Zamanın geçmesiyle değer kazanan, değeri anlaşılan kişi, kurum, kuruluş ve düşünüş biçimleri de daima var olagelmiştir.

Zaman, mihenk taşıdır, kimseye acımaz, kimseyi kayırmaz, kimseye haksızlık etmez, kimsenin hakkını yemez, zalimlik yapmaz, tarafgirlik yapmaz. Zamanın uzamasıyla insanlığa katkı sağlayan kişi, kurum, kuruluş ve düşünce biçiminin ne denli gerçek ve sahici olduğu net olarak ortaya çıkar. Zaman; sahte olanla sahici olanı, geçici olanla kalıcı olanı birbirinden ayırır.

Zaman; kendine de acımaz, kendi içinde meydana gelen olay, düşünce, kurum ve kuruluşları, cerh ve tadile tabi tutar. Sonunda tüm insanlık için uygun bir çizgi oluşturur, bu çizgi, kalıcılığı ve sahiciliği temsil eder. Kendi içinde meydana geldi diye yanlışı tarihe olumlu olarak taşımaz. Yanlışı tarihe taşıması, nakısasını açığa çıkarmak ve gelecek zamanlarda aynı yanlışı işlememek üzeredir.

Zaman; güncel olanı, zamane olanı çok işgal eden yaygaracı kişi, kurum, kuruluş ve düşünüşleri kendi süzgecinden geçirir ve öylece arşive kaldırır. O arşiv insanlık tarihidir. İnsanlar gerektiğinde arşive başvururlar, onda insanlar kendi yanlış ve doğrularını bulurlar. Genelde sahici olanlar, doğru olanlar yaşayarak gelir.

Güngörmüşler, yaygara olanla tarihî olanı yaşayarak birbirinden ayırabilirler. Arşivciler bazen geçici ve sahte olanları kalıcı ve sahici olanların önüne geçirmek isterler, böyle teşebbüsleri her zaman olur. Fakat zaman buna müsaade etmez. Bu tür insanlar kendi sahteciliklerine tarihi şahit göstermek isterler, bunda geçici bazı başarılar elde edebilirler, fakat ilânihaye sahici ve kalıcı olanın önünü kesemezler. Gerçek ve kalıcı olan her zaman fırsatını bulur ve su yüzüne çıkar. Güncele saplanıp kalanlar bunu görmeyebilir fakat o daima vardır ve apaçıktır, ancak görebilen için...

Dolayısıyla geçmişi bugüne taşımak o kadar kolay değil, sahici olan ancak bugüne gelir, diğerine zaman sansür koyar, zamanın sansürünü yalancı kırıcılar kırabilir; o da insanlık yasağını çiğneyerek yapılır.

Geçmişten bugüne gelen sahici ve kalıcı çizgiye bakarak gelecekte neyin tarih olabilirini tayin ve tesbit edebiliriz.

Zaman, zeminle uyumlu çalışır, zeminden kopuk anlayış ve kavrayışlar, kurum ve kuruluşlar, zamanda yer alamazlar, silinip giderler, zemine saplanıp kalan anlayışlar da öyle.

Bir zemine basan, tüm zamanlara uyum sağlayan, düşünce, kurum zamanda yerini alır.

İnsanlık, Hz. Âdem’le başlayıp değişik şekil ve tarzlardan geçerek, çeşit çeşit denemelerden geçerek Hz. Muhammed’e kadar gelmiş ana çizgiyi izler. Peygamberler kervanı, sahici insanlık yolunu bize gösterir. Bu yürüyüş son nebi Hz. Muhammed’le kemale ermiştir. Şu demek; bundan sonra sapan insanlık için yeni bir peygamber gelmeyecek, insanlar kendi kendilerini düzeltecekler.

Hz. Muhammed (s.a.v.) zamanına kadar olan dönemde, insanların sapkınlıkları Allah tarafından gönderilen elçiler vasıtasıyla doğrudan müdahale ile düzeltilirdi. Son nebiden sonra, bu imkân ortadan kalktı, insanlık olgunlaşmış kabul edildi ve artık kendisiyle baş başa kaldı. Görünürde lehte bir durum gibi gözüküyor bu, ama aslında hepten öyle değil, büyük bir imtihanla karşı karşıya insanoğlu.

İslâm, bize geçmiş insanlık deneyiminin, insanlık serüveninin kıyamete kadar nasıl bir çizgi takip edeceğinin işaretlerini sunuyor. Bu yönüyle İslâm, tüm ilahî dinlerin varisidir.

Sahici ve kalıcı çizginin hakiki yolu İslâm’dır. Biz neyin kalıcı, neyin geçici, neyin doğru, neyin yanlış olduğunu nasslara bakarak anlayabiliriz.

Nasslar- Kur’an ve sahih sünnet, sübutu ve delaleti kati olan nass- insanlık için neyin hayırlı olduğunu bize gösterir.

Bu yönüyle nass, zaman ve zemine uyumlu olanla olmayanı ayırt edici özelliğe sahiptir.

Son ve mükemmel din İslâm, problemlere çare bulma yol ve yöntemini belirlemiş, bu meseleyi nass-içtihat bağlamında çözmüştür. Temel prensipler nasslarla tespit edilmiş, insanlık büsbütün insanın insafına terk edilmemiştir. İstismar önlenmiş ve temel değerler sarih olarak ortaya konmuştur.

Nasslar tüm zaman ve zeminde geçerli olarak kabul görmüştür.

Değişen şartlar ve zeminin ayırıcı özelliği, diğer şer’i kaidelerle takviye edilmiş ve çare aranmıştır. Örf-maslahat…

İçtihat da zaman faktörünü hesaba katarak yeni meselelere çareler arama ve çözüm önerme ameliyesi olarak şer’i delil sayılmıştır. Böylece donukluk giderilmiştir.

Nassın olduğu yerde içtihada gerek kalmaz. Onun için açık haram ve helalleri belirleme hakkı Allah ve Rasulü’nündür. Burada kişi kendine bırakılmamış, ona yol haritası çizilmiştir.

Dolayısıyla nass, bozgunculuğu önler, içtihat da donukluğu önler. Din ne donuk ve statik bir anlayıştır ne de savruk ve kendini tarihe bırakmış ucu açık, nereye gideceği belli olmayan bir anlayıştır.

Biz, insanlığın geleceği için neyin geçici ve sahte, neyin kalıcı ve sahici olduğu nasslara bakarak tespit ederiz. Kehanette bulunmaya gerek yok, tarihe ve dinin nasslarına bakarak insanlığa yol çizeriz.

Temel kaideleri belli, zaman ve zeminin değişmesiyle kendini yenileyen bir anlayış.

Savruk ve hile dolu düşünüş ve anlayışların geçici parlaklıklarına aldanmamak lazım, bunun da ölçüsü; sübutu ve delaleti kat’i olan nasslardır.

Sabri ÇELEBİ

tefsir dersi 2020

whatsapp takip edin

Yazanlarımız