I Toplumsal ve küresel kargaşa, kaos, savaş, sömürü, adaletsizlik, ekonomik ve sosyal dengesizlikler, baskılar, zulümler... Dünyamızı sarmış durumda. Bunların müsebbipleri ve mağdurları, bozguncu başı Trump ve onun yavrusu Netanyahu başta olmak...

Medeniyet: Üç yıl kadar Filistin’de yaşadınız. Oraya resmi bir vazife için mi gitmiştiniz?
Evet, İlk olarak Filistin Arşivi ile Kudüs Şer’iyye Sicili Arşivi personeline bir öğretim yılı Osmanlı Türkçesi ve belge tasnifi eğitimi vermek üzere gittim. Batı Şeria ve Kudüs’te arşiv personeli, master ve doktora öğrencilerine yönelik açtığımız bu kurslar herkese açıktı. Nitekim kurslara beklentimizin üzerinde dışarıdan da katılım oldu, özellikle
Kudüs’teki kursa büyük bir teveccüh oldu.
Bu çalışmalarımızın verimli olması ve yöneticiler tarafından takdir edilmesi üzerine iki yıl daha Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Filistin/ Kudüs Program Koordinasyon Ofisi’nde koordinatör yardımcısı olarak görev yaptım. Bu iki yıl zarfında da başta ortak tarihi mirasımız olmak üzere TİKA’nın Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs projelerini yürütmeye çalıştım.
Medeniyet: TİKA nedir? Faaliyetlerinden biraz bahseder misiniz?
Türkiye’nin yurtdışı kalkınma yardımları kuruluşu olan TİKA, 1992 yılında kurulmasına rağmen esas açılımını 2003’ten sonra yapıyor. Başlangıçta sadece Orta Asya’daki Türki cumhuriyetlerde faaliyet gösterirken daha sonra Balkanlar, Orta Doğu, Afrika ve nihayet Uzak Doğu ve Güney Amerika’da 2016 yılı sonu itibariyle 54 ülkede ofis açıyor.
Kudüs/Filistin Program Koordinasyon Ofisi’ni ise 2005 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başbakanlığı sırasında açmış. Açıldığı yıl T.C Kudüs Başkonsolosluğumuz içinde faaliyete başlayan ofis, daha sonra Filistin Devleti’nin Kudüs kurtarılıncaya kadar fiili başkenti sayılan Ramallah’a taşınmıştır. 11 yıl içinde Doğu Kudüs, Batı Şeria ve Gazze’de 400’ün üzerinde proje gerçekleştirmiştir.
Batı Şeria’da her şehre bir okul sloganı ile Nablus, Cenin, Tulkerem, Ramallah-el-Bireh ve el-Halil şehirlerine birer okul inşa etmiştir. Kudüs’te Mescid-i Aksa’ya yakın tarihi Yusufiye Müslüman Mezarlığı’na ihata duvarı inşa etmiş, Kudüs eski şehirde zor şartlarda ayakta durmaya çalışan ihtiyaç sahibi 100 tarihi ev ve dükkânın restorasyon çalışması devam ediyor. Gazze’de 150 yataklık büyük bir hastanenin inşaatı tamamlandı. 420 toplu konutun inşaatı bitmek üzeredir. Yine Gazze’de bir zeytinyağı fabrikasını yeni açtık. Kısaca TİKA; Filistin halkına okul ve hastane inşa ediyor, mevcut okul ve hastanelere donanım desteği sağlıyor, fabrika kuruyor, ecdat yadigârı tarihi eserleri ihya ediyor, eğitim, sağlık, güvenlik, adalet, arşiv gibi çok çeşitli alanlarda uzman desteği sunuyor.
Medeniyet: İzlenimlerinizi anlatabilir misiniz? Neler gördünüz, neler yaşadınız bu süre zarfında?
Görevim gereği, Batı Şeria’nın önemli kentlerinde, Gazze’de, Kudüs’te, 1948 sınırları içinde Filistinli ve Yahudilerin yaşadığı bölgelerde bulundum. Üniversite ve akademik çevrelerle, sivil ve resmi zevatla ve STK temsilcileriyle temaslar kurdum. Bir sivil olarak halkın arasında yaşadım; esnafla, işçiyle sıradan vatandaşla haşir neşir oldum. Toplumun farklı katmanlarından çok sayıda dost ve arkadaşım oldu. Evlerine misafir oldum, onları evime misafir ettim. En ılımlısından en radikaline kadar çok çeşitli fikri ve siyasi eğilime sahip insanlarla fikir teatisi yaptım. Ramallah’taki bir camide periyodik olarak haftada bir gün öğretim görevlileri tarafından yapılan tefsir derslerine iştirak ettim. Bu ders halkasında akademik ve yüksek ilmi seviyede cereyan eden düşünce ve fıkhi tartışmaları dinledim.
Sokakta oynayan çocuklarla konuştum; marketlerinde, çarşı ve pazarlarında alışveriş yaptım. Toplu ulaşım vasıtalarını kullandım, özel ve resmi araba ile şehirlerini dolaştım. Hayat şartlarını, imkânlarını, düşüncelerini, geleneklerini, hassasiyetlerini, aile yapılarını, zaaflarını öğrendim, iyi taraflarını ve kötü taraflarını tanıdım.
İsrail’in toplumsal ve coğrafi olarak parça parça böldüğü bir ortamda bütün olumsuzluklara rağmen işgale karşı -birtakım yönetici ve işgal şartlarının zengin ettiği bir kısım eliti dışarda tutarak söylüyorum- cesaret, metanet ve sabırla direnen ve dahası hiçbir zaman umudunu kaybetmeyen bir halkın var olma mücadelesine ve zorlu hayat hikâyesine tanık oldum. Ve en önemlisi işgal altında yaşamanın ne anlama geldiğini, özellikle de bu işgalci İsrail ise bunun ne demek olduğunu ancak bu halkın arasında yaşayarak öğrendim. Dünyaya demokrasi, özgürlük ve insan hakları teranelerini pazarlayan ABD ve Batı’nın ikiyüzlülüğünü bizzat Filistin’de müşahede ettim.
Medeniyet: Unutamadığınız, çok etkilendiğiniz bir hatıranız oldu mu hiç?
Anlatması zor da olsa, Filistin’de yaşadığım hayatın her anı aslında anlatılmaya değerdir diye düşünüyorum. Ancak Ramallah’ta göreve başladığım ilk günlerde başımdan geçen küçük bir olayı Medeniyet Bülteni okuyucularına anlatmak isterim. Bir gün akşam iş çıkışı minibüsle eve dönüyordum. Vakit biraz geçti ve minibüsün tek yolcusuydum.
Dünyanın her yerinde olduğu gibi! Filistinli minibüsçü de söylenerek hızlı ve tehlikeli manevralarla yol alıyor, bir taraftan da yolcu kolluyordu. Doğal olarak başka bir sürücü ile ağız dalaşına girdi, neredeyse levyeyi alıp aşağı iniyordu ki ben mani olmaya çalıştım. Daha sonra haklı olduğunu tasdik ettirmek için benimle diyaloğa geçerken konuşmamdan yabancı olduğumu anladı. Memleketimi sordu. Türkiye deyince mevzu tamamen değişti. Konu, Gazze ablukasını delmek için birçok ülkeden STK temsilcisi ve sivil gönüllünün katıldığı Mavi Marmara Gemisi’nin uluslararası sularda İsrail tarafından saldırıya uğraması ve dokuz vatandaşımızın şehit edilmesiydi. “Sizler” dedi minibüsçü; “Bizim için kanınızı döktünüz, Filistin halkının yanında olduğunuzu kuru sözlerle, boş vaatlerle değil, bizzat canınızı ortaya koyarak gösterdiniz.
Sizin kanınız bizim kanımıza karıştı, sizinle kan kardeşi olduk. Size can borçluyuz.” Filistin’i sadece lafta desteklediklerini söyleyip sözünün arkasında durmayanları da isim vererek ağır bir minibüsçü diliyle eleştirdi. Bu sözler aslında Filistin’in birçok yerinde sıklıkla karşılaştığımız ve duyduğumuz şeylerdi. Ama olayın kahramanı bir minibüsçü olunca gerçekten etkilendim. İneceğim durağa vardığımızda, binerken verdiğim üç şekeli (iki Türk lirası eder) uzattı, ben tabii ki kabul etmedim. O, parayı iade etmek için ısrar etti, ben de kabul etmemekte direndim.
Minibüsten indim, o da indi, yolumu kesti ve “Ben bizim için canını veren bir halktan para alamam, lütfen kabul edin.” deyip bana sarıldı ve üç şekeli elime sıkıştırdı, sonra da arabasına binerek uzaklaştı. Olayın tesiriyle bir müddet yerimde beklediğimi gördüm. Gazze limanında şehitlerimizin isimlerinin kazılı olduğu Mavi Marmara Şehitleri anıtını görmek de gurur vericiydi. Lakin bu, bir dava uğruna can vermenin sıradan bir insan üzerinde meydana getirdiği etkiyi ve şehit kanının bereketini gösteren farklı bir örnekti.
Medeniyet: Tarihten bu yana Kudüs ve Mescid-i Aksa isimleri çoğu zaman birbiri yerine kullanılıyor. Bunların dini, tarihi ve sosyolojik arka planından kısaca bahsedebilir misiniz?
Kudüs’ün isimlerinde biri de kutsal ev anlamına gelen Beytü’l-Makdis’tir. Hadis-i şerifte geçtiği üzere dünyanın en eski ikinci mabedi ve ilk kıblemiz olan Mescid-i Aksa için kullanılan bu isim zamanla bütün Kudüs şehri için de kullanılmaya başlanmıştır. Esasen Kudüs şehri de manevi değerini Mescid-i Aksa’dan almaktadır. İsra Suresi’nde Mescid-i Aksa’dan “etrafını mübarek kıldığımız” şeklinde söz edilmesi Kudüs’ün de mübarek bir belde olduğu anlamına gelmektedir. Yahudi ve Hristiyan kaynaklarında da Kudüs kutsal bir şehir olarak anılmaktadır. Hz. İsa (a.s.) bu topraklarda mucizevi bir şekilde doğmuş ve göğe yükseltilmiştir.
Hristiyanlara göre de Hz. İsa, Kudüs’ün doğusunda bulunan Beytüllahim’de, üzerine Doğuş Kilisesi adıyla bir kilise inşa ettikleri mağarada doğmuştur. Zeytin Dağı’nda yakalanmış, çarmıha gerilmiş ve Kıyamet Kilisesi’nin olduğu yere gömülmüştür. Yahudilere göre Hz. Süleyman mabedini bugün Kubbetü’s-Sahra camiinin üzerinde bulunduğu kayanın altına inşa etmiştir. Hz. Peygamberin Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya kadar olan yolculuğunda kullandığı Burak adlı binitini bağladığı Burak Duvar’ı da Yahudilere göre Süleyman mabedinden kalan ve Ağlama Duvarı adını verdikleri son kalıntıdır.
Kudüs’ün üç semavi din için de kutsal bir şehir olduğunun dile getirilmesi bundandır. “Semavi din” tabiri ne derece doğru bilmiyorum. Ancak bize göre Allah tarafından indirilmiş ve tahrif edilmemiş dinlerin kaynağı tek ve aynıdır. Kudüs birçok peygamberin yaşadığı veya uğradığı bir şehir, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in bütün peygamberlere imamlık yaptığı Mescid-i Aksa ise Kudüs’ün kalbidir. Kimilerine göre dünyanın kalbi de Kudüs’tür. Mescid-i Aksa ile Kudüs’ü birbirinden ayıramayız.
Kudüs; Hz. Süleyman’dan, pagan Roma’ya Emevilerden, Abbasilere, Memluklerden Osmanlılara kadar pek çok medeniyetin izini taşır. İnançların, geleneklerin, medeniyetlerin iç içe girdiği, yekdiğerine karıştığı dünyanın en eski şehirlerinden biridir Kudüs. Haçlıların elinde kaldığı bir asra yakın zamanı dışarda tutarsak Kudüs, on iki asır Müslümanların hâkimiyetinde diğer inançlar için de bir huzur ve barış şehri olmuştur. Hz. Ömer (r.a.)’in hilafeti döneminde Kudüs’ün fethedilmesinden itibaren buraya gelip yerleşen Müslümanlar vardır. Selahaddin-i Eyyubi de Kudüs’ü Haçlılardan aldıktan sonra Mağrip (Fas), Mardin, Hakkâri ve sair yerlerden aileler getirerek Aksa’nın etrafına murabıt olarak yerleştirmiştir. Bugün Kudüs’te yaşayan ve geçmişi birçok devletten daha eski olan köklü aileler vardır.
Medeniyet: Yahudiler ile Filistinli Müslümanlar arasında senelerdir bir savaş var. Nedir bu savaşın sebebi? Haklı olan kimdir?
Yahudilerin, Filistin toprakları üzerindeki emelleri, İsrail devletinin kuruluşundan yaklaşık 50 yıl önce, 1897’de İsviçre’nin Basel şehrinde toplanan Uluslar arası Siyonizm Örgütü lideri Teodor Herzl tarafından ilan edilmiştir. O tarihten beri dünyanın her tarafından Filistin topraklarına doğru bir Yahudi göçü ve aslında bir Yahudi işgali başlamıştır. 1917 yılında Filistin’in İngiliz mandasına geçmesiyle bu işgal hızlanmış, 1948’de İsrail devletinin kurulmasıyla da işgal ve yayılma politikası tüm hızıyla devam etmektedir. Eğer Müslümanlar uyanmazsa Siyonist Yahudi ajandasına göre bu işgal, Fırat ile Nil arasını kapsayan arz-ı mevudun tamamı alınıncaya kadar sürecektir. 1917’den 2017’ye kadar geçen tam bir asırlık sürede Siyonist Yahudilerin Filistin’deki işgalleri harita üzerinde takip edildiğinde bu işgal ve yayılma politikası somut bir şekilde görülür. Filistin halkı, bilinen askeri işgallerden farklı olarak, tarihte görülmemiş bir şekilde mütemadiyen devam eden sivil bir halk işgali ile de karşı karşıyadır. Görünüşte sivil ve halk ancak karşımızda silahlı, aşırı dindar, bağnaz, Filistinlileri öldürmeyi sevap sayan tuhaf dini kisveli yerleşimci denilen vahşi bir mahlûkat sürüsü var. İsrail devleti bunları bir işgal gücü misyonu ile Filistin’in stratejik yerlerine yerleştiriyor. Filistin halkının yaptığı ise kendi toprağını elinden almaya, binlerce yıldır yaşadığı topraklardan söküp atmaya çalışan Siyonist işgale karşı direnmekten başka bir şey değildir.
Medeniyet: İsrail hükümetinin yeni almış olduğu bir karar var. Ezan yasağı! Nasıl değerlendiriyorsunuz bunu?
Sorunuza cevap vermeden önce kesin bir inançla ifade etmek isterim ki, aslında İsrail’in aldığı kararların hiçbir önemi yoktur. Önemli olan Müslümanlar olarak bizim bu kararlara karşı duruşumuzdur. Siyonistlerin, bizim hangi zaaflarımızdan kaynaklanan cüretle bu kararı aldıklarını sorgulamamızdır. Açıktır ki İsrail’in yeni olmayan bu saldırgan tutumunun sebebi, İslâm dünyasının dağınık ve güçsüz bir durumda oluşudur. Üzerinde durulması gereken konu budur. Yoksa İsrail artık gizleme ihtiyacı duymadığı ajandasını uygulamaya çalışacaktır.
İsrail parlamentosunun sabah namazı ezanını kapsayan yasağına gelince, kanaatimce bu, Siyonist Yahudilerin yeni seçilen İsrail yanlısı ABD başkanı Trump’tan aldığı cesaretle adım adım uygulamaya çalıştıkları Kudüs’ü ve uzun vadede bütün Filistin topraklarını Yahudileştirme emellerinin bir parçasıdır. Ancak daha dar hedefi Mescid-i Aksa ve onun Müslüman kimliğidir. Çünkü Siyonistlerin nihai hedefi Mescid-i Aksa’yı yıkarak yerine Süleyman mabedi inşa etmektir. Filistin halkı bu yasağa karşı direnecektir ancak Müslümanların, İslâm dünyasının Filistinlileri yalnız bırakmaması, güçlü bir şekilde destek vermesi gerekir. Zira Kudüs ve Mescid-i Aksa bütün Müslümanların sorumluluğundadır. İsrail, İslâm dünyasından gelen tepkilere göre nabız ölçecek ya geri adım atacak veya planlarının bir sonraki aşamasına geçecektir.
Medeniyet: Ezan ve Mescid-i Aksa… Birbirinden ayrılmaz iki kutsal değer… Kudüs semalarında ezanın yankılanmadığı bir dönem olmuş mudur?
Akif’in “Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli / Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli” mısraları ile ifade ettiği ezan İslâm’ın şiarı, bir beldedeki Müslüman varlığı ve hâkimiyetinin göstergesidir. Ezandan rahatsızlığın sebebi budur. Kudüs semalarında ezanın yankılanmadığı bir dönem olmuş mu doğrusu bilmiyorum ancak biz Müslümanlar olarak hiçbir camimizin ezansız kalmasına razı olamayız, hele hele ilk kıblemiz olan Mescid-i Aksa’yı ezansız asla düşünemeyiz. Bu yasak şimdilik sabah ezanının hoparlörden okunmasına yüksek para cezası getiriyor ancak, buna ciddi bir tepki gösterilmezse İsrail, artık herkesçe bilinen nabız ölçme politikası gereği bir ileri aşamaya geçmeye cüret edecektir.
Medeniyet: Kudüs’ten dünya nasıl görünüyor? Türkiye, Suriye, Orta Doğu, İslâm coğrafyası…
Kudüs’ten, Filistin’den dünya daha doğrusu dünyayı yöneten küresel güçlerin zülüm ve adaletsizliği, acımasızlık ve insafsızlığı, bir taraftan İsrail’e koşulsuz destek verirken diğer taraftan Filistin’e yardım eden ülkelerin ikiyüzlülüğü ve bazı çelişkiler daha net görünüyor! Türkiye’nin Suriye politikası, Beşar Esed’e duyulan sempati nedeniyle bazı kesimlerce eleştiriliyor. Bir zaman İsrail’e bir füze fırlattı diye Saddam Hüseyin Filistin halkı tarafından hâlâ çok takdir ediliyor. Hatta bugün çocuklarına Recep Tayyip Erdoğan ismi veren birçok Filistinli o dönem çocuklarına Saddam ismi vermişler.
Türkiye’de el-Fetih ile Hamas arasındaki ihtilaf ve ayrılık bize nasıl anlamsız ve garip geliyorsa Filistin’den de Türkiye’de Müslümanlar arasında olan kimi ihtilaf ve ayrılıklar çok anlamsız geliyor. Hep birlikte “İhtilafa düşmeyiniz, yoksa başarısız olursunuz, gücünüz gider.” buyruğunu tekrar düşünmeliyiz.
Medeniyet: Filistinli Müslümanların durumları nasıl? Neler bekliyorlar bizlerden?
Unutmamak gerekir ki, Filistin işgal altındadır ve burada yaşanan hiçbir sorun işgalden bağımsız değildir. Yapılan bütün plan, program ve hesaplar bir yerde gelip asıl sorun olan işgale takılıyor. İsrail hapishanelerinde altı binden fazla Filistinli esir yaşıyor. Halkın büyük bir kesimi mülteci kamplarında barınıyor. İşsizlik oranları yüzde ellilerde, hayat Türkiye’den daha pahalı. Sayılamayacak kadar çok ve yoğun sorunlarla mücadele eden bir halktan bahsediyoruz. Ama bütün bunlara rağmen, ayakta ve sabırla direniyorlar. Bizden beklentilerine gelince…
Her şeyden önce yardım yapma imkânımız olmasa da bizden yanlarında yer almamızı bekliyorlar. Yalnız olmadıklarını hissetmek, onlar için en büyük moral kaynağı. Son dönemde Türkiye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ümmetin bu mazlum halkının umudu olmaya başladı. Her yerde onun adını duyuyoruz. Bunu da ifade etmek lazım.
Medeniyet: Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Doğu Kudüs yetmiş yıldır işgal altında, yukarıda da ifade ettiğim gibi Siyonistlerce adım adım Yahudileştirilmeye çalışılıyor. Mescid-i Aksa altına kazılan tüneller dolayısıyla yıkım tehdidi ile karşı karşıya. Bugün adı “İslâm İşbirliği Teşkilatı” olan kurum aslında İsrail’in 1967’de Doğu Kudüs’ü de işgal etmesi üzerine Kudüs davası için kurulmuştu. Ne yazık ki, asıl kuruluş amacını icra edemedi.
İslâm âleminin parçalanmışlığı, bütün ümmetin davası olan Kudüs, Mescid-i Aksa ve Filistin davasını sahipsiz bırakıyor. Türkiye’den Kudüs ve Mescid-i Aksa’ya yapılacak ziyaretler bile Kudüslülere bir destek, bu mekânlara sahip çıkma anlamına gelir. Son yıllarda bu ziyaretlerin artması İsrail’i rahatsız etmiş görünüyor.
Medeniyet: Göreviniz gereği İsrail’de de bulundunuz. İsrail’in geleceğini nasıl görüyorsunuz? Sizce Batı neden her şartta İsrail’i destekliyor?
Müslümanları kendilerine muhtemel rakip, alternatif güç olarak gören Batılılar için cetvelle çizilen Müslüman coğrafyada barış ve istikrarın olmaması temel bir hedeftir. İngilizlerin isimlendirmesi ile “Orta Doğu” sürekli kaynayan bir kazan, sorunların bitmediği bir bataklık olmalıdır. Çünkü burada barış ve istikrar, Müslümanlara yarar. Bozgunculuk sıfatını taşıyan Yahudiler ve Müslüman ülkelerin ortasındaki Siyonist bir Yahudi devleti de bu iş için tam biçilmiş kaftandır. İşte bunun için Batılılar, bütün hukuksuzluk ve şımarıklığına rağmen, İsrail devletini desteklemeye devam ediyorlar.
İsrail devletine desteğin önemli nedenlerinden biri de tabir yerindeyse Yahudileri Müslümanların üzerine saldırtarak bir taşla iki kuş vurmaktır. Bir yandan kendi içindeki Yahudilerden kurtulurken diğer taraftan Müslümanların Hristiyan dünyası için tarihte olduğu gibi tekrar tehlike oluşturacak bir güç haline gelmemeleri için İsrail devletini ileri bir karakol olarak kullanmaktır.
Medeniyet: İsrail devletini ayakta tutan ABD ve Batı desteği mi?
Bana göre İsrail devletini ayakta tutan en önemli etken, siyasi ve mali dış destekten ziyade içeride “kendisini yok etmek isteyen” bir dış tehdit politikasını sürekli canlı tutmasıdır. Bu siyasetle hem içerdeki farklılıkları bir arada tutmayı ve birbirleriyle kenetlemeyi hem de bu motivasyon ile askeri gücünü sürekli diri tutmayı başarmaktadır. Yani şiddet ve dış tehdit biter, hangi şartlarda olursa olsun barış sağlanırsa toplama bir halktan meydana gelen İsrail devleti, içindeki derin iç farklılıklarıyla ve sorunlarıyla uğraşır ve dağılma sürecine girer. Bunun farkında olan siyasiler sürekli sert ve çatışmacı beyanlarla, şiddet uygulamalarıyla bu ortamın devam etmesini sağlarlar. Yani bir bakıma İsrail devleti kelimenin tam anlamıyla şiddet, terör ve savaştan besleniyor denebilir.