• TOPLUMSAL VE KÜRESEL KARGAŞA VE ÇÖZÜM YOLLARI

      I Toplumsal ve küresel kargaşa, kaos, savaş, sömürü, adaletsizlik, ekonomik ve sosyal dengesizlikler, baskılar, zulümler... Dünyamızı sarmış durumda. Bunların müsebbipleri ve mağdurları, bozguncu başı Trump ve onun yavrusu Netanyahu başta olmak...

DUYURULAR

TEKFİR ÜZERİNE..

Tekfîr, kelime olarak bir kişi ya da bir topluluk hakkında kâfir olduğu ya da küfre girdiği hükmünü vermek demektir. Burada dikkatimizi çekmesi gereken anahtar terim “hüküm vermek”tir.

Kim hüküm verir, hüküm vermek için nelerin var olması gerekir?

 

Şer’an ve fıkıh usulü kriterlerine göre hükmü müftü ve hakim verir. Müftü ve hakimde aranan şartlar ile müctehidde aranan şartlar aynıdır.
 

Dolayısıyla vereceğimiz hüküm ister bir kişinin ya da kişilerin tekfiri ile ilgili olsun, ister başka bir hüküm olsun, daha önceden ayrıca verilmiş bir hükmün tekrarı ya da nakledilmesi mahiyetinde değil ise, -ki o taktirde yeni bir hüküm inşa etmek söz konusudur- bizim en azından o mesele hakkında ictihad edebilecek evsafa sahip olmamız gerekir.
 

Hükmü verebilmek için ise o hükmün şartlarının oluşması ve önünde engellerin bulunmaması gerekir. Meselâ, hakkında hüküm verilecek olan işin, mükellefin iradesi ile işlenmiş olması ve o işin mükellef tarafından işlenmesi halinde o işin hükmünü mükellef hakkında uygulayabilmenin önünde bir engelin bulunmaması gerekir.
 

Elbette ki mükellefin her bir işinin o iş hakkında söz konusu olan şer’î hükmü alabilmesi için gerekli olan bütün eda ve ehliyet şartlarını da taşıması gerekir. Bunlardan her hangi birisinin ya da bir kaçının bulunmaması halinde fiilin hükmü ya büsbütün terettüp etmez, ya da o fiil için asıl olan ceza uygulanamaz. Bu durumda hafifletilmiş cezanın ne olacağı meselesi gündeme gelir… Bütün bunları takdir edecek olan kişi ya da yetkili makam ise –yukarıda temas edilen manasıyla- müftü ya da hakimdir.
 

Bu kısa açıklamalarımızın açılımın ve boyutlarının neler olduğunu iyice anlayabilmek için yeterli bir fıkhî/ ilmî birikime sahip olmak şarttır. Riayet edilmeden tekfir kurumunu çalıştırmaya kalkışmak halinde, tarihteki ve günümüzdeki Hâriciîliğin kötü, olumsuz ve zalim sonuçlarından başkasına ulaşmak mümkün değildir.
 

Tarihte ne oldu?
 

Başta Ali (r.a) efendimiz olmak üzere ashâb tekfir edildi. Onunla birlikte fitnenin başı kabul edilen Muaviye ve Amr b. El-Âs’ın öldürülmesi planlandı. Ali (r.a) şehid oldu. O zamana kadar cereyan eden savaşlarda her iki taraftan ölenlerin ve şehid düşenlerin yekununu ise ancak Allah bilir.
 

Ali (r.a)ın onlar hakkındaki değerlendirmesi ise: “Kardeşlerimiz bize karşı haksızca baş kaldırdılar” demekten öteye gitmedi.
 

Günümüzde Suriye’de özellikle bu Harici mantığı işleten Irak-Şam -”İslâm” sıfatını onlar eklese dahi benim eklemeye dilim varmıyor- Devleti küfrün emellerine hizmet etmenin ötesine asla gitmeyen bir hareketle, akidemize riayet etmeyen ve ilmî esaslar ile telifi imkansız bir neticeyi ortaya çıkardı.
 

Soruyoruz

Eğer bir takım cahil ve saf kimseler tekfir kapısını adil ve hak olmayan ölçülerde ardına kadar açmasalardı, sözüm ona Irak-Şam devleti böyle bir istismarı nasıl yapabilir, böyle ardı arkasına zulümleri nasıl işleyebilirdi? Zulümlerine hangi gerekçeyi bahane olarak gösterebilirdi?
 

Ve en önemlisi cihad gibi kutsal bir kurumun arkasına sığınılarak bunca zulüm ve cinayet nasıl işlenebilirdi?

Kimse; başkalarını cehenneme göndermek, Müslümanlarla hukuklarını bitirmek gibi haksızca ve azim bir günahı yüklenmek cesaretini göstermesin. Herkes ilmin dikkat ve titizliliği ile hareket etsin.
 

Tekfir hükmü verilmeden önce kişiyi özel ve genel, iradî ve cebrî olarak etrafını kuşatan şartlarıyla bilip öğrenmeli ve şer’î hükümler muvacehesinde o şartlar bir hakim ve müfti şuur ve sorumluluğu ile değerlendirilmelidir.
 

Rabbim Sırat-ı Müstakim’inden ayırmasın.

M. Beşir ERYARSOY

tefsir dersi 2020

whatsapp takip edin

Yazanlarımız