• ÇOCUK EĞİTİMİNDE İSLAMİ AİLE MODELİ

      Modern(!) zamanlardayız. İnatla vahye ve ilâhî değerlere sırt çeviren modern zamanlar. Seküler ve laik değerlerin(!) fütursuzca körpecik dimağlara empoze edildiği, ahlâk ve insanlıktan uzak, çıkarcı, egoist ve postmodern zalimler üreten bir çağda...

DUYURULAR

TAASSUPTAN TAARRUZA

taassup taarruz

Yaratılmışlar içinde en üstün tür olmakla övünür durur insanoğlu. Onu diğerlerinden farklı kılan mükemmel bir yönü vardır çünkü: Düşünmek. Bu farklılığını hayatının her anında da kullanır. Yaşamı, yaşamı kolaylaştırmanın yollarını, canlılardan yararlanma yöntemlerini düşünür. Meyvelerini de alır hemen her zaman.

Hayat onun için lezzet alınan bir yerdir artık, bir çilehane değil. Mahlûkatın ekserisi de ona hizmet eder hâle gelmiştir, korkulacak birer tehlike değil. Bir farklılık, üstünlük olarak kendisine verilen bu nimeti insan, karşısına çıkan her nesneyi, her canlıyı kendin uydurmak, hizmet eder hâle getirmek için kullanır. Öyle ki pek çok kuvvete hükmeder hâle gelmesi; onu, daha fazlasını istemeye sevk etmiş ve bu mücadeleyi kendi türü için de vermeye başlamıştır. Kendisine bahşedilen nimetlere şükredip yaşamını idame ettirmek yerine, başkalarının hakkı olanı da kendisi için isteme hastalığına kapılmış hatta hakkı olduğunu iddia edecek ve bu uğurda savaşacak kadar hırs bürümüştür gözünü. Dolayısıyla hırsının esiri olmuş kimsenin tüm uyarılara kulak tıkaması, yaptığının yanlış olduğunu gösteren ilahi hakikatleri bile görmezden gelmesi, hırs sahibini koca bir yanlışın içine sürükler: Taassup.

Hırsının, aslında masum bir olgu olduğuna önce kendisini, sonra başkalarını inandırma çabasına girişir. Bu çabanın doğal bir sonucu olarak da ikna olmayanları, dayatmalarla kendi doğrularına inandırmaya, onlar üzerinde baskı kurmaya, onları her ortamda sindirmeye, susturmaya başlar. Elindekilerle kanaat etmeyen, hep daha fazlasına göz koyan, hırsının kurbanı olan, taassupta boğulan bu yeni insan tipi, artık çevresinde tahakküm kurmaya çalışan, tehlikeli bir tip hâlini alır.

En masum hâlini, sadece kendi bildiklerinin doğru olduğunu iddia etmek şeklinde gördüğümüz bu taassup, başka düşüncelere, yaşam tarzlarına yaşam hakkı tanımama şeklinde tezahür eder. Bir zaman sonra benzer düşüncelere sahip bireylerin bir araya gelerek hizipler oluşturdukları ve aynı mücadeleye, saldırganlığa bu hizipler üzerinden devam ettikleri görülür. Tuttukları yolun en doğru yol olduğunu, diğerlerinin yanlış yaptıkları ve doğru yolu bulmak istiyorlarsa kendi yollarına, doğrularına uymaları gerektiği düşüncesine kapılmışlardır.

Taassup, daha kitlesel ve güçlü bir hâl alınca güç içinde ve güç ile boğulmak kaçınılmaz bir son olarak çıkar ortaya. Kendini mutlak doğru olarak gören birey ve onun, benzerleriyle birlikte oluşturduğu hizip amacına ulaşabilmek, farklılıkları yok etmek ve gücü tek başına kontrol etmek adına şiddetli bir mücadeleye başlar. Adı ne olursa olsun, inancı nasıl olursa olsun, bu taassupta boğulan her hizip, bulunduğu topluma anarşi, saldırganlık ve yıkımdan başka hiçbir şey getirmez. Kendi gibi olmayanları, edep sınırlarını zorlayarak eleştirmek, yerden yere vurmak hatta yok etmekten başka hiçbir şey düşünmez.

Sonuç ise Irak'ta, Suriye'de yaşananların aynısını yaşamaktan başka hiçbir şekilde olmaz. Aynı Allah'a, aynı peygambere, aynı kitaba iman eden Müslümanların birbirlerini, kardeşlerini, dindaşlarını yok etmesi, işte böyle bir taassubun ulaştığı son noktadır. Ve bu taassuba saplanan herkesin, her hizbin karşılaşacağı kaçınılmaz bir neticedir bu.

Hüseyin Taşkın Önel

tefsir dersleri

Yazanlarımız



muvafakat besir

ömer hoca ile röportajlar