• YENİ MODERNLİĞE KARŞI YENİ NESİL İSLAMLAŞMAYI SAĞLAYACAK

      Kendi çağını anlayan, onunla aynı dili konuşan, çağın imkânlarından istifade ederek İslam’ı çağın insanının anladığı şekilde sunabilen bir gençlik. Hem bu çağla iletişim kuracak, onu anlayacak hem de onun azgınlıklarıyla hesaplaşacak bir gençlik. İşte...

DUYURULAR

SULTAN II.ABDÜLHAMİD DÖNEMİ HASTANELERİ

abdulhamid donemi hastahaneleri

Sultan II. Abdülhamid dönemi (1876 1909) Osmanlı tarihinin belki de üzerinde en çok konuşulan devirlerinden biridir. Osmanlı'nın Balkanlar, Anadolu ve Orta Doğu coğrafyasında kapladığı coğrafî alanın büyüklüğünün yanı sıra dünya devletleriyle olan ilişkisi, İslâm dünyası ile kurduğu dinamik bağlar ve çok yönlü izlediği siyaset dönemin önemini ortaya koyar.

Bu devirde askeriyeden bayındırlığa, ticaretten sanayiye, sağlıktan eğitime pek çok sahada terakki ve yenilikler yapılmıştır. Denilebilir ki, Sultan II. Abdülhamid devri, Osmanlı'nın son kez ihyasına yönelik projelerin kuvveden fiile geçirildiği, devletin bütün kurum ve kuruluşlarıyla birlikte canlı ve diri tutulmaya çalışıldığı bir dönemdir. Yurt içinde zaman zaman siyasî karışıklıkların yaşandığı, dışta Batı baskısının arttığı, azınlıkların isyan ve başkaldırılarının görüldüğü, Avrupalı sermayedar ve bankalara olan Osmanlı borçlarının kuruşuna kadar ödemeye çalışıldığı çileli ve bir o kadar da manidar bir devirdir. Rusya'nın taktığı “hasta adam” yakıştırması, Osmanlı'nın geleceğini ipotek altına alma hayalinden başka bir şey değildir.

Sultan Devlet‑i Aliyye'de karşılaşılan bütün problemlerin üstünden yüzünün akıyla çıkmış büyük bir şahsiyet, siyasî bir deha, birinci sınıf bir diplomat ve devlet adamıdır. Gençlerimiz kendilerine örnek modeller bulmakta zorlanmasınlar. Bunun için çok uzağa gitmeye gerek yok. Hayatı, uygulamaları, siyaseti, yardımseverliği, fedakârlığı, halkına verdiği değer, bilim dünyasına katkı ve teşviki, müslüman ya da gayrimüslim olsun, her kesimden başarılı olan insanları ödüllendirmesi1, çocuk, yaşlı, sakat, ihtiyar, kadın, erkek demeden toplumun hepsini kucaklaması sultanın öne çıkan meziyetlerindendir. Bu ifadeler, bizim sultanı yüceltmek amacıyla söylediğimiz cümleler değildir. Bunları arşiv belgeleri söylüyor.

Bu yazıda, bir nebze olsun Sultan II. Abdülhamid döneminde sağlık çalışmalarına verilen önem üzerinde durulacaktır. Konunun daha iyi anlaşılması için sınırlı sayıda da olsa belge ve fotoğraflara yer verilecektir.

***

I‑Hastaneler

II. Abdülhamid dönemi “salgın hastalıklarla mücadele” devridir. Bulaşıcı hastalıklar, frengi ve kolera salgınları yeni hastanelere olan ihtiyacı artırmıştır. Anadolu'ya kafilelerle gelen göçmenler ve yaralı askerler yeni hastanelerin yapımını hızlandırmıştır. 1894 İstanbul ve 1899 İzmir ve civarında meydana gelen depremler de halkın sağlık şartlarını bozup kötüleştirmiştir.

1‑Gureba ve Belediye Hastaneleri

II. Abdülhamid döneminde yapılan hastanelerden birçoğu hazineden veya sultanın özel hazinesinden karşılanmıştır. Bu dönemde imparatorluğun genelinde 90 tane gureba ve 19 tane de belediye hastanesinin açıldığı bilinmektedir. Darüşşifalar gibi gureba hastaneleri de öncelikle yoksul halka, kimsesizlere, yolculara, zayıf ve fakir hacılara, muhacirlere, dul kadınlar ile yetimlere ücretsiz hizmet ve ilaç veriyordu. Anadolu'nun dışında Orta Doğu'da yaptırılan gureba hastaneleri Bağdat, Beyrut, Bingazi, Cidde, Derne, Halep, Hums (Libya), Humus (Suriye), Medine, Mekke (3 tane), Musul, Necef, San‘a (2 tane) Şam, Trablusgarp, Yafa ve Yemen olarak karşımıza çıkmaktadır. Balkanlar'da yaptırılan gureba hastaneleri de şunlardır: Debre‑i Bâlâ (Makedonya), Dedeağaç, Demirhisar (Yunanistan), Drama, Filibe, Gümülcine, İskeçe, Kavala, Kesriye (Yunanistan), Manastır, Resmo (Girit), Rodos, Selanik, Üsküp ve Yanya.

2‑Kurum Hastaneleri

1880'de yayınlanan Hapishaneler ve Tevkifhaneler Nizamnamesi gereği her hapishaneye bir hastane ya da hasta odası yapılacaktı. Bu nizamname üzerine bölge hapishanelerinde revir ve hastaneler inşa edilmiştir. Hapishanelerde mescit, kilise ve hamamlar yapılmıştır. Bu dönemde devletin geneli itibarıyla mahkûm hastalar için 15 adet hapishane hastanesi olduğu bilinmektedir.

hamamcızade nuri

(Çocuk felci olanBeykozlu Hamamcızade Nuri)

3‑Darulaceze

Sultan II. Abdülhamid çocukları seven bir padişahtı. Özellikle kimsesiz çocukların kötü yola düşmemeleri ve meslek sahibi olmaları, engelli, yaşlı, kimsesiz, fakir,aciz, yetim ve öksüzlerin barınıp korunması ve tedavisiiçin Darülaceze'yi inşa ettiren sultan, kendi cebinden10.000 lira yardımda bulunmuştur. Buraya Müslümanlarlabirlikte Hıristiyan ve Yahudiler de kabuledilmiştir. Cami, Rum ve Ermeni kiliseleri ve sinagogyapılmıştır. Ayrıca Türkiye'de ilk “çocuk yuvası” olarakırzâhane, yetimhane, ilkokul, imalathaneler (marangozhanevd.), dilsiz ve âmâlar (körler) mektebi, gözameliyathanesi, bakteriyolojihane, eczane, etüv dairesive çamaşırhane inşa edilmiştir. Darülaceze, SultanII. Abdülhamid'in engellilere verdiği değerin açık birgöstergesidir. Burada erkek ve kadınlar için ayrı ayrıhastaneler, doğum salonu ve lohusa odası da mevcuttu. Darülaceze, sultanın o dönemden kalan yadigârlarından biri olarak hâlen hizmet vermeye devam etmektedir.

darulacazede rum kilisesi

(Daruülaceze'de Rum Kilisesi)

4‑Mektep Hastaneleri

Topkapı Sarayı'ndaki Enderun Hastanesi II. Abdülhamid döneminde yeniden yapılarak faaliyete geçirilmiştir. Harbiye Mektebi Hastanesi, Aşiret Mektebi Hastanesi, Mekteb‑i Sanayi Hastanesi, Mektep Sağlık Heyeti, Musevî Mektebi/Mektepleri Hastaneleri, Misyoner Mektepleri Revirleri ve Hastaneleri bunlardan birkaçıdır.

5‑İşyeri Hastaneleri

Zeytinburnu Fabrikası'nda bir hastane koğuşu, Hereke'de halı dokuma fabrikasında çalışanlar için Hereke Fabrikası Hastanesi, Zonguldak maden işletmesinin işçileri ve kaza geçirip sakatlananlar için Zonguldak Maden İşletmesi Hastanesi, Tütün İdaresi memur ve işçilerinin Canik Hamidiye Hastanesi'ndeücretsiz muayene ve tedavileri de bu cümledendir.

6‑Asker Hastaneleri

II. Abdülhamid döneminde Anadolu, Yunanistan, Bulgaristan, Arnavutluk, Kosova, Makedonya, Irak, Lübnan, Yemen, Suudi Arabistan, İsrail, Mısır, Libya'da 89 adet asker hastanesinin yapıldığı görülmektedir. Bu dönemde zorunlu hâllerde bir yerden başka yere taşınabilen, gerektiğinde takılıp sökülebilen (demontable) barakalar şeklinde seyyar hastaneler kurulmuştur. Seyyar askerî hastanelerden en gelişmişi, saray muhafızları ile II. Fırka mensuplarının tedavisi için padişahın Yıldız Sarayı civarında kendi geliriyle yaptırdığı “Yıldız Hastahane‑i Hümâyûnu” ismiyle tanınan “Seyyar Yıldız Asker Hastanesi”dir. Bu hastane padişahça savaş yaralılarına tahsis edilmiştir. İhtiyaç hâlinde sivil hastalar asker hastanelerinden yararlanmışlardır. Hastane bulunmayan yerlerde kimsesiz fakir hastalar askerî hastanelere başvurabilirlerdi.

7‑Osmanlı Hilal‑i Ahmer Cemiyeti Hastaneleri

1877‑1878 Osmanlı‑Rus Savaşı'ndaki yaralı ve hasta askerlerin yanı sıra Rumeli'den ve Kafkasya'dan göç eden Müslüman Türk mülteciler, hastaneye olan ihtiyacı daha da arttırınca Sultan II. Abdülhamid, yaralı askerler için Beylerbeyi ve Çırağan Saraylarının hastaneye dönüştürülmesine izin vermiş, bir başka ifadeyle saraylarını halkın hizmetine açmıştır. O dönemin önemli yeniliklerinden biri, bir sıhhiye treninin, seyyar hastane olarak görev yapmış olmasıdır.

8‑Eğitim Hastaneleri ve İhtisaslaşma

Dönemin kayda değer gelişmelerinden birisi, ihtisaslaşmaya verilen önemdir. Gülhane Seririyât (Eğitim) Hastanesi, Mekteb‑i Tıbbiye‑i Şahane‑i Askeriye Seririyât Hastanesi, Mekteb‑i Tıbbiye‑i Mulkiye‑i Şahane Seririyât Hastanesi, Şam Mekteb‑i Tıbbiye‑i Mülkiye Seririyât Hastanesi, Misyonerlere ait eğitim hastaneleri, Kasımpaşa Bahriye Hastanesi ve 1904'ten itibaren Hamidiye Etfal (Şişli Çocuk) Hastanesi'nde ihtisas çalışmaları yapılmıştır.

Tophane‑i Âmire Müşiriyeti Hususiye

Mekteb‑i Tıbbiye‑i Şahane'nin hâlen mevcudu sekiz yüz altı Müslüman, dört Hıristiyan ve altı Musevi öğrenciden ibaret olduğuna dair acizlerinin takdim ettikleri cevap tezkeresinde bir yanlışlık olup olmadığının lâyıkıyla anlaşılması için detaylı inceleme yapılmıştır.

Sonucun ve mektep talebesinin daha önce sayısının kaça ulaştığının bildirilmesi padişahça çıkarılan irade gereği olduğu, 31 Ağustos 1902 tarihli sadrıazamlık makamının özel yazısında ifade edilmişti. Bunun üzerine padişah fermanı gereğince etraflıca tahkikat yapılıp beyan edilen miktarda bir yanlışlık olmayıp mektebin hâlen mevcudunun sekiz yüz altı Müslüman, dört Hıristiyan ve altı Musevi olmak üzere toplam sekiz yüz on altı kişiden ibaret olduğu anlaşılmıştır. Bu rakam daha önce beş yüz ile altı yüz civarında ise de padişah emriyle mektepte eczacı ve operatör sınıfları açıldığından mevcut sayı arz ettiğimiz miktara ulaşmıştır. Bu husustaki nihai emir size aittir.

21 Eylül 1902

Padişah Yaveri, Tophane‑i Âmire Müşiri ve Umum Asker Mektepleri Nâzırı Zeki

BOA, Y. MTV, 234/123

9‑Misyonerlere Ait Eğitim Hastaneleri

Avrupalı ve Amerikalı misyonerler Osmanlı coğrafyasında hastane açmanın yanı sıra tıp okulları da kurmuşlardır. Amerikalı Protestan misyonerlerin 1867 yılında Beyrut'ta açtığı Amerikan Tıp ve Eczacılık Okulu ile Hastanesi, II. Abdülhamid döneminde de faaliyetlerini sürdürmüştür. 1880'de inşa edilen Antep Azariah Smith Memorial Hastanesi, 1876'da faaliyete geçen ve 1884'te resmen kurulan Merkezi Türkiye Koleji Tıp Bölümü'nün (Gaziantep Amerikan Koleji Tıp Okulu) eğitim hastanesi olmuştur.

Şam Mekteb‑i Tıbbiye‑i Mülkiye Seririyat Hastanesi, yabancı tıp okullarında çeşitli propagandaların yapılması II. Abdülhamid'in Şam'da bir tıp mektebi açma arzusunun başlıca sebebiydi. Batılı ülkelerle karşı karşıya gelerek misyoner faaliyetlerini engellemek yerine benzer kuruluşlar açma ve daha iyi hizmet verme siyaseti doğrultusunda kurulan Şam Tıbbiyesi'nin resmî açılışı 31 Ağustos 1903 tarihindedir. Şam Tıbbiyesi'nin kurulduğu tarihlerde devlet idaresi tıp okullarını da diğer sağlık kurumları gibi yaygınlaştırmayı tasarlıyordu. İzmir, Bursa, Halep, Bağdat gibi vilâyetlerin her birinde birer Mekteb‑i Tıbbiye daha kurulup açılması planlanmıştı.

10‑Gayrimuslim Cemaat Hastaneleri

Osmanlı ülkesinde Ermeniler ve Rumlar kendi patriklerine, Museviler de hahambaşılarına bağlıydılar. Azınlık hastaneleri II. Abdülhamid döneminden çok önce kurulmuş ve faaliyetlerine devam etmekte idi. Bu hastaneler daha çok “vakıf” ve “hazine arazisi” üzerine inşa edilmişlerdir. II. Abdülhamid döneminde azınlıklar yeni sağlık kurumları açmışlar ve eski hastaneleri için tadilât ve yeni inşaat izinleri almışlardır. Bu hastanelere birkaç örnek vermek gerekirse, İzmir'de Ermeni Gureba Hastanesi bu dönemde yeniden inşa edilmiştir. İstanbul Yedikule'deki Surp Pırgic Ermeni Hastanesi en parlak dönemini yaşamıştır. Sultan hastaneye ekmek, et ve her ay için 12.000 kuruş ödenek ayırmıştır. Yine İzmir'de Musevi Hastanesi (Rothschild Hastanesi/İzmir Karataş Hastanesi) yeni hastane binasını hizmete açmıştır. Yine İstanbul Balat'taki Musevi Hastanesi (Or‑Ahayim Hastanesi) vakıf bir arsa üzerine yapılmıştır. Sultan, Musevi cemaatine ve hastanelerine de önemli bağışlarda bulunmuştur. Arşiv belgelerinde hangi hastanelere netür ve miktarda bağışların yapıldığı kayıtlıdır.

11‑Yabancı Misyon Hastaneleri

Ticaret ilişkileri ve savaşlar dolayısıyla Avrupa devletleri kendi yurttaşlarının tedavi, bakımı, misyonerlik faaliyetleri ve Amerikalılar da Protestanlığı yaymak için Osmanlı coğrafyasında çeşitli tarihlerde sağlık kuruluşları yaptırmışlardır. Katolik Avrupa ülkelerinin desteğiyle kurulup himaye edilen hastaneler çoğunlukla tarikat mensubu rahip ve rahibelerin öncülüğü ve gayretiyle yürütülmüştür.

Bu dönemde gayrimüslimler hastane yapılmak üzere gayrimenkullerini bağlı oldukları kilise, tarikat, cemiyet veya sefarete bağışlayarak tapularını devredebiliyordu. II. Abdülhamid döneminde yabancı hastanelerin kuruluşu, inşası ve onarımı devam etmiştir. Yabancı Misyon Hastanelerine de ekmek ve et tahsis edilerek destek verilmiştir. Ayrıca yurt dışından hastanelere getirtilen eşya ve malzemeden gümrük vergisi alınmamıştır. İnşa edilen veya yenilenen bu hastanelerin sayısı bir hayli fazladır.

12‑Özel Hastaneler

II. Abdülhamid döneminde doktorlara resmen özel hastane açabilme izni verilmiştir. 24 Mayıs 1898 tarihli Hususî Hastane Nizamnamesi'nin ilk maddesiyle hastane kurucusuna Osmanlı vatandaşı olma şartı getirilmiştir. Ayrıca özel hastanelere başvuracak hastalardan vakit ve hâllerine göre farklı ve uygun (orta hâlli) ücretler alınacak ve fakat hastalardan 1/10 oranında olmak şartıyla muhtaç ve aşırı yoksul oldukları belgelenenler ücretsiz kabul edileceklerdi.

 

Dahiliye Mektubî Kalemi Diyarbekir Vilâyeti'ne

Diyarbekir Vilâyeti İdare Meclisi'nin 5 Kasım 1901 tarihli mazbatasının cevabıdır:

Vilâyet merkezindeki hastanede kırk yatak elliye çıkarıldığından ve frengi hastaları için bir‑iki koğuş ayrıldığından yeni hastane inşasına gerek kalmayacağı ve hastalığın sürdüğü yerlerde eczacı ve tımarcıya lüzum kalmayıp seyyar birer doktor istihdamıyla bu doktora emsallerine nazaran bin kuruş maaş, aynı oranda harcırah ve ilaç ücreti olarak aylık ayrıca bin kuruş ödeneğe ihtiyaç duyulduğu Umum Asker Mektepleri Nezareti'nden alınan 10 Şubat 1902 tarih ve altı yüz on bir numaralı yazıda bildirilmiştir. Ancak bütçe dışında karşılıksız para harcanması hakkındaki yasak kesinlik kazandığından hastanedeki yatakların elliye çıkarılması ile iki koğuşun ayrılmasıyla ilgili masrafların ve doktor maaşı ile ilaç giderleri olarak tahsisine gerek görülen iki bin kuruşun mutlak şekilde belediye gelirlerinden karşılanması lüzumu Muhasebe Kalemince ifade edilmiştir.

13 Mart 1902

BOA, DH‑MKT, 2599/82

13‑Tıp Dallarına Ait Hastane ve Klinikler

Kadınlara mahsus hastaneler, klinikler, koğuşlar ve doğumhaneler açılmıştır. Türkiye'nin ilk kadın hastanesi olan Haseki Nisâ Hastanesi kurulmuştur. Yeni inşa edilen binalarda kurularak gelişen ve daha sonra “Hamidiye” adıyla anılacak olan Haseki Nisa Hastanesi, II. Abdülhamid'in en çok önem verdiği kurumlardan biriydi.

Bu dönemde salgın hastalıkların bulaşmasını önlemek amacıyla hastane birimlerinin ayrı binalar olarak pavyonlar şeklinde inşası tercih edilmiştir. Kadınlarınmahremiyetini korumaya imkân vermesi ve depremedayanıklı olması pavyon mimarîsinin tercih sebeplerindendi.Cerrahi pavyonu içindeki doğum‑lohusa koğuşuise 1891 yılında öncelikle yapılmıştır. Bu hastanede“Avrupa hastanelerine tamamen denk ve yeni tıbbauygun olacak şekilde” yeni binalar inşa edilmiştir.18 Haziran 1906 tarihli bir arşiv belgesine göre,kadın hastalara mahsus kliniklerin kazalara kadaryaygınlaştırılması planlanmıştır. Bebek ve anne ölümlerinintekerrür etmemesi gerekçesiyle “vilâyetlerdebulunan hastanelerin birer şubesinin kazalarda dayapılarak erkek ve kadın kısımlarına ayrıldıktan sonrakadınlar kısmının bir doğumhaneyi içine alacak şekildeinşası ve gerekli masrafların mahallî belediyeler tarafındankarşılanması” öngörülmüştü.

Haseki Hastanesi, günümüzde hâlen hasta kabul geleneğini sürdürmektedir.

II. Abdülhamid döneminde kurulan çocuk hastaneleri ve çocuklara mahsus koğuşlar arasında en önemlisi İstanbul'da Hamidiye Etfal (Şişli Çocuk) Hastanesi idi. Dünyanın en eski hastanelerinden biri olan Hamidiye Etfal Hastanesi 5 Haziran 1899 tarihinde açılmıştır. Din, dil, renk, soy ayırımı gözetmeden 0‑16 yaş arasındaki çocuk ve kadın hastalar kabul edilmeye başlanmıştır. Etfal Hastanesi sultanın hayır müesseselerinden olup “Hazine‑i Hassa‑i Şahane gelirlerinden ihsan buyurulan hayrat” arasındaydı. II. Abdülhamid hastanenin yıllık giderlerini karşıladığından hastalar “ücretsiz” tedavi edilirdi.

Pavyonlar şeklinde inşa edilen hastanenin bakteriyolojihanesi, serum ve aşı hazırlama laboratuvarı, kimya ve ecza laboratuvarı, kütüphanesi ve fotoğraf atölyesi bulunuyordu. Kaloriferle ısıtılan ilk Osmanlı hastanesiydi. Türkiye'de stetoskopun ilk kullanımı, röntgen ışınlarıyla kanser tedavisinin ilk uygulanışı bu hastanede gerçekleşmiştir. Hamidiye Etfal Hastanesi öncelikle çocuklar ve sonra da kadın hastalar için yaptırılmış olmakla birlikte ihtiyaç hâlinde yaralı askerler, kazazedeler ve hacılar gibi tıbbî yardıma muhtaç kimselere de padişahın iradesiyle hizmet vermekte idi. Bu kurum, günümüzde hâlen Şişli Çocuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak hizmet vermektedir.

hamidiye efdal hastahanesi

(Hamidiye Efdal Hastahanesi)

14‑Bulaşıcı Salgın Hastalıklara Ait Hastane ve Klinikler

Frengi mikrobunu Osmanlı ülkesine gelen yabancılar bulaştırmışlardır. Kaynak, Ruslardır. Sultan II. Abdülhamid döneminde frengi hastalığını ve tedavisine ayrı bir önem verilmiştir. Bu amaçla frengi hastanesi ve klinikleri açılmıştır. İstanbul'da zührevî hastalıkların teşhis ve tedavisi için Altıncı Daire‑i Belediye Nisa Hastanesi'nden sonra Haseki Hastanesi'nin beşinci pavyonu ile Şişli Etfal Hastanesi'nin birinci pavyonu frengi hastalarına tahsis edilmiştir. Ayrıca Mekteb‑i Tıbbiye‑i Şahane'de deri hastalıkları ve frengi kliniği kurularak frengi koğuşu açılmıştır.

Bir başka bulaşıcı hastalık veremdir. Verem, o dönem itibarıyla çağın öldürücü hastalığıdır. Sultan bu hastalıktan korunmak üzere hastaneler içinde verem pavyonları açtırdığı gibi, müstakil olarak sanatoryumlar da yaptırmıştır.

mekteb i tibbiyeyi sahane

(Haydarpaşa'daki Mekteb‑i Tıbbiye‑i Şahane)

15‑Akıl Hastaneleri, Psikiyatri Koğuşları, Mecanin Pavyonları

Sultan II. Abdülhamid Şam'da bir akıl hastanesi ve Bağdat Belediye Hastanesi'nde kadınlar ve akıl hastaları için ayrı koğuşlar yaptırmıştır. Yunanistan'a bağlı Dedeağaç'ta yaptırılan Gureba Hastanesi'nde bulaşıcı hastalığa yakalananlara ve akıl hastalarına mahsus, erkek ve kadınlar için ayrı ayrı daireler ve hatta hamamına varıncaya kadar her türlü hasta ihtiyacının karşılandığı binalar inşa ettirmiştir.

16‑Hamidiye Hastaneleri

II. Abdülhamid döneminde yapılan bir bölüm sağlık kurumuna padişahın adına nispetle “Hamidiye” adı verilmiştir. Hamidiye adı verilen hastanelerden en ilgi çekicisi Berlin Hamidiye Hastanesi'dir. Sultan, Alman dostluğunun bir göstergesi olarak Berlin'de bir hastane yaptırmayı tasarlamış, planlarını çizdirmiş ve keşfini yaptırmıştır. Osmanlı mimarisi üslûbunda planlanan hastanenin inşası maalesef sonuçlanamamıştır.

Sonuç

II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesiyle birlikte emlâki İttihatçılar tarafından Maliye Nezareti'ne devredilmiş, vakıfları lağvedilmiştir. Vakıf gelirleriyle işletilen hastaneler çalışamaz hâle gelmiş ve isimleri değiştirilmiştir. Kurumların ismindeki “Hamidiye” ve “Şahane” unvanları kaldırılarak yerine Osmanî tabiri getirilmiştir. Anadolu sınırları içinde kalan bu hastaneler, Cumhuriyet kurulduktan sonra bir süre Millet Hastanesi adı altında hizmet vermişler, daha sonraDevlet Hastanesine dönüştürülmüşlerdir.

Biz bu sütunlarda II. Abdülhamid döneminin sadece hastaneler kısmına değinebildik. Bunun yanı sıra dönemin diğer sağlık kuruluşları olan ameliyathaneler, bakteriyoloji laboratuvarları, baytar mektepleri, tedavi merkezleri, kuduz klinikleri, dilsiz mektepleri, doğumhaneler, dulhaneler, eczaneler, hamamlar, hıfzıssıhha merkezleri, ebelik mektepleri, kimyahaneler, misafirhaneler, tahaffuzhaneler, tebhirhaneler, telkihhaneler, darülacezeler, morglar, akıl hastaneleri, kaplıcalar, tahlilhaneler, yetimhaneler ve diğerlerini burada sayamıyoruz.

Sultanın 33 yıllık saltanat süresine sığdırdığı yüzlerce sağlık kurumunu inşa ettirmesi, buraları çağın gerektirdiği en modern alet, araç ve gereçlerle donatması, sağlık personeli istihdamı, gelir temini ve bu yerleri işletmeye açarak halkının hizmetine sunması büyük bir beceri, yetenek ve politikanın sonucudur. Bugün bile birçok sağlık kurumu, o dönemden kalmadır. Ermeniler, Yahudiler ve Batılılar tarafından bize olumsuz şekilde tanıtılan Sultan II. Abdülhamid'in hiç de öyle olmadığı arşiv belgelerine dayalı yapılan inceleme ve araştırmalar sonucunda açığa kavuşmuş bulunuyor. Belgeler, padişahın ülkesini ve vatandaşlarını seven, onlar için çokça hizmet eden, onların haklarını koruyan ve gözeten bir şahsiyete sahip olduğunu gösteriyor.

Tarihimize, tarihî şahsiyetlerimize sahip çıkarsak, geleceğimiz için söz söylemeye ve istikbale güvenle bakmaya hakkımız olabilir. Aksini düşünmeyi, tasavvur dahi etmemeliyiz.

Yrd. Doç. Dr. Ahmet Zeki İzgöer


1. Sultan II. Abdülhamid, 1887 yılında kuduz aşısını bulan Pasteur'ü taltif ve teşvik etmek için Paris'teki Enstitü'süne büyük miktarlarda para yardımında bulunmuştur. Ayrıca verem hastalığına çare bulan Almanyalı doktor Koch'u da özel bir heyet göndererek birinci dereceden Osmanlı nişanıyla taltif etmiştir (Tebrikname‑I Millî, yayına haz: Ahmet Zeki İzgöer, Ramazan Tuğ, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi Yayını, İstanbul 2018, s. 99; Besim Ömer, Nevsal‑i Afiyet, c. I, İstanbul 1315, s. 57).

Kaynakça

BESİM ÖMER, Nevsal‑i Afiyet, c. I, İstanbul 1315.

SARI Nil, İZGÖER Ahmet Zeki, TUĞ Ramazan, Başbakanlık Osmanlı Arşivi Belgeleri Işığında II. Abdülhamid Devri'nde Kurulan ve Geliştirilen Hastaneler, Nobel Tıp Kitabevleri, İstanbul 2014.

İZGÖER Ahmet Zeki, “II. Abdülhamid Döneminde Çağdaş Hastaneciliğin Gelişimi”, Sultan II. Abdülhamid Han ve Dönemi, TBMM Milli Saraylar Yayını, Ankara 2017, s. 446‑469.

TAHİR BEY, Tebrikname‑i Millî, yayına haz: Ahmet Zeki İzgöer, Ramazan Tuğ, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi Yayını, İstanbul 2018.

1 Sultan II. Abdülhamid, 1887 yılında kuduz aşısını bulan Pasteur'ü taltif ve teşvik etmek için Paris'teki Enstitü'süne büyük miktarlarda para yardımında bulunmuştur. Ayrıca verem hastalığına çare bulan Almanyalı doktor Koch'u da özel bir heyet göndererek birinci dereceden Osmanlı nişanıyla taltif etmiştir (Tebrikname‑I Millî, yayına haz: Ahmet Zeki İzgöer, Ramazan Tuğ, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi Yayını, İstanbul 2018, s. 99; Besim Ömer, Nevsal‑i Afiyet, c. I, İstanbul 1315, s. 57).

tefsir dersleri

Yazanlarımız



muvafakat besir

ömer hoca ile röportajlar