I Toplumsal ve küresel kargaşa, kaos, savaş, sömürü, adaletsizlik, ekonomik ve sosyal dengesizlikler, baskılar, zulümler... Dünyamızı sarmış durumda. Bunların müsebbipleri ve mağdurları, bozguncu başı Trump ve onun yavrusu Netanyahu başta olmak...

Emekli imam-hatip Rüştü İzgöer Hocamızın sunumuyla "Sosyal İlişkilerde Ahlak" semineri Medeniyet Vakfı seminer salonunda gerçekleşti. Konuşmasında ahlak ve sosyal ilişkiler kavramları hakkında bilgi veren İzgöer, ahlakın kaynağını belirttikten sonra dikkat edilmesi gereken ahlaki hususlar üzerinde durdu. M. Rüştü İzgöer Hoca'nın konuşmasını ilginize sunuyoruz:
"Bismillahirrahmanirrahim
Hz. Adem (as)’den Hz. Peygamber (as)’a kadar ne kadar peygamber geldiyse o toplum cahilliğin zirvesinde iken geldi. Peygamberlerin hayatlarını okurken de bakıyoruz ki bazı cahillikler bir başka peygamberin ümmetinde yok. Ama bütün peygamberlerin ümmetlerinin yaptığı cahillik toptan bugün var. Şu peygamberin yaptığı cahillik bugün yok maalesef diyemiyoruz. Peygamberler ümmetlerini bu cahillikten korumak için uğraştı biz de müzlümanlar olarak bu içinde yaşadığımız zaman ve zeminde peygamberlerin yaptığının bir benzerini yapmaya gayret edeceğiz. Bir defa işimizin ne olduğunu, neyin memuru olduğumuzu bilmemiz gerekiyor.
Düşman eskiden de kavi idi şimdi de kavidir. Eskiden Haçlı Seferleri oldu, bugün de devam ediyor, daha sonra da devam edecek. Biz Rabbimizi sonsuz hamd-ü sena edelim ki onun sırat-ı müstakim yolu üzerindeyiz, Rabbimiz bizi bu yolda daim eylesin. Bu inançla yaşamayı ve bu inançla ölmeyi bizlere nasip eylesin.
Eski düşman da Müslümanların zihinlerini, ahlaklarını, hayatlarını bozuyordu, bugünküler belki bundan da daha fazlasını yapıyorlar. Medya, Müslümanların doğru bildiği şeyler ya da yeteri kadar malumatı sahibi olmadığı konular hususunda kardeşlerimizin zihinlerini bulandırıyor, onları şüpheye düşürüyor. Bu yönüyle Müslümanları güçsüz düşürmeye çalışıyorlar, buna direnenleri de infaz ediyorlar. Kendi toplumlarında da kendi insanlarını sözde korumak için Müslümanları ve İslam’ı karalıyorlar, kötü göstermeye çalışıyorlar. Burada iki ana başlık karşımıza çıkıyor. Birisi Müslümanların zihinlerini bulandırmak, zihinlerini bulandıramadıkları kimseleri ise infaz etmek. İkincisi de kendi toplumlarında İslam’ı ve Müslümanları karalamak ve kötülemek. Böyle bir dünya da yaşıyoruz. Bunlarla mücadele ederken Rabbimiz bize yardım etsin.
Malumunuz insanoğlu tek başına yaşamıyor; dünyaya geldiği andan itibaren çevresinde annesi, babası, akrabaları var ve insan büyüdükçe sosyal çevresi de genişliyor. Okul, iş, cemaat, evlilik hayatı ve benzerleri ile yeni arkadaşlıklar ve sosyal çevreler elde ediyor. Bu ilişkilerin bir kısmı sürekli iken bir kısmı geçici ilişkilerdir. Bununla beraber tabiat ve hayvanlarla da ilişkiler de söz konusudur.
Ahlakın kısa tarifi; yaratma, yaratılış ve yaratılmış gibi manalara gelen “halk” ile aynı kökten olan “hulk” veya “huluk” kelimelerinin çoğuludur ahlak. Sözlükte “hulk” seciye, huy, tabiat, gelenek, örf ve adetler gibi manalara geliyor. Ahlak da bunun çoğulu olarak huylar, seciyeler, insanın manevi yapısını belirleyen vasıflar, -ki biz, daha çok burası ilgilendirilir- insanın manevi yapısını belirleyen vasıflar manasına gelmektedir. “Ahlak” kelimesi bu şekliyle Kur’an-ı Kerim’de geçmiyor. Tekili “huluk” örf-gelenek manasında Şuara suresinde ve ahlak anlamı ile Kalem suresinde olmak üzere iki yerde geçiyor.
وَإِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظِيمٍ
“Ve sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem Suresi 4. Ayet)
Merhum Elmalılı Hamdi Yazır Efendi şöyle bir izahta bulunmuş: Ayette dört tane tekit vardır. Baştaki inneke (إِنَّكَ) kelimesinde tekit vardır. Hulukin (خُلُقٍ) kelimesindeki tenvin yüceltme ifade eder, diyor. Le alê (لَعَلى)'deki le yine tekittir. Şüphe yok ki, muhakkak manasında. Ve en sonundaki azîm (عَظِيمٍ) kelimesinde tekit vardır. Bu kadar kısa bir ayette üst üste dört tane kuvvetlendirme edatı ve kelimeleri var. Elmalılı Hocaefendi şu şekilde bir izahta bulunmuş; "Başkalarının tam anlamıyla anlayamayacağı güzelliklerle seçkin kılınmış bir ahlak" demektir.
İmam Gazali İhyası’nda şöyle bir tarif yapmıştır: Ahlak insan nefsinde yerleşen öyle bir hey’et, öyle bir melekedir ki fiiller hiçbir zorlama olmaksızın düşünüp taşınmadan bu meleke sayesinde kolaylıkla ve rahatlıkla ortaya çıkar. Burada beş tane dikkati çeken husus var.
1. Gelip geçici olmamalı, insanda yerleşmiş olmalı
2. Düşünüp taşınmaya gerek kalmadan yapılmış olmalı
3. Zorlama olmamalı
4. Kendi iradesi ile seve seve olmalı
5. Ve kendiliğinden oluvermeli
Bir başka tarifte şöyle; insanın kendi arzusu ile faziletli davranışlarda bulunup rezilliklerden uzak durmasıdır. Ahlaklı kişide faziletli fiilleri itiyat edinen kişidir.
Ahlakın Kaynağı
Aişe annemize Efendimizin ahlakı soruldu. Aişe annemiz; "O'nun ahlakı Kur’an’dan ibarettir." demiştir. Buradan anladığımıza göre ahlakımızın birincil kaynağı Kur’an-ı Kerim’dir daha sonra Kur’an-ı Kerim’i yaşayan zat olarak Efendimizin kendisidir. Öyle bir ahlaktır ki bu kendisine peygamberlik gelmeden önce kensine “el-Emin” denilmiştir. Bu sıfat daha önce kimseye verilmemişti, kendisinden sonra da kimseye bu sıfat verilmemiştir.
Bu yetişkinler içindir. Çocuklar için ahlakın kaynağı anne ve babasıdır. Çünkü çocuk Kur’an’ı ve hadisi şerifleri okuyamaz. Efendimizin ahlakını öğrenmek için çok küçüktür. Anne ve babalar çocukları için ahlakın kaynağıdır çünkü çocuk onları görür. Artık yetişme çağına gelince ahlakın kaynağı onlar için hocaları ve öğretmenleri olur, ona bakar. Daha sonra okumaya öğrenmeye başlar ama burada bir sıkıntı doğar. Eğer annesini babasını hocasını iyi örnek olarak görememişse okudukları ile zihni çelişmeye başlar. Eğer okudukları anna-babaları ve hocaları ile uyuşmuyorsa çocuğun zihni allak bullak olur, iki şahsiyet meydana gelir.
Bir insanın ahlak elde etmesi kolay değildir, çok tekrar etmesi lazımdır. Okuma çağıncaya kadar anne ve babasından o kadar çok şey görmüştür ki bu artık çocuğun şuur altına yerleşmiştir. Bilgi olarak öğrendiği bu şeyler öyle bir zaman gelir ki hiç farkında olmadan yapıverir. Anne ve babasından öğrendikleri onda huy haline gelmiştir, eğer sonradan öğrendikleri ile çelişir ise bu huylarını değiştirmesi zor olacaktır. Onun için anneler-babalar, öğretmenler olarak, ya da ailede hatırı sayılır büyükler olarak eğer etrafımızda yetişme çağında çocuklar varsa gerçekten onlar için ahlakın kaynağı olduğunu unutmamalıdırlar, ona göre davranmalıdır.
Kalem Suresi 4. ayetinde “Hiç şüphesiz sen yüce bir ahlak üzerindesin” denilerek Hz. Peygamber (as)’ın ahlak kaynağı olduğu bizlere öğretildi. Ahzab Suresinin 21. ayeti kerimesinde Efendimiz üsve-i hasene yani örnek, model şahıs olarak gösterildi. Eendimizin hayatına baktığımızda “keşke şunu şöyle yapmasaydı ya da yapsaydı” diyebileceğimiz bir şey yoktur. İçimize sinmeyen en ufak bir şey yoktur. Onun hayatı mükemmel bir örnektir bizler için.
Ayetin devamında "Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler" için buyurmaktadır.
Hz. Peygamber (as) “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” buyuruyor. Neyin iyi veya kötü, neyin çirkin veya güzel olduğunu biz nereden öğreneceğiz? Akıl bunu bilebilir mi? Akıl belki bunu bilebilir ama tasdike muhtaçtır. Bu tasdiki vahiy sağlar. Böylece ahlakın kaynağını da ifade etmeye çalıştık.
Sosyal İlişkilerimizde Uymamız Gereken Kurallar
Biz her şeyi yüce Rabbimizin rızası için yaparız. Sadece ahlaklı olmak için ahlaklı olmalıyız. Bunu ele aldıktan sonra Allah’ın hoşlanmadığı bir işi sosyal ilişkilerimizde yapamayız. Ahlaklı davranışı şekil olarak nasıl yapacağımızı Peygamberimizden öğreneceğiz. Allahu Teala cömert olmamızı söylemiş; cömertliğin nasıl yapılacağını Peygamberimizden öğreneceğiz. Sahabe Efendilerimiz; "Rasullah cömerti Ramazan ayında rüzgarın esişi gibi cömertti." demiştir. Rüzgarın esişi gibi cömert olmak herkesi kuşatır manasındadır yani Efendimiz herkese karşı cömertti.
Bir başka kuralımız kendimiz için istemediğimiz bir şeyi Müslüman kardeşimiz için de istemeyeceğiz, aksi takdirde olgun mümin olamayız. Müslüman kardeşimize gelen bir nimetten dolayı sanki kendimize gelmiş gibi sevinebiliyor muyuz? Eğer arada bir seviye varsa o seviye iyi bir seviye değildir. Müslüman kardeşimize gelen bir nimet bizi rahatsız ediyorsa kamil bir mümin olamayız.
Bir başka kuralımız: “Müslüman elinden ve dilinden emin olan kişidir.” Bir Müslüman sizinle karşılaşmamak için yolunu mu değiştiriyor yoksa sizi yokluğunuzda arıyor mu? Düşünün Hz. Ebu Bekir’i, Mekke döneminde iken o da Habeşistan’a hicret etmeye niyetlenmiş, devesini hazırlamış ve yola çıkmış. Müşriklerden biri görüyor nereye gittiğini soruyor, "Dinimi rahat yaşamamıza izin vermediğiniz için Habeşistan’a gidiyorum" diyor. Adam "Olmaz ya Ebu Bekir, senin gibi bir adam bu şehirden ayrılamaz." diyor. Evet kardeşler bunu söyleyen bir müşrik. Eğer bize de çevremizdeki kişiler böyle davranıyorsa, bizi yokluğumuzda arıyorlarsa, o halde biz elinden ve dilinden emin olunan kişilerizdir. İnsanların bu şekilde emin olması ne güzel şeydir.
Temel kurallarımızdan bir tanesi de sevgidir. Mümin kardeşimiz seveceğiz ona karşı rıfk ile muamale edeceğiz. Rıfk; nezakettir, kibarlıktır. Son derece nazikçe davranmaktır. Muhatab olduğumuz insanlara sevgi ile muamele edeceğiz ve yaptığımız işin içine de sevgimizi katacağız.
Peygamber Efendimiz bir hadisi şerifinde “Birisi bana iyilik yaparsa ben de ona iyilik yaparım; birisi bana kötülük yaparsa ben de ona kötülük yaparım, demeyin.” buyuruyor. Bir mümin kardeşin sana iyilik yaptığında elbette iyilik yapacaksın, ama olur ki bir kötülüğünü de görmüş olabilirsin, sen yine iyilik yap. Bu anlatıldığı kadar kolay bir şey değildir. Allah bu konuda bizlere yardım eylesin.
Bir başka kuralımızda gerek geçici gerek kalıcı ilişkilerde bulunduğumuz insanların haklarına saygı göstermektir.
Az sonra sayacağımız müminlerin özelliklerinin her biri ayrı ayrı sohbet konusudur ama biz kısaca değineceğiz.
Bizim Müslüman olarak en temel özelliğimiz doğru olmaktır. Bir tabir vardır; Müminin istikameti kerametidir, derler. Yani dosdoğru olmak. Eğer namazınız, orucunuz, zekâtınız, sakalınız, sarığınız eğer siz doğru değilseniz, yalan konuşuyorsanız, söz verip sözünüzde durmuyorsanız bunların hiç birisi sizi kurtarmaz. “Biz namaz kılmıyoruz, hacı da değiliz ama senin yaptığın gibi de yapmıyoruz” deyiverirler. Dolayısıyla doğruluk en temel vasfımızdır bizim. Efendimiz (as)’ı da ihtiyarlatan Hud suresindeki doğruluğu emreden ayetlerdi. “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” ayeti tüm insanlığa karşı sorumlu kılıyor bizi. Dosdoğru olmanın zıttı, yalan konuşmak, aldatmaktır. Efendimiz (as) “Aldatan bizden değildir” buyuruyor değil mi? Peygamberimiz pazarı dolaşırken bir buğday satıcısının önüne gelmiş, çuvalı karıştıran Efendimiz çuvalın alt tarafının yaş olduğunu görüyor. Allah Rasulü (as) “Bizi aldatan bizden değildir.” buyuruyor. Böyle muazzam bir kural başka bir dinde başka hiçbir sistemde yoktur arkadaşlar.
Her Cuma dinlediğimiz Nahl suresinin 96. Ayeti kerimesinde Allah-u Teala; “Şüphesiz ki Allah adaleti ve ihsanı emreder.” buyurmaktadır. Adalet; herkese hakkını teslim etmektir. Terazinin iki kefesi vardır, adalet dirhemin bulunduğu kefe ile meyvenin bulunduğu kefede terazinin dilinin dengede olmasıdır. Meyvenin daha fazla olup kefenin aşağıda olması durumu da ihsandır. Bunun zıddı haksızlıktır, zulümdür.
Bir başka dikkat edeceğimiz kural merhametli olmaktır. Müslüman merhamet çağlayanıdır, merhametsiz olmak Müslüman’a yakışmaz. Merhametli olmayı Rabbimiz bizlere nasip eylesin.
Bir başka dikkat edeceğimiz kural edepli olmaktır. Ahlak ve edep manaları birbirine yakındır. Yunus Emre;
“Edep bir tac imiş nuru Hududan,
Giy ol tacı emin ol her beladan.”
Bir kitapta okumuştum. Bir dergahta hoca sohbet ederken, çaylar dağıtılmış, edepten bir çıt dahi çıkarmadan insanlar bardaklarını karıştırıyor. Karıştırıyor ama bir çıt sesi çıkmıyor. Bu çok hoşuma gitmişti. Birisi bir vaazda bulunuyor, burada edep onu pür dikkat dinlemektir.
Edeple alakalı hallerden biraz bahsetmek isterim.
* Sesini yükseltmemektir.
* Aşırı dercede kahkaha ile gülmemektir.
* Haklı iken hakkından vazgeçmektir.
* Kaba ifadelerden kaçınmak, kibar ve nazik ifadeler kullanmaktır.
* Gözü harama bakmaktan korumaktır.
* Sofrada önünden yemek, yanındakinin tabağına bakmamaktır.
* Yanlış yerlerde dolaşmamaktır. (Kötü, yanlış yerlerde bulunmak, başkalarının aklına su-i zan ifadeler getirir, onun için yanlış yerlerde dolaşmamak edeptendir, denmiştir.
* Eve aldığı nevaleyi belli etmeden eve getirmektir. (Belki komşusu alamaz düşüncesi ile bu hareket edebe muhayir görmüşlerdir.)
* Misafiri uygun elbiselerle karşılamaktır.
* İnsanların sevinci ile sevinmek, üzüntüsü ile üzülmektir.
* Birisi ile konuşurken ona yönelerek dinlemek, onun gözlerine bakmak edeptendir.
* Bir büyüğün yanında otururken, davranışlarına dikkat etmek edeptendir.
İnsanlarla ilişkilerimizde mütevazi olacağız, kibirli olmayacağız. Vefalı olacağız. Vefalı olmak yapılan iyiliği unutmamak, gücü nispetince ona mukabelede bulunmaktır. Gıpta edebiliriz ancak kıskançlıkta bulunmayacağız. Allah ona o güzelliği vermişse sana da başka bir güzellik vermiştir, sen sende olan güzellikleri düşün. Allah sana verdiği güzellik bir başkasında da olmayabilir.
İsar; hakkımızdan vazgeçip bir başkasına ikram etmektir. Bunun zıddı bencilliktir.
Bir başka kuralımız sözünde durmaktır, bilhassa tüccar kardeşlerimizin buna dikkat etmesi gerekir. Senedinize, taahhüdlerinize dikkat edin. Efendimiz (as)’in söz verip de sözünde durmadığı olmamıştır. Müslümanların bu ticari ahlaklarından dolayı gittikleri yerlerde onlara imrenip Müslüman olanlar olmuştur. Uzakdoğu’ya kadar İslam orduları gidemedi ama tüccarlar gitti. Ticaretlerindeki o dürüstlük, söz verip sözünde durmak, malının varsa eksiğini ortaya koymak türünden ahlakları oradaki insanların da dikkatini çekmiş, onlar da imrenip Müslüman olmuşlardır.
Sılah-i rahimde bulunmak, onları hatırlamak önemli bir husustur. Biz bunları yaparken hesaplı kitaplı yapmayacağız, sadece Allah’ın bizden razı olması için yapacağız. Mahallemizin gencine burs vereyim de o da ileride bizim çocuğa ders verir diye düşünen kişi bu iyiliğini Allah rızası için yapmıyor demektir. Daha sonra ondan istifade etmek maksadıyla yapıyor. Bu ahlak değildir, cömertlik de değildir.
Sorumluluklarımızı yerine getireceğiz.
Dil afetlerinden uzak duracağız.
Emr-i bil maruf nehyi’l anil münker yapacağız. Bu hiç vazgeçemeyeceğimiz ama çok zayıf olduğumuz bir şey.
Bir başka özelliğimiz vakıf mallarına, kamu mallarına dikkat edeceğiz, onları iyi kullanacağız. Kullanmamak daha iyidir ama kullanacaksanız kendi malınızdan daha titiz kullanacaksınız. Eğer zarar vermişsen zararı karşılayacaksınız. Kamu malları da böyledir, bunlara karşı titiz olmamız lazım."
Sunumunun ardından Medeniyet Vakfı Başkan M. Beşir Eryarsoy tarafından M. Rüştü İzgöer'e teşekkür plaketi takdim edildi.