I Toplumsal ve küresel kargaşa, kaos, savaş, sömürü, adaletsizlik, ekonomik ve sosyal dengesizlikler, baskılar, zulümler... Dünyamızı sarmış durumda. Bunların müsebbipleri ve mağdurları, bozguncu başı Trump ve onun yavrusu Netanyahu başta olmak...

Medeniyet Vakfı’nın geleneksel olarak düzenlediği “Öğretmen Semineri Programı” bu yıl Malatya’da gerçekleşti. Program Suphi Aytimur Hocamızın Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başladı. Ardından Medeniyet Vakfı Mütevelli Heyetinden İsa Arı Hoca’mız açılış konuşmasını yaptı.
Hocamız konuşmasında kısaca şunları dile getirdi: “Osmanlı’nın yıkılmasından sonra yerine 50 kadar devletçik kurulmuş ve birbirlerine düşman ettirilmiştir. Osmanlı sonrası yeniden İslami Diriliş Müslümanların birliğiyle mümkün olacaktır. Zulmün İslam coğrafyasında hâkim olmasında emperyalist etki kadar pasif Müslüman anlayışın da etkisi vardır. Müslümanların birleşmiş ve adanmış bir nesil meydana getirip çok çalışması gerekiyor. Programımızın hayırlara vesile temenni ediyorum.”
Seminerimiz “Kur’an’ın Anlaşılmasında Günümüzdeki Problemler” sunumu ile başladı. Abdurrahman Ateş Hoca’mızın yaptığı sunumda, Allah Rasulü ve Sahabe dönemindeki Kur’an anlayışı ile bugünkü Kur’an anlayışının farklılıklarının neler olduğu üzerinde duruldu.
Bu farklılıkların en önemlisinin, bugün Kur’an’ın medya üzerinden anlatılmak istenmesi ve Kur’an kavramlarının, vahyin ilk dönemlerinden farklı kullanılmasının olduğu anlatıldı. Özellikle son dönemlerde Kur’an’ın bize verdiği mesaj yerine Kur’an’ın kelimeleri üzerine takılarak verilmek istenen mesajdan uzaklaştığımız üzerinde duruldu.
İkinci olarak Kur’an’ı bir bütün halinde almadığımız için yanlışlıkların içerisinde kalındığı ifade edildi. Kur’an incelenirken, ayetin içerisinde geçen bir cümlenin alınarak yorum yapılmasının yanlış olduğu, cümlenin önce ayet bütünlüğüne, sonra sure bütünlüğüne ve en son Kur’an bütünlüğüne bakılarak yapılması gerektiği anlatıldı.
Vahyin ilk dönemlerindeki insanların Kur’an’ı amel etmek için okuduklarını, günümüz insanının ise bu şekilde okumamasından dolayı Kur’an’ın bize yol göstermediği ifade edildi.
Son alarak Abdullah İbn Mesud’un şu ifadesinin altı çizildi “Bizim dönemimizde Kur’an-ı ezberlemek zor, amel etmek ise kolaydı. Sonraki dönemlerde ise Kur’an’ı ezberlemek kolay, amel etmek ise zor oldu”
Sunum aralarında yapılan çay sohbetlerinde farklı şehirlerden, farklı kültürlerden gelen öğretmenlerimiz, görüş alışverişlerinde bulunarak tecrübelerini birbirlerine aktardı.
Seminerimizin öğleden sonraki bölümünde Medeniyet Vakfı Başkanı Mehmet Beşir Eryarsoy Hoca’mızın “Sünnetin Önemi/Sünnetin İslam’daki Yeri” sunumunu dinledik.
Mehmet Beşir Eryarsoy Hoca’mız sunuma Al-i İmran Suresi 31. Ayeti tefsir ederek başladı. De ki; “Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Hiç kuşkusuz Allah bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” Allah’ı sevmenin, Allah’ın Rasulüne uymaktan geçtiğini, peygambersiz bir İslam’ın olmayacağını ifade edildi.
Hoca’mız, İslam’da sünnetin çıkarılması durumunda din diye bir şeyin kalmayacağını örneklerle anlattı. Sünneti çıkardığımızda, sadece Kur’an-a bakarak namaz, oruç, zekât vs ibadetlerin yapılamayacağını, bize bu gibi şeylerin Allah Rasulü tarafından öğretildiğini anlattı.
Hoca’mız Tevbe Suresi 29. ayetteki ifadelerin önemini anlattı. Bu ayette Rabbimiz; “Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslâm’ı din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın.” buyurmaktadır.
Beşir Eryarsoy Hoca’mız bu ayette haramı ve helali, sadece Allah’tan (Kur’an-ı Kerim) değil Peygamberimizden de öğrendiğimizi söyledi. Allah Rasulünün helal ve haram dediği şeyleri kendisinden söylemediği, bilakis Allah’ın onayıyla söylediği açıktır.
Hoca’mız hükmün bağlayıcılığı bakımından Allah ve Rasulünün aynı olduğunu söyleyerek önemli bir tespitte bulunmuştur. Rasulüllah’a tabi olmak Allah’ın sevgisine ulaşmak demektir. Sünnet her an vahiyle desteklenir. Anlaşılması güç ayetlerin açıklanması da sünnetin ilkidir.
Hoca’mız ikinci sunumunda ise Hadis ilmini akademik bir dille öğretmen arkadaşlarımıza anlattı. Hadis ilminin Rasulüllah’a tabi olmanın yolu olduğunu ifade etti. Dinin kemale ermiş olması ayetle sabittir. Bu aynı zamanda sünnetin de korunacağı anlamına gelmektedir. Çünkü sünnetin olmadığı bir din düşünülemez.
Hadislerin çeşitlerini, hadis âlimlerinin bir hadisi alırken hangi kriterleri dikkate aldığını, hadisleri kabul etmeyenlerin delillerini, verdiği örneklerle çürüttü.
İkinci günün ilk sunumu Yüksel Kaner Hoca’mızın “Oryantalizm ve Günümüze Yansımaları” isimli sunumu oldu.
Oryantalizmin masumca bir ifade ile doğu toplumlarını araştırmak olmadığını, doğu toplumunu inceleyerek onları asıl özelliklerinden sıyırmak, batının tarihi, siyasi, ekonomik ve ideolojik kullanımına uygun biçimde imal etmek olduğunu söyledi.
Hoca’mız Oryantalizmin bizdeki etkisinin ise 1923 devrimi, eski kültürümüzle olan bağlarımızı koparmamız ile ortaya çıktığını anlattı. Harf inkılabının bütün zihin kodlarımızı değiştirdiğini ifade etti.
Bazı batılı yazarların İslam üzerine yazdığı, masumca görülen birçok kitabın aslında bir projenin ayağı olduğunu, bunların Müslümanlar arasındaki fitneyi körüklemek için yazıldığını anlattı ve şunları ifade etti: “Oryantalizm iki kutuplu bir dünya oluşturmak istemektedir. Batı ileriyi, olumluluğu temsil ederken, doğu geriliği ve olumsuzluğu temsil etmektedir. Bazı aydın(!)ların orta doğu bataklığına düşmeyeceğiz demesi zihnen doğudan ayrılmaktır. Böyle bir bataklığı oluşturmaya çalışmak oryantalistlerin hedeflerinden biridir.”
Günün ikinci sunumunda ise Abdurrahman Aslan Hoca’mız “Liberalleşen Dünyada Müslümanca Yaşamak” konusunu anlattı.
“İslamcılık bir nefsi müdafaadır. Dışarıdan gelen bir tehdide karşı müdafaadır.” diyen Hoca’mız eskiden fiziksel bir tehdidin olduğunu, şu an ise zihinsel bir tehdidin olduğu tespitinde bulundu. Bizim kavramlarımız, değerlerimiz bir saldırı altında. Kavramlarımızın içi boşaltılmak istenmektedir. Müslümanların bu kavramları asıl şekliyle öğrenmelerini istememektedirler.
“Her şey melezleşmeye başladı. Sentezleme ile uçlar bir araya getirilmeye çalışılıyor. Müslümanlar ise bu dönemde bir akıl kirlenmesine girmeye başlamıştır. Bizler bu dünyaya kirlenmiş bir akıl ile bakmaya başladık. Bu sebeple her şeyi İslam’ın istediği şekilde değil kirlenmiş akıllarla alıyoruz. Sorunları çözmememizin temel nedeni budur. Sünnet aklın Kur’an-ı anlama biçimini korur.”
Abdurrahman Arslan Hocamız, batının İslamafobi anlayışının, aslında kendilerine olan özgüven eksikliğinden kaynaklandığını, bu nedenle doğu toplumları arasına fitne sokarak bu özgüven eksikliğini azaltmak istedikleri ifade etti. Hoca’mız İslam’da birey ve toplumun olmadığını aile, cemaat ve ümmetin olduğunu ifade etmiştir.
Öğleden önceki son programımız Ali Kaçar Hoca’mızın “İslam Dünyasındaki Son Gelişmeler” isimli sunusuydu. Ali Kaçar Hoca’mız bugünkü sorunları daha iyi anlayabilmek için sorunların tarihçesini kısaca ifade etti.
“Bugün Müslüman coğrafyasının kan ve gözyaşı içerisinde olduğunu Libya, Irak, Afganistan, Suriye gibi coğrafyalarda Müslümanlara yapılan işkencelerin, adaletsizliklerin, farklı örgütleri ortaya çıkardığını ifade etti. Bu örgütlerin hepsini kabul etmemiz mümkün değildir. Ancak bu örgütlerin tamamının da terörist örgütler olarak görmemiz de mümkün değildir. Bu örgütlerin önemli bir kısmı Müslümanların direniş örgütleridir. Şayet batının ikiyüzlü politikaları olmasaydı, Müslüman coğrafyada akla hayale gelmeyecek bu kadar zulüm, işkence, haksızlık olmasaydı, bu örgütlerde olmayacaktı.”
Ali Kaçar Hoca’mız bunların birer neden değil sonuç olduğunu ifade etti.
Öğleden sonraki son oturumumuzda ise “Ailede Eğitim ve Sorumluluklarımız” konulu bir çalıştay düzenlendi. Bu çalıştayda farklı şehirlerden gelen öğretmenlerimiz ile fikir alışverişinde bulunuldu. Farklı gruplardan farklı farklı düşünceler ortaya çıktı. Daha sonra rapor haline getirilebilmesi için çalıştay sonuçları yazılı olarak görevli arkadaşlara teslim edildi.
Seminerin üçüncü günü ise pikniğe ayrıldı. Piknikte Ahmet Erol Hoca’mız “Küçük Şeylerin Hayatımızdaki Yeri” konulu sunu yaptı. Sunuda bizim belki hiç görmediğimiz, belki dikkat etmediğimiz şeylerin, aslında hayatımıza ne kadar etki ettiği ile ilgili örnekler verdi. Dünyanın bir nizam içerisinde en küçük ayrıntısının bile bizim hayatımızda büyük bir yere sahip olduğunu ifade etti.
Bu üç günlük seminerimizin organizasyonunda başta Latif Hoca olmak üzere Malatya’daki diğer kardeşlerimize de ayrı ayrı teşekkür ediyoruz.
Seminerimiz piknik alanındaki vedalaşma ile son buldu.