• TOPLUMSAL VE KÜRESEL KARGAŞA VE ÇÖZÜM YOLLARI

      I Toplumsal ve küresel kargaşa, kaos, savaş, sömürü, adaletsizlik, ekonomik ve sosyal dengesizlikler, baskılar, zulümler... Dünyamızı sarmış durumda. Bunların müsebbipleri ve mağdurları, bozguncu başı Trump ve onun yavrusu Netanyahu başta olmak...

DUYURULAR

MÜSLÜMANCA YAŞAMAK ÜZERİNE...

muslumanca yasamak uzerine

Hamd, Âlemlerin Rabbi olan Allah’adır. Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’e, Ehl-i Beyt’ine, ashabına, onun yolunda yürüyen, kıyamet gününe kadar onun sünnetine tabi olan, Müslümanca düşünen ve Müslümanca yaşayanların üzerine olsun. “O Allah ki kullarını en güzel bir biçimde yaratmış, onlara en güzel yolu açıklamış

ve kendisine tabi olanları en doğru yola iletmiş, cennetle müjdelemiş ve asi olanları da cehennemde çetin bir azapla uyarmıştır.

Her kim ömrünü küfür ve isyanla noktalarsa zillet yurduna atılır. Her kim de ömrünü imanla sonlandırırsa ebedi olan nimetler yurduna götürülür.”1

Bugün helâl ve haramın birbiriyle iyice harmanlandığı bu dünyada bizlere biçilen rol ne olursa olsun tek gayemiz; tevhit çizgisinde birleşerek “Lâ ilâhe illallah Muhammedü’n Resulullah” düsturuna sarılarak Müslümanca bir yaşam sürmek ve Müslümanca ölmektir.

Bu dünyaya geliş amacımız ne zengin olup Karunlaşmak, ne ilim öğrenip bel’amlara yaranmak ve ne de iktidara gelip Firavunlaşmaktır. Yegâne gayemiz bizleri yaşatan, bizlere sonsuz nimetler veren ve bizleri kendisine iman etme şerefiyle ödüllendiren Rabbimize layık bir kul ve onun gönderdiği son peygambere, rehbere ve insanlığın son kurtarıcısı olan Hz. Muhammed (s.a.v.)’e layık bir ümmet olarak yaşamaktır.

Bugün dünya üzerinde yaşananlara ibret gözüyle baktığımızda Hak-Bâtıl mücadelesinin zirve yaptığını ve kâfirlerinin Müslümanlar üzerinde tahakküm kurmak için yaptığı zulmün katlayarak arttırdığına bütün dünya şahittir. Kâfirler zulümde sınır tanımıyorlar. Tanklarla, füzelerle, uçaklarla, bombalarla ve hatta içimizdeki hainlerin elleriyle Müslümanlara saldırmaya devam ediyorlar.

Kardeşlerimiz diktatör rejimlerin, tâğutî düzenlerin ve bel’amlaşmış şahsiyetsizlerin kurdukları kirli düzenlerin bozuk çarklarının paslı dişleri ve paletleri altında ezilmekteler. Ölümün soğuk nefeslerini enselerinde hissederek, İslâmî bir hayat yaşamak uğruna, silahların gölgesinde yaşamak ile ölmek arasındaki o daracık çizgide zulmün pençesinde kıvranmakta, mücadele vermekte ve ellerini duaya açıp sabır ve namazla sadece ve sadece Âlemlerin Rabbine sığınmaktalar:

“Ey iman edenler! Sabır ve namazla Allah’tan yardım dileyin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.”2

“Onlar, Câlut ve ordusuna karşı meydana (savaşa) çıktıklarında, dediler ki: “Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır, adımlarımızı sabit kıl (kaydırma) ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.”3

O halde neden hâlâ yeryüzünde Müslüman coğrafyalarında kan durmuyor? Niçin bu coğrafyalar yanmaya devam ediyor? Bunun sebebini biraz da kendimizde aramalı değil miyiz?

• Namazlarımızda şeytanın vesveselerinden korunacak ve günahlarımızdan arınacak bir ruhtan ve namaz bilincinden uzak olduğumuz için günde beş vakit namaz kıldığımız ve Allah’a dua ettiğimiz halde dualarımız kabul edilmiyor. Belki de kuşların yemi gagalaması gibi başını indirip kaldıran hızla eğilip kalktığımızdan veya onu sağlığımızı korumak için günde beş kez yapılması lüzumlu olan bir spor aktivitesi kabul ettiğimizden namazımız olmuyor.

• Kendimiz için olmasa bile hiç olmazsa kardeşlerimiz için ellerimizi semaya açmaktan üşendiğimizden ve bundan imtina ettiğimizden amellerimiz yavan kalıyor.

• İnsanların gaflet içerisinde olduğu ve uykunun bizi sımsıcak kollarıyla sardığı gece vakitlerinde uyanıp güzel bir abdest aldıktan sonra amellerimizi güzel bir ibadet olan teheccüt namazıyla süsleyip taçlandıramadığımız bir gece hayatımız olmadığından âbid bir kul olamıyoruz.

• Yine gecenin ve günün belli saatlerinde o yüce yaratıcı ve merhamet sahibi olan rabbimizin huzuruna varıp nafile namaz kıldıktan sonra ellerimizi ona açıp sabırla ve ısrarla aczimizi, ahvâlimizi dile getireceğimiz, tevbelerimizin kabulünü istediğimize şahit olacak gözyaşlarımızın aktığı ıslak bir seccadeye sahip olamadığımızdan amellerimiz makbul olmuyor.

• Doğru kaynaktan doğru beslenemediğimizden zulme sessiz kalıp onu sadece izlemekle yetiniyoruz.

• İslâm tarihini dikkat nazariyle irdelemediğimizden geçmişten ders almıyoruz.

• Adı tarihin sayfalarına altın harflerle kazınarak yazılan o büyük mücahitlerin ve şahsiyetlerin yaşam öykülerini iyi okumadığımızdan onların mücadele ve azmine vâkıf olamıyoruz.

• Tevhitten uzaklaştığımızdan, yekvücut olup kâfirlerin, zalimlerin, müşriklerin ve münafıkların İslâm’a olan ferdî veya içtimaî, fiilî ve psikolojik saldırılarına karşı durma güç ve cesaretini kendimizde bulacak kadar bir inanca sahip olmadığınızdan mücadeleci ruhlarımızı etten ve kemikten yapılı bir bedene hapsetmişiz.

• Rızkın Allah’tan olduğunu bilsek bile bunu tam olarak idrak edemeyişimizden bugün dünya üzerinde hâlâ rızık endişesi yaşıyor olup aza kanaat etmediğimizden ruhlarımız aç olarak insanlar arasında dolaşmaktayız.

• İlmi, kariyer yapmak ve bir yerlere yerleşip arzuladığımız refah bir yaşantıya kavuşmak isteğimizden, son model arabalarla yollarda turlayıp asfaltları ağlatmak, başkalarını kendimize imrendirmek ve düşmanlarımızı çatlatmak arzusunda olduğumuzdan veya çevremizde bizimle aynı görüşte olanları bir araya toplayıp onlar üzerinden nemalandığımızdan ilim bize fayda vermemektedir.

• Asıl akıl hocaları tâğutlar olan, kendisinin ilim ehli olduğu söylenen ve peşinden kitleleri sürükleyen içimizdeki bazı beyinsizler yüzünden Allah bizi cezalandırmaktadır.

• Etrafımızda cereyan eden musibetlere ibret nazarıyla bakmayıp “nemelazımcılık, bananecilik” anlayışıyla hareket edip “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın!” diyen bir Yahudi felsefesiyle özdeş bir anlayışta olduğumuzdan yeryüzü toprakları Müslüman kanıyla ıslanmaya devam etmektedir.

“Benim şeyhim, benim hocam, benim mürşidim, benim efendim, benim cemaatim, benim tarikatım, benim… vs.” diyerek kendileri dışında konuşulanları dinlemeyerek, yazılanları okumayarak, anlatılanlara kulak tıkayarak tek kaynaktan beslenmeye çalışanlar, peygambere benzemek adına İslâm’ın sadece sarık ve cüppeden ibaret olduğunu sanıp -Gerçekte sünneti yaşamaya gayret edenleri kastetmiyorum.- zihinlerini, kalplerini ve ruhlarını hep birilerinin iki dudağı arasına hapsedip dudak tiryakisi olanlar yüzünden birlik ve beraber olma ruhuna sahip olamıyoruz. Bu yüzden zulme karşı birleşemiyoruz, sesimiz kısık çıkıyor. Bundandır zulme ortak oluşumuz.

• İslâm kardeşliğinin sadece bir kavramdan ibaret olduğu yanılgısına düşüp Allah (c.c.)’ın

“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgenesiniz.”4

“Kitap ehlinden olan kâfirler de, müşrikler de size Rabbinizden bir hayır inmesini istemezler...”5

“Size bir iyilik dokunursa bu onları üzer, başınıza bir musibet gelirse buna da sevinirler.”6

“Onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar, size sıkıntı verecek şeyleri isteyip dururlar.”7

“Kâfirler birbirlerinin dostlarıdırlar.”8 ayetlerini bilmez, görmez, duymaz ve anlamaz oluşumuz yüzünden kalplerimizde korku ve endişe hâkim olmaktadır.

• Peygamberim efendimizin Ensar ve Muhacir arasında bina ettiği “İslâm kardeşliği”ni tesis edecek bir İslâmî anlayıştan uzak olduğumuzdan küfre karşı tek bir güç, tek bir yürek olma ruhunu yakalayamıyoruz. Onlara karşıla topyekûn savaşamamamız bundandır.

• Adı Müslüman olan, kendisi mümin olamamış olan içimizdeki bazı müşriklerin veya münafıkların yaşantılarını ve dünyaya bakışlarını kendimize referans kabul edip onlar gibi bir ömür sürmek sevdasında olduğumuzdan bugün zillet elbisesi giymekten kurtulamıyoruz.

• Allah (cc)’ın: “Allah yolunda infak edin ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şüphesiz Allah, iyilik edenleri sever.” emrine uymayıp çokça mal mülk biriktirme hastalığından kurtulamadığımızdan dünyayı daha çok sevmekte ve ona daha bir iştiyakla bağlanmaktayız.

• Rabbimizin: “Bu dünya hayatı oyundan ve eğlenceden başka bir şey değildir. Asıl hayat ahiret yurdundaki hayattır. Kâfirler keşke bunun bilincine varsalardı.”10 hükmünü idrak edemediğimizden, hükmüne râm olamadığımızdan dünyaya ölesiye bağlanmış, ebedi hayatın ölümle başladığını anlamamışız.

• Peygamber Efendimizin: “Ağızların tadını kaçıran ölümü çokça hatırlayın.”11 emrini “ağzımızın tadı kaçmasın!” diye ölümü aklımıza getirmememiz, onu kendimizden uzak fakat başkalarına hep yakın görmemiz ve yakıştırmamız bundandır.

• Dünyanın faniliğine kapılıp konforlu evlerimizde rahat koltuklara kurulup çay ve kahve dolu bardaklarımızı alıp keyifle yudumlarken kardeşlerimize atılan kurşunların adres sormaması bundandır.

• Fitnevizyon karşısına geçip küfrün imanlarımızı zehirleyen o kanalların musluklarını sonuna kadar açıp içerisinde her türlü pisliğin olduğu film ve dizilerle onların küfürlerini evlerimize kusmalarına ve inançlarımızı zedelemelerine müsaade edip ailemizi kendi ellerimizle yok etmemiz bilgisizliğimizden ve aymazlığımızdandır. Ailelerde kopmaların, ayrışmaların olması bundandır.

• Başucu kitabımız ve biricik rehberimiz olan Kur’an-ı Kerim’i “Çocukların ulaşamayacağı yerde muhafaza ediniz.” diyen bir reçete titizliğiyle onların ulaşamayacakları bırakan ve onu dokunulamayacak kadar kutsal olduğunu çocuklarımıza aşılayıp onu ulaşılmaz, dokunulmaz ve okunmaz kılan bir zihniyetten kurtulamadığımızdan imanı sağlam bir nesil oluşturamıyoruz.

• En değerli vakitlerimizi “geyik” muhabbetleriyle feda ettiğimizden Allah (c.c.) ile aramızı düzeltmek adına salih amel işleyecek zamanımızın kalmaması bundandır.

• “Boş zaman” kavramının içine Kur’an ve sünneti yerleştiremeyip böylesi manasız bir söylemin müsebbibi olanların ağızlarına ot tıkamadığımızdan hüsrandan kurtulamıyoruz.

• Hayata “at gözlüğüyle bakma” hastalığına müptela olduğumuzdan, imanlarımıza bulaşan şirk, bidat ve hurafelerden, gıybet hastalığından ve bizleri ayrıştıran hizipçilikten kurtulmak adına tek kurtuluş reçetesi olan “Kur’an Eczanesi”ne başvurmadığımızdan toplumu felakete sürükleyen bu musibetlerden kurtulamıyoruz.

• Dünya Müslümanlarını anlamak adına onlarla “empati” kuramayıp kardeşlerimizin dertleriyle dertlenemediğimizden, onların bizlere ihtiyacı olduğunda ise kapılarımızı “Hayır kurumu değiliz!” diyerek kardeşlerimizin yüzüne sımsıkı kapatarak onları kendi kaderlerine terk edip zalimlerin zulümlerine sessiz kaldığımız için bugün İslâm coğrafyasından kan, zulüm ve göz yaşları eksik olmamaktadır, diye düşünüyorum.

Allah’ın şu buyruğunu asla unutmayalım:

“Şüphesiz ki bir kavim, kendi özünde olanı değiştirmedikçe; Allah da onları (n durumlarını) değiştirmez. Ve Allah, bir kavimin fenalığını dileyince artık onun önüne geçilemez. Allah’tan başka onları koruyacak birisi de bulunmaz.” 12

O halde Müminlerin kalplerini en sağlam ve köklü bir biçimde birbirine bağlayan, Ensar ve Muhacir’i birleştiren, bütünleştiren bir bağ var ki o bağ, iman ve takvaya dayalı kardeşlik bağıdır. Bu, Rabbimizin biz müminlere bahşettiği en güzel nimetlerden biridir.

Cahiliye döneminde birbirlerine düşmanlıklarıyla ün salmış iki kabile vardı ki bu kabileler Evs ve Hazrec idi.

“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılınız sakın ayrılığa düşmeyiniz, Allah’ın size bağışladığı nimeti hatırlayınız. Hani bir zamanlar düşman olduğunuz halde o, kalplerinizi uzlaştırdı da onun bu nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Hani siz bir ateş kuyusunun tam kenarındayken o sizi oraya düşmekten kurtardı. Allah size ayetlerini işte böyle açık açık anlatır ki doğru yolu bulasınız.”13

Bu ayetten Allah (c.c.)’ın Evs ve Hazrec kabilesine mensup fertleri iman bağıyla nasıl kardeşler haline getirdiğini anlamaktayız.

Bizler bugün kendimizi, inançlarımızı sorgulamalıyız. Bidatlerden, hurafelerden, şirkten, cahiliyeden kısacası batıl olan her şeyden arınmalıyız.

Allah (cc)’ın: “İman edenler ve bu imanlarına zulüm (şirk)karıştırmayanlar var ya güven işte onlar içindir, doğru yolda olanlar onlardır.”14 buyurduğu gibi imanlarımıza zulmü bulaştırmaktan imtina etmeli, akidelerimizi Kur’an ve Sünnet çerçevesinde sağlamlaştırmalıyız.

Müslüman olmamız neyi gerektiriyorsa onun gereğini yapmalı, dünya Müslümanlarıyla tevhit noktasında birleşmeliyiz. İslâm kardeşliğini yeniden tesis etmenin yollarını aramalıyız. Bu yapıldığında zalimin mazluma tahakküm etmesi sona erecektir.

Allah Resulü’nün söylediği: “Mümin, mümin kardeşi için birbirine destek veren bir binanın tuğlaları gibidir.”15 düsturuyla hareket ettiğimizde kardeşliğimiz daha çok pekişecek, birbirimize desteğimiz maddî manevî artmış olacaktır.

Numan bin Beşir (r.a.)’ den rivayet edildiğine göre Allah Resulü’nün; “Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” 16 diyen bu kutlu mesajı İslâm kardeşliğinin önemine vurgu yapmakta ve onun nasıl olması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Bugün bedenlerimizi ve ruhlarımızı bir virüs gibi sarıp kuşatan şüphe, tereddüt, hurafe, safsata, bidat, günah, kul hakkı ve şirkin kalplerimizde ve zihinlerimizde derin yaralar açmasının ve maneviyatımızı tahrip etmesinin en önemli sebebi, Allah’ın kitabı olan Kur’an’dan ve Peygamberimizin sünnetinden yeterince istifade etmiyor olmamızdan kaynaklandığını daha önce ifade etmiştik. Bu iki kaynağı kendimize referans alıp bunlara yöneldiğimizde Müslümanca yaşamanın sırlarına vâkıf olmuş ve bir olma şuuruna ermiş oluruz:

“Hep birlikte Allah’ın ipine (İslâm’a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın...17

Hz. Peygamber (sav): “Size iki şey bırakıyorum. Bunlara uyduğunuz müddetçe asla sapıtmayacaksınız: Allah’ın kitabı ve Resulü’nün sünneti”. 18

Müslümanların kurtuluşunun Kur’an ve Sünnet’e sıkı sıkıya sarılmaktan geçtiğini aklımızdan çıkarmayalım. Yaşama sebebimiz aşağıdaki ayetin ifade ettiği şekilde olmalı ve inancımızı ayetin bu hükümleri üzerine bina etmeye gayret edelim. De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir.19

Bekir Karaboncuk


1. Ahmed Ferid el-Mısrî, Son Nefeste İmansız Ölmekten Korunmak, s.9-10, Polen Yayınları, İstanbul, 2005.
2. Bakara Suresi 153.
3. Bakara Suresi 250.
4. Hucurat Suresi 10.
5. Bakara Suresi, 105.
6. Âl-i İmran Suresi, 120.
7. Âl-i İmran Suresi, 118.
8. Enfal Suresi, 73.
9. Bakara Suresi 195.
10. Ankebut Suresi, 64.
11. Tirmizi 2307.
12. Rad Suresi 11.
13. Âl-i İmrân Suresi103.
14. En’am Suresi 82.
15. Buharî: Salât 88; Müslim: Birr 65.
16. Buharî, Edeb 27; Müslim, Birr 66.
17. Âl-i İmran Suresi 103.
18. Kütüb-i Sitte, Muvatta, Kader 3, (2, 899).
19. En’am Suresi 162.

tefsir dersi 2020

whatsapp takip edin

Yazanlarımız