• TOPLUMSAL VE KÜRESEL KARGAŞA VE ÇÖZÜM YOLLARI

      I Toplumsal ve küresel kargaşa, kaos, savaş, sömürü, adaletsizlik, ekonomik ve sosyal dengesizlikler, baskılar, zulümler... Dünyamızı sarmış durumda. Bunların müsebbipleri ve mağdurları, bozguncu başı Trump ve onun yavrusu Netanyahu başta olmak...

DUYURULAR

MÜSLÜMAN ŞEHİRLERİN İNŞASI

musluman sehirlerin insasi

Yaşadığımız yüzyılın fenomenleri arasında yer alan en önemli unsurlardan birisidir şehir. İnsan nüfusunun %60’ından fazlasını barındıran, yaşamımızın neredeyse tamamını geçirdiğimiz bir hayat alanıdır. Bin bir çeşit inancın bin bir yüzünü yansıtan medeniyetler aynası olan şehirler, bu özelliği dolayısıyla sadece bir mekân olmaktan

çok daha fazlasını ifade etmektedir.

Medeniyet iddiasının ve ben idrakinin vücut bulduğu bu mekânlar; ait olunan anlam dünyasını temsil eden en önemli unsurlardan birisini oluştururlar. Şehrin sembolleri ile o şehrin içerisinde bulunduğu değerler dünyası kendisini ortaya koyar ve hiç tanımayan birisine dahi hangi medeniyetin medinesi olduğunu fısıldar. Kimi zaman bir cami kimi zaman bir kilise kimi zaman da bir sinagog, şehirde hangi medeniyetin temerküz ettiğini ortaya koyar. Dolayısıyla şehirler yapı yığınlarından müteşekkil alanlar değildir. Bilakis yapıların ardında yer alan manaların ve anlam dünyalarının seslendiricisi konumundadırlar.

Hz. Peygamber’in şehri Medine’den, Osmanlı’nın payitahtı İstanbul’a; Mısır’ın incisi Kahire’den İslâm’ın ilk kıblegâhı Mescid-i Aksa’nın bulunduğu Kudüs’e kadar İslâm şehirleri; camileri, kubbeleri, medreseleri ve benzeri İslâm nişaneleri ile tanınan ve medeniyeti temsil eden medineler olarak yerlerini almışlardır. Bu sayede şehrin Müslüman bir şehir olduğu, medeniyetinin de İslâm olduğu herkes tarafından fark edilebiliyordu. Aynı şey Roma, Berlin ve Londra gibi Hristiyan dünyasının kentlerinde kilise, manastır gibi yapıların varlığı ile Hristiyanlık adına kendisini gösteriyor ve ait olunan anlam dünyasının bu dine bağlı olduğunu ortaya koyuyordu.

Fakat bugün, metropollerden müteşekkil dünya düzeninde geldiğimiz nokta; tüm bu şehirlerin ayırt edici özelliklerini oluşturan mabetlerin ve benzeri yapıların, varlıklarını korusalar dahi etkinliklerini ve şehirlerine olan fiziksel hâkimiyetlerini yitirmeye başladıklarını gösteriyor bizlere acı bir şekilde. Artık küresel dünya düzeninde şehirler; birbirini taklit eden ve birbirine benzeyen sembollerin temsil mekânı olmak zorunda bırakılmaktadırlar ne yazık ki. Önceden mabediyle niteliği ortaya çıkan ve kendini ifade eden medeniyet medinesi şehirler; günümüzde Avrupa’sından Amerika’sına, Asya’sından Afrika’sına kadar birbirine benzeyen kimliksiz beton yığınlarının sığınağı halini almıştır. Kapitalizmin pençesinde kıvranan bu mekânlar, artık daha fazla tüketiciyi cezbedebilmek için sıraya giren birer satıcıya dönüştürülmüşlerdir ne yazık ki.

Rabbimizin; şehirlerin anası olarak buyurmuş olduğu Mekke’de hem de Kâbe-i Muazzama’nın hemen yanında kimliksiz ve bütün kibriyle İslâm’ın en kutsal mekânına saygısızlığını apaçık ortaya koyan ucube binalardan, İstanbul gibi dünyanın gözbebeği bir şehrin en muhteşem bölgesi olan “Tarihi Yarımada”sının silüetine hançer gibi saplanmış kulelere; İslâm’ın en kutsal mekânları arasında zikredilen ve Osmanlı’yı kuran şehir Bursa’yı adeta tarumar eden TOKİ ucubelerinden Kahire’deki birbirinden güzel mabetleri adeta görünmez kılan gökdelenlere İslâm şehirleri kapitalizmin çirkinlikleri ile örselenmiş ve yaralanmıştır. Artık İstanbul’un da New York’un da merkezi aynı tarzda ve aynı yapılarla çevrilidir bugün. Kahire ile Berlin’i, İzmir ile Mumbai’yi ayırt edebilecek unsurlar ne yazık ki görünürlüklerini kaybetmeye başlamışlardır.

Bu sebepledir ki; bize ait olan şehirlerin bu tek tipleşme illetinden kurtulmaları gerekmektedir bir an önce. Hz. Peygamber’in “Şehirlerinizi süsleyin.” tavsiyesine uygun olarak, betonun değil insan fıtratına uygun malzeme ve ölçekte yapıların esas alındığı; merkezinde caminin ve diğer unsurlarıyla İslâm nişanelerinin yer aldığı bir şehir formuna dönmemiz gerekmektedir.

Hayatın tümünü kuşatan, doğumdan ölüme insanların ve aynı zamanda diğer canlıların sükûnet ve huzur içerisinde yaşayacağı insan ölçekli ve İslâm merkezli bir şehri inşa etmemiz elzem bir mesele olarak karşımızda durmaktadır. Bu şehir ne insanları ne de mabetleri fiziksel boyutları ile ezmeyen, onlarla uyum içerisinde mekândaki yerini alan ve tüm canlıların yaşamaktan keyif ve mutluluk alacağı medineler olmak zorundadır. Ancak böyle bir şehirde insanca ve Müslümanca yaşamamız mümkün olabilecektir. İslâm’ın hayatımızın tümünü kuşattığı bir şehir formuna dönebilmek ümidi ile Rabbim sa’yimizi artırsın.

M. Murat Acar

tefsir dersi 2020

whatsapp takip edin

Yazanlarımız