• SURİYELİ MUHACİRLER VE MÜLTECİ POLİTİKALARI

      Göçlerin sık ve çok olduğu coğrafya bazen çok esnek olur, yeni gelene kucak açar onun iyi taraflarını alır kendine mal eder, yeni gelenlerin yanlışlarını da düzeltme yoluna gider. Bu hal oturmuş topluluklar için mümkündür. Gelen göçmen sayısı...

DUYURULAR

MUHAMMED MURSİ KATLEDİLDİ

muhammed mursi katledildi

Arap Baharı’nın etkisiyle Tunus’ta gerçekleşen yönetim değişikliğinden sonra yönetimi değişen ikinci ülke Mısır olmuştur. Mısır halkı tarafından, 1981’den bu yana demir yumrukla Mısır’ı yöneten işbirlikçi Hüsnü Mübarek, 25 Ocak 2011 halk ayaklanmasının ardından 11 Şubat 2011’de istifa etmek zorunda bırakılmıştı.

Mısır Firavunu na-Mübarek’in devrilmesinden sonra oluşan askeri konseyin bütün engellemelerine rağmen Mısır halkının Nahda, Adeviye ve Tahrir meydanlarında bitmek bilmeyen eylemlerinin sonucunda 16-17 Haziran 2012’de yapılan ikinci tur Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Mübarek yandaşı olarak bilinen Ahmed Şefik’in karşısında Müslüman Kardeşler adayı Muhammed Mursi (Şefik oyların yüzde 48.27’sini, Mursi ise yüzde 51.73’nü almıştı) seçilmişti.[1] 30 Haziran 2012 tarihinde yemin ederek görevine başlayan Mursi kısa bir süre içerisinde, halkın üzerine karabasan gibi çöken, halkı köleleştiren askeri ve sivil bürokratik oligarşi güçlerinin vesayetini geriletecek adımlar atmaya başlamıştır. Özellikle de ilk yeminini[2] Anayasa Mahkemesi’nden önce Tahrir meydanında milyonların karşısında coşkulu bir şekilde yapmış olması sadece emperyal ve Siyonist güçleri korkutmamış aynı zamanda bölgenin gerici işbirlikçi hain diğer Arap yönetimlerini de korkutmuştu. Mursi bu konuşmasında “Allah’tan başka kimseden korkmuyorum” demişti. Çünkü o da biliyordu ki, sadece Allah’tan korkan, hiç kimseden ve hiçbir güçten korkmazdı. Hele başta Filistin olmak üzere halkı Müslüman olan ülkelerle -İran, Pakistan, Türkiye vb- geliştirdiği ilişkiler, bu işbirlikçi haramzade güruhunda korkuyu daha da artırmıştı.

İşte bu nedenle askeri ve bürokratik vesayetçi ve işbirlikçi güçler, emperyal ve Siyonist katiller güruhu tarafından Mursi’ye karşı organize edilerek darbe ortamı hazırlanmıştır. Ve nitekim 3 Temmuz 2013’de bir ramazan ayında, Mursi tarafından Milli Savunma Bakanlığı’na getirilen hain Abdulfettah Sisi tarafından darbe gerçekleştirilmiştir. Mursi, darbeden hemen sonra henüz gözaltına alınmadan önce şu tarihi konuşmayı yapmıştı: “Sizleri, çocuklarımızı, bizden sonra gelecek evlatlarımızı korumak istiyorum. Kızlarımızı, geleceğimizin annelerini korumak istiyorum. Onlar çocuklarına sizin babalarınız ve ecdadınız erkektiler, haksızlık ve bozuk görüşler karşısında asla boyun eğmediler, vatanlarından, haklarından ve dinlerinden en ufak taviz vermediler, diyecekler.

Bu haklarımızın bedeli için benim kanım akacaksa, ben hazırım. Vatan uğruna canımı kolayca veririm. Allah her şeye kadirdir. Kimse sizi aldatmasın. Sakın tuzaklara düşmeyin.”

Muhammed Mursi ayetlerle dua ederek konuşmasını şöyle tamamlamıştı; “Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalplerimizi eğritme, bize tarafından bir rahmet bağışla. Hiç kuşku yok, lütfu en bol olan yalnız sensin. Allah, emrini yerine getirmeye kadirdir. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” Bu konuşmasından hemen sonra Mısır’ın meşru Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi gözaltına alınarak bilinmeyen bir yere götürülmüş ve 2015 yılına kadar niçin tutuklandığı dahi söylenmeden tek kişilik hücrede tutulmuştur. 2015’den sonra göstermelik suçlamalarla yargılanan Mursi, ailesi ile avukatı ile hatta zindan arkadaşlarıyla görüştürülmemiş ve tek başına 72 ay tek kişilik hücrede en kötü, insanlık dışı şartlar altında tutulmuştur. Hastalanmış, iki defa kalp krizi geçirmiş, ama buna rağmen ilaç verilmemiş, tedavisi engellenmiş, özel doktorunun ziyaretine bile müsaade edilmemiştir. En sıradan, en masum talepleri bile karşılanmamış, hatta telefonla konuşması, gazete okuması, TV izlemesi bile yasaklanmıştır. Bütün bunlara rağmen darbecilere ve arkasındaki karanlık güçlere meydan okumaya devam etmiş ve halka darbeye karşı direnme çağrısını yapmakta da hiç vazgeçmemiştir. Kendisinin Mısır’ın meşru Cumhurbaşkanı olduğunu her defasında darbeci Sisi ve uşak zihniyetli yargı mensuplarının yüzüne karşı haykırmıştır.

Muhammed Mursi, bu cesur ve dik duruşunu her defasında devam ettirmiş ve hiç geri adım atmamıştır. Nitekim bir yargılanma esnasında devlet sırlarını başkalarına taşıdığı gerekçesiyle idama mahkûm edilince, savunmasında ‘Bize Allah yeter’ diyerek Al-i İmran Suresi’nin 171-175. ayetlerinden okuyarak cesaretini ve İslami duruşunu açıkça göstermiştir.

MURSİ ÖLMEDİ, KATLEDİLDİ

Muhammed Mursi, 72 aydır Tora Cezaevi’nde tek kişilik hücrede tutulmakta idi. Sadece 4 Haziran 2017’de ilk kez ailesi ve avukatının ziyaretine izin verilmişti. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW)’ye konuşan ve adı açıklanmayan Mursi’nin bir akrabası, 4 Haziran’da Mursi’nin eşi ve kızını sadece 30 dakika görmesine izin verildiğini, 4 oğlu ve diğer akrabalarıyla görüşmesinin engellendiğini belirtmişti. Aynı tarihte, Mursi, avukatıyla Ocak 2015’ten sonra ilk kez 10 dakika görüşebilmişti. Darbenin yaşandığı gün Pakistan’ı ziyaret etmekte olan ABD’nin eski Dışişleri Bakanı John Kerry, 3 Temmuz 2013’te gerçekleştirilen darbe için ‘Mısır ordusu demokrasiyi yeniden inşa ediyor’ demişti. İşte demokrasi buydu; en temel, en masum insani isteklerden mahrum bırakarak tek kişilik bir hücrede halkın iradesiyle cumhurbaşkanı seçilmiş Mursi’yi ölüme terk etmek…

Muhammed Mursi, oğlunun da ifadesiyle doğal yollarla ölmesi programlanmıştı. Bunun için tedavisine ve ilaç verilmesine izin verilmemekteydi. Nitekim Mursi, son duruşmadan önceki duruşmasında bunlar beni öldürmek istiyorlar diyerek bu gerçeği dile getirmişti. Bu nedenle hiç kimse Mursi’nin ölümünün normal bir ölüm olduğuna inanmamaktadır. Resmî açıklama öldü deniyor ama detaylı bir otopsi yapılmadan bu açıklama kimseyi tatmin etmeyecektir. Sisi cuntası ve destekçisi emperyal ve Siyonist güçler ile bölgedeki Muhammed b. Selman, Muhammed b. Zayed, Muhammed Dahlan gibi katiller güruhu objektif bir otopsiye asla izin vermeyecektir.

Dünya Müslüman Alimler Birliği Genel Sekreteri Ali Karadaği, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Mursi ölmedi! Azgın bir grup tarafından yavaş yavaş öldürüldü. Allah bize yeter. O ne güzel vekildir. Hakların zayi olmayacağı bir yere gitti. Kendisine zulmedenleri ve katillerini kudretli ve güçlü olan Allah’a şikâyet edecek” ifadelerini kullanmıştır. Bazı Ortadoğu uzmanları da Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin zehirlenerek öldürülmüş olma ihtimaline dikkat çekmişlerdir.

Mısır firavunları için muhaliflerin özellikle de İslami yönetime talib olan Müslümanların ölümünün hiçbir önemi yoktu, hele bu Müslümanlar, Müslüman Kardeşler Teşkilatına Mensup ise, hiç mi hiç önemi yoktu. Nasıl olsa uluslararası kurum ve kuruluşlardan da hesap soracak kimse de yoktu. Bugün Mısır zindanları ihvan mensuplarıyla dolu; 60 binden fazla insan en zor şartlar altında işkenceler altında ömürlerini bu zindanlarda geçirmektedir. İşkencelerden ve zindanların kötü şartlarından ölümler gerçekleşmektedir. Nitekim geçen sene Müslüman Kardeşler Teşkilatı (İhvan) Rehberlik Konseyi Başkanı Muhammed Mehdi Akif de cezaevindeki kötü şartlardan dolayı ölmüştür. Bu şekilde ölümlerin yanında yüzlerce kişiye de idam cezası verilmiş bunlardan 50’e yakın masum İhvan mensubu idamla katledilmiş, yüzlercesi ise idam sırasını beklemektedir. En son idam edilen 9 genç hala hafızalarımızda tazeliğini korumaktadır. İnsan haklarını ağızlarından düşürmeyen, darbeye karşı olduklarını söyleyen batılı demokratlar, bu olup bitenlerin karşısında kafalarını kuma gömüyorlar. Aslında kafalarını kuma gömmüyorlar, darbecileri ve gerçekleştirdikleri insanlık dışı işkence ve idamları destekliyorlar. Başta Fransa, İtalya, Almanya ve İngiltere gibi ülkeler olmak üzere birçok ülke yöneticilerinin, darbeci Sisi’nin ayaklarını altına kırmızı halı sererek ağırlamalarının bir başka anlamı var mı? Daha insanlık dışı olanı ise, 9 genç fidan idam edildiğinde Avrupa Birliği’nin anlı şanlı (!) yöneticileri Mısır’da toplantı yaparak Sisi’yi ödüllendirmişler ve gerçekleştirilen idamların arkasında olduklarını açıkça göstermişlerdir. Aslında bu, demokrasinin de, demokratların da gerçek yüzleridir ve kendi dinlerinin gereklerini yapmaktadırlar.

Mursi’ye karşı gerçekleştirilen darbeden sonra yazdığım “Mursi’nin Demokrasi ile İmtihanı!” başlıklı yazının son paragrafında batılı hatta bütünüyle demokratların iki yüzlülüklerine şöyle değinmiştim; “Mısır’da olup bitenler, Batılı ve Doğulu emperyal ve Siyonist güçlerin seçilmiş Cumhurbaşkanı Mursi’ye takındıkları tavır, demokrasinin, insan haklarının ve batılı değerlerin içinin ne kadar da boş olduğunu, kitleleri uyutmada ve sömürüde bir araç olarak kullanıldığını açıkça bir kez daha ortaya koymuştur. Batılı emperyalistler, demokrasi, insan hakları konusunda çifte standart uygulamıyorlar, çünkü asıl düşünceleri ve anlayışları budur. Halen bu emperyal ve faşist güçler için “çifte standart uyguluyorlar” diyenler, Afganistan’da yüz binlerce masum insanın katledildiğini, tecavüze uğradığını, Afganistan’ın ölüm tarlalarına dönüştürüldüğünü; aynı şekilde Irak’da, Çeçenistan’da, Filistin’de ve daha birçok yerde milyonlarca insana dönük yaptıkları insanlık dışı katliamları, tecavüzleri görmüyorlar mı? Bu emperyal kâfirler Ebu Gureyb cezaevindeki insanlık dışı uygulamaları, işkenceleri, Nur Bacı’ya yapılanları demokrasi diyerek, insan hakları diyerek bu vahşetleri işlememişler midir? Uygar denilen dünyanın yüzkarası Guantanomo, Şıbırgan Cezaevi, Bagram ve Mezar-ı Şerif’deki işkencehaneler de yine demokrasi ve insan hakları adına kurulmamış mıdır? Demokrasi gerektiğinde tapınılan, gerektiğinde de acıkıldığı zaman yenilen bir puttur. Kimse kimseyi kandırmasın, demokrasi, insan hakları vb sloganlaştırılan bu kavramlar, Batılı emperyalistlerin sömürülerini kalıcılaştırmak için başvurdukları kirli ve kanlı bir yöntemdir. Emperyalistler için menfaatlerine uygun olduğu müddetçe demokrasi ile diktatörlük arasında hiçbir fark yoktur.”[3]

İşte Mursi’nin dik duruşu batılı ve doğulu demokratları, laikleri korkutmakta idi. Mursi, Tora cezaevinde olsa bile -halen yaşıyor oluşu- başta Mısır diktatörlüğü olmak üzere bölgenin hain, işbirlikçi diktatörlerini ve Siyonist güçleri korkutuyordu. Mursi zindanda da olsa darbeci Sisi rejimi için halen en büyük tehditti. Mursi’nin hayatta olması, Mısır halkında ‘bir gün cezaevinden çıkacak ve geri dönecek’ ümitlerini beslemekteydi. Sisi cuntası halktaki bu ümitleri tamamen bitirmek için Mursi’yi yavaş yavaş ölüme terk etmişlerdi. Zehirlenmemiş olsa bile tedavisine izin verilmemekle Mursi, bilerek ve kasten katledilmiştir.

Evet, Batılı demokratlar sevinebilirler, eli kanlı katil Siyonist Netanyahu da sevinebilir, bölgenin işbirlikçi, hayvanlardan da aşağı (A’raf, 7/179; Furkan, 25/44) olan krallar, veliahtlar, sultanlar da sevinebilir. Türkiye’nin laikleri, demokratları da sevinebilir. Çünkü onların sevmediği ancak halkın iradesiyle işbaşına gelmiş Mısır’ın Cumhurbaşkanı Mursi katledilmiştir. Rabbim inşallah şehadetini kabul eder. Çünkü seçildikten sonra emperyal ve Siyonist güçlere boyun eğmediği gibi bütün zorluklara, psikolojik işkencelere ve aşağılanmalara ve en tabii hakkı gasbedilmesine rağmen darbecilere de boyun eğmemiştir. Ve bunu da sadece Allah için yaptığına inanıyoruz.

İnşaallah Mursi’nin katledilmesi de bir milad oluşturur, tıpkı Hasan el-Benna’nın, Seyyid kutub’un şehadeti gibi… Tarihler, Mısır firavunlarının katliamlarından bahsederken Mursi’nin katledilişini milad olarak alacaklardır; Mursi’den önce ve sonra diye..

Muhammed Mursi Cumhurbaşkanı seçildikten sonra 2 Temmuz 2012’de Tahrir meydanında halka yönelik olarak yaptığı konuşmasının bir bölümünde Tahrir’deki yüz binler de eşlik ederek İmam Hasan el Benna’nın sözünü tekrarlayarak şöyle demişti: “Anayasamız Kur’an’dır, önderimiz Resulullah’tır, yolumuz cihaddır, Allah yolunda ölmek en büyük gayemizdir. Hepsinin üstünde amacımız Allah’ın rızasıdır.”

Bu konuşmasında Şeriat Olmadan Bu Ümmetin Hayrı Yoktur dedikten sonra; önce Allah’ın huzurunda sonra Tahrir’de halkın önünde yemin ettiğini açıklayan Mursi, İslam şeriatının mutlaka uygulanacağını söylemiş ve Mısır halkının da İslam şeriatını tam anlamıyla yansıtmayan bir anayasayı kabul etmeyeceğini açıklamıştır.

Mursi’nin cenazesi de tıpkı İmam Hasan el-Benna’nın cenazesi gibi kalabalıklar hatta akrabalar bile engellenerek sabahın saat 05.00’nde de defnedilmiştir. İmam Benna’nın cenazesinde erkek olarak sadece babasının katılmasına, Mursi’nin cenazesine ailesinden iki kişinin katılmasına izin verilmiştir.[4] Kim ne derse desin ne yaparlarsa yapsınlar bu cinayeti ve arkadaşındaki karanlık güçleri gizleyemeyeceklerdir. Bu karanlık yüzlü katiller güruhu ise, başta Sisi ve cuntası olmak üzere Muhamed b. Selman, Muhammed b. Zayed, Trump’ın damadı ve başdanışmanı Jared Kushner, Netanyahu ve diğer bütün batılı ve doğulu demokrat yöneticilerdir.

Muhammed Mursi inandığı dava uğruna verdiği mücadele sırasında katledilmiştir. Bu, Mısır’da ne ilktir ne de son olacaktır. Tarih, davası/inancı/ilkeleri uğrunda ölümü göze alarak öldürülenleri de bunlara zulmeden zalimleri de asla unutmayacaktır. Rabbimiz ne güzel buyurmuştur; “Allah’ı sakın zulmedenlerin yapmakta olduklarından gafil sanma, onları yalnızca gözlerin dehşetle belireceği bir güne ertelemektedir.” (İbrahim, 14/42)

Rabbimden, Muhammed Mursi’nin şehadetini kabul etmesini ve rahmetiyle muamele etmesini niyaz ediyorum.

Ayrıca temennim ve duam, Filistin 1948 İslami Hareketi Başkan Yardımcısı Şeyh Kemal El-Hatib’in de dediği gibi, Muhammed Mursi’nin şehadetinin, ABD ve İsrail’in uşağı Sisi’ye ve bölgenin diğer uşak ruhlu diktatörlerine haddini bildirecek devrimci bir öfkeye dönüşmesidir.”

Bizler, “Anayasamız Kur’an’dır, önderimiz Resulullah’tır, yolumuz cihaddır, Allah yolunda ölmek en büyük gayemizdir. Hepsinin üstünde amacımız Allah’ın rızasıdır” diyen ve buğurda ölen/öldürülen şehid Muhammed Mursi’yi asla unutmayacağız. Çünkü, sözünün eri olan inancına ve ilkelerine bağlı ve bu uğurda ölümü göze alan bu tür insanların sayılarının gittikçe azaldığı bir dünyada yaşıyoruz.

Kendisini rahmetle anıyor, mekanının cennet olmasını Cenab-ı Hak’tan diliyorum.

Ali KAÇAR


[1] Seçimlerin ilk turu 23-24 Mayıs 2012’de yapılmıştı. Bu seçimde, Mübarek’in Ocak-Mart 2011 ayları arasında son başbakanı Ahmet Şefik de girmiş ve ilk turda (Oy sayısı: 5.014.000) %23 civarında oy alarak ikinci tura katılmaya hak kazanmıştır. Müslüman Kardeşler’in adayı Muhammed Mursi ise (Oy sayısı: 5.452.180) %25 oranında oy alarak birinci seçilmiştir. Bu ilk tur seçimde hiçbir aday %50+1 oy alamadığı için ikinci tur seçimler yapılma zorunluluğu doğmuştur. İkinci tur seçimlerin ise 16-17 Haziran 2012’de yapılması kararlaştırılmıştır.

[2] Tahrir meydanında, İmam Hasan el Benna’nın sözünü tekrarlayan Mursi’ye Tahrir’deki yüz binler de eşlik ediyor: “Anayasamız Kur’an’dır, önderimiz Resulullah’tır, yolumuz cihaddır, Allah yolunda ölmek en büyük gayemizdir. Hepsinin üstünde amacımız Allah’ın rızasıdır.”

[3] http://www.gencbirikim.net/dergi_arsivi/genc_birikim_170_sayi_temmuz_2013.pdf

[4] https://www.timeturk.com/sehit-mursi-sessiz-sedasiz-toren-yapilmadan-defnedildi/haber-1101299

tefsir dersleri

Yazanlarımız



medeniyet bulten logo

muvafakat besir

ömer hoca ile röportajlar