• ...VE BU ÜMMET DOĞDU

      Bataklıkta Doğan ve Bataklığı Kurutan Ümmet Merhum Mehmet Akif: “On dört asır önce, yine bir böyle geceydi,Kumdan ayın on dördü bir öksüz çıkıverdi” mısralarıyla başlayan “Bir Gece” adlı şiirinde Allah tarafından son ümmeti, son ilahî vahiyle...

DUYURULAR

İMAM ŞATIBİ RÖPORTAJI

besir eryarsoy imam satıbi 1

1. İmam Şâtıbî ve eseri Muvâfakât’ı fıkıh usûlü açısından önemli kılan nedir?

Bismillâhirrahmanirrahîm. İmam Şâtıbî 790/1388’de vefat etti.  O zamanın şartlarında Şâtıbî gibi müellif veya meşhur kişilerinne zaman doğduğuna dair fazla bilgi bulunmamaktadır. Doğumu muhtemelen 720/1320’li yıllara tekabül eder.

İmam Şâtıbî, zamanın önemli hocalarından kıraat, nahiv, fıkıh gibi dersler almış ve ilerleyen zamanlarda Kur’ân ve Sünnete dair ilimlerde mütehassıs bir şahsiyet olarak karşımıza çıkmıştır. 

Telif ettiği eserler arasında bize kadar intikal edenleri fazla değildir. Fakat bize ulaşmış çok önemli iki eseri vardır. Birisi el-Muvâfaķat, diğeri ise El-İ’tisâm Bi’l-Kitâbi Ve’s-Sünne adını taşıyan kitabıdır. Her ikisi de Türkçeye tercüme edildi. Ayrıca Usûl, Nahv, iştikak yani Arapça’da kelimelerin türeyiş esasları ilmine dair eserlerinin de olduğunu biliyoruz. 

Şâtıbî’nin Muvâfaķat’ından söz etmeden önce El-İ’tisâm Bi’l-Kitâbi Ve’s-Sünne’den bahsedelim. Çünkü bu kitap, Şâtıbî’nin ve Muvâfaķat’ın bazı yerlerinin istismar edilmesinin önünde adeta koca bir set gibi durmaktadır.

El-İ’tisâm adı üzerinde sımsıkı yapışmak ve korunmak manasına geliyor. Bu kelime, Kitap ve sünnetle kendimizi her türlü tehlikeye karşı korumak, muhafaza etmek gibi umumi bir anlama sahiptir. Ama dinî bir mana olarak İ’tisâm, her türlü uhrevî ve dünyevî olumsuzluklardan Kitap ve Sünnet ile korunmak anlamındadır. 

İmam Şâtıbî, kitabının hem ismini hem de asıl malzemesini Buhari’nin Sahihi’nin aynı ismi taşıyan bölümünden almıştır. Buhari’nin Sahihi’nde El-İ’tisâm Bi’l-Kitâbi Ve’s-Sünneh isminde bir özel bölüm vardır. Şâtıbî kitabını tamamlayamamıştır. Metodundan anladığımız kadarı ile bu kitabı tamamlamış olsaydı Buhari’nin o bölümüne yazdığı şerh mahiyetinde bir kitap karşımıza çıkacaktı. 

Hemen hemen bütün Endülüs alimlerinde olduğu gibi İmam Şâtıbî’de de o zamanın İslam-Şark dünyasının alimlerine göre gerek telifte gerek konuları ele alış tarzında ve yaklaşımında farklı özelliklerinin olduğunu görüyoruz. 

Şâtıbî’nin el-Muvafakat’ı da böyle farklılığı olan bir eserdir.

Kitabın ilk olarak yayınlanmasına sebep teşkil edenlerden birisi Şeyh Muhammed Reşid Rıza’dır. O El-İ’tisâm kitabı ile ilgili olarak şöyle bir beyit naklediyor: 

Senin az verdiğin bana yeter

Fakat senin azına da az denilmez.”

Reşid Rıza, Muvafakat kitabı sebebiyle İmam Şâtıbî’yi büyük müceddidlerden birisi olarak görüyor. Kitabı ikinci defa baskıya hazırlayan Muhammed Abdullah Derrâz da bu eser ile ilgili oldukça önemli değerlendirmelerde bulunuyor ve özetle şunları söylüyor: “Onun tecdid ve imar alanındaki faaliyetleri, usulü fıkıh ilmi ile ilgili çalışmaları sadece birtakım esasları ortaya koymak, şeriatını maksatların ihtiva eden genel hususları tesis etmekle kalmamıştır. Aksine fıkıh usulündeki gereksiz tafsilâta dikkat çekmiş ve kendisi kitabında bu kadar tafsilâta girmemiştir, sadece önemli gördüğü kadarıyla açıklamalarda bulunmuştur.”

Geçen asrın Suriye’nin en büyük fukahâsından Şeyh Mustafa AhmetEz-Zerka, -ki aynı zamanda Yusuf el-Karadavî’nin ve Vehbe Zuhaylî’nin de hocalarındandır, Muvâfakat hakkında şunları söylemiştir: “Fıkıh usulüne ve şeriatın maksatlarına dair bildiğimiz en değerli kitaptır. Bu kitabın müellifi doğru düşünmenin, fıkhî basiretin ve benzersiz üslubun hayret verici özelliklerini ortaya koymuştur.”

Bu şekilde alanın mütehassıslarının da bu kitaptan övgüyle söz ettiklerini görüyoruz.

Kitaba çok seri bir göz atacak olursak İmam Şâtıbî’nin özellikle istikrâ metodu üzerinde yoğun bir şekilde durduğunu görürüz. Ancak onun bu istikrâ’ı çok basit çıkarım şeklinde değildir. Şeriatı genel olarak okumanın neticesinde ortaya koyduğu bir istikrâdan bahsediyoruz. Bu istikrâ’ın temellerini kitabın hemen hemen dört bir yanında görmek mümkündür. Muvâfakat’ın bir diğer özelliği bu istikra’ı sadece bağımsız aklî bir yöntem olarak görmemesidir. İstikrâ’ın malzemesinin doğru okunmasının ne gibi şartlar taşıması gerektiği üzerinde de durmuştur. 

Aklî çıkarımların tek başına hiçbir zaman şer’î yani Kur’ân ve sünnetin o alandaki nasslarının önüne geçemeyeceğini sık sık vurgulamıştır. Şeriatın maksatları veya şari’in/şeriat koyucunun maksatları, makasıdu’ş-şeria’ tabirini sık sık kullanır. Bu maksatları yine istikrâ yöntemi ile tespit eder. Yine istikrâ yöntemi ile bu maksatları beşe indirgendiğini söyler. Aslında kendisi bu söylediklerinin daha önce söylenmemiş ve ele alınmamış konular olduğunu da söylememiştir. 

 2. El-Muvafakat adlı eseri ile fıkıh usulü alanında yeni bir tarz ve bakış ortaya koyduğu halde bu tarz ve bakış 19.yy'ın sonuna kadar ilgi çekmemiştir. Bu ilgisizliğin sebebi nedir?

İmam Şâtıbî 14. asırda yaşamıştır. Bu asır Endülüs’ün çöküş ve dağılma dönemidir. Çöküş ve dağılma döneminde yazılan eserlerin yazma nüshalarının dahi bize ulaşması ilâhî bir lütuftur. Çünkü Hicri 7. ve 8. yüzyıllardan sonra Endülüs’ün mirası maalesef gereği gibi korunamadı. Çünkü Endülüs’e yapılmış olan saldırılar, hücumlar, Haçlı saldırıları orada bir şey bırakmadı. Müslümanların nasıl arkalarına düşüldüğü, nasıl en basit hal ve hareketin bile ölüm sebebi sayıldığı bilinen bir husustur. Endülüs’ün durumu İmam Şâtıbî’nin eserinin ve benzeri daha nice eserin bize ulaşmasına engel teşkil etmiştir.

3. Modernistler ve reformistler için Mekasıdu'ş-Şeria teorisinin benimsenmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? “Şâri’in ne dediği değil, ne demek istediği önemlidir. Dolayısıyla nassın lafzı değil, maksadı esas alınmalıdır, hükümler özel naslara değil, genel ilkelere bağlanmalıdır" iddiası ile istismar edilmiş midir?

İmam Şâtıbî’nin Muvafakat eseri 19. yüzyılın sonlarında 20. yüzyılın başlarında tekrar gündeme gelmiştir. Osmanlı’nın yıkılış yıllarında hem Osmanlı dünyasında, hem Mısır’da hem de Kuzey Hindistan’da tecdîd hareketleri ismini alan yeni arayışlar ortaya çıkmış ve daha belirgin bir hal almıştır. 

İlk soruya verdiğimiz cevapta Muhammed Reşid Rıza’dan bahsedişimiz bundan dolayıdır. Bu zamana denk geliyor Şâtıbî’nin ve eserlerinin farkına varılması. 

"Şâri’in ne dediği değil, ne demek istediği önemlidir. Dolayısıyla nassın lafzı değil, maksadı esas alınmalıdır, hükümler özel naslara değil, genel ilkelere bağlanmalıdır" tezi ile ilgili çeşitli bakımlardan sorunlu bir iddia olmakla birlikte şu temel soruya cevap verilmesi gerekir bu iddia sahiplerince:

Şeriat koyucunun olsun başkasının olsun maksadını ne ile anlamak mümkündür? 

Bunu nassın ve lafzın dışında bir yolla anlaşılmasına imkân var mıdır?

Nassın ve lafzın dışında bir yolla anlaşılmasına imkân yoksa maksat nasıl anlaşılabilir?

Lafz ve nasstan anlaşılanın dışında ve ona aykırı bir maksattan söz edilebilir mi? Edilemeyeceğine göre sorudaki “dolayısıyla” ibaresinden sonrasının hükmü kalmaz, dolayısıyla soru, ilmî, mantıkî ya da tutarlı bir soru olmaktan çok, tuzak bir soru olmaktan ya da bir mugalatadan ileri gidemez.

Bu gibi tutarlılık kılığına bürünmüş tuzak sorularla gönümüzde çeşitli saptırmalara teşebbüs edilmiştir. Ancak bunlar o istismarcıları bağlar. 

Daha önce de bahsettiğimiz gibi Muvafakat’ın kendisi okunduğu zaman, bilhassa da İ’tisâm okunduğu zaman bunun ciddi bir saptırma olduğu, esasında istismarlara ve saptırmalara imkân olmadığı da ortaya çıkar. Zaten İmam Şâtıbî’nin“hiçbir aklî çıkarımın Kur’ân ve Sünnet naslarına aykırı olamayacağı” şeklindeki kesin ifadesi bunların önünü kesiyor ve bunlara imkân bırakmıyor. 

4. Maslahat tek başına belirleyici bir kaynak mıdır?

Hayır, maslahat önü açık bir şey değildir. Onu disipline eden kuralları elbette ki vardır. Mesâlih-i Mürsele’yi delil kabul eden fukahâda ve mezheplerde olduğu gibi İmam Şâtıbî de birtakım esaslar belirlemiştir. Kısaca maslahatın dinî açıdan mutlaka disiplinize edilecek ve diğer dinî emirlerle çatışmayacak bir özellikte olması lazımdır.

Röportaj: Ahmet Ali Yüksel

tefsir dersleri

Yazanlarımız



muvafakat besir

ömer hoca ile röportajlar