• KUDÜS'TEN 15 TEMMUZA ÜMMETİN SERENCAMI VE ÇIKIŞ YOLU

      Şahıs ve mekânların kıymet ve kutsiyeti Kudüs'e yakınlığıyla ölçülür. Vahiyle şereflenmiş eksen ve kurucu şehirlerden biri olan Kudüs, Müslümanların, binlerce yıl öncesinde kendisiyle istikamet buldukları, kendisiyle Rabbe yöneldikleri müstesna ve...

DUYURULAR

KUDÜS'ÜN KUTSİYETİ VE RUHU

kudusun kudsiyeti ve ruhu
Şayet şehirlerin bir ruhu varsa şüphesiz bu ruhu en çok hak eden şehirlerden biri de vahye dayanan bütün dinlere göre mukaddes kabul edilen ve bir adı da Beytülmakdis olan Kudüs'tür. Kur’ân-ı Kerim'de isimleri geçen peygamberlerden birçoğu burada yaşamış, bu şehrin topraklarına basmış, sokaklarında dolaşmış

yahut hayatının bir kısmını burada geçirmiş ve insanları burada doğru yola davet etmiştir.

Şüphesiz ki bir mekânın üstünlük ve kutsiyeti, o mekânın bizzat kendisinden kaynaklanan bir durum değildir; oraya kutsiyet veren, insanlara doğru yolu göstermek üzere inen Allah'ın vahyine ve bu vahyi insanlara tebliğ etmekle görevli peygamberlere beşiklik etmesidir. Mekke'nin Medine'nin, Kudüs'ün ve mukaddes kabul edilen diğer şehirlerin üstünlüğü, burada yapılan ibadetlerin faziletli oluşu, kat kat sevap ile mükâfatlandırılması ve yapılan duaların müstecab olmasının hikmeti buradan gelir.

Kudüs ve çevresini mukaddes ve mübarek kılan en önemli sebep şüphesiz ki yeryüzünün en eski ikinci mabedi, Müslümanların birinci kıblesi ve üçüncü haremi olan Mescid-i Aksa'nın burada bulunması, İsra ve Miraç hadisesinin bu topraklarda gerçekleşmesi, vahye ve birçok peygambere beşiklik etmesidir.

Hz. Peygamber (s.a.v.); Ebu Zer (r.a.)'in “Yeryüzünün en eski mescidi hangisidir?” sorusuna: “İnsanlar için yeryüzünde kurulan ilk ev, Mekke'de bulunan mübarek ve âlemler için hidayet kaynağı olan Kâbe'dir.” (Al i İmran, 96) ayet i kerimesinde belirtildiği üzere, yeryüzünde ilk inşa edilen mescidin Mescid i Haram, ikinci inşa edilenin ise Mescid-i Aksa olduğunu ve bu ikisi arasında da kırk yıl süre bulunduğunu açıklamıştır. (Buhari)

Hadis-i şerife göre Mescid-i Aksa, yeryüzünün en eski mabedi olan Mescid-i Haram'dan kırk yıl sonra yapıldığına göre temellerini de muhtemelen Hz. Âdem atmıştır. Nesai'de geçen başka bir hadis-i şerife göre ise Mescid i Aksa'yı Süleyman (a.s.) inşa etmiştir. Ancak Süleyman (a.s.) tarafından inşa edilen mabedin, tıpkı Kâbe'yi ilk inşa eden Hz. Âdem (a.s.)'den sonra Hz. İbrahim ve oğlu İsmail tarafından temellerinin yükseltilmesi gibi Mescid-i Aksa'nın da Hz. Süleyman tarafından tekrar ihya edilmiş olması muhtemeldir. Nitekim günümüze kadar aynı alan üzerinde birçok binanın inşa edildiğini tarih kaynakları da kaydetmektedir.

Mescid-i Aksa; ibadet maksadıyla yolculuk yapılabilen yeryüzünün en faziletli üç kutsal mabedinden biridir. Ebu Hureyre (r.a.)'nin rivayetine göre Allah Resulü: “Yolculuk ancak şu üç mescitten birine yapılır: Benim şu mescidime, Mescid-i Haram'a ve Mescid-i Aksa'ya.” buyurmuştur. (Bu¬hari, Müslim, Tirmizi, Nesai)

Müslim'de geçen “Allah, Ariş ile Fırat arasını mübarek (bereketli) kılmış ve özellikle Filistin'i mukaddes kılmıştır.” hadisi de bütün Filistin topraklarının mübarek olduğuna dair açık bir delildir.

“Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed'i) bir gece Mescid-i Haram'dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren Allah'ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz o, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (İsra,1)

Hz. Peygamberin Mekke'de değil de Kudüs'te göğe yükseltilmesi ve birtakım ayetlerin burada kendisine gösterilmesi elbette buraya verilen özel bir önemden kaynaklanmaktadır. Ayette geçen “çevresini mübarek kıldığımız” ibaresinden maksadın Kudüs ve Kudüs'ü de içine alan, Bilad-ı Şam olarak da bilinen bütün Filistin toprakları olduğu konusunda müfessirler arasında neredeyse ittifak vardır.

Kudüs ve çevresi birçok peygamberin gerek menşei gerekse uğrak yeri olmuştur. Birçok ayet-i kerimede Mescid-i Aksa, Kudüs ve Filistin topraklarından ismi zikredilmeksizin mabed, mihrab, mescid, içinde âlemler için bereketler verdiğimiz yer, kutsal toprak ve bereketlendirdiğimiz yer olarak söz edilmektedir:

“Biz de dedik ki: ‘Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve esenlik ol.’ Ona bir tuzak kurmak istediler. Fakat biz asıl kendilerini hüsrana uğrattık. Onu da Lut'u da içinde âlemler için bereketler verdiğimiz yere (ulaştırıp) kurtardık.” 

Yukarıdaki ayette işaret edildiği üzere Hz. İbrahim (a.s.) ateşten kurtarıldıktan sonra Kudüs'ün doğusunda bulunan ve kendi adını alan el Halil'e gelip yerleşmiştir. Hz. İbrahim'in Lut (a.s.) ile aynı çağda ve El Halil kenti civarında yaşadıkları bilinmektedir. Bugün hâlen aynı adı muhafaza eden bu Filistin şehrinde, Harem-i İbrahimî adı verilen mescitte Hz. İbrahim, Hz. İshak, Hz. Yakup, Hz. Yusuf ve eşlerine ait mezarlar bulunmaktadır.

Filistin topraklarında bulunan Lut Gölü'nün (Ölü Deniz) Lut kavminin helâk edildiği yer olduğuna dair rivayetler ve yaygın bir kanaat vardır. Lut (a.s.)'un karısına ait olduğu söylenen bir mekân yine burada bulunmaktadır.

Hani Mûsâ kavmine demişti ki: “Ey kavmim! Allah'ın, üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani içinizden peygamberler çıkarmıştı. Sizi hükümdarlar kılmış ve (diğer) toplumlar¬dan hiçbirine vermediğini size vermişti. Ey kavmim! Allah'ın size yazdığı kutsal toprağa girin. Sakın ardınıza dönmeyin. Yoksa ziyana uğrayanlardan olursunuz.” (Mâide, 20 21)

Ayetlerde sözü edilen “kutsal toprağın” Kudüs ve çevresi olduğu, söz konusu kavmin de Hz. Musa (a.s.)'nın Mısır'da Firavun'un zulmünden kurtarıp Kızıl Deniz'i geçtikten sonra girmesi emredilen Filistin topraklarına götürdüğü ve orada bir süre hâkimiyet kuran İsrailoğulları olduğu anlaşılmaktadır.

Davut (a.s.) ve Süleyman (a.s.)'ın da Kudüs'te yaşadıklarına dair izler, her iki peygambere ait olduğu iddia edilen kabir veya makamları hâlen mevcuttur.

İsrailoğullarına gönderilen peygamberlerden Kur’ân'da Talut, Calut meselesinde isim verilmeden bahsedilen İslâm kaynaklarında İşmoil veya Şamuel olarak bilinen, Tevrat'ta ise adı Samuel olarak geçen peygamberin kabri de bugün hâlen Kudüs'ün batısında bunmaktadır.

Hz. Musa'nın Filistin bölgesine geldiğine dair kesin bir kaynak yoksa da Selahaddin-i Eyyubi'nin Kudüs'ü fethinden sonra ortaya çıkarılan ve Osmanlılar döneminde de büyük bir ihtimam gösterilen Kudüs ile Eriha arasındaki Nebi Musa Makamı hâlen varlığını ve ehemmiyetini sürdürmektedir.

“Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu ve onu güzel bir şekilde yetiştirdi. Zekeriya'yı da onun bakımıyla görevlendirdi. Zekeriya, mihraba her girişinde yanında bir yiyecek bulurdu. “Meryem, bu sana nereden geldi?” derdi. O da “Bu, Allah katından.” diye cevap verirdi. Zira Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.” (Al-i İmran, 37) “Derken Zekeriya mihraptan halkının karşısına çıktı. Onlara “Sabah akşam Allah'ı tespih edin.” diye işaret etti.” (Meryem, 11)

Burada sözü edilen mihrabın Mescid i Aksa olduğu, Hz. Meryem'in yetişip büyüdüğü ve ona hizmet etmekle görevli Zekeriya (a.s.)'nın yaşadığı bu mübarek ve bereketli yerin Filistin toprakları olduğu tefsir kitaplarında anlatılmaktadır. Zekeriya (a.s.) ve oğlu Yahya (a.s.), Meryem ve oğlu İsa (a.s.) döneminde sözü edilen mabet de Kudüs'tedir.

(Ey Muhammed!) Kitapta Meryem'i de an. Hani ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmiş ve (kendini onlardan uzak tutmak için) onlarla arasında bir perde germişti. Biz, ona Cebrail'i göndermiştik de ona tam bir insan şeklinde görünmüştü. (Meryem,16 17)

Hristiyanlara göre Hz. Meryem Mescid i Aksa'nın Babü'l Esbat kapısına yakın bulunan bir kilisede doğdu, Kudüs'ün doğu tarafında Beytüllahim kentinde üzerinde Doğuş Kilisesi inşa edilen bir mağarada doğum yaptı.

Yerini tam olarak tespit edemezsek bile Hz. İsa (a.s.) bu topraklarda doğdu, burada semaya yükseltildi. Hristiyanlara göre de Hz. İsa Kudüs'te Zeytin Dağı'nda yakalandı, oradan “çile yolu” adı verilen güzergâh takip edilerek bugünkü Kıyamet Kilisesi'nin olduğu yere getirildi, çarmıha gerildi ve buraya defnedildi.

Bütün bu ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerde maddi ve manevi olarak bereketlendirildiği ifade edilen Filistin topraklarının kalbi Kudüs, Kudüs'ün kalbi de Mescid-i Aksa'dır. Mescid-i Aksa ise mevcut binalardan birinin adı değil, bunların hepsini kapsayan etrafı surlarla çevrili 144 dönüm alanın tamamına verilen isimdir.

Kaynaklarda sözü edilen mescidin bugün mevcut olan bina ile aynı olduğunu söyleyemeyiz. Kudüs, Hz. Ömer döneminde İslâm ordusu tarafından fethedildiğinde burada ayakta kalan bir mescit yoktu. Hz. Ömer şehri teslim aldığında bugünkü harem bölgesinde önceki mabetten sadece kalıntılar vardı. Hz. Ömer istişare ile yapılacak mescidin yerini tespit etti ve oraya ahşap bir mescit inşa ettirdi. Bugün mevcut olan Kubbetüssahra ve Kıble Mescidi ise aynı alanın içine Emevi halifesi Abdülmelik bin Mervan tarafından inşa ettirilmiştir.

Biz Müslümanlar, ayırım gözetmeksizin bütün peygamberlere iman ederiz. Hepsinin yaşadıkları topraklar ve hatıraları bizim için azizdir. Hepsi insanları tevhid inancına davet etmiştir ve getirdikleri dininin ortak adı İslâm'dır. Hz. Peygamber diğer peygamberlerden “kardeşlerim” diye söz etmiştir.

On altı veya on yedi ay kıble olarak yöneldiği Mescid-i Aksa ile ilgili cariyesi Meymûne (r. anha)'nin: “Ey Allah'ın Resulü! Bize Mescid-i Aksa hakkındaki hükmün nedir?” sorusuna: “Oraya gidin ve içinde namaz kılın. Eğer oraya gidemez ve içinde namaz kılamazsanız kandillerinde yakılmak üzere oraya zeytinyağı gönderin.” buyurmuştur. (Ebu Davud)

Allah Resulü Müslümanlara Mescid-i Aksa ile ilgili o gün yapmaları gerekeni bildirirken Kudüs, Müslümanların hâkimiyetinde değildi. Buna rağmen oraya gidilmesini, gidilemediği takdirde de yardım edilmesini emir buyurmuştur. Kudüs'ün hemen Hz. Ömer döneminde fethedilmesi de Müslümanların buraya gösterdiği ilgi ve ehemmiyetin bir sonucudur. Çünkü bu kutsal mekânlara yakışan, bozulmamış ve tevhide uygun ilk hâlleriyle muhafaza edilmeleridir.

Ne yazık ki bugün bu kutsal mekânların bulunduğu şehir, bu mübarek belde işgal altında; Kudüs sahipsiz, garip ve mahzun... ve fakat Kudüs, bu sahipsiz, garip ve mahzun hâliyle bile sahip olduğu kutsiyet ve ruhla olacaktır ki ayağa kalktı, Müslümanlara can verdi, birleştirici rolünü oynadı; Filistin'deki tarafları ve dünya Müslümanlarını kendi etrafında birleştirip onların kenetlenmelerini sağladı.

Siyonist İsrail'in işgali altında bulunan Mescid-i Aksa 1969'dan beri tarihinde ilk kez işgalciler tarafından 14 Temmuz 2017'de Cuma namazına kapatıldı, daha sonra da kapılarına detektör ve kameralar yerleştirildi. Bunun üzerine, başta Filistinliler olmak üzere dünya Müslümanları bu durumu protesto ettiler ve birlikte tepki gösterdiler.

Önce Filistin'deki bütün guruplar yekvücut oldu. Dünya Müslümanlarından da tek ses yükseldi. İşte Müslümanların bu birliği ve direnişi özellikle Kudüslü Müslümanların sağlam duruşu ve dirayeti İsrail'i dize getirerek geri adım attırdı, eski statüsüne dönmek zorunda bıraktı. Böylece Mescid i Aksa, bu birleştirici misyonunu yerine getirdi.

Bir kez daha anladık ki bizim en büyük gücümüz birliğimiz, düşmanın en büyük silahı ise içimize soktuğu nifaktır.

Ramazan Tuğ

tefsir dersleri

tefsir 2017 2018 1

muvafakat besir

ömer hoca ile röportajlar

Yazanlarımız