• TOPLUMSAL VE KÜRESEL KARGAŞA VE ÇÖZÜM YOLLARI

      I Toplumsal ve küresel kargaşa, kaos, savaş, sömürü, adaletsizlik, ekonomik ve sosyal dengesizlikler, baskılar, zulümler... Dünyamızı sarmış durumda. Bunların müsebbipleri ve mağdurları, bozguncu başı Trump ve onun yavrusu Netanyahu başta olmak...

DUYURULAR

İSLAMİ EĞİTİM DÜŞÜNCESİNDE EĞİTİM

islam egitim dusuncesinde

‘Eğitim’in ne olduğunu temel olarak alıp, eğitimin imkânını, doğasını, amaç ve yöntemlerini inceleyen felsefe dalı ‘Eğitim Felsefesi’ olarak isimlendirilir1. Diğer bir deyişle felsefenin yöntemlerinin eğitim problemine uygulanması ile yapılan bir felsefe alanıdır. Eğitim meselesi düşünce tarihinde bilinen en eski yapıtlardan günümüze kadar hemen her filozof ve düşünürün

ilgi alanına girmiş olsa da, başlı başına bir felsefe dalı olarak sistemleşmesi daha geç tarihlere rastlar. Sanayi Devrimi sonrası modernleşme sürecinde eğitimin, hem Batı toplumunda hem de modernliğin etki sahasındaki ülkelerde evrensel bir karakter kazanması ile birlikte ‘Eğitim Felsefesi’nin de bir disiplin olarak ortaya çıktığı kabul edilir.2 20. yüzyıla gelindiğinde eğitim fakültelerinin üniversite kapsamı içinde belirmeye başladığı sıralarda ‘Eğitim Felsefesi’ müstakil bir felsefe disiplini haline gelmiş. 3

Eğitim felsefesi eğitime dair pek çok meseleyi gündem etmektedir. “Eğitimde bir öğretmene ihtiyaç var mıdır?”, “Eğitimin bir inanç ya da ideolojiden bağımsız yapılabilir mi?”, “Eğitim ile amaçlanan salt bilgi aktarılması mı yoksa bilgilenme yeteneği kazandırılması mıdır?”, “Bilgiyi amaçlayan eğitim ile eyleme dönük eğitimin farklılıkları nelerdir?” ve benzeri sorular bu disiplin altında araştırma konusu yapılmaktadır.4

Yapılan araştırmalar içerisinde eğitime dair ele alınabilecek belli başlı birkaç boyut belirmektedir:

1- Öğretmen, öğrenci ve bu ikisi arasındaki ilişkinin incelenmesi. (Ontolojik boyut)

2- Eğitim esnasında öğrenciye kazandırılan alışkanlıkların incelenmesi. (Epistemelojik boyut)

3- Eğitimin haklılandırılması ve öğretmen etiği gibi hususların incelenmesi. (Aksiyolojik boyut)

4- Eğimin toplumun siyasi yapısı ile ilişkisinin incelenmesi. (Politik boyut)5

İnsanı dönüştürmeyi, ona dünya ve ahirete dair sağlam bir bilinç kazandırmayı ve bu bilinç ile tutum ve tavır değişikliğini sağlamayı hedefleyen bir dinin eğitim konusunda ciddi prensiplere sahip olmadığı elbette düşünülemez. Bu yazı dizimizde ana hatları itibari ile İslam Dininin eğitime dair ilkeleri ile eğitim felsefesinin yukarıda sıralamaya çalıştığımız boyutlarını birlikte ele almaya çalışacağız.

Öğretmen:

Eğitim ontolojisi içerisinde “eğitici”, herhangi bir eğitimi bilfiil uygulayan ve eğitimi varlık sahnesine çıkartan kişi olması bakımından, eğitimin ontolojik halkalarının ilki olarak zikredilebilir. Genel olarak “eğitimsel eylemleri hayata geçiren fail öğretmen ya da eğitimci kişi”6 olarak tanımlanan eğitici’nin tam olarak uzmanlık alanının ne olması gerektiği hususunda görüş ayrılıkları vardır. Kimi eğitim felsefecileri eğitici’nin ‘kendi alan ve konusu’ üzerinde uzman olması gerektiğini iddia ederlerken, kimileri de ‘öğretim yöntemleri’ üzerinde uzman olması gerektiğini iddia ederler.7

İslam eğitimi açısından ‘eğitici’ kişiye bakıldığında, Kur’an-ı Kerim’in eğitici kişinin eğitimini vereceği konuda nasıl bir tavır takınması gerektiği hususuna belli bir ağırlık verdiği görülür. Bu hususta Celal Kırca “Kur’an’a Göre Din Eğitiminin Genel Prensipleri” adlı makalesinde İslam eğitimi açısından eğitici kişide bulunması gereken altı esası tespit eder.

Yumuşak ve dostça tavır: Her konuda örnek olarak gösterilen Rasûlullah (sav) bir muallim olarak da en güzel örneklik tablosu sunmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’de kendisini hitap alan Ali İmran 159’da onun yumuşak huyluluğuna işaret edilmiş ve böylelikle eğitici, rehber kimselere de taşımaları gereken hususiyetler hatırlatılmıştır. İlgili ayet-i kerîme şöyle demektedir: “Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.”

Aynı zamanda başka bir ayet yine Rasulullah’a (sav) hitaben yumuşak huylu olmasını emretmekte bunun önemini vurgulamaktadır. Fussilet 34’te şöyle buyurulur: “İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir.”

Güzel konuşma: Kur’ân-ı Kerîm genel olarak peygamberlerin, özel olarak da son ilâhî tebliğin ilk muallim ve mübelliği olan Hz. Peygamer’in (sav) insanlarla diyaloğundaki üslûbun nasıl olması gerektiği üzerinde önemle durmaktadır. Yumuşak ve dostça bir tavrı takip eden konuşmanın da bununla mütenasip olması gerekmektedir. Kur’ân-ı Kerîm Nîsâ 63’te şöyle buyurulur: “…Onlara öğüt ver ve onlara, kendileri hakkında etkili ve güzel söz söyle.”

Kalpleri ısındırma: Güzel konuşmanın insan üzerinde yaptığı olumlu tesire dikkat çeken Kur’ân-ı Kerîm, insanların kalplerinin imana ısındırılmasına bilhassa önem atfetmiş, Peygambere ve ümmetin eğiticilerine bu konuda hatırlatmalarda bulunmuştur: “Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden gönül kırma gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah, her bakımdan sınırsız zengindir, halimdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir).” (Bakara 2/263)

Düşündürme ve akıl yürütme: Eğitici kişinin muhatabının kalbini kazanmasından sonra ona belli hakikatleri düşünmesi için telkinlerde bulunması gerekmektedir. Kur’ân-ı Kerîm insanların içinde bulundukları durumu düşünmelerine ve akıllarını kullanarak doğruyu aramalarına bilhassa önem vermektedir. Bu durumu Bakara suresi 170. ayet-i kerîme çok canlı bir biçimde gözler önüne sermektedir: “Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun!” denildiğinde, “Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)a uyarız!” derler. Peki, ataları bir şey anlamayan, doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı?”

Müjdeleme ve kolaylaştırma: Muhatabını düşündürmeye çalışan eğitimci, muhatabı öğrenme süreci içerisinde iken onun halini anlamalı, ona karşı teşvik edici ve müsamahakâr davranmalıdır. Yine Hz. Peygamber’e hitaben Ahzab sûresi 45-46’da şöyle buyurulur: “Ey Peygamber! Biz seni bir şahit, bir müjdeleyici, bir uyarıcı; Allah’ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve aydınlatıcı bir kandil olarak gönderdik.”

Uyarma ve Korkutma: Yukarıda alıntıladığımız ayette zikredilen kolaylaştırma ve müjdeleme ile birlikte Hz. Peygamber “uyarıcı” olarak da takdim edilmektedir. Bu da öğrenme sürecinde eğitimcinin kolaylaştırma ile beraber yürütmesi gereken başka bir hususa dikkat çekmektedir. Öğrenim sürecinin zorluğu ve bu zorluk karşısında kişinin çok çabuk vazgeçeceği düşünülürse, öğrenim sürecinin devam etmesine ilişkin uyarıların ve kötü akıbete dair korkutmaların da önemi anlaşılacaktır. Bu bakımdan eğitici kişi sadece kolaylaştırmak ve müjdelemekle yetinmemeli aynı zamanda uyarıcı ve sakındırıcı olmak durumundadır. Bu durum yine yukarıdaki ayetle aynı vurguya sahip olan Furkan suresi 56. ayette göz önüne serilir: “Biz seni, ancak müjdeci ve korkutucu olarak gönderdik.”

Yukarıda alıntıladığımız altı esasa baktığımızda, bu esasların eğitimin yöntemi veya eğitici kişinin dikkate alması gerektiği esaslar olduğunu ifade edebiliriz. Bu bağlamda İslam kaynakları ve ‘İslam eğitim felsefesi’nin eğitici kişiyi eğitilecek konuları da bilmekle birlikte öğretim yöntemleri üzerinde de donanımlı olması gerektiğine işaret ettiği iddia edilebilir.

Eğitilen Kişi:

Eğitim felsefesinde ‘eğitimi meydana getiren eylemlerin konusu olan varlığa’ eğitilen kişi ya da öğrenci denilir. Eğitimi alan kişinin yapısının tespit edilmesi, verilmek istenen eğitimin de keyfiyetini belirleyeceğinden, diğer bir deyişle eğitimi varlık alanına çıkartan eğitici, bu işi eğitilen kişinin durumuna göre yapacağından, ‘eğitilen kişi’nin her yönüyle tanımlanması önemli bir noktayı teşkil etmektedir. Eğitim felsefecileri eğitilen kişide iki özellik bulunduğunu varsayarlar: ‘Arızî özellikler’ ve ‘Özsel özellikler’.10

Arızî özelliklerle bir öğrencinin bir biçimde sahip olduğu ve onun eğitiminin esasını doğrudan etkilemeyen yaş, cinsiyet, toplumsal statü gibi hususlar ifade edilir. Özsel özellikler ise onun aldığı eğitimin mahiyetini etkileyen ve “kişinin her ne ise onu o yapan özelliği” olarak tarif edilen hususiyetidir.11 Eğitim üzerine düşünen pek çok düşünürün, insanın özsel yapısına dair kabul ettikleri esasların birbirinden farklı olması sebebi ile eğitimin esasına ve mahiyetine ilişkin birbirinden farklı ‘eğitim’ anlayışları bulunmaktadır.

İslam kaynaklarına bakıldığında genel olarak iki tip insandan bahsedildiğini görürüz. Bunlar ‘isyan eden’ inkârcı ve nefsine düşkün kişilerle, ‘şükreden’ ve ‘takva sahibi’ olan insan tipleridir.12 İslam mütefekkirleri bu durumdan hareketle yaygınlıkla insanın iki kutuplu bir yapıya sahip olduğunu kabul etmişlerdir. İnsanın özünde ilahî nefhayı taşıdığını bildiren ayet-i kerimeyi13 de göz önünde bulunduran İslam mütefekkirleri, insanın biri maddî/bedenî, diğeri manevî/ruhî olmak üzere iki boyutunu tanımlamışlardır.14 Buna göre insan nefsi bedenin arzuları ile özdeşleşirken, manevî yapısı ya da ruhî boyutu ilahî nefha ile özdeşleştirilir. Nefsini terbiye edebilen kimseler İslam kaynaklarının ‘şükreden insanlar’ olarak vasıflandırdığı kimseler, nefsinin arzularına yenik düşenlerse ‘inkârcı kişiler’ zümresine girerler. İnsanın kabul edilen bu iki kutuplu yapısı bir anlamda onun özsel özelliği olarak kabul edilmiş ve bu yönü ile eğitimin de esasını etkilemiştir.

Eğitim Eylemi:

Eğitimci ile eğitilen kişiyi birbirine bağlayıp ikisi arasında oluşan ortak bir amaca yönelik olarak beliren ilişki ‘eğitim eylemi’ olarak ifade edilir.15 Eğitim eyleminde, üzerinde en çok durulan husus ‘amaç’ hususudur. Çünkü eğitim bir yerde eğitilecek kişiyi arzu edilen amaçlara ulaştırma anlamı taşır. Eğitim filozofları eğitim eyleminin amaçların kazanılması mı yoksa kazanılması için gereken eylemlerin yerine getirilmesi mi olduğu üzerinde farklı görüşler ortaya koymuşlardır.

İslam eğitimi açısından baktığımızda ise İslam kaynaklarının, insanı kendi düşünce, tavır ve eylemlerinde olumluya doğru bir değişikliğe davet etmesinden hareketle, eğitimin arzulanan ya da amaçlanan hedeflere ulaşılabilmiş olmasına, diğer bir deyişle amacın kazanılmış olmasına itibar ettiğini söylememiz mümkün görünmektedir. Bu hedefler yukarıda ifade etmeye çalıştığımız gibi insanın özsel özelliklerine göre şekillenirler. İnsanın çift kutuplu bir yapıya sahip olduğunu kabul etmesi ile ilişkili olarak İslam eğitiminin ana hatları ile iki tür amaç edindiği belirtilir. Bunlar ‘zihnî hedefler’ ve ‘hissî hedefler’dir.16

‘Bilişsel Amaçlar’ olarak da ifade edilen zihnî hedefler insanın iki kutuplu yapısında manevî ya da ruhî boyutuna denk düşer. Nefs eğitiminden ya da hissi hedeflerden önce nefsin kendisi ile eğitilebileceği ilmî esasların eğitimini temel alan bu amaç, elde edilmesi gereken bilginin temin edilmesi üzerinedir.17 Yine bu bağlamda bilginin elde edilmesini kolaylaştırması bakımından ‘aklî melekelerin geliştirilmesi’ ve ‘rasyonel davranma’ üzerinde ikincil amaçların da ehemmiyet arz ettiği belirtilir.18

İnsanın bedenî ya da nefsî boyutunu ifade eden yönünün eğitilmesi ise ‘hissî hedefler’ veya ‘duyuşsal amaçlar’ olarak tanımlanır. Hissî hedeflerde temel amaç, nefsin elde edilen bilgiler aracılığı ile terbiye edilmesidir. Nefs eğitimi ya da terbiyesi İslam ilim tarihinde burada zikredemeyeceğimiz kadar çok âlim ve mütefekkirin ilgilendiği, hakkında eserler verdiği bir mesele olmuştur. Buna ait çok zengin ve çeşitli bir literatür ortaya çıkmıştır. Bununla beraber söylenilen tüm sözlerin genel hatları ile üç ana husus üzerinde dolaştığını gözlemlemek mümkündür. Bunlar:
1- Kişinin bizzat kendisi ile ilgili istek ve arzuları,
2- Kişinin başka kişilere karşı geliştirdiği tutumu,
3- Kişinin insanlar dışında tüm varlığa karşı takındığı tavrı.19

***
Eğitim Felsefesinin öğretmen-öğrenci-eğitim bağlamı çerçevesinde İslam eğitiminin genel ilkelerine değindiğimiz bu esaslardan hareketle İslam eğitiminin, İslam kaynakları tarafından belirtilen olumlu insan tipine doğru bir değişimin hedeflendiği bir eğitim olduğunu belirtebiliriz. Eğitimin ontolojisi bir eğitimin var olmasının nasıl olabileceğini araştıran bir disiplindir. Bu bağlamda İslam eğitiminin varlık alanına çıkabilmesinin imkânı, hedeflenen amaçlara ulaşılması ve arzulanan değişimin sağlanmış olması olduğu ifade edilebilir.

Muhammed Salih İZGÖER

KAYNAKLAR

CEVİZCİ Ahmet, Eğitim Felsefesi, Say Yayınları, Ankara 2011.
---------------------, Paradigma Felsefe Sözlüğü, Paradigma Yayıncılık, İstanbul 2010.
EV Hacer (Dr), Hadislere Göre Din Eğitiminin Amaçları, D.E.Ü.İ.F.D Sayı.XXIV, İzmir 2006
KIRCA Celal (Yard.Doc.Dr), Kur’ana Göre Din Eğitiminin Genel Prensipleri, Diyanet Dergisi cilt: XXIII• sayı:3, 1987.
PARLADIR Selahattin (Doc.Dr.) Din Eğitiminde Hedefler, D.E.Ü.İ.F.D Sayı IX, İzmir 1995.
TÜRER Osman (Prof.Dr.), Mevlana Düşüncesinde İnsanın Çift Kutuplu Yapısı ve Kemâlin Ölçüsü, Uluslar arası Mevlana ve Mevlevilik Sempozyumu Bildiriler-I, Şamlıurfa 2007.
TÜTÜNCÜ Mehmet, Kur’an ve Hadislerde İnsan Psikolojisi, D.E.Ü.İ.F.D, İzmir 1986.

tefsir dersi 2020

whatsapp takip edin

Yazanlarımız