• HANİ KAMPLAŞMA OLMAYACAKTI!

      Bilim-din ilişkisi her zaman farklı yorumlanmıştır. Bilimin alanı ile dinin alanı nerede başlar nerede biter veya din ile bilim yekdiğerine zıt mıdır? Deneysel ve teknik bilimlerde, ölçülemeyen şeylere çok itibar edilmez. Doğa bilimciler,...

DUYURULAR

İÇİMİZE DÖNMENİN VAKTİ

icimize donmenin vakti kazim saglam

Koronavirüs musibeti, buna imtihanı demek daha uygun, bizi eve hapssetti. Bir nevi mecburi ikamete tabi tuttu. Böyle olunca eve döndük veya evde kalmaya mecbur olduk. Eve dönünce, eve az uğrayanlar için, yeni bir hayat başladı. Bu yeni hayata alışmak biraz zaman alsa da alışmaya başladık.

Alışmak demek, yeni alışkanlıklar kazanmak demektir. Burada üzerinde durulması lazım gelen şey, edindiğimiz yeni alışkanlıklarımızın ne olduğu ve ileride neye yarayacağıdır.

Genelde insanevladı -istisnalar hariç- hemen hemen her şeye alışır. Bu alışkanlık hızla başlar, zaman ilerledikçe, yavaş yavaş hızı kesilir, şartlar da değişirse eski haline döner veya edindiği yeni alışkanlıklardan uzaklaşmaya başlar.

Bu ahvali Ramazanlarda çok bariz şekilde müşahede ederiz. Ramazan boyu manevi bir hava oluşur, insanlar kendilerine çeki düzen verirler, Allah'a biraz daha yakınlaşırlar, ifsattan biraz daha uzaklaşırlar, ibadetlerine daha fazla itina gösterirler, cömertlikleri artar hayır hasanatta daha fazla bulunurlar, Kur'an okumayı çoğaltırlar, namazlarına daha bir dikkat ederler, okudukları kitapları daha itina ile seçerler, insanlara faydalı olmaya biraz daha özen gösterirler, kalp kırmamaya çalışırlar, kötü söz söylemeyi terk ederler veya azaltırlar, dillerine ve bellerine sahip çıkarlar, insanlara karşı daha saygılı olurlar...

Bayram gelir, bazıları, hemen bayram günü sabahı zembereği boşaltır, kapısı açılmış ağıl misali kötü alışkanlıklarına akın eder. Bazıları edindikleri iyi hallerini birkaç gün sürdürür, sonra eski haline avdet eder. Az bir kısmı da edindiği yeni halini, iyiliklerini devam ettirir.

Karşı karşıya kaldığımız bu imtihandan sonrasını hesaba katarak bir plan çizmemiz ve hayat rotamızı-kendi durumumuzu hesaba katarak-yeniden çizmemiz gerekir.

Yeni yol haritamızı belirlerken çok gerçekçi olmalıyız. Hayali, çok ideal, takatımızı aşan şeylere asla yönelmemeliyiz. Her konuda olması gerektiği gibi bu konuda da yapabilirliği esas kabul etmeliyiz.

Bu yapabilirlik, kendi özümüzle alakalıdır, özümüzün durduğu bir yer vardır. O yerin sağlam olup olmadığına bakacağız. Ruhi olarak, manevi olarak durduğumuz yerin ne olduğunu içimize, derunumuza, danışarak tesbit edebiliriz.

Bunun için herbirimiz, her insan teki, evvela kendi iç alemine,kalbine, dönmeli ve kendini orada yani kalbi derinliğinde hesaba ciddi bir şekilde çekmelidir. Zahiri görüntünün, dış görüntünün içene doğru bir yolculuk yapmalıyız. Kabuğu yırtıp ruhumuzun en derinliğine girmeli ve orada neler oluyor, orada nasıl bir insan olduğumuzu anlamaya çalışmalıyız. Bu hususta kendimizi kayırmamalıyız. Ne kadar gerçekçi olabilirsek kendimizi o denli iyi tanımış oluruz.

Yanlışlarımızı, eksikliklerimizi, kaypaklığımızı, kendimizi gizleme numaralarımızı, varsa başkasına farklı görünme ikiyüzlülüğümüzü, bizde olmayan ve dışarıda görüntüsü olan takva(!)mızı, namazlarımızdaki huşu yokluğunu, sadakalarımızdaki gösteriş isteğini, yaptığımız sosyal alandaki faaliyetlerimizin ne kadar rıza-yı Bari, ne kadarı bizi takdir etsinler için yaptığımızı vs.

Bunları nasıl yapabiliriz; ilk önce kalbimizi ve insan olarak manevi yapımızı tanımakla başlamalıyız. Bizi doğru yola sevk eden de saptıran da aynı kalp içinde, aynı özbenlikte, aynı kafeste olduğunu bilerek hareket etmeliyiz.

Kalbimizde cereyan edenleri biraz tahlil edersek bunu rahatlıkla fark edebiliriz. Fark edince de çare bulmak istersek çare buluşumuz daha imkan dahilinde olur.

İnsanın özünde zıtlıklar bir arada bulunur. Aslında kainat da zıtlıklar dünyasıdır. Gece-gündüz, siyah-beyaz. İçimizdeki zıtlıklar ise; iyi-kötü, hayır-şer, sevap- günah, merhamet- gazap, öfke-af... Bunlar insan evladı olarak hem meziyetimiz hem zaafımızdır. Meziyet olabilmesi iyilikleri, öne çıkarıp kötülükleri engellemekle mümkündür. Bu aynı zaman bizim imtihan alanımızdır. Melek de değiliz, şeytan da değiliz.

Bunların asıl merkezi kalbimizdir.

Kalbimizde; hikmet de var, eblehlik ve hamakat da var. Hikmetle hareket edersek kalbimiz yumuşar, yaptığımız işlerden hayırlı neticeler çıkar, insanlığa olumlu katkımız olur. Hamakat ve eblehlik eder, o ruh haliyle amel edersek, haşin davranır, kırıp döker ve hem nefsimize, özümüze zarar veririz hem de insanlara eziyet ederek, onların kalbini kırarak içinden çıkılmaz bir ortamın oluşmasına zemin hazırlamış oluruz.

Kalbimizde içimizde tamahkârlık var. Onu dizginlemek, kendimizi tutabilmek aç gözlülüğümüzü yenmek için, kanaatkârlığımızı devreye sokar, onu öne çıkarırsak bizi açmaza sokan, çılgına çeviren, dengemizi bozan, üzüntülere haksızlıklara engel olmuş oluruz.

Kalbimizde gazap ve öfke var. Bu öfkeyi engelleyen hilm, af etme ve yumuşaklık da var. Gazap ve öfkeye teslim olursak, hırslanır ve sonu gelmez maceralar da sürüklenebiliriz. Sonra öfkemiz geçince nasıl bir açmaza sürüklendiğimizin farkına varırız, ama iş işten geçmiş çok kalp kırmış oluruz.

Özümüzde hem ümit var hem de korku ve yeis, büsbütün ümitlenirsek, gevşeriz temkini bırakırız rehavet çöker bize zarar vermeye başlar. Hep korkuyla yaşarsak, daima bedbin olursak bu sefer, hüzün içimizi kaplar, daima şüphe eder hale geliriz. Sonunda septik olur çıkarız, herkesten ve her şeyden nem kapmaya başlar, içinde olmadığımız ve bizim elimizle olmayan her iş ve amelden kuşkulanırız.

Mal-mülk, makam-mevki isteği ve elde edişi ile fakr u zaruret içinde olma hali de kalbimize, özümüze tesir eder. Mal-mülk, makam-mevkii bulduğumuz da eğer fakr u zarureti de hesaba katmıyorsak, onlar bizi azdırır, tuğyana sevk eder. Fakr u zaruret de mal-mülk, makam-mevki de bir imtihan vesilesidir, Allah'ın takdiri ve kaderidir diye içinde bulunduğumuz hali böyle anlamazsak fakirliği bu sefer bela ve musibet gibi anlar ve onunla boğuşur dururuz. Açlık ve yokluk bize hükmeder, Allah korusun harama yönelmemize vesile olabilir.

Demek daima teyakkuzda olacağız. Uyanık olacağız. Varlık da yokluk da bir imtihan olduğunu bileceğiz.

Bu söylediklerimin çalışmayı bırakmak, elden gelen gayreti terk etmek, yokluğa, haksızlığa boyun eğmek, anlamında anlayan varsa o kalbine danışsın bunlardan öyle bir şey çıkmaz, çıkaran varsa kendisi düşünsün.

Düşünecek zamanı bulmuşken biraz kendi içimize yolculuk yapalım, kendi özümüzü, benliğimizi, bizi biz kılan hakiki varlığımızı tanımaya çalışalım. Hep dışsal nedenleri ileri sürüp derunumuzu ötelemeyelim.

Suçu, eksiği sadece dışarıda arayanlar, kendi nefislerini, özünü temize çıkarma gayretine olanlardır. Onlar asla yanlış yapmadığına inanıyorlar, suç, yanlış hep başkalarınındır. Kendilerinin yanlışları, eksiklikleri açığa çıkınca bu sefer onları oraya başkaları sürüklemiştir, dış şartlar onlara o yanlışı işletmiştir.

Nefsini daima temize çıkarmaya çalışanlarla ortak iş yapmak, yol yürümek de çok zor. Böyle ruh halini taşıyanlar genelde diktatörlüğe meyli olanlardır.

Nefsin arzularına en iyi engel, istişare etmek, güvenilir kardeşleriyle paylaşmak ve onların nasihatlerini dinlemek, tecrübelerinden istifade etmek, akıllarından faydalanmakla sağlanabilir.

Kâzım Sağlam

tefsir dersleri

ilka kiz akademisi

Yazanlarımız