• TÜRKİYE'NİN KARŞI KARŞIYA KALDIĞI MESELELER

      Türkiye, Birinci Cihan Harbi’nden bu yana bu kadar problemi aynı anda yaşamamıştır. Bir asırdır karşı karşıya kaldığımız her bir problemin birkaç katı kadar problemlerle yüz yüzedir ülkemiz. Bu durum; Türkiye’nin yanlışları yüzünden mi olmuş,...

DUYURULAR

Hz. Peygamber'in Yönetici Kimliği

peygamberin yonetici
Allah Rasulü'nün (s.a.v.) peygamberlik misyonu, ferdî ve manevî hayat kadar maddî ve sosyal hayatın da mükemmellik ölçüsünü ortaya koymayı ve insanlığa her iki alanda kılavuzluk yapmayı hedeflemektedir.

Hz. Muhammed (s.a.v.), bir elçi olarak insanları Allah'ın davetine çağırmak, manevî anlamda onları olgunlaştırmakla birlikte, devlet adamı/cemaat önderi/eğitimci niteliğiyle de yönetim sanatının en ince örneklerini göstermiş, bu anlamda da gelecekteki bütün devlet adamlarına/cemaat önderlerine/eğitimcilere siyasî alanda ve eğitimde öncülük etmiştir.

Hz. Muhammed'in (s.a.v.) bu öncülüğünü eğitim alanına da indirgeyebiliriz. Çünkü büyük toplumların/devletin yönetimi ile küçük toplumların/okulun yönetimi arasında büyük benzerlikler vardır. Ortak noktaları; yönetilen de insan, eğitilen de insandır. Bir yönetici/davetçi/eğitici aynı özellikleri taşımalıdır. Bu alanda en güzel örnek Allah Rasulü (s.a.v.)'dür.

Yöneticilere tavsiye edilen her durum bir öğretmen için/eğitimci için de gereklidir. Bunlardan Yumuşak Huyluluk, Ehliyet ve Kabiliyet, Meşveret/İstişare, Müşterek Hukuka Uymak, Adaletle Hükmetmek olamazsa olmazlardandır.

Yumuşak Huyluluk

Hz. Peygamber'e (s.a.v.) göre yöneticilik için sorumluluk almada ilk ölçü yumuşak huylu olmaktır. Yumuşak huy, sevgi ve itaat sebebidir. Efendimizin kendileri en hoşgörülü, en sabırlı, en merhametli, en mütevazı ve en yumuşak huylu idareci olup bu konuda herkese yaşayan bir örnek olmuştur.

Hz. Peygamber'e (s.a.v.); “Kendisi cehennem ateşine, cehennem ateşi de ona haram olan kişiyi size bildireyim mi? Her cana yakın, vakarlı ve yumuşak huylu kişi.” (Tirmizî, Sıfatü'l Kıyâmet,15)

“Müslümanların başına idareci olarak geçen kimse, kendi için istediği şeyleri Müslümanlar için istemez, onlara şefkat duygusu taşımazsa cennetin kokusunu koklayamaz. (Cennetin kokusunu bulamaz.)” (İmam Suyuti, Camiu's Sağir ve Tercümesi)

Ehliyet ve Kabiliyet

Hz. Peygamber'e (s.a.v.) göre yöneticilik için sorumluluk almada ölçü, geçmişteki vazifeler veya tanınmış olmak değil, o alanda sahip olunan ehliyet ve kabiliyettir.

Allah Rasulü (s.a.v.) pek çok genci, ehil olduğu anlaşılan bazı sahabileri önemli görevlere getirmiştir. Allah Rasulü (s.a.v.):

Amr b. Hazm (r.a.) daha 17 yaşında iken onu Necran'a vali tayin etmiştir. (Abdülhay el Ket-tânî, et Terâtibü'l İdariyye, I, 318, 401 402).

Mekke'nin Fethi sırasında Müslüman olan ve yirmili yaşlarına yeni girmiş bulunan Attâb b. Esid'i (r.a.) Yarımada'nın bu en önemli şehri Mekke'nin idaresine getirmiştir. (M. Abdülhay el Kettânî, 1,256, 397).

Hz. Peygamber'in (s.a.v.) vefatından az önce göndereceği, içinde büyük sahabilerin de yer aldığı orduya kumandan tayin ettiği Üsame b. Zeyd (r.a.) de yirmi yaşına henüz girmiştir. Onun tecrübe eksikliğine dair şikâyetler kendisine ulaştırılınca Allah Rasulü (s.a.v.), Üsame'nin bu vazife için ehil olduğunu ifade etmiştir.

Hz. Peygamber (s.a.v.), yönetimde ehliyet sahibi kişileri görevlendirmeye çalışırken bunun tersi bir siyasî tasarrufun toplumlar için felakete sebep olacağını ifade etmiş, üstelik ehil olmayan kişilerin göreve getirilmesinin kıyamet alameti olduğunu söylemiştir. (Buhârî, İlim, 2).

Meşveret/İstişare

Hz. Peygamber'e (s.a.v.) göre yöneticilik için sorumluluk almada ölçülerden biri de meşveretti. Hz. Peygamber (s.a.v.), şayet açık bir vahiy söz konusu olmazsa, pek çok önemli faaliyetinde ashabın ileri gelenleriyle istişare yapmayı, onların görüşlerini almayı âdet edinmiştir.

Kur'ân bu hususta Rasulullah'a (s.a.v.) şu şekilde öğüt vermektedir:

“Allah'tan bir rahmet dolayısıyladır ki onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için mağrifet dile. Ve (yapacağın) işler konusunda onlarla müşavere et. Bir kez azmedersen de artık Allah'a tevekkül et. Şüphesiz Allah kendisine tevekkül edenleri sever.” (Âl i İmrân, 159).

Kur’ân ı Kerim, istişare etmeyi Müslümanların özelliklerinden biri olarak da zikretmektedir. “Rablerinin çağrısına icabet ederler, namazı dosdoğru kılarlar, işleri kendi aralarında şûrâ iledir.” (Şûrâ, 38).

Kur’ân'da istişareden açık bir şekilde bahsedilmekle birlikte bu konuda uygulamanın nasıl gerçekleştirileceğine dair açık bir bilgi yoktur. Bu sebeple ilk Müslümanlara istişarenin icraatı/nasıl yapılacağı bizzat Allah Rasulü (s.a.v.) tarafından gösterilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.), mühim meselelerde nihaî kararı almadan önce daima hikmet ve bilgi sahibi sahabileri ve iman etmiş kabilelerin temsilcileriyle görüş alış verişinde bulunmuştur.

Kur’ân'da ve Rasulullah'ın (s.a.v.) uygulamalarında müşavere edileceklerin sayısı, seçimi, görev süreleri ile ilgili sıkı ve sabit kurallar bulunmamaktadır. Bu meseleler tamamıyla Müslümanların takdirine ve zamanın şartlarının imkânına bırakılmıştır.

Hz. Peygamber (s.a.v.) ilâhî iradeye ters düşecek bir hatada bulunmaz. Eğer o, bir kanun ve bir hüküm ifade edecek olan yanlış bir iş yapacak olursa Allah Teâlâ onu vahiy yoluyla düzeltir.

Başkalarını zarara sokan bir hatası olmuşsa Rasulullah (s.a.v.) onlara haklarını öderdi. Nitekim ömrünün son günlerinde bir gün mescide gelip şöyle demiştir:

“Şayet herhangi birinizin sırtına vurmuş isem işte kısas için sırtım,  Şayet ben herhangi birinize hakarette bulunmuşsam öç almak için işte benim şeref ve haysiyetim,  Şayet ben herhangi birinizin malını almış isem işte benim mallarım.”

Müşterek Hukuka Uymak

Hz. Peygamber'e (s.a.v.) göre yöneticilik için sorumluluk almada ölçülerden bir diğeri de müşterek hukuka uymak ve idarelerinde âdil olmaktır. Allah nasıl ki Hz. Davud'a (a.s.) âdil olmasını söylemişse aynı şekilde Hz. Muhammed'e (s.a.v.) âdil olmasını ve emredildiği gibi dosdoğru davranmasını emretmiştir:

“İşte onun için sen (tevhide) davet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heveslerine uyma ve de ki: Ben Allah'ın indirdiği Kitab'a inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz de sizedir. Aramızda tartışılabilecek bir konu yoktur. Allah hepimizi bir araya toplar, dönüş de onadır.” (Şûrâ, 15).

Allah Rasulü (s.a.v.) getirdiği hukuka uymada çok titiz davranmış ve hiçbir sapma yapmadan ona tamı tamamına uymuştur.

Hz. Peygamber'in (s.a.v.) herkes için ortaya konulan hukuka uyması bir esas olduğuna göre ondan sonra iş başına gelecek olan idarecilerin/davetçilerin aynı hukuka uymaları elbette bir esas ve bir mecburiyettir.

Adaletle Hükmetmek

Hz. Peygamber'e (s.a.v.) göre yöneticilik için sorumluluk almada en önemli ölçülerden biri de Allah'ın kendisine emir buyurduğu adaletle hükmetmesidir.

Bu konuda İslâm tarihi kaynakları birçok örnek aktarır.

• Hicret sonrası Medine'de yeni bir toplum oluşturma çabaları adına burada yaşayan Yahudilerle görüşmeler yapmış, onların fikirlerini de almıştır.

• Bedir Savaşı'na karar verilmesi esnasında ashabı ile istişare etmiş, savaştan önce Ebu Süfyan'ın başında bulunduğu kafilenin yolunun kesilmesi, aynı zamanda Mekke ile savaşı göze almak anlamına geleceği için, bu konuda hem Muhacirin hem de Ensar'ın ayrı ayrı görüşünü almış, onlarla mutabakat zemini sağladıktan sonra Mekke kervanı üzerine sefer düzenlenmesi talimatını vermiştir.

• Bedir Savaşı öncesinde Hubab b. Münzir'in teklifi doğrultusunda ordunun yerini değiştirmiştir. (İbn Hişâm, es Sîretü'n Nebeviyye, (thk. Mustafa es Sakkâ İbrahim el Ebyârî Abdülhâfız Şelebî), I IV, Beyrut ts. II, 271 272).

• Bedir Savaşı'ndan sonra esirlere yapılacak muamelenin nasıl olması gerektiği hususunda ashabla istişare yapılmış, Hz. Ebu Bekir'in görüşü benimsenerek esirler fidye karşılığı serbest bırakılmıştır. (Müslim, Cihâd 58; Tirmizî, Cihâd 34).

• Müslümanlar ile Mekke müşriklerinin ikinci büyük savaşı olan Uhud Harbi'nden önce de takip edilecek savaş stratejisinin belirlenmesi için ashabın fikrini almıştır. Savaşın Medine dışında yapılması ya da sadece şehrin savunulması şeklindeki iki görüş müzakere edilmiş, Allah Rasulü (s.a.v.) bizzat şehrin savunulmasını isterken, genel kanaat birinci alternatif üzerinde yoğunlaşınca bu görüşü benimsemiştir. (Vâkıdî, Kitabu'l Meğâzî, (thk. Marsden Jones), I III, Beyrut 1984, I, 209 214; İbn Sa’d, et Tabakâtü'l Kübrâ, I VIII, Beyrut ts. (Dâru Sâdır), II, 38 39).

• Hendek Savaşı'nda Rasulullah (s.a.v.) gerçekleştirilen istişare toplantısı sonucunda Selman ı Farisî'nin teklifi olan şehrin zayıf ve açık yerlerini korumak için Medine'nin etrafında hendek kazılması teklifini kabul etmiş ve savunma buna göre planlanmıştır. (Buhârî, Cihâd ve's Siyer 34; Vâkıdî, Meğâzî, II, 454).

Allah Rasulü (s.a.v.) vahiyle açıklanmayan bütün mühim meselelerde ashabın görüşlerine müracaat etmiştir. Buna örnek:  Rasulullah (s.a.v.) Medine'ye geldiğinde, namaza davet için en uygun aracın ne olduğu konusunda sahabeleri ile görüş alışverişinde bulununca, Müslümanlardan bazıları ateş yakılmasını, bir kısmı Yahudiler ya da Hristiyanlar gibi boru veya çan çalınmasını önermişlerdir. Nihayet ashabdan biri rüyasında bir insanın “gür sesiyle ezan okuduğunu” gördüğünü söyleyince Hz. Peygamber (s.a.v.) namaz çağrısı için bu son teklifi kabul etmiştir. (İbn Hişam, es Sîre, II, 141 150).

Hudeybiye Seferi sırasında, Rasulullah (s.a.v.) Mekkelilerin müttefiki olan ve İslâm aleyhine bir kaynaşma içinde bulunan müşrik kabileler üzerine harekete geçmek istemişti. Ancak Hz. Ebu Bekir'in tavsiyesi üzerine kararını değiştirerek ilk önce Mekkelilerle karşılaşmaya karar vermiştir. (Buhârî, Meğâzî, 37).

Müslümanlar için ideal yönetim örneklerini sunan Rasulullah (s.a.v.):

Yöneticilerle halk arasında mesafe bulunmasını hiçbir zaman hoş karşılamamıştır.

Yöneten ile yönetilenlerin birbirleriyle sürekli temas hâlinde olmalarını istemiştir.

Yöneten ile yönetilenlerin iç içe yaşamalarını istemiştir.

“Kim insanların bir işini üzerine alır da zayıf ve güçsüzlerle arasına engeller koyarsa kıyamet gününde Allah da onun önüne engel çıkarır.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 239).

“Kim Müslümanların işini üstlenir de yoksullara, haksızlığa uğrayanlara ve ihtiyaç sahiplerine kapısını kapatırsa Allah da onun ihtiyacına karşı rahmet kapılarını kapatır.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 111,441, 480) 

Hz. Peygamber (s.a.v.) kendisinin koyduğu bu esasları hayata geçirmek için sürekli olarak halkın arasına girer, çarşıyı pazarı dolaşır, şikâyetleri dinler ve gerektiğinde müdahale eder, çözüm üretirdi.

Günümüz yöneticilerinin/davetçilerinin Hz. Peygamber'in (s.a.v.) uygulamalarını ve tavsiyelerini yapmaları hâlinde sorunların pek çoğunun ortadan kalktığını göreceklerdir.

Toplum olarak, yönetici olarak, davetçi olarak hep birlikte Hz. Peygamber'i (s.a.v.) örnek almamız duasıyla…

İsa Arı

Kaynakça
Nilüfer ÜNSAL, el Buhârî'nin el Edebü'l Müfred'i Bağlamında Hz. Peygamber'in Sünneti'nde Görgü Kuralları, Yüksek Lisans Tezi, ADANA, 2006.

Kur’ân ı Kerim Meali; Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Hazırlayanlar: Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Ali Özek, Prof. Dr. İbrahim Kâfi Dönmez, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. Sadrettin Gümüş, Doç. Dr. Ali Turgut.

Prof. Dr. Adem APAK, Hz. Peygamber'in (s.a.s.) Yönetici Kimliği.

medeniyet bulten logo

ömer hoca ile röportajlar

tefsir 2017 2018 1

Yazanlarımız