• TOPLUMSAL VE KÜRESEL KARGAŞA VE ÇÖZÜM YOLLARI

      I Toplumsal ve küresel kargaşa, kaos, savaş, sömürü, adaletsizlik, ekonomik ve sosyal dengesizlikler, baskılar, zulümler... Dünyamızı sarmış durumda. Bunların müsebbipleri ve mağdurları, bozguncu başı Trump ve onun yavrusu Netanyahu başta olmak...

DUYURULAR

EĞİTİM SEMİNERLERİMİZ GERÇEKLEŞTİ

Medeniyet İlim Kültür Eğitim ve Dayanışma Vakfı “Şubeler Arası Yöneticiler Semineri” 29-31 Ağustos 2015 tarihlerinde İstanbul’da Medeniyet Vakfı Genel Merkezi’nde gerçekleştirildi. Medeniyet Vakfı il şube ve temsilcilik sorumlularının bir araya geldiği seminerde Medeniyet Vakfı’nın ilmi ve fikrî yapısı ele alındı.

Ayrıca Osmanlı Devleti’nin yıkılışı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş süreci ile birlikte gerçekleştirilen iki panel ile İslâmî Hareketler incelenmeye çalışıldı. Seminer vakıf çalışmaları kapsamında her bir ferdin takınması gereken ahlâk ve adâbın konu edilmesi ile programını sonlandırdı.

Abdullah Bayraktar Hoca’nın Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan program Medeniyet Vakfı Başkanı M. Beşir Eryarsoy’un açılış konuşması ile devam etti. Programa katılım sağlayan herkese teşekkür ve hoşgeldiniz dileklerini ileterek konuşmasını başlayan Eryarsoy, “Biz bir araya gelerek birbirimizi tanırız, bir araya gelerek birbirimizle kaynaşırız, bir araya gelerek birbirimizi anlarız. Böylece Kur’an- Kerim’in ifade ettiği şekliyle ‘birbirine kenetlenmiş yapı’ haline geliriz.” dedi. Zalim çağa ve uygarlığa karşı bir arada olmanın ve birlikte mücadele etmenin önemini vurguladığı konuşmasında Eryarsoy, “Peygamber Efendimiz (sav) ‘Bu ümmet yağmur gibidir, bereketin başında mı ortasında mı sonunda mı olduğu belli değildir’ buyurarak kıyamete kadar bu ümmet beşeriyete bereketini yağdırmaya, ihsan etmeye devam edecektir. Bu yağmurun bir damlası olma lütfunu Cenab-ı Allah hepimize vermiştir. Her birimizin gayesi nefsimizde, ailemizde, toplumumuzda ve yaşadığımız dünyada Allah’ın dinini hakim kılmaktır. Bundan başka ne bir ne de bir gayemiz vardır. Biz varlık sebebimizi buna bağladık. Allah dinini hakim kılmak için varız ve bunun için varlığımızı devam ettirmek durumundayız.” dedi.

Açılış konuşmasının ardından Medeniyet Vakfı Yönetim Kurulu üyeleri Kâzım Sağlam ve
Ali Kaçar Medeniyet Vakfı’nın yapısını ve dayandığı ilkeleri anlattı. Bu sunumun ardından Medeniyet Vakfı şube ve temsilciliklerinden gelen sorumlular çalışmaları hakkında bilgiler verdi.

Programın ikinci gününde “İlmi ve Fikri Yapımız” başlıklı bir seminer gerçekleştiren” M. Beşir Eryarsoy Hoca Müslümanların zihin yapısını oluşturan hususların neler olduğuna değindi. “İlim her ne kadar ilk bakışta tarafsız görünüyor gibiyse de b/ilim arka planı olmayan salt tarafsız bir konuma sahip değildir. Batının ilmi arka planı koca bir ortaçağ atlanarak Greek kültürü bütün referans alınıp Rönesansa ve Aydınlanma çağına taşındı. Daha sonra bu fikirler tüm dünyaya ihraç edilecek bir söylem haline sokuldu. Bugün batının bilimsel anlayışının arka planında Tanrı ile insanın mücadelesi vardır.” dedi. İslami anlayışta ilim
anlayışının da bir arka planı olduğunu söyleyen Eryarsoy, “Bizim ilmimizin başında tevhid vardır ve ilmimiz tevhid temelinde yükselir. Bütün İslami ilimler esas itibari ile la ilahe illallah’ı şerh eder ve la ilahe illallah’ın beşer hayatında tahakkukuna hizmet eder. İslami ilmi gayesi, muhtevası daima tevhid çerçevesi ile belirlenir.” dedi. Konuşmasının devamında M. Beşir Er yarsoy Hoca şunlara değindi: “Allah bizi vasat ümmet kılmıştır. Vasat ümmet oluşumuzun sorumluluğu, diğer insanlara karşı şahitlik yapmaktır. Bizim şahitliğimize de rasul şahitlik edecektir. Bütün lügat kitaplarında vasat olmanın karşılığı adil olmaktır. Adil olmak sadece bir mahkemede davalı ile dava sahibi arasında doğru hüküm vermek değildir. Adalet her hususta aranır. Yaptığımız işi hakkıyla yapmak, bize emanet edilen eşyayı korumak, verilen görevi muhafaza etmek, sırları korumak, namaz ile ilgili bilgiye sahip olmak ve namazı eda etmek gibi birçok şey vasat ümmetin olmanın içerisindedir. Biz vasat olmakla insanlara mihenk taşı olacağız. İnsanlara şahit olmak bu demektir. Biz adilliğimizle, doğruluğumuzla, istikametimizle ortada olursak insanlara şahit oluruz.”

M. Beşir Eryarsoy Hoca’nın sunumunun ardından Doç. Dr. Ahmet Zeki İzgöer “Osmanlı’dan TC’ne Geçiş” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. İzgöer sunumunda Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na giriş sürecini ve milli mücadele yıllarını anlattı.

Programın öğleden sonraki bölümünde Türkiye’de İslâmî Hareketler Paneli gerçekleştirildi. İki oturumda gerçekleşen panelin ilkinde 1914-1980 arası dönem ele alındı. Oturum başkanlığını Ahmet Açıkgöz’ün yaptığı panelin konuşmacıları Haydar Özalp, Gökhan Durmaz, Fatih Ağılday ve Muhammed Bakır’dı.

Haydar Özalp, “1914-1950 Türkiye’nin Cihan Harbine Girişi, Kuruluşu ve Siyaseti” başlıklı sunumuna Osmanlı Devletinin I. Cihan Harbi’ne giriş sebeplerine değinerek başladı. I. Cihan Harbi ve akabinde Anadolu’nun işgal sürecini ana hatları ile belirten Özalp sonrasında Türkiye Cumhuriyetinin ilanına temas etti. Cumhuriyetinin ilanında Batılı fikirlerin hâkim olduğunu belirten Özalp adı Cumhuriyet de olsa halkın etken olarak bu ilanda rol almadığının altını çizdi.

“1914-1950 Cihan Harbi Sırasında Müslümanların Savaşa Katkıları, Bu Yıllar Arasındaki İslâmî Hareketler” adlı sunumunda Gökhan Durmaz, bu dönemde hükümetin politikaları sebebi ile ciddi anlamda bir İslâmî hareketten söz edilemediğini belirterek başladı. Dünyada başlayan kimi İslâmî hareketlerle ilişki kuramayan Türkiyeli Müslümanların, bu durumun da etkisiyle bir İslâmî hareket başlatamadıklarını ifade etti. Osmanlı aydınlarının Batı’nın üstünlüğünü kabul ettiklerini belirten Durmaz, İslamcı aydınların Batı’nın tekniğini alıp ahlâkını terk edilmesi gerekliliği vurgusu yaptıklarına değindi. Bu bağlamda Durmaz, Mehmet Akif Ersoy’un çıkarttığı Sıratı Mustakim Dergisinin yazılarına ve anlayışına değindi.

Fatih Ağılday, “1950-1980 Çok Partili Hayata Geçiş, 27 Mayıs İhtilali, 12 Mart Muhtırası, 12 Eylül” ismiyle bir sunumda bulundu. 1950-1960 arasında Müslüman çevrelerin yoğun bir dergi çalışmasında bulunduğunu belirterek sunumuna başlayan Ağılday, dönemin Müslümanlarının Demokrat parti ile ilişkilerine temas etti. Ağılday, ilerleyen dönemlerde Mevdudi, Seyyid Kutup gibi isimlerin kitaplarının tercüme edilmesinden sonra yeni oluşan fikirlerin, gelenekçi mütefekkirler aracılığı ile önlenmeye çalışıldığını ifade etti. Milli Nizam Partisinin kuruluş sürecine değinen Ağılday 70’li yıllarda gelenek sorgulamaları ve öze dönüş vurgularına değindi. İslamcı bir duruş sergileyen Milli Selamet Partisi’nin CHP ile işbirliğinin yol açtığı tartışmaların akabinde kurulan Akıncıların fikirlerini özetledi. Ağılday, 12 Eylül darbesinin getirdiği siyasi manzaraya değinerek sunumunu tamamladı.

Muhammed Bakır “1950-1980 Arasında Türkiye’deki İslâmî Mücadele: Büyük Doğu, Diriliş, MTTB, Akıncılar, Milli Mücadeleciler, Tercümeler” başlıklı bir sunumda bulundu. 50 ile 80 arasındaki İslâmî Hareketlerin kendi içinde bir örüntüleri olduğunu ve dönemin şartları içerisinde ele alınması gerektiğini belirterek sözlerine başlayan Bakır, II. Dünya Savaşının getirdiği şartlara temas etti. Bakır, ele alınan dönemde fikri yapılanmalarla birlikte, cemaatleşme sürecine giren yapılanmaların da olduğunu belirtti. Büyük Doğu ve Diriliş Dergisinin, MTTB ve Akıncılar derneğinin fikirlerini özetleyerek sözlerini tamamladı.

Oturum başkanlığını Mehmet Doğruöz’ün yaptığı ikinci oturumun konuşmacıları Ahmet Ali Yüksel, Hasan Yahyaoğlu, Musa Özdemir ve İsmail Akyüz’dü.

“1980-2000 Tarihleri Arasında İslami Hareketler: İran Devrimi, Afgan Cihadı, 12 Eylül, Tek Kutuplu Dünyanın Sona Erişi ve 28 Şubat” başlıklı sunumunda Ahmet Ali Yüksel, Şah dönemindeki İran’ın uluslararası sistem içerisindeki yerini anlamadan İran Devrimi’nin mahiyetini anlaşılamayacağını belirtti. İran Devrimi’nin anti-Amerikancı bir devrim olması ve Sovyetlerin aynı dönemde Afganistan’ı işgal etmesi dolayısıyla Batı bloku içerisinde Türkiye’nin öneminin arttığını ifade eden Yüksel, 1970’lerde blok içerisinde özerk politika belirleyen Türkiye’ye 12 Eylül darbesi ile hiza verilmeye çalışıldığını ifade etti. “12 Eylül darbesi ile İslami Hareketlerin önünün açıldığı” tezine karşı çıkan Yüksel, İran Devrimi’nin ve Afgan cihadının Türkiye’deki İslami hareketlere fikri olarak etkisinin olmadığını, moral ve motivasyon olarak İslami hareketleri etkilediğini dile getirdi. Yüksel, 28 Şubat’a giden süreçte Refah Partisi’nin uluslararası sistemi etkileyecek birtakım teşebbüslerin neler olduğuna değinerek konuşmasını sonlandırdı.

“1980-2000 Yılları Arasında İslami Mücadele: İslami Hareketlerin Oluşumu ve Temel Düşünceleri, 28 Şubat Sonrası Tutumları” adlı sunumunda Hasan Yahyaoğlu, 12 Eylül darbesinin Müslümanları da ciddi şekilde etkilediğini ifade ederek başladı. Darbe sonrası birtakım Müslümanların yaptığı özeleştiri neticesinde partisel mücadeleye karşı tavır alarak sistem içi mücadeleden uzaklaştığını ifade eden Yahyaoğlu, 12 Eylül sonrası dönemde İhvan ve Cemaati İslami’nin İslami Hareketler üzerinde etkisinin yoğun olduğunu söyledi. Bu dönemde davet usulü üzerine çokça okumaların gerçekleştiğini, dar’ul- İslam, dar’ul-harb, tevhid, şirk gibi konuların İslami hareketlerin gündeminde olduğunu dile getiren Yahyaoğlu, 28 Şubat sürecinin esasında Müslümanların zihin dünyasına yönelik bir eylem olduğunu ve Müslümanların bu durumdan ciddi manada etkilendiğini ifade ederek konuşmasını neticelendirdi.

“2000-2015 Siyasal İslam’ın İktidarla İmtihanı: AKP ve Arap Baharı’nın Türkiye’ye Etkisi” başlıklı sunumunu gerçekleştiren Musa Özdemir, 2002’den sonra AKP iktidarı ile birlikte Müslümanların iktidarla imtihanının boyut değiştirdiğini belirtti. Sadece sorumluluğu siyasal iktidara vermenin ve her türlü olumsuzluktan sistemi sorumlu tutmanın yanlışlığına değinen Özdemir, İslami Hareketlerin her dönemde kendi programlarına sahip olması gerektiğine dikkat çekti. Kendi plan ve programları olmayan yapıların sisteme kolayca entegre olduklarını söyleyen Özdemir, İslami mücadelenin İslami naslardan hareketle oluşturulmuş programlarla mümkün olduğunu ifade etti. Başkalarını suçlama üzerine yürütülen mücadelenin dayanıksız, tutarsız kalacağını sözlerine ekleyen Özdemir, “meydana gelecek bir sapmada kişi önce kendi nefsini sorguya çekmelidir” dedi. Arap Baharı’nın Türkiye’ye etkilerini, Hatay’daki mültecilerin yaşam mücadelesi üzerinden anlatan Özdemir, iki milyonun üzerinde Suriyeliye kapılarını açan Türkiye’nin mülteciler hususunda büyük bir gayret gösterdiğini ifade etti.

Panelin son konuşmacısı, “2000-2015 Yıllarında İslami Hareketlerin Yeni Siyasi İktidar Karşısındaki Tavırları” başlıklı sunumuyla İsmail Akyüz’dü. Oy veren ve vermeyenler olarak siyasal iktidar karşısındaki tavırları sınıflandıran Akyüz, konuşmasının devamında oy veren ve vermeyen kişilerin tutumlarındaki gerekçeleri ifade etti. Akyüz, Medeniyet Vakfı’nın nebevi hareket mücadelesi yürüttüğünü ve bu nedenle oy kullanmadığını ifade etti.

Günün sonunda gerçekleştirilen boğaz turu ile katılımcılar İstanbul’un eşsiz tarihine ve güzelliklerini görme fırsatı buldu. Boğaz gezisi, Kur'ân tilaveti, marşlar ve tekbirlerin yanında -gemide kılınan akşam namazının akabinde- Abdulhalik eş-Şerif hocanın yolculuğun sonunda yaptığı etkileyici dua ile sona erdi.

Programın üçüncü günü, Mehmet Rüştü İzgöer Hoca “Hareket Ahlâkı ve Adabı” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Rüştü İzgöer Hoca, bir cemaate mensup olan Müslümanın dikkat etmesi gereken hususları anlattığı konuşmasında “Bir zamanlar Kur’an’a kurban olan nesillerimizin evlatları adeta balığı suya düşman edercesine dinin ahlakına edebine terbiyesine ters hareket etmektedir.” dedi. Bu çağda İslami edebe ve ahlaka sahip olmanın Rabbimizin bir lütfu olduğunu söyleyen İzgöer “Küfür ve şirkin oluşturduğu şer odakları büyük bir organize içerisindeyseler o zaman bizim de büyük bir organize içerisine girmemiz şarttır.” ifadelerini kullandı. Müslümanların hareket ahlakına ve adabına değinen İzgöer, “Toplumlarına davet getiren peygamberlerin birtakım ortak özellikleri vardır. Sıdk yani sadakat bunlardan biridir. Sadakat sahibi olmak için bir cemaate mensup olmak gerekmez ancak bir cemaate mensup Müslümanın sadakat konusunda daha dikkatli olması gerekir. İsmet; sıfatı Allah’ın peygamberlerini günahlardan korumasıdır. Bizler de elimizi, gözümüzü günahlardan koruyacağız. İnsanların bizleri takip etmektedir, bunun için Allah’ın emirlerine riayet etme hususunda hassas olalım.” diyerek konuşmasına son verdi.
Sonuç bildirisinin okunması ile program sona erdi.

 

tefsir dersi 2020

whatsapp takip edin

Yazanlarımız