• TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİ İLE İLGİLENMENİN GEREKLİLİĞİ-1

      Türkiye dünyanın bir parçası olması dolayısıyla onu dünyadan ve dünya gündeminden koparamayız. Sunumumda* Türkiye ve dünya gündemini ele alırken yöntem olarak tümevarım değil, tümdengelim metodunu kullanacağım. Bu yöntemi kullanırken öncelikle ve ister...

DUYURULAR

HAZİRAN AYI GÜNDEMİ DEĞERLENDİRİLDİ

haziran ayı gündem değerlendirme

Medeniyet Vakfı İstanbul Şubesi’nin gerçekleştirdiği aylık gündem değerlendirme toplantısı gerçekleşti. Haziran ayının gündemi olarak 23 Haziran İstanbul Seçimleri, S-400 ve F-35 Krizleri ve Doğu Akdeniz’de yaşanan gelişmeler konuşuldu.


23 Haziran İstanbul Seçimleri

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yarışında CHP adayı Ekrem İmamoğlu %54 oy alarak seçimi kazandı. Ak Parti adayı Binali Yıldırım ise %45,1’de kaldı. 31 Mart’ta seçmenlerin %84.4’ü (8 milyon 849 bin 645) sandık başına giderek oy kullanmıştı. 23 Haziran seçimlerinde bu sayı beklentilerin aksine sadece 19 bin artarak 8 milyon 868 bin 668’e yükseldi. İstanbul’u 39 ilçesinden 23’inde İmamoğlu 11’nde ise Yıldırım galip geldi. İmamoğlu daha önce geride olduğu Şile, Fatih, Bayrampaşa, Çekmeköy, Beyoğlu, Zeytinburnu, Bahçelievler, Sancaktepe, Tuzla, Üsküdar ve Eyüpsultan’da ipi önde göğüsledi. İmamoğlu önceki seçime göre oylarını %5 artırdı, Yıldırım’ın oyları ise yaklaşık %3 düştü. İmamoğlu’nun oylarına 529 bin eklenirken, Yıldırım’ın oyları 234 bin azaldı. AK Parti İstanbul’un tüm ilçelerinde oy kaybına uğradı.

 

Değerlendirmeler

* 31 Mart seçimden sonra Ak Parti ve CHP’ye baktığımız zaman Ak Parti her ne kadar 40’dan fazla ilde belediye başkanlığı kazansa da CHP’nin idare edeceği nüfus 39 milyon, AK Parti’nin ise 32 milyon. Yerelde CHP’nin idare edeceği nüfus sayısı AK Parti’den fazladır. CHP’nin aldığı iller idari, ticari, kültürel olarak büyük ve etkin illerdir.

* CHP radikal unsurları parti örgütü üzerinden kendisine çekerken İmamoğlu ile de muhafazakar hüviyete sahip kesimi kendine çekti. CHP zihniyeti belli bir süre muhafazakar kesime karşı iyi niyetli davransa da zihin kodları geldiği yer itibariyle İslam’a sıcak bakmaz. 

* 31 Mart seçiminin iptali dolayısıyla Ekrem İmamoğlu mağdur durumda kaldığı hissi kendileri açısından avantaj oluşturdu. Ak Parti, YSK’nın iptal kararını halka gerektiği şekliyle izah edemedi.

* AK Parti Kürt oylarını kazanmak için gereken tutarlı tavrı ortaya koyamadı. 

 

* Ak Parti örgütü seçim kampanyasında gereken özverili çalışmayı yapmadı. CHP İstanbul il başkanını seçim kampanya sürecine aktif bir şekilde dahil olduğunu gördük. Ancak AK Parti İstanbul il başkanı aynı şekilde aktif propaganda süreci yürütmedi. 

* Cumhur ittifakı MHP’nin işine yaradı. AK Parti MHP desteği dolayısıyla hiçbir ilde başkanlık kazanmış değildir.

* AK Parti’ye dahil olduğu için zenginleşen kesimleri gören halk parti ile arasına mesafe koydu. Cumhurbaşkanının akrabası olan kimselerin devletin önemli kademelerinde kritik göreve getirilmesi toplum tarafından olumlu karşılanmamıştır.

* AK Parti kendisini toparlayamazsa, CHP de kazandığı illeri iyi idare eder, bir sonraki seçime yatırım yaparsa CHP ilerleme kaydeder.

* Bundan sonra AK Parti içindeki tartışmalara şahit olacağız. Tayyip Erdoğan’ın sert tavrı devam ederse kendi içinden çıkan muhalifler de birbirlerine yakınlaşma sürecine girerler. Her muhalif kanaat, görüş ihanete varacak değerlendirmelerle yargılanmamalı, haddinden fazla alınganlık partinin kendisine zarar vermektedir. Ak Parti’de iyi bir revizyon lazım.

 

* Adalet duygusunun zarar görmesi Ak Parti’ye olan güveni sarstı. 15 Temmuz’dan sonra liyakat-sadakat çizgisi sadakat lehine kayınca bazı yanlışların yapılmasına neden oldu. Bu hususta karşı tarafın da olumsuz propagandası oldu.

* Yoksulluk, rüşvet, adam kayırmacılık, ehil olmayan kişilerin görevlendirilmesi ciddi bir tepki oluşturdu. Faizin ciddi oran da yüksek olması, genel ekonomik şartların iyileştirilememesi, maaşların sürekli erimesi vs. gibi ekonomik etkenler seçmenlerin tercihini etkiledi.

* Seçimin bu şekilde sonuçlanması iki açıdan hayra vesile olabilir: Birincisi, AK Parti’nin kendisine çeki düzen vererek daha büyük kayıpların yaşanmasına engel olabilir. İkincisi, muhalefetin Türkiye’de seçimle iktidarların değişiyor olduğunu görmesi, onların hırçınlıklarını biraz azaltmasına neden olabilir. Ak Partinin önceki dönemlerde belediyeleri elinde bulundurması 15 Temmuz gibi girişimlere merkezi idare ile yerel idarenin birlikte daha hızlı yanıt vermesini sağlamıştı. Ancak son seçimlerde belediyelerin kaybedilmesi 15 Temmuz gibi, gezi olayları gibi müdahalelere merkezi yönetimlerle yerel yönetimlerin koordineli ve hızlı bir şekilde yanıt verme kapasitesini azalmıştır.

31 mart 23 haziran secimleri

 

S-400 ve F-35 Krizi

Türkiye, 1990'lı yılların ortasından bu yana güney komşuları Suriye, Irak ve İran'dan kaynaklanabilecek füze tehdidine karşı hava savunma sistemi edinmeye çalışmıştır. NATO'dan gelen desteğe paralel olarak Türkiye, yeni ihaleler açarak kendisine ait hava savunma sistemi arayışını da hızlandırmıştır. İlk ihale sonucunda Türkiye'nin beklentilerini karşılayan Çin ile FD-2000 savunma sistemlerinde karar kılındı ancak şirketin ABD yaptırım listesinde olması ve NATO'dan gelen itirazlar sonucunda geri adım atıldı. Aynı ihalede yer alan ABD yapımı Patriot sistemleri ise hem fiyatının pahalı olması, hem de üretici Raytheon şirketinin teknoloji transferine yanaşmaması nedeniyle elenmişti.

2017 senesinde Rusya ile S-400 hava savunma sistemleri konusunda bir sözleşme imzalandığını açıkladı.  Türkiye’nin Rusya’dan S-400 savunma sistemi füzelerinin almasını engellemek isteyen ABD, Arizona’da F-35 projesi için eğitim alan Türk pilotlarının 31 Temmuz’a kadar ülkeyi terk etmesini istedi. 

ABD Savunma Bakanı vekili Patrick Shanahan’ın Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’a gönderdiği mektupta, Türkiye’nin S-400 almaktan vazgeçmemesi halinde F-35 programından tamamen çıkarılacağı vurgulanmakla beraber, ikili ilişkilerde yaşanacak gerilimin Türkiye üzerindeki olası ekonomik etkilerinin sıralanması dikkat çekti. Mektupta, “Bu yolda devamınız istihdamda, milli gelirde ve uluslararası ticarette kayıplara neden olacaktır. “ ifadeleri kullanıldı.

ABD ve NATO, Türkiye'nin S-400 alımına neden karşı çıkıyor?

  • NATO'nun en stratejik üyelerinden birisi olan Türkiye'nin ittifakın en önemli hasmı konumundaki Rusya ile geliştirdiği bu ilişkinin ortak güvenlik mimarisini zafiyete uğratacak olması kaygısı.
  • ABD savunma sanayiinin en önemli müşterilerinden olan Türkiye'nin başka üreticilere kaptırılması riski.
  • Türkiye'nin S-400 tedariğinin, ABD Kongresi'nin 2017 Ağustos ayında çıkardığı ABD'nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası (CAATSA) kapsamına girmesinden dolayı yaptırımlara muhatap olacak olması
  • Türkiye'nin de üretim programında yer aldığı ve konuşlandıracağı 5. kuşak savaş uçağı F-35'lerin hassas ve üstün özelliklerinin ayrıca her türlü faaliyetlerinin S-400 radar sistemi tarafından ele geçirilebilecek olması kaygısı.

Bu alışverişin Türkiye'nin NATO içindeki konumunu zedeleyeceği ve ayrıca NATO içinde çatlak yaratacağı kaygılarının yersiz olduğunu belirten Türk yetkililer, Rus yapımı S-300 savunma sistemlerinin Yunanistan, Bulgaristan ve Slovakya'da da olduğunu anımsatıyor. Buna ek olarak, Türkiye'nin S-400 sistemlerini stand-alone yani mevcut NATO sistemlerine entegre etmeden bağımsız olarak kullanacağını belirten Türk yetkililer, bu savunma sistemlerinin Türkiye tarafından geliştirilecek yazılım ile kullanılacağını dolayısıyla Türk topraklarındaki hiçbir NATO ekipmanına zarar vermeyeceğini kaydediyorlar.

Bunun için de S-400'lerin F-35'lere tehdit oluşturmadığını göstermek amacıyla teknik bir çalışma grubu kurulmasını öneriyor. Bu kapsamda bakıldığında, Türkiye'nin S-400 konusunda karar değişikliğine gitmemesi durumunda ABD'nin hem Kongre'nin kabul ettiği yasa kapsamında yaptırımları harekete geçirmesi hem de F-35 projesinden Türkiye'yi çıkartma riski giderek güçleniyor.


Değerlendirmeler

* Türkiye Rusya’ya tamamen güvenemez. Sadece taktik olarak bu süreci yürütüyor. 

* Türkiye’nin askeri teçhizatları Rus sistemine uygun değil. Türkiye’yi cezalandırmak isteyeceklerdir. Türkiyeyi ekonomik askeri teknolojik olarak ambargo uygulayacaklardır. Tarihte Johnson mektubu ile Kıbrıs harekatındaki Nato silahlarının kullanılması Türkiye'ye yasaklanmıştı, akabinde ambargo uygulanmıştı. Bu gelişmenin ardından Türkiye Nato dışında Ege ordusunu kurmuştur. Türkiye'nin bu alanda fazla sıkıştırıması Johnson mektubunda olduğu gibi farklı gelişmelere neden olabilir.

* Türkiye bölgede oyun kurucu bir ülke değildir ancak oyun bozucu bir ülkedir. Türkiye’yi dışlayarak Batılı devletler bölgede oyun kuramazlar. Bu yüzden Türkiye’yi tamamen gözden çıkarma değil, cumhurbaşkanını içerden etkisiz kılmaya çalışacaklardır.

* İlerleyen dönemlerde Türkiye’nin Suriye’den çıkarılması dahi gündeme gelebilir.

* F-35'lerin önemli orandaki parçaları Türkiye'de Türk savunma sanayi şirketleri tarafından üretiliyor.Türkiye'nin süreçten dışlanması durumunda, projede önemli bir zaman kaybı yaşanacak ve bunun da ekonomik etkileri olacaktır. F-35'e milyarlarca dolar yatırım yapan ortak ülkelerin, Rus S-400'leri tarafından uçakların teknolojilerinin açığa çıkarılması riskine karşılık, bu gecikmeyi “sineye çekeceklerini” söyleyebiliriz.

* AKP hükümeti bu konuda, S-400'ler ile F-35 savaş uçaklarının Suriye'de karşı karşı geldiklerini, dolayısıyla Türkiye'de de her iki sistemin yer almasının tehlike yaratmayacağını ifade ediyor. (Suriye'de Rusya kontrolünde S-400 füzeleri bulunuyor. İsrail’de zaman zaman F-35 uçakları ile Suriye’ya hava taaruzları yapıyor.)

* Türkiye’nin tarihi düşmanı Rusya ile işbirliği yapması güvenlik krizinin boyutunu gösterirken aynı zamanda diplomasideki esnekliğini de gösteriyor.

* Rusya Kırım ilhak etmek suretiyle Türkiye’yi kuzeyden, Suriye’deki faaliyetleri dolayısıyla güneyden kuşatmış durumda. S-400’lerin mevcut kapasitesinin altında Türkiye’ye verileceği göz önüne alınırsa Türkiye’nin askeri anlamda yerli üretim askeri teknolojiye ihtiyacı kaçınılmaz hale gelmiştir.

* NATO toplantılarının sonuç bildirgelerinde NATO’nun iki tehdidi olduğu vurgulanıyor. Bunlardan biri terör diğeri ise Rusya. Bu durum soğuk savaşın bitmesi ile Rusya’nın NATO için tehdit olmaktan çıkmadığını gösteriyor. NATO, ayrıca soğuk savaş döneminde Varşova blokunda yer alıp askeri techizatını Rusya menşeli mallarla gerçekleştiren ülkelerin soğuk savaş sonrasında NATO ülkesi olanlarına askeri techizatlarını tasfiye etmesini istemiştir.

* Türkiye Yunanistan’ın S-300’lerini delil göstererek Rusya’dan S-400 alabileceğini savunuyor ancak Yunanistan S-300 bataryalarını depoda tutmakta, sahaya çıkarmamaktadır. Bu açıdan Türkiye’nin Yunanistan çıkışı NATO açısından ikna edici değil. Türkiye’de benzer bir yönteme yani depoda tutmada yöntemine başvurursa gereken sonuç alınamayacaktır.

* Türkiye’ye uygulanacak ambargo sadece ABD tarafından değil NATO üyelikleri dolayısıyla AB ülkeleri tarafından da gerçekleştirilecektir. İhracatını büyük oranda AB ülkeleri ile yapan Türkiye’yi ekonomik olarak çok daha zor durumda kalacaktır. Bu yüzden S-400 füzelerini aldıktan sonra Türkiye diplomasisi farklı bir pazarlık ile ambargonun ve yaptırımlarının dozunu düşürmek isteyecektir.

iki füze sistemi arasındaki fark

 patriot s400 karşılaştırması 2

nato

Doğu Akdeniz

Akdeniz'e komşu ülkeler ile uluslararası aktörlerin son yıllarda Doğu Akdeniz'de yürüttüğü hidrokarbon arama faaliyetleri, bölgede suların yeniden ısınmasına yol açıyor. Doğu Akdeniz'de ve özellikle Kıbrıs adası çevresinde yürütülen petrol ve doğal gaz aramalarıyla belirli bölgelerdeki kaynak keşifleri, Akdeniz'e komşu ülkelerin enerji arz güvenliğini yakından ilgilendiriyor. Bu kapsamda dünyanın en büyük enerji şirketleri bölgeye gelerek buradaki enerji arama ve iletim projelerinde birbirleriyle pay alma yarışına girdi.

Coğrafi açıdan da bölgeye sınırı olan Türkiye, İsrail, Mısır, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC), Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Yunanistan, Lübnan, Suriye ve Libya Doğu Akdeniz'de aktif politika yürütüyor. Öte yandan, bölgeye sınırı olmamasına rağmen ABD, Rusya, İngiltere, Fransa ve İtalya gibi ülkeler de Akdeniz'deki enerji denkleminde ağırlığını korumak istiyor.

Doğu Akdeniz'de faaliyet gösteren başlıca şirketler arasında Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), ABD'li Exxon Mobil ve Noble, Fransız Total, İtalyan Eni, Güney Koreli Kogas, Katar Petroleum, İngiliz BG ile İsrailli Delek ve Avner firmaları yer alıyor.

Bölge, GKRY tarafından tek taraflı olarak ilan edilen sözde 13 parselden oluşuyor. Kuzeyde sırasıyla 1. 2. ve 3. parsel, ortada 4. 5. 6. 7. 8. 9. ve 13. parsel ve güneyde ise 10. 11. ve 12. parsel yer alıyor. Türkiye ve KKTC'nin hak iddia ettiği bölgede yalnızca sözde 10. ve 11. persellerde çakışma bulunmuyor, diğer parsellerin hepsinde münhasır ekonomik bölge tartışmaları devam ediyor.

Türkiye her fırsatta bölgede faaliyet yürüten enerji şirketleri ile ABD, İngiltere, Fransa ve İtalya gibi ülkelere GKRY'nin tek taraflı olarak ilan ettiği münhasır ekonomik bölgeyi tanımadığını ve Türkiye'nin deniz yetki alanlarıyla çakışan bölgelerde arama ve üretim çalışmalarına izin vermeyeceğini belirtiyor. Ayrıca Türkiye, GKRY'nin adanın tamamını temsil eden bir devlet olmadığı için münhasır ekonomik bölge oluşturma ve ihale etme hakkı da bulunmadığını muhataplarına iletiyor.

Türkiye bölgede aktif olarak Fatih ve Yavuz sondaj gemileriyle sondaj ve arama faaliyetlerini yürütüyor. Söz konusu alanlar KKTC'nin kendi münhasır ekonomik sınırları içinde yer alıyor.

Değerlendirmeler

* Doğu Akdeniz’e sınırı olmamasına rağmen ABD, Rusya ve İngiltere gibi ülkeler Akdeniz’deki enerji denkleminde yer alırken Doğu Akdeniz’e en uzun sınıra sahip Türkiye’nin görmezden gelinmesi kabul edilebilir değildir. Bu gelişmeler, Türkiye’yi ve dolayısıyla ABD-Rusya-AB dengesini de doğrudan etkileyecek büyüklükte sonuçlar doğurabilir.

* Türkiye’nin Doğu Akdeniz’e komşu üç ülkede yani Suriye, Mısır ve İsrail’de büyük elçisi bulunmamakta. Diplomatik açıdan bu durum sürecin daha ağır yaşanmasına neden oluyor.

* Doğu Akdeniz’de doğalgaz ve petrolün bulunması hem rekabete hem yeni işbirliklerine hem de yeni ittifaklara neden oluyor. Bugün Avrupa, mevcut doğalgaz tüketiminin yarısını Rusya’dan karşılıyor. Eğer Doğu Akdeniz gazı Avrupa’ya giderse, Avrupa’nın enerji ihtiyaçlarını karşılamada Rusya’ya olan bağımlılıkları büyük oranda azalacaktır. Yine, Rus gazının Avrupa’ya ulaşımı için en büyük yatırımı Almanlar yapıyor. Eğer Doğu Akdeniz Gazı fiyat olarak da avantajlı şekilde Avrupa’ya ulaşırsa, Almanların da yatırımları boşa gitmiş olacak. Türkiye bu denklemde kendine bir yer ve müttefikler bulması gerekecek.

* Kıbrıs üzerinden Avrupa’ya gidecek hattın, Türkiye’nin Münhasır Ekonomik Bölge kabul ettiği alandan geçmeden ulaştırılması mümkün görünmüyor.

* 1982’de BM’de imzaya açılan uluslararası deniz anlaşması, herhangi bir denize kıyısı olan ülkeye 200 deniz mili açıklarına kadar ‘Münhasır Ekonomik Bölge’ ilan etme hakkı sunuyor. Anlaşmaya taraf olan ülkeler bölgelerin yeraltı kaynaklarından faydalanabiliyor. Buralarda doğalgaz ve petrol sondajı yapılabiliyor. Türkiye, Akdeniz ve Ege gibi iç denizlerde bu anlaşmanın uygulanmasının zor olacağı gerekçesiyle BM anlaşmasını imzalamadı. Çünkü Türkiye’nin hemen yanı başında Yunan adaları bulunuyor. Aslında bu durum sorunun daha köklü olduğunu gösteriyor.

* ABD ,Kıbrıs Rum Kesimi’ne silah ambargosunun kaldırılması, ABD, İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs arasında enerji işbirliğinin daha farklı boyutlara taşındığını gösteriyor. ABD, Doğu Akdeniz’de hem  Türkiye’nin hem de Rusya’nın etkisini de kontrol altına almaya çalışıyor.

doğu akdeniz

 

medeniyet akademi 2019 2020 1

tefsir dersleri

medeniyet bulten logo

Yazanlarımız