• ATALETİMİZİN SEBEPLERİ

      Atalet ile âtıl olmak kelimesi aynı kökten gelmekte ve kısaca çalışmamak, hiçbir şey yapmamak, tatil yapmak anlamını taşımaktadır.Atalet bir manada doğru ve sağlıklı bir dinamizmin zıddıdır. Atalet,kişinin yapması gereken bir işi yapma imkânı...

DUYURULAR

HAYIRDA YARDIMLAŞMAK

hayirda yardimlasmak

İyilik ve kötülük gibi değerler sadece insana özgüdür. Canlı ya da cansız olsun diğer varlıkları bu ve benzeri olgularla nitelendiremeyiz. Her birimiz iyilik lafzını duyduğumuzda hafızalarımızda ona dair birçok şey canlanır.

Hayatımızda, anılarımızda, gönüllerimizde iyilik kelimesinin canlılığını, heyecanını, dirilticiliğini hepimiz değişik şekillerde yaşamışızdır.

Hayatın merkezinde olması gereken iyilik kavramı, İslâm literatüründe oldukça zengin bir yere sahiptir. Birr, maruf, hayır, ihsan, hasene... kelimeleri nüansları olmakla beraber aynı manayı ifade eder. Birr; iyilik, ihsan, itaat, doğruluk, güzel davranış gibi manaları muhtevidir. Her müminin amacı birre ulaşmaktır ve tüm çabası da bunun içindir. Çünkü birr Allah'a itaat kastıyla yapılan salih amelleri kapsadığı gibi, insan ilişkilerinde saygı ve sevgi, hak ve adalet ölçülerine riayeti de içine alır. İnsan hayatına hakikatten ve hayırdan yana katkı sağlayan her şey iyiliktir. Kur’ân bu mefhumu şöyle ifade eder: “Gerçek iyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik (birr), o kimsenin iyiliğidir ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. Allah rızası için yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilencilere ve boyunduruk altında bulunan köle ve esirlere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Muttakiler ancak onlardır.” (Bakara, 177).

Maruf kelimesi ise aklın ve dinin hoş gördüğü şey, iyilik ve ihsan anlamlarına gelir. Allah (c.c.) kullarının yararına gördüğü şeyleri yani marufu peygamberleri vasıtasıyla insanlığa bildirmiştir. Kur’ân-ı Kerim'in emirleri maruf, yasakları ise münkerdir. Kitabın emirlerine riayet etmek, yasaklarından da kaçınmak suretiyle Mümin, maruf olanı yaşatır. Mümin, marufu öncelikle kendi şahsında ihya ederek, topluma bu kapsamda ayna olur. Her Müslüman, tüm insanlık için hayrı istemek ve hayra teşvik etmek suretiyle, her an iyilikte yardımlaşmak yolunda olmalıdır. “Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü men eden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Âl-i İmran, 104). Peygamber (s.a.v.) de şöyle buyuruyor: “Sizden her kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin, gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin, buna da gücü yetmezse kalbiyle nefret etsin ki, bu imanın en düşük derecesidir.” (Müslim)

Hayır; iyi olmak, iyilik etmek, üstün olmak, iyilik, güzellik yani her türlü iyi tutum ve davranış anlamında kullanılır. Hem dünya hem de Ahiret için faydalı olacak, eylem veya söylem olsun her türlü iyilik de hayır diye adlandırılır. “Hayır olarak ne yapar sanız Allah onu bilir. Azık edinin, bilin ki en hayırlı azık takvadır.” (Bakara, 197). Hayır kelimesi Kur’ân'da infak anlamında da kullanılmıştır. “Mallarını Allah yolunda hayra verip de sonra başa kakmayan, alanların gönlünü kırmayan kimselerin Allah katında kendilerine has mükâfatları vardır. Onlara korku olmadığı gibi onlar mahzun da olmayacaklardır.” (Bakara, 162). Hayra ve iyiliğe ulaşmak için kişinin sevdiklerinden Allah yolunda harcaması gerekir. “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça en iyiye (birr) ulaşamazsınız.” (Âl-i İmran, 92).

İhsan kelimesi ise, iyilik, güzellik, uygun ve güzel olanı en güzel şekilde yapmak gibi anlamları ifade eder. Allah rızasına ulaşmak niyetiyle yapılan her güzel iş ihsandır. Cibril Hadisi'nde ihsan kavramı, “Allah'a onu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Sen onu görmüyorsan dahi o seni görür.” şeklinde tarif edilmiştir. İhsan, Allah'ın huzurunda olduğunu unutmadan, her an Rabb'in murakabesinde olduğu bilinciyle, kulun hâl ve hareketlerine çeki düzen vermesidir. Ruhi uyanıklık ve derinliği yoğunlaştırarak ihsan şuurunun izinde olmaktır. Allah ile beraber olduğunun şuurunda olarak, İlahi rızanın hakikatine göre konuşmak ve yapmak, tevekkül ve teslimiyetle bu yolda ilerlemektir. İslâm, iman ve ihsan birbirinden ayrılmaz. Kişi Allah'a yaklaştıkça ihsanda derinleşir. Bu idrakin davranışlara sirayet etmesini ve hayata dönüşmesi için her mümin samimiyetle çalışmalıdır. “Ama bizim uğrumuzda cihad edenleri elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz. Hiç şüphe yok ki Allah, iyi davrananlarla (muhsinlerle) beraberdir.” (Ankebut, 69).

Aslında iyilik kelimesinin sınırlarını belirlemek kolay değil. İyilik kavramı iç içe geçmiş olan alanlarıyla birbirini destekler. Bu kelimeyi daha derunî olarak hikmetleriyle anlamak gerekir. İyilik kavramının çerçevesine insanlığı fıtrat üzere sürdürmeye yardım eden her şey girer. İyiliği örneklendirip, saymaya çalıştığımızda satırlara sığmaz, sayfalar dolup taşar. Rabbimizin, salih olarak nitelendirdiği her güzellik buna örnektir. Dinimizin üzerinde hassasiyetle durduğu ebeveyne iyilikte bulunmak da bu kapsamdadır. Çünkü Kur’ân ve sünnet bunu hem birr hem de ihsan olarak adlandırır. Müminler olarak her an Allah'a (c.c) şükür, anne-babaya teşekkür etme şuuru içinde olmalıyız. İyiliğin kapsam olarak temelinde her şeyi yaratan Allah'a itaat, yaratılana da merhamet ve şefkat ilkesi vardır.

İyilik ve yardımlaşma anlayışını hayatın en küçük noktalarına kadar genişletmeliyiz. Hayır ve iyilikleri küçümsemeden, yapılabilecek en küçük bir şey bile ihmal edilmemelidir. Zaten niyet insanlık için güzel işler yapmaksa bunun büyüğü küçüğü olmaz. Unutulmamalı ki, bir şeyin küçüğü ciddiye alınmazsa büyüklerine ulaşılması çok da mümkün değildir. Kat kat yükselen bir gökdelenin inşasına temeline atılan bir kürek harçla başlanır. Az olmadan çok olmaz, birçok konuda bu böyledir. İyilikler iç içe geçerek dalga dalga genişler ve büyür. Öyleyse gelin en küçüklerinden başlayarak iyilik ve güzelliklerin çoğalmasında kendimize bir imkân daha tanıyalım. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) “Her maruf sadakadır.” buyruğunu şiar edinerek, iyilik ve güzelliklerin çoğalmasında fırsat yakalayalım.

Müslüman kardeşine gülümsemek, selam verip hâl hatır sormak, mümin kardeşine her hâl ve vaziyette hüsnü zan beslemek gibi moral değerler, müminler arası iletişimi destekler. İletişimin kuvvetli olduğu toplumlarda iyilik ve güzellik daha çabuk yerleşir ve daha kolay yaşam alanı bulur. Güven duygusunun eksi değerlerde seyrettiği ve yaşamın stres yumağı hâline dönüştüğü günümüzde, olaylara doğru yerden, hakikat yönünden bakmak, karşımızdakini anlamaya çalışmak, empati kurabilmek en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerdir. Hüsnü zan, İslâm'ın insanı baz alan değer yargılarının en belirginlerindendir. Başka terminolojilere yönelerek dünyayı yeniden keşfetmeye çalışmak yerine kendi öz kimliğimiz olan İslâm'a dönüp, sadece oradan beslenmeliyiz.

Yardımlaşmak denilince öncelikle akla maddi şeyler gelse de, aslında manevi değerlerde yardımlaşmak da çok önemlidir. Daha doğrusu bir kıyaslama içine girmeden, yerine göre ne gerekiyorsa yapılmalıdır. Kardeşini muhtaç olarak gördüğünde, bu içilecek bir yudum çorbanın yokluğu ya da gönül darlığı şeklinde de olabilir. Mümine yakışan, ihtiyaç her ne ise, gücü yettiğince yardımcı olmasıdır. İslâm, hayatın maddi olmayan diğer vechesine de çok önem verir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şu buyruğu bunun için güzel bir örnektir. Allah Resulü: “Kardeşine zalim de olsa mazlum da olsa yardım et.” buyurdu. Mazluma yardım ederim, zalime nasıl yardım edeyim, diye sorulunca da Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Onu zulmünden alıkoyarsın, bu da ona yardımdır.” diye cevapladı. (Buhari-Tirmizi)

Mümin kardeşini kendine tercih etme erdemine ulaşabilirsek, iyilikte yardımlaşma enerjimiz de çoğalacaktır. Bir birimizi anlama çabasında istikrarlı olduğumuzda, bunu da karşımızdakinden beklemek yerine ilk adımı atarak, hayra öncülük etme imkânını yakaladığımızda, iyilikte yardımlaşma ve kötülüklere karşı koyma anlayışımızı sağlam temellere oturtabiliriz. Zaten Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de bizi buna motive eder. “Müslüman, Müslüman'ın kardeşidir, ona zulmetmez, onu tehlikede yalnız bırakmaz. Kim kardeşinin ihtiyacını görürse Allah da onun ihtiyacını görür. Kim bir Müslüman'ı sıkıntıdan kurtarırsa Allah da onu kıyamet gününün sıkıntısından kurtarır. Kim bir Müslümanı örterse (bedenini, ayıbını vs.) Allah da onu kıyamet günü örter.” (Buhari Müslim)

İyilik ve hayır paydasında buluşup, hayır ve hasenat çağlayanlarında yıkanıp, Hakk'a doğru yürüyüşte yardım ve dayanışma üzere hayra koşmak, bizi içine düştüğümüz krizlerden kurtarır. Bunun için, insanlık için üsve-i hasene olan Peygamber Efendimizin (s.a.v.) “Mümin, müminin aynasıdır.” fermanını hayatın şiarı/parolası yapmak şart. Hayatın ruhunu ancak hayırda yardımlaşarak yakalarız. Hayır pınarından su içmeden, birr gölgesinde nefeslenmeden, ihsan zirvelerine varılmaz.

“İyilik ve (Allah'ın yasaklarından) sakınma üzerine (takvada) yardımlaşın. Günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. Allah'tan korkun, çünkü Allah'ın cezası çetindir.” (Maide, 2).

“Herkesin bir yönü(bir tutumu)vardır. O hâlde (ey müminler) siz de hayır işlerine koşun. Nerede olursanız olun sonunda Allah sizi bir araya getirir. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.” (Bakara, 148).

“Sıdk insanı birre götürür, birr de cennete götürür. Kişi doğru söyler ve doğruyu ararsa sonunda Allah'ın indinde doğru sözlü diye kaydedilir...” (Muvatta Tirmizi)

Hayriye Bican

tefsir dersleri

Yazanlarımız



muvafakat besir

ömer hoca ile röportajlar