• ÇOCUK EĞİTİMİNDE İSLAMİ AİLE MODELİ

      Modern(!) zamanlardayız. İnatla vahye ve ilâhî değerlere sırt çeviren modern zamanlar. Seküler ve laik değerlerin(!) fütursuzca körpecik dimağlara empoze edildiği, ahlâk ve insanlıktan uzak, çıkarcı, egoist ve postmodern zalimler üreten bir çağda...

DUYURULAR

GENÇLİK ÜZERİNE

genclik uzerine

Gençlik hayatın en önemli merhalesidir. Çocuklukta kurulan altyapının üzerinden, hayatı istikbale doğru inşa etme süreci gençlik yıllarında sürer. Bu dönemde insanoğlu hayatın gerçeklerini daha iyi kavrar ve olgunlaşmaya doğru yol alır. Gençlik çağı önemli bir dönüm noktasıdır.

Soyut düşüncenin gelişip zirveye doğru ilerlediği ve şuurun olgunlaşmaya doğru adım adım yol aldığı bir dönemdir, gençlik çağı. Genç, insanlık serüveninin taze ve dinç bir üyesidir. Hayatın henüz başlangıcındadır, daha çok adım atacağı uzun bir yolun başlangıcındadır. Öncelikle hedef belirlemelidir her genç. Çünkü rotası olmayan gemiye hiçbir rüzgâr yardım etmez.

Gençlik çağı her şeyin üst perdelerde, ‘en’lerde yaşandığı bir zaman dilimidir. Hayattaki en güçlü, en dinç, en cesaretli, en gözü pek, en aceleci, en sosyal, en dünyevi, en bencil, acımasız eleştiri ve karşı koyuşun yaşandığı dönemdir. Aklın, zihnin ve hafızanın en zinde olduğu, sevgi ve dostluğun en yoğun ve duyguların en coşkun şekilde yaşandığı bir çağdır. Gençlik döneminde, yeryüzünün öznesi olan insan, kişilik ve kimlik arayışı içindedir. Gençliğin ilk yılları çalkantılı ve fırtınalı bir dönem olsa da hayat serüveninin en verimli çağlarıdır. Genç bu dönemde okur, öğrenir, tecrübe eder. Maddi ve manevi gelişim için birikimini, büyük ölçüde bu dönemde sağlar.

Genç kelimesinin anlamını ve kapsamını daha iyi anlamak için Kur’ân ve Sünnet'e başvurduğumuzda önümüze geniş bir kapı açılır ve ufkumuz genişler. Kur’ân ı Kerim'de, Hz. Yusuf (Yusuf, 30), Hz. Musa (Kehf, 62), Hz. İbrahim (Enbiya, 60) ve Ashab ı Kehf'ten (Kehf,10) feta/genç olarak bahsedilir. Arapçada bu kelimenin (şaab/feta) karşılığı; “yetişip yiğit olmak, ateşi tutuşturmak, bir şey yükselmek, büyümek, at ön ayaklarını coşarak kaldırmak, bir şeyin güzelliğini ve parlaklığını artırmak, delikanlı ve yiğit olmak, mert olmak, kerem ve cömertlikte üstün gelmek” demektir. Bu da bize gençlik ruh yapısı hakkında ipuçları verir.

Hayat rehberimiz olan Kur’ân, bize önder ve örnek şahsiyetler sunar. Biz bunlardan birini bir kez daha idraklere sunacağız. Bir Kur’ân kahramanı, bir genç, bir Peygamber olan Hz. Yusuf'ta (a.s.), gençler için somut örnekler vardır. Allah (c.c.) onun yanlışa, hatalara, çirkinliklere, hayâsızlıklara karşı nasıl bir davranış sergilediğini bize bildiriyor. Onun ahlâkındaki idrak ve irade keskinliğini bize öğretiyor. Onun başından geçenler sıradan şeyler değildi. Kardeşlerinin ihanetine uğraması ve dolayısıyla kuyuya atılması, köle olarak satılması, Aziz'in hanımının teklifi ve iftirası. Sonrasında zindan hayatı... Bunların hepsi çok zor imtihanlardı. İradesi ve idrakiyle güçlüklerin ve sıkıntıların üstesinden geldi, Allah'ın izniyle. İşte bu güç ile Yusuf (a.s.) zindanı, mektebe çevirmeyi başarmıştır. “Derken, ergenlik çağını aştığı zaman (eğriyi doğruyu ayırmaya yetecek) kesin bir muhakeme gücü ve (derin) bir kavrayış yeteneği bahşettik ona. İyilik yapanları biz işte böyle ödüllendiririz.” (Yusuf, 22).

Asr ı Saadet'in mimarı olan Peygamber Efendimiz (s.a.v.), ashabına en güzel şekilde model olmuştur. Bizim için de tek önder ve tek örnek olan Efendimiz, gençliği en güzel şekilde yetiştirmiştir. O üstün ahlâk sahibi güzide gençler, bugünün gençlerine örnektir. Peygamber Efendimiz: “Ashabım, yıldızlar gibidir. Onlardan hangisine uyarsanız doğru yolu bulursunuz.” diye buyuruyor. Peygamber Efendimizin talim ve terbiyesinde yetişen nesil, tüm zamanlar ve mekânlar için eşsiz örneklerdir.

İslâm davasının lokomotif gücünü gençler oluşturuyordu. Asr ı Saadet'e doğru yolculuğa çıktığımızda adanmışlara örnek bulmakta zorlanmayız. Genç adanmışlar adeta yıldız gibi üzerimize yağar. O seçkinleri hatırlayıp anmakla onların ruh zindeliğinin bize de sirayet edeceğini umuyoruz. Hz. Ali b. Ebi Talip ile Peygamber kızı Hz. Fatma. Sıddık kızı, peygamber hanımı, müminlerin annesi Hz. Ayşe... Musab b. Umeyr, Muaz b. Cebel, Abdullah b. Mes'ud, Ebu Ubeyde b. Cerrah, Üsame b. Zeyd, Sad b. Ebi Vakkas, Zeyd b. Sabit (r. anhüm) ... ve daha yüzlercesi... Bu gençlerin çoğu daha çocukluklarında bu dinin nuruyla tanışmışlardı. Adlarını burada anabildiğimiz değerli şahsiyetlerin hepsi 15 25 yaşları arasındaydı. Evet, hepsi hayatlarının baharında gençlerdi. Bütün varlıklarını davalarına adamışlardı. Peygamber Efendimizin davet çalışmaları adeta bir gençlik hareketiydi.

Mekkeli Sad b. Ebi Vakkas ilk Müslüman olanlardan biridir. On yedi yaşındadır. Zengin bir ailenin çocuğudur. Annesi, onu ölüm orucu ile tehdit eder. Oğlunun babalarının dinine geri dönmesini ister. Annesine saygıda kusur etmeyen bu genç: “Ey Anneciğim! Yüz canın olsa, her bir canın teker teker çıksa yine de dinimi terk etmem.” diyor.

Bir de Medineli Zeyd b. Sâbit'i hatırlayalım. Resulullah (s.a.v.) hicret ettiği zaman o, on bir yaşındaydı. Vahiy kâtibiydi. Aynı zamanda mütercimlik de yaptı. Sürekli Resulullah (s.a.v.) ile birlikteydi... O, Kur’ân'ı toplayıp kitap hâline getirmiştir. O zor şartlarda, belki de kalemin ve kâğıdın olmadığı bir durumda, sayfaları nasıl kitaplaştırdılar? Bugün aşkla okuduğumuz mushafların her birinde onun göz nuru ve gönül sevinci var. Bu çok önemli çalışmadaki azmi, sabrı, gayreti, emeği takdir edip düşünmek gerekmez mi?

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), cehaletin hüküm sürdüğü kaba ve şefkatsiz bir toplumdan, tüm çağlara örnek olacak yıldızları yetiştirmiştir. İnsanlığı asrı vahşetten kurtararak, Asr ı Saadet'i tesis etmiştir. Bugün onun (s.a.v.) ümmeti olarak, iman ve ahlâk zafiyeti içinde olan bir toplumdan yana endişelerimiz var. Gençlerimizle iletişim kurmakta zorlanıyoruz. Gençlerimizle aynı çizgide, doğru ve hakka uygun adımları atamıyoruz. Hem de doğduklarında kulaklarına ezan okuduğumuz, bebekliklerinden beri Müslüman hassasiyetiyle büyüttüğümüzü düşündüğümüz çocuklarımızla aramızda uçurumlar var, aynı yöne yürüyemiyoruz. İslâm'ın müntesipleri olan, nebevî ahlâkın takipçileri olarak biz nerede, ne hata yaptık, inceden inceye düşünmemiz lazım. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) pak sünneti ile ortaya koyduğu atmosferden, neden bu kadar uzaktayız. Bu güzellikleri, bu kaliteyi, bu şuuru niçin yakalayamıyoruz?

Bu durumu ortaya çıkaran birçok sebep var. Ama öncelikli olarak İslâm'a intisabımızı ve temsil vazifemizi aslına sadık kalarak icra etmekte eksiklerimizin çok olması ilk sırayı alıyor. Bizim için üsve i hasene olan Peygamber Efendimizin (s.a.v.) sünnetini hakkıyla öğrenip uygulamak gerekiyor. Temsil etmediğimiz ya da temsilde aksaklıklar gösterdiğimizde, gençlerimize karşı inandırıcı olamıyoruz. Söylediklerimiz ve yaptıklarımız tezat oluşturuyorsa gençler bizim samimiyetimizden şüpheye düşebiliyorlar. Gençliğe güvenmeye ve onlara güven vermeye ihtiyacımız var. Birbirimize inanmaya ihtiyacımız var. Şüphe gözlüklerini kırıp gençlerle dostluklarımızı kuvvetlendirmemiz gerekir. Çünkü şüphe zehirleyen bir yılandır. Temsil görevimizi hakikatine uygun olarak ifa etmeliyiz. Anne babalar, aile büyükleri ve eğitimciler hayatın her noktasında yetişkin olmayı güzel bir şekilde ortaya koymalıdır ki gençlerle iletişim ve dostluğumuz kuvvetlensin. Aileler ancak çocuklukta ekilen tohumları hasat ederler. Ama çocuklukta iman, ahlâk, sorumluluk tohumları ekilmediyse, emek harcanmadıysa gençten bir yetişkin gibi davranmasını bekleme hakkımız olmaz.

Gençlik bir kimlik arayışı dönemidir. Kimlik ve kişilik inşasında gence bilinçli bir yönlendirme yapmak şart. İnsanı/ kendisini fıtrat bilgisine sadık kalarak tanıyan genç hem zihin ve fikir olarak hem de gönül ve iman bakımından sağlam bir yerde durur. Bu konuda gence iyi bir rehberlik yapmak gerekir. Bunu başaramadığımızda gençlerle aramızda uçurumlar oluşuyor. Bizim gençlerimiz, küresel emperyalistlerin elinde bir hiçliğe kurban oluyorlar, ne yazık ki.

Kimlik ve kişilik inşasında istek ve arzular karşısındaki tutum önemlidir. İnsana canlılık, hareket ve üretkenlik katan bir takım melekeler, gençte potansiyel olarak vardır. Gencin fıtratında olan bu potansiyeli ifrata ve tefrite düşmeden harekete geçirmesi gerekir. İnsanın özünde olan kuvve i natıka/akıl gücü, kuvve i gadabiye/öfke gücü ve kuvve i şeheviye/istek ve arzu gücü eğilimleri olmasaydı, dıştan gelen tepkilere cevap vermeseydi, yaşamdan söz edilemezdi zaten. Bu güçleri yerli yerinde, ölçülü kullanmak insandaki maharetleri açığa çıkarır. Söz gelimi öfke gücünde tefrite düşüldüğünde korkaklık, ifrata kaçıldığında zulüm ortaya çıkarken, itidal üzere icra edildiğinde cesaret ve yiğitlik ortaya çıkar. Bu kuvvelerden müteşekkil insan, faaliyete geçirdiği her bir kuvveden/melekeden haz alır. Bu da gencin doğal bir hakkıdır. Bunlardan dolayı kınanmaz. İrade ve idrakini Allah'ın nuruyla kuvvetlendiren genç hangi hazzın değerli ve kalıcı olduğunu iyi ayırt etmelidir. Arzu ve hazlarını İslâm dairesinde kalarak itidal üzere gerçekleştirmelidir. İfrata ve tefrite düşüren aşırılıklar insana zarar verir. Çünkü haddini aşan her şey zıddına dönüşür. Bal tatlıdır ama haddi aşacak şekilde çok yemek zarar verir, dolayısıyla acı verir.

Güzel bir örneklikle gençlere potansiyel güçlerini adalet ölçüsünde değerlendirmeleri ve faziletli bir yaşam sürdürmeleri için ön ayak olmak gerekir. Aksi takdirde durum çok ciddi bir şekilde çirkinleşir. Genç gücünü hakikat üzere dinamikleştirdiğinde, kemâl yolculuğuna hikmetle dost olarak devam eder. Hikmet pınarından kana kana içerek, basiret gözlüğünü takarak hayat yolculuğunu sürdüren genç, fıtrî melekelerini hakkıyla tanıyarak kendi işlevselliğini haktan yana ortaya koyar.

Çocuklarımıza sahih İslâm bilgisini vermekte gösterdiğimiz zafiyet ve uyguladığımız yanlış metotlar da gençlerdeki inancı sarsar. Eğitimde uygun pedagojik ve psikolojik yöntemler dikkate alınmadığında, gencin ruhunda derin yaralar açıyor. Kabalık ve sertlikten kaçınarak, gençler güzellik ve hikmetle Hakka davet edilmelidir. Gençlerle diyalog içinde kalarak, onları dinleyip kendilerini ifade etmelerine fırsat verilerek, karşılıklı fikir alış verişinde bulunmak çok önemlidir. Bunu da Peygamber Efendimizin (s.a.v.) “Büyüklerine saygı, küçüklerine şefkat göstermeyen bizden değildir.” buyruğu ışığında, hürmet ve merhamet dengesi gözetilerek yapılmalıdır. Yoksa çocuklarımız avuçlarımızdan kayıp gidiyor. Neslimizi ve istikbalimizi kaybediyoruz.

Batı uygarlığının hegemonyasını sürdürme aracı olan seküler ve kapitalist ideoloji, dünyayı kontrol altında tutmak için, insanı arzu ve çıkarlarına göre tanımlar. Gençleri kendi emelleri doğrultusunda kullanırlar. Küresel emperyalist sistem insanlığı belirsizlikler ve sınırsızlıklar içinde bir hiçliğe sürükler. Çocuklarımızı köle yapmak için sınırsız özgürlük kartını kullanırlar. Ölçülerine uymayan, çıkarlarına engel olan her durumu patolojik bulurlar. Modernlik ambalajı içinde her türlü çirkefi genç dimağlara servis ederler. Bireysel farklılıklar, kişisel tercihler, kendini gerçekleştir, kendin ol ve benim hayatım gibi klişe sözlerle “özgürlük” sunarlar, sözüm ona. Aslında gençliği egoizm, hedonizm ve narsizm cenderesinin içine atarlar. Sadece kendisiyle ilgilenen, küçük ve basit zevklerinde mutluluğu arayan biyonik bireyler icat ederler. Böylece aklını ve arzularını tanrı edinmiş, egosu kabarık, şımarık bir tür ortaya çıkarmayı amaçlarlar. Küresel emperyalizmin üçlü ekran silahı (tv, telefon, bilgisayar) ve sanal medya ile işgal edilen, ekran tutkunu gençler inşa eden projeler, gençlerimizle aramıza giren engellerdir. Bu bağlamda şunu sormak gerekir, çocuklarımızı gerçekten biz mi yetiştiriyoruz? Bu hassas bir nokta, çocuklarımıza sahip çıkmak için gece gündüz demeden çalışmak zorundayız.

Genç iman etmedikçe huzur bulmaz. İlim ve irade imanın iki temel unsurudur. Gençler hakkı ve hakikati mutlaka öğrenmelidir. Bunun için her zaman plan, program ve projelere ihtiyaç vardır. Bu kapsamda gençteki potansiyel iyi değerlendirip, doğru yöne kanalize edilmelidir. Genç dimağlardaki idrak keskinliğini ve irade özgürlüğünü destekleyerek, gençlere hedef ve yol göstermelidir. Gençlerde İslâmî kimliğin yerleşmesi ve korunması için genç vahiy bilgisiyle buluşmalıdır. Vahiy ile genç arasındaki engelleri kaldırarak gencin özgür iradesiyle vahiy bilgisine ulaşması sağlanmalıdır. Bunun için bir gönül bağı tesis edilmelidir. Beden sarayının hâkimi kalptir. Kalbin dinginliği de ancak imanla mümkün olur. Böyle bir gönle sahip olan gençte ince düşünce, hassasiyet, adalet, saygı, sevgi ve nezaket... gibi hasletler gelişir. Doğru ve nezih davranışlar sergiler.

Gençler, insanlık için en değerli kaynaktır. Genç istikbaldir, umuttur. Gençlik kendi umutlarıyla birlikte, toplumun umutlarını da yeşertirler. Maddi plandaki başarının yanında manevi gelişimi de desteklenmelidir. Kendisinin ve sorumluluklarının farkında olan genç topluma her zaman değer katar. Atıl kalanı batıl istila eder ve yanlışlarla meşgul eder. Hayat boşluk kabul etmez. Var olan enerji hak olanda doğru bir biçimde harcanmazsa, batıla yönelir. İdrak metafiziğe kapatıldığında, duygular maddenin ağırlığında ezilir. Maddenin ayartıcı cazibesine kapıldığında ise, çok rahat batıl güçler tarafından yönetilir. Emperyalist egemenler tarafından çok kolay sömürülür. İstikbalimiz olan gençleri hem duygu ve sevgi hem de zihin ve fikir olarak hayatın hiç bir anında yalnız bırakmadan her zaman şefkat ve merhametle kuşatmalıyız. Onları İslâm'ın eşsiz rahmet atmosferinden mahrum bırakmaya hakkımız yok. Güvenli bir ortamda sevilen ve değer gören her genç, hakikat yolunun seçkin bir takipçisi olacaktır, Allah'ın izniyle...

Sözün sonunda Ashab ı Kehf olarak nam salan yiğit gençlerinin yakarışlarına kulak verelim: “Rabbimiz! Bize tarafından rahmet ver ve bize (şu) içinde bulunduğumuz durumumuzdan bir kurtuluş yolu hazırla.” (Kehf, 10)

Hayriye Bican

tefsir dersleri

Yazanlarımız



muvafakat besir

ömer hoca ile röportajlar