• TOPLUMSAL VE KÜRESEL KARGAŞA VE ÇÖZÜM YOLLARI

      I Toplumsal ve küresel kargaşa, kaos, savaş, sömürü, adaletsizlik, ekonomik ve sosyal dengesizlikler, baskılar, zulümler... Dünyamızı sarmış durumda. Bunların müsebbipleri ve mağdurları, bozguncu başı Trump ve onun yavrusu Netanyahu başta olmak...

DUYURULAR

FETHİN NİŞANESİ MİNBER

fethin nisanesi minber

Yangın yeri Mescid-i Aksa! Yansaydı Aksa! Yansaydı, yıkılsaydı da namerdin ellerine düşmeseydi. Kirli ayaklar basmasaydı haremimize, uzanmasaydı namahrem eller. Yeniden kurardık Mirac’ın gölgesine mescidimizi. Tüm peygamberler saf olmuşlar Rasulümüzün arkasında diye yine koşardık Aksa’mıza. Bizim olana sahip çıkmak daha bir kolay olurdu. Evet bizim!

Yansa da, yıkılsa da, esir düşsede bizim! Taş duvarlar değil bizi bağlayan, Rabbimizin ayetleridir.

“Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulu Muhammed’i bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah her türlü noksanlıktan münezzehtir. Hiç şüphesiz o hakkıyla bilendir, hakkıyla görendir.’’ (İsra, 1)

“Ey Milletim! Allah’ın size yazdığı kutsal toprağa girin, geriye dönmeyin. Yoksa zarar edenlerden olursunuz.’’ (Maide, 20-21)

Ayetler gösteriyor ki Mescid-i Aksa ve etrafındaki mukaddes topraklar Müslümanlarındır. (Birçok ayet ve hadislerle konuyu detaylandırmak/desteklemek mümkündür.) İşgal altında olması bizim olduğu gerçeğini değiştirmez!

Medeniyet, varlığın en büyük ispatıdır ayrıca. Her köşe başında, her sokakta, her evde İslâm ve Osmanlı medeniyetini görebilmek yadsınamaz bir gerçektir. Filistin’de Hz. Ömer’den bugüne mimarinin yanı sıra adalet ve istikrarın temsilcisi olmuştur İslâm Medeniyeti. Ta ki İsrail işgali başlayana dek. İşgalin ilk yıllarından beri birçok yapı, tarihi eser, cami ve hatta mezarlıklarımız ortadan kaldırıldı. İşgalcilerin bu topraklardan adeta fışkıran İslâm medeniyetine olan tahammülsüzlüğü akıl almaz projelerle tarihsel bir soykırım sürdürüyor. Üstelik yaptıkları akademik çalışmalar, hiçte etik olmayan kazı çalışmaları hüsrana uğramış ve iddia ettikleri mabetlerinden ya da medeniyetlerinden tek bir parça bulamamışlardır. Bir taraftan dipsiz kuyuda iğne ararken diğer taraftan da bize ait ne varsa silmeye çalışıyorlar.

Mescid-i Aksa işgalin ilk yıllarından (1967) bugüne birçok saldırıya ve kundaklamaya maruz kalmıştır. Terörist baskınlar, son anda fark edilen bomba düzeneği ve yangınlar. Sabotajları düzenleyenlerse genellikle aklî dengesi yerinde olmadığı iddiasıyla serbest bırakılıyorlar!

Bu saldırılardan Kudüs’ün fetih nişanesi olan minberin yandığı olay işgalin de sembolü olmuştur. Avusturyalı Evanjelist Michel Dennis Rohan tıpkı bir Müslüman gibi davranıyor ve vakit namazlarını kılmak için Mescid-i Aksa’ya geliyordu.

Her gelmesinde yanında küçük malzemeler taşıyor ve Kıble Mescidi’nin minberine saklıyordu. 21 Ağustos 1969’da yakma eylemini gerçekleştirmiş ve mescidi ateşe vermişti. Amacını “Tanrı’yı tahrik edip büyük dinler savaşını başlatmak!’’ olarak açıklamıştı. Çıkan bu büyük yangında Mescid-i Aksa büyük zarar görmüş, Kıble Mescidi’ndeki işçiliği ve güzelliği açısından kıymetli oluğu gibi hikâyesi dillere destan ve Selahaddin’in Minberi olarak da bilinen minber tamamen yanmıştı.

Yangından 38 yıl sonra Türk kündekâri ustaları Recep Elitok ve Mahmut Ali Uçar’ın da çalıştığı bir ekip tarafından Amman’da 4 yılı aşkın bir çabanın sonucunda tekrar aynı şekliyle yerine yerleştirilmiştir. O dönemin İsrail başbakanı yangınla ilgili olarak tarihe geçen şu açıklamayı yapmıştı: “O gece sabaha kadar uyuyamadım. Zannediyordum ki Müslümanlar dört bir taraftan İsrail’e gelecekler. Lakin sabah oldu ve korkulan olmadı. İşte o zaman idrak ettim ki biz dilediğimizi yapabiliriz. Zira bu ümmet uyuyan bir ümmettir.’’ (Golda Mair)

Haklı olabileceğini düşünmek ne kadar acı veriyor insana! Sahip çıkmadığımız ölçüde ellerimizden kayıp gidecek Mescid-i Aksa! Bizim olandan asla vazgeçemeyiz. Gündemimiz, önceliğimiz olmalı Mescid-i Aksa. Hayatımızdan bir parça olmalı, mücadele yıldırmamalı bizleri, diriltmeli! Önümüze hedefler koyabilmeliyiz önce, Selahaddin Eyyubi misali.

1168’de bir minber yaptırdı Selahaddin Eyyubi, Nurettin Mahmut Zengi’ye. (Bazı rivayetlerde bizzat Nurettin Zengi’nin yaptığı veya yaptırdığı söylenir.) Tamamı el işçiliği, ahşap bir minber. Henüz Kudüs fethedilmemişti. Ama o kadar istiyordu ki o minberi Mescid-i Aksa’ya bizzat koyabilmeyi, dualarında o kadar samimiydi ki kendisine neden hiç gülmediği sorulduğunda “Kudüs henüz fethedilmedi!’’ diyordu.

Hocası Nurettin Mahmut Zengi’nin üç hedefi vardı:

1. Kaybolan İslâm birliğini yeniden tesis edebilmek
2. İşgal altındaki Kudüs’ü almak
3. İstanbul’u fethedip Allah Rasulü’nün müjdesine nail olmak

Selahaddin Eyyubi’yi de böyle yetiştirdi! İlmini tamamlayan Eyyubi artık hocasının çok arzuladığı hedefler için mücadeleye hazırdı. 2 Ekim 1187’de Haçlı işgalinden kurtardı Kudüs’ü. Selahaddin Eyyubi arzuladığı gibi yerleştirdi minberi Mescid-i Aksa’ya. Aynısından bir tanede Filistin’in El-Halil şehrindeki İbrahim Halilullah Camii’ne koydurdu.

Öyle anlamlı ve stratejik adımlar atmıştı ki Selahaddin Eyyubi etkilerini bugün hâlâ görebiliyoruz, özellikle Kudüs ve civarında. Allah ondan razı olsun. İsmi dillerde olmalı, hayatı ve siyaseti iyice kavranmalı ve anlatılmalı her yeni nesle. Selahaddin Eyyubi’yi anlamak Kudüs’ü anlamaktır! Kudüs’ü anlamak, Kudüs’ü hayatımızın merkezine almak tekrar açacaktır fetih kapılarını biiznillah.

Betül Salur

(*) Bu yazı Medeniyet Düşünce ve Kültür Bülteni'nin 37. sayısında yayınlanmıştır.

tefsir dersi 2020

whatsapp takip edin

Yazanlarımız