• TOPLUMSAL VE KÜRESEL KARGAŞA VE ÇÖZÜM YOLLARI

      I Toplumsal ve küresel kargaşa, kaos, savaş, sömürü, adaletsizlik, ekonomik ve sosyal dengesizlikler, baskılar, zulümler... Dünyamızı sarmış durumda. Bunların müsebbipleri ve mağdurları, bozguncu başı Trump ve onun yavrusu Netanyahu başta olmak...

DUYURULAR

EDEBÎ MEDENİYET

Şehir hayatının insanlara savunduğu dayattığı bir sonuç olan medeniyetin; müsteşriklerin (oryantalistlerin) veya müsteşrik ağızlıların iddia ettiği gibi insanlık tarihinin son dönemlerinde görüldüğünü söylemek, büyük bir yanılgıya düşmemize neden olur.

Bu teorilerini dayandırdıkları pozitivist anlayışın bir ürünü olan; ilk insanların konuşamadıkları, yazı bilmedikleri ve hiçbir değer üretemedikleri yönündeki düşünce Kuran diliyle reddediliyor, çürütülüyor. “(Bunun üzerine: ) Ey Âdem! Eşyanın isimlerini meleklere anlat, dedi. Âdem onların isimlerini onlara anlatınca Ben size, muhakkak semavat ve arzda görülmeyenleri (oralardaki sırları) bilirim. Bundan da öte, gizli ve açık yapmakta olduklarınızı da bilirim, dememiş miydim, dedi.” Bakara-33.

Medeniyeti, şehirliliği, kültür üretmeyi kendi tekellerine alma gayreti içinde olan Batılı akıllar ve onların kulları, Kuran’ın göz önüne serdiği hakikatleri görmezden geliyorlar. Oysa Allah bütün eşyanın isimlerini Hz. Âdem’e bildirmiş ve onu yeryüzüne indirdikten sonra ayrıca vahiyle desteklemişti. “Derken Âdem Rabbinden birtakım kelimeler aldı, (onlarla tövbe etti. O da) tövbesini kabul etti. Muhakkak O, tövbeyi çok kabul eden, çok esirgeyendir.” Bakara-37

Medeniyetin; milyonlarca yıllık insan tarihinin son 3-4 bin yıllık döneminde görüldüğünü, ilk insanların mağaralarda yaşadıklarını; tarımdan, sanayiden habersiz olduklarını söyleyenlere reddiye de gecikmiyor yine. “Şeytan onların ayaklarını kaydırıp haddi tecavüz ettirdi ve içinde bulundukları (cennetten) onları çıkardı. Bunun üzerine: Bir kısmınız diğerine düşman olarak ininiz, sizin için yeryüzünde barınak ve belli bir zamana dek yaşamak vardır, dedik.” Bakara-36. Oysa yeryüzüne indirilen ilk insana barınak ve yararlanacağı şeyler söyler Allah(c.c) Verilen bu nimetler medeniyetin de başlangıcı sayılır.

Medeniyet kavramını yalnızca belli bir döneme hasretme gayreti içinde olanlar gibi, onu sadece konuşma ve barınma ile sınırlandırırsak bizler de aynı yanılgı içine düşeriz. Medeniyet, tek başına yazı ve şehir demek değildir. Mimarisi, giyimi, yemesi, müziği, dili, dini vs. ile tam bir mozaiktir medeniyet.

Medeniyetin başlangıç noktasıyla ilgili görüşlere kısa bir reddiyeden sonra dil ile inşa edilen, süslenen ve taşınan medeniyete, edebiyata değinmek, bir hakkı teslim etmek olacaktır. Pozitivist akılla hareket edip yalnızca kalıntılarla, fosillerle hareket edenlerin söylemine göre edebiyat, belgelerle takip edilebilen ilk medeniyet olan Sümerliler zamanında başlar. Elbette ki az da olsa belgelerle desteklenen bu düşünce yanlış değildir. Ancak edebî ürünler verecek kadar işlenmiş olan bir dilin, birden ortaya çıktığını söylemek, sırf elde belge olmadığı için, pek kabul edilebilir bir durum değildir. İndirildiği Arap toplumunun en belirgin özelliği olan belagatin (güzel söz söyleme sanatı) zirvesine oturan Kuran’dan çok rahat görebiliyoruz ki vahiy, mükemmel söyleyiş gücünün güzide bir örneğidir. Dolayısıyla vahiyle desteklenmiş olan ilk insan Hz. Âdem’in (as) edebî bir söyleyişten, belagatten habersiz olduğunu söylemek mümkün değildir. Medeniyetin başlangıcında bulunan ilk insanın edebî söylemin de başlangıç noktasında bir abide gibi durduğunu görürüz. Bu edebî söylem elbette Hz. Âdem (as) ile başlayıp onunla bitmemiştir. Ondan sonraki dönemde, yaşadıkları toplumlara birer uyarıcı olarak gönderilen her peygamber bu belagati sürdürmüştür. “İnin oradan hepiniz, tarafımdan size bir yol gösteren gelecektir; Benim yoluma uyanlar için artık korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir, dedik.” Bakara-38. Yaşadıkları toplumların ilahi hakikati fark etmelerini, ona uymalarını sağlamak için ilahi vahyin belagat gücünden olabildiğince yararlanmışlar ve insanları etkilemişlerdir. Böylece bedevi (Allah’tan uzak durarak medeni olunmaz.) bir yaşam sürdüren insanların medenileşmelerine, medeniyet inşa etmelerine önemli katkılarda bulunmuşlardır.

Vahyin belagate örnek gösterilmesi, sadece sanat olsun diye gönderildiği anlamına gelmemelidir, gelmez de. Toplumların en güzide insanları olan peygamberlerin, toplumu derinden etkileyen üsluplarının vahiy destekli olduğunun bir diğer örneği de Hz. Musa’dır (as). “Musa: Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar.” Taha-25-28. Hitabet, belagat noktasında yaşadığı sıkıntılar vahiyle giderilmiştir. Peygamberlerin öncülüğünü yaptığı belagatin, medeniyet inşasında ne kadar etkili olduğunu gösteren bir diğer durum da edebiyatçıların, hatiplerin, yaşadıkları toplumların en etkili isimleri olmalarıdır. Cicero, Dante, Fuzuli, Baki, Namık Kemal, M. Akif, Necip Fazıl, Nazım Hikmet ve daha birçok isim belagatin gücünden yararlanarak toplumları etkilemişlerdir. Yalnızca kuru bir etkilemenin ötesine geçip medeniyet tasavvurlarıyla medeniyetin inşasında da etkili olmuşlardır.
Akif’in:

Evet, ulûmunu asrın şebaba öğretelim
Mukaddesata fakat çokça ihtiram edelim

dizeleriyle dile getirdiği medeniyet tasavvuru çöken bir medeniyetin tekrar diriltilebilmesi yönünde yazılmış bir reçetedir.

Medeniyet tasavvurlarıyla ön plana çıkan isimlerden bir diğeri de Sezai Karakoç’tur. Hayalini kurduğu Diriliş gençliğinin omuzlarında yeni bir medeniyet yükseltmek ister. Karakoç’un medeniyet anlayışı, İslamiyet üzerinde şekillenir. O: “ İslam, vahiy medeniyetidir.”4 diyerek medeniyetin saf kaynağına işaret eder:

Yeni topraklara gül dikip gül medeniyetini yükseltecek Diriliş nesli içindir bu dua ve böylece tasavvur edilen medeniyet can bulacaktır.

Medeniyeti, dilleriyle gören, kelimeleriyle anlayan ve sanatlarıyla yücelten, şekillendiren nice edipten söz etmek elbette mümkündür. Lakin yetmez mürekkebi kalemin, bunları dillendirmeye…

Hüseyin Taşkın Önel

tefsir dersi 2020

whatsapp takip edin

Yazanlarımız