• TOPLUMSAL VE KÜRESEL KARGAŞA VE ÇÖZÜM YOLLARI

      I Toplumsal ve küresel kargaşa, kaos, savaş, sömürü, adaletsizlik, ekonomik ve sosyal dengesizlikler, baskılar, zulümler... Dünyamızı sarmış durumda. Bunların müsebbipleri ve mağdurları, bozguncu başı Trump ve onun yavrusu Netanyahu başta olmak...

DUYURULAR

BAKARSAK UZAK, YÜRÜRSEK YAKIN...

bakarsak uzak yürürsek yakın

Ne yapmalıyız da zulme karşı durduğumuz, dünyaya adalet dağıttığımız ve insanlığın saygısını kazandığımız o eski günlere tekrar kavuşalım? Bu, Müslüman zihinlerin yüzyıllardır cevabını aradığı bir soru. Aynı zamanda bir istek, bir temenni ve bir ideal. Akif’in şiirinde o eski günler kendine şöyle yer bulur:

 

“Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz:
Gelmişiz dünyâya milliyet nedir öğretmişiz!

Kapkaranlıkken bütün âfâkı insâniyyetin,
Nûr olup fışkırmışız tâ sînesinden zulmetin.

Bir taraftan dînimiz, ahlâkımız, irfânımız,
Bir taraftan seyfe makrun adlimiz, ihsânımız.”

Akif’in şiirinde hasret duyarak anlattığı o şanlı günler, gün gelir kaybolur ve zulümat kaplar İslâm dünyasını. Bu durum Tanzimat şairlerinden Ziya Paşa’nın mısralarına da şöyle yansır:

“Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm,
Dolaştım mülk-i İslâm’ı bütün viraneler gördüm.”

Müslümanlar olarak tarihimize baktığımızda, gerçekten bugünümüzle kıyaslanmayacak kadar üstün, sahte olmayan, hakiki bir medeniyet sahibi olduğumuzu görürüz. Bunu bir şekilde kaybettik ve onu kaybettiğimizden beri huzurumuz yok.

O günden bugüne İslâm âleminde birtakım kimseler çıkmış, bizi eski gücümüze kavuşturmak için yollar, metotlar ortaya koymuş ve etrafında topladığı kimseler ile de birtakım pratiklerde bulunmuştur. İyi bir niyetle hareket edip İslâm medeniyetinin yeniden inşası yolunda kim bir harekette bulunmuş, kim taş üstüne taş koymuşsa, başarı derecesi ile ilgilenmeden, o kimseleri rahmetle anıyoruz.

Günümüzde İslâm âleminin her tarafında İslâm’ın şanına şan katmak için uğraşan, İslâm ümmetinin güçlü olması için çalışan ve elinden gelen tüm çabayı harcayan insanımıza da şükran borçluyuz. Hepsine güç kuvvet diler, başarılarına başarı katmalarını temenni ederiz. Tüm bunların yanında bir gerçeği de teslim etmemiz gerekir. Bugüne kadar bütün bu çalışmalar, kısmi başarılar ve faydalar sağlamanın dışında maalesef bütüncül bir zafer diyebileceğimiz noktaya ulaşamamıştır. Medeniyetimizin kurumsal müesseselerinin oluşturulamaması bir yana İslâm’ın çağın bütün problemlerini çözebileceği sedası dahi insanımıza erişememiştir.

Hazırlık Dönemi ve Alt Yapı

Bütüncül başarıya ulaşamamamızın birçok sebebi var ama en başında bu hareketlerin hazırlık kısmını yeterince yapmaması yer almaktadır. Her hareketin altyapısını oluşturduğu bir hazırlık dönemi vardır. Eğer bu hazırlık döneminde altyapı gerektiği gibi oluşturulmaz, birden harekete geçilir ve basamakları çıkmada acele edilirse başarının gelme ihtimali çok zayıftır. Gerekli altyapı oluşturmamasından dolayı hareket, bambaşka şekillere dönüşme, çarpıtılma, yozlaştırılma tehlikeleri ile karşı karşıyadır. Bu tehlikelerin en büyüğü ise varoluşsal bir çaba içerisine giren hareketin türlü ahlâksızlıklara başvurmasıdır. İslâm medeniyetinin inşasında bir araç olması beklenen yapı, kendi varlığını İslâm’ın geleceğine eşitler ve yok olmamak için İslâm’ın onaylamayacağı ittifaklara ve ahlâksızlıklara bulaşır. Hâlbuki Müslümanların en büyük sermayesi mevcudiyetlerine eş kıldıkları ahlâkları değil midir? Hazırlık dönemini gerektiği şekilde değerlendirmeyen ve adım atmakta acele davranan hareketler genellikle birtakım faydalar sağlamakla beraber sonuç başarısızlıkla neticelenmiş ve ortadan kalkmıştır. Bu hareketlerin belli bir kısmı ise belli bir noktadan öteye gidememiştir.

Alt yapının oluşturulduğu hazırlık döneminde,

1. Amaç çok net bir şekilde ortaya konulmalı,

2. Program oluşturulmalı; ilke, yöntem ve metotlar bu programda yer almalıdır.

3. Zamanın ve şartların değişmesine bağlı olarak yenilenebilecek stratejiler ve taktikler genel ilkelerden tefrik edilmelidir.

Aksi takdirde strateji ve taktik bazında yapılan değişiklikler ilkelerden verilen tavizlermiş gibi algılanabilir ve bu algının hareket içerisinde ayrılıklara sebep olması muhtemeldir.

Genel olarak bu aşamalar gerçekleştikten sonra hareket yola koyulmalıdır. Her ne kadar itici gelse de “Kervan yolda düzülür.” gerçeği hareketin pratiğine yansıyacaktır. Kervan yolda olduktan sonra birtakım eksiklikler, yoldan çıkmalar, kervana beklenmeyen saldırılar söz konusudur ancak bunlar kervan yoldayken halledilebilecek şeylerdir. Hazırlık aşamasında önemli olan kervanın yükünü alması, gideceği istikameti doğru belirlemesi ve kervanın güvenliğini sağlayacak yeteri derecede muhafızlara sahip olmasıdır. Her dar geçitte, her önemli kavşakta kervan sahipleri risk analizini mutlaka yapmalı ve kervandaki emaneti canı pahasına korumalıdır. Emaneti koruyacak hazırlık olduktan sonra yaşanacaklar “İt ürür, kervan yürür.” sözünde kendine mana bulur.

Acelecilik ve Temkin

Bir hareket geç kalmamalı ama harekete giriştikten sonra da geç kaldım diyerek acele etmemelidir. Aşırı yavaşlık, hareketi hedefine ulaştırmaktan alıkoyar ama acele etmek de tökezlemeye ve yarı yolda kalmaya neden olur. Onun için mutlaka geç de kalınsa harekete yavaş yavaş geçilmeli, etrafına bakarak temkinli hareket edilmelidir. Birden bire büyük gelişme görünüyorsa bu gerçekten hareketin gücünden dolayı mı gerçekleşiyor yoksa birileri hareketi aceleye getirip onu hedefinden saptırmak mı istiyor sorgusu yapılmalıdır. Bu temkinli tavır öyle bir ayarlanmalı ki harekete güç katacak fırsatların kaçırılmasına da neden olmamalıdır. Bu fırsatların kaçırılması da ayrı bir vebal olarak karşımıza çıkacağı muhakkaktır. Her imkân ve fırsatın gerçekten kendi gücümüz, emeğimizle kazandığımız bir fırsat olup olmadığını ve bu yükü taşıyacak ehliyette sahip olup olmadığımızı yoklamamız lazım. Yüce Rabbimiz Rum Suresi 60. ayet-i kerimede “Yakin sahibi olmayanlar seni aceleye getirmesin.” buyurmaktadır.

Ağır ve temkinli hareket edilmeli fakat atılan her adımdan sonra da geriye dönüp bakılmamalıdır. Yoksa bir süre ilerledikten sonra tekrar başa dönülür ve bütün zaman heba edilmiş olur. Kazanılan mevziler terk edilmemeli, devamlı bir yürüyüşle yeni mevziler kazanılmalı, yavaş da olsa devamlı daha ileri gidilmelidir. Çok hızlı ileri gidip daha sonra evvelkinin de arkasına düşülürse o zaman yapılan bu işten bir sonuç alınamaz. İşte Türkiye’de olsun, İslâm âleminin diğer yerlerinde olsun devamlı gördüğümüz budur. Önce kuvvetli bir akın sonra karşılaşılan direncin ardından gelen geri çekilme, püskürtülme ve yere serilme. Bunun için Türkiye’de ve dünyanın herhangi bir yerinde İslâm idealine katkı sağlayan kazanımlar desteklenmeli, kazanılan mevziler kuvvetlendirilmeli ve yeni mevziler için gerekli hazırlıklar yapılarak harekete geçilmelidir. İslâmî hareketler, kendine has yolu üzerinde direnmeli, hangi adımı ne zaman ve ne şekilde atacağına dair yetki ve inisiyatifini kaybetmemelidir.

Samimiyet ve Güvenilir Olmak

Bir başka önemli husus da hareketin mevcut meşruiyet içinde hareket etmesi ve bu meşruiyet sınırlarını zorlayarak kendisine yeni meşruiyet alanları oluşturmasıdır. Eğer Müslümanlar kendilerine şu veya bu şekilde verilmiş haklarını kullanmadan verilmemiş hakları başka yollardan elde etmeye kalkışırsa bir ilerleme kaydedemez. Verilen ya da kazanılan hakları kullanmadan başka yoldan, gürültü patırtı ile bir hak arayışına girmek yanlıştır. Yapılan bu yanlış İslâm düşmanlarının kara propagandalarına imkân verir ve hareketi diğer insanların gözünde itibarsızlaştırır. Hareket eminlik sıfatını asla yitirmemelidir. Eğer bu sıfatı yitirirse bu dava için malını, gücünü, gayret ve çabasını hatta canını verecek insanları da yitirir. İslâmî davanın en büyük sermayesi eminliği ve samimiyetidir. Samimi olmadığınız ve güven vermediğiniz bir hususta insanlara örnek olamayız ve onları değiştiremeyiz. Hz. Peygamber (s.a.v.), "Din samimi olmaktır, din samimi olmaktır, din samimi olmaktır.” buyurdu. “Kimler için?” diye sordular. “Allah için, onun kitabı için, peygamberi için, Müslümanların yöneticileri için ve umumu için." buyurdu. (Müslim). İnsanlara örnek olmanın, onlara nasihat etmenin ilk şartı samimiyettir. Kısaca söyleyecek olursak din nasihattir, nasihat ise samimiyet. Eminlik ise nasihat ve samimiyetimize giydirdiğimiz güzel elbiseler. Bu güzel elbiseleri kirletmeyelim ve üzerimizden çıkarmayalım.

İslâmî hareket söylemini net ve açık bir şekilde ifade etmeli, apaçık ve dosdoğru caddeden gitmelidir. Hâlbuki bunları bırakıp gizli yollardan, patikalardan gideyim derse maalesef karanlık tünellerde boğulup kalır. Hareketi aceleye getirmenin bir başka yönü buradadır. Böyle bir tercihte bulunanlar samimi olabilirler, İslâm davasının başarıya ulaşması için gayret gösteriyor ve bunun tez elden olmasını istiyor olabilirler ama emin değildirler. Çünkü insanlar için görünürde ve hesap verebilir durumda değildirler. Böyle olan yapılar insanlara güven verememesi bir yana kendileri aleyhinde ortada dolaşan birçok şaibeye dahi cevap veremezler. İslâmî hareket açık açık, hak elde ede ede, müesseselerini kura kura, alt yapısını sağlam tutup mevzisini çok yavaş da olsa ilerlete ilerlete ve bunu herkese de kabul ettire ettire mevcudiyetini sağlamalı ve kuvvetlendirmelidir.

Bunları Neden Söylüyoruz?

Çünkü gerekli hazırlığı yapmamak, alt yapıyı hazırlamamak, acele hareket etmek, davamızın akamete uğramasına neden olmuştur. Müslümanlar, İslâm uğruna canını ve malını vermeye hazırdır, mesele fedakârlık meselesi değildir. Mesele gerekli şart ve zemin oluşmadan, hikmetli davranmayarak acele hareketin neticesinde Müslümanların mal ve canlarının olur olmaz bir şekilde harcanmasıdır. Uzun yıllar ve gayretlerle oluşturulan hareketlerin aceleye getirilerek kıskaca alınması ve var oluş gayesinin dışına çıkartılmasıdır. Bizim gayemiz, değişmeyen gündemimiz İslâm’ın yeniden dirilişidir, Müslümanların yeniden ayağa kalkarak kendi medeniyetini yeniden kurup ve kimseye muhtaç olmayacak şekilde bir güce erişmesidir. Asıl amacımıza yavaş yavaş da olsa etrafımızı gözlemleyerek vakarlı bir şekilde yürümeye devam etmeliyiz. Hayatımızı yaşanabilir kılan faaliyetlere, hizmetlere destek olunmalı, katkı sunulmalıdır fakat İslâm’ın diriliş hareketi kendi mecrasında yoluna devam etmelidir ve bu yöndeki inisiyatifini kaybetmemelidir.

İslâm’ın medeniyet projesi çağ açan büyük bir hedeftir. Bu hedefe varmamız için alt yapıyı iyi hazırlamalı, acele etmeden ama tembelliğe de düşmeden, gayri meşru yollara sapmadan, herkesin önünde verdiğimiz mücadele ile kazandığımız mevzileri kaybetmeyerek onlara yenisini ekleyerek bitmeyen bir azim ve gayretle çalışmaya devam etmeliyiz. İnancımız, ahlâkımız, samimiyetimiz, eminliğimiz en büyük değerlerimizdir. Bu değerlerimizi madde âleminde şekil bulması ile beklenen ve özlenen İslâm medeniyeti varlık bulacaktır ve o zaman sahte medeniyetler yıkılacaktır.

Ahmet Ali Yüksel

tefsir dersi 2020

whatsapp takip edin

Yazanlarımız