• HANİ KAMPLAŞMA OLMAYACAKTI!

      Bilim-din ilişkisi her zaman farklı yorumlanmıştır. Bilimin alanı ile dinin alanı nerede başlar nerede biter veya din ile bilim yekdiğerine zıt mıdır? Deneysel ve teknik bilimlerde, ölçülemeyen şeylere çok itibar edilmez. Doğa bilimciler,...

DUYURULAR

ASIM GÜLTEKİN'İN ARDINDAN

asim gultekinin ardindan

Allah’tan geldik, Allah’a döneceğiz.

Dostumuz, kardeşimiz, dertli yoldaşımız Asım Gültekin’i Hakk’a uğurladık. Mekânı cennet, makamı âli olsun.

“Merhum”…

Er yada geç herkesin böyle bir vasfı olacaktır. Merhum Asım Gültekin de bu vasfa daha dün nail oldu.

Güzel insandı, vefalı bir dosttu merhum; yüreği iman ve ihlas doluydu. Muazzam bir enerjiye sahipti. Ne zaman nerede görüşsek mutlaka bir işle meşguldü. Meşguliyeti de hep Hak üzereydi. Hep bir koşturmaca içindeydi. Programlar, projeler, organizasyonlar, yazılar, dergiler, sohbetler birbiri ardınca onu bekliyordu. Dertliydi. Derdini seven bir insandı. Derdi İslam’dı.

Yüreği gibi zihni de sancı çekiyordu. Ümmetin hâlini düşünüp içerleniyordu. Zaman zaman kalemine ve sözlerine yansıyan keskinlik ve celadetli hâller hep bu sancının bir yansımasıydı. Bu sancıyla kendini okullara, öğrencilere, dergilere vurmuştu. Son yıllarda okul, öğrenci ve dergi çalışmalarında hep onun imzası vardı. Dergiciliğe, İslamcı dergilere bir heyecan ve canlılık kazandırmıştı. “Cevher Okumalar”adı altında ümmetin cevherlerini keşfetmeye çalışıyordu. Uluslararası öğrencilere Fransızca, İngilizce aksanlarıyla “Hızır’la Kırk Saat”i deniz kenarında okutarak,modern hayatta şehir dervişi olmanın yollarını “üstat şair”i de işaret ederek iç yolculuğa çıkmayı tavsiye ediyordu.

Kelimelerin etimolojik analizlerini yaptığı gibi gençliğin de ruh etimolojilerini yapıyor, onların gönül dünyalarına girmeye çalışıyor, talim ve terbiye merdivenlerinden onları birer birer çıkarmaya gayret gösteriyordu. Bütün bunları da bireysel çalışmalarıyla ve de mütevazı imkânlarıyla yapıyordu.

Millî Eğitimin sınırları içinde kalan ve okulu “iş yeri” olarak gören sıradan bir öğretmen değil; geniş düşünen, hedefleri, idealleri olan sıra dışı bir eğitmendi, hocaydı, muallimdi. İlk tercihi göklerin öğrencisi olmaktı. Yerlerin öğretmeni olmayı bu şarta bağlamıştı. “Söz”lediklerini yazıya, eyleme, amele dönüştüren biriydi. Edebiyatı ve edebî müktesebatını davasına ram kılmaya çalışıyordu. Güçlü bir hafızaya sahipti. Edebî hafızası çok iyiydi. Ansiklopedik bilgileri, derin tahlilleri ve entelektüel çıkarımları son derece zengindi.

O gitti, zenginliğimizi yitirdik, fakirleştik; çıkarımlarımız öksüz, kelimelerimiz köksüz kaldı.

Nekroloji yazıları yürek acıtıyor. Ölen bir dostun ardından yazmak gerçekten çok zor. Neden daha çok muhabbet edemedik, neden daha çok birlikte olamadık, neden daha çok kadir kıymet bilmedik diye hayıflanıyor insan. İçimizi büyük bir pişmanlık kaplıyor. Her şeyin tadı kaçıyor böyle böyle.

Dil acı, kalem tutuk, gönül buruk…

Her gelen gidiyor. Yunus dervişin dediği gibi: “Dünya bir penceredir/Her gelen baktı geçti.

Merhum da bir derviş gibi baktı ve geçti. Bir ağacın altında gölgelendi ve kalkıp gitti. Her şeyini geride bırakarak… Zerreden kürreye her şeyin sahibi olan Allah’tır yegâne Malikü’l-Mülk. İnsana ait hiçbir şey yok bu dünyada. Her şey emanet, her şey misafir. Eşin de aşın da aşiyanın da çocukların da malın da mülkünde ve dahi kendin de sana ait değil. Sana ait olan sadece amellerindir.

İyi ki ahiret var. İyi ki Rabbimizin müminlere vaat ettiği,genişliği yerlerle gökler kadar olan cennetler var. İyi ki orada dostlar meclisini yeniden kurmalar var. İyi ki Havz-ı Kevser başında buluşmalar var. İyi ki “Beli’r-Refikü’l-Âlâ.” demeyi öğreten güzeller güzeli bir Resul’ümüz var.

Asım Hoca, halis bir mümin, kıymetli bir edebiyatçıydı; şahidiz. Estiği yerlerde kıpırdayan bir dal, titreyen bir yaprak bıraktığına da şahidiz. Merhum Akif’in neslinden olabilmek, tek bir gül dikebilmek için nice dikenlere katlandığına da şahidiz. Yaptıkları da yazdıkları da eserleri de ortada.

Kaleme aldığı bir yazının son satırlarında secdenin, zikrin güzelliğinden bahsediyordu merhum. Bu satırlarda sanki ruhunu secdede ve zikir halinde Âlemlerin Rabbi’ne teslim etmiş hissini veriyordu insana.

Şunları diyordu gitmeden çok az önce yazdığı son mesajında:

“Kusuru kendimizde aramalıyız. Kimseye kolay kolay kızmamalıyız. İmtihan. İmtihan dünyası. Mihnet tabiatında var. Rabbimin sevdiği ne güzel kulları var şu dünyada. Onlar yanlışa düştüğümüzde ne de güzel tutarlar elimizden. Dünya onlarla güzel. Secde ile güzel. Zikirle güzel. Hay hak hu.”

Giderken de böylesine anlamlı bir mesaj verip gitti.

Rabbim taksiratını affetsin, kendisini niyeti halis, ameli salih kullarından eylesin.

Rabbim merhuma merhametiyle muamele buyursun.

Âmin…

 

Mustafa Gülali

tefsir dersi 2020

ilka kayit 2020 sinav

Yazanlarımız