I Toplumsal ve küresel kargaşa, kaos, savaş, sömürü, adaletsizlik, ekonomik ve sosyal dengesizlikler, baskılar, zulümler... Dünyamızı sarmış durumda. Bunların müsebbipleri ve mağdurları, bozguncu başı Trump ve onun yavrusu Netanyahu başta olmak...

Gözler hırstan kısılmış, dişler birbirine kenetlenmiş hep birden peygamberlerine: “…bize bir melik gönder Allah yolunda savaşalım…” (Bakara, 246) isteği… Öfke sınırını aşmış, sorumlulukları arttıran bir hâl almış. Babalar çocuklarına, sevenler sevdiklerine kavuşma hırsıyla doluyken her şeyin sahibi olanı merkeze almayan haris gönüllüler, ihlâs yoksunları şu şekilde kendi niyetlerini ortaya koyar:
“Yurtlarımızdan çıkarılmış çocuklarımızdan uzaklaştırılmış olduğumuz halde Allah yolunda neden savaşmayalım.” (Bakara, 246)
Peygamber cevabı bir uyarı merhametiyle soğuk gönüllere tesir etmek için: “…Ya savaş size farz kılınırsa siz savaşmazsanız...’’ (Bakara, 246) Rahmet uyarısı dalga dalga kalabalıklar içinde yayılır. Fakat kalabalıklar birbirinden güç alanlar, yalnızlar, temelinden yanlışlar azalır. Hak eleği ilk sallayışta dökmüştür dökülmesi gereken ne varsa. Gölgeler çekilmiş kuytu karanlıklara asıllardan ayrılarak. Sesler kesilmiş boğazlar düğümlenmiştir artık. Meydanlar onu sahiplenenlerindir. Meydanlar AZ’a kalmıştır. Az olan bütün için vardır. Meydanı doldurmuş kalabalık işi ehline bırakmıştır.
Zaman Musa’nın asasını attığı andır. Sloganlar ile zikir, güruh ile cemaat, batıl ile hak yer değiştirmelidir gönüllerde. Savaşa çıkmadan savaş alanı gönüller.
Elek sallanır, değirmen döner. Sadıklar rahatsızdır durumdan. Ortalıkta çok fazla gürültü vardır.
Liyakati kendinde bulan ‘BEN’i ortaya koyan nefis “… biz melik olmaya ondan daha layıkız. Hem ona malca bir genişlik verilmemiştir…’’ (Bakara, 247) Ölçüyü karıştıranlar ve kaçıranlar hala meydanda. Sadıklar rahatsız… Yer kıpırdanır, gök kızışır bir rahmet damlası düşer: “…Allah mülkü dilediğine verir…’’ (Bakara, 247)
Ölçüsüzlük hizaya gelir, sınırlar belirlenir, kavramlar anlam kazanır. Sadıklar rahatlamışlardır. Meydandaki gürültü biraz daha azalmıştır. Gözler emir bekler kendine gösterilecek işareti.
Yol ile yolcu… Anlam ve özne… Gittiğin ve yaptığın kadar… Yolda olmak, işaretleri anlamak ve yorumlamak… “… Muhakkak Allah sizi bir nehirle imtihan edecektir…’’ (Bakara, 249)
Nehir beklenti. Nehir çalışıp da hak ettiğim. Fakat nasıl imtihan vesilesi olur? Sadıklar vaad edilene razı. Elek sallanmaktadır. Sızlanmalar, ekşiyen suratlar, mantıki açıklama bekleyen akıl sahipleri, verilen emre şerh düşülmesini isteyen ayrıcalıklar(!)
Sorgulamak, anlamı sorularla boğup anlamsızlaştırmak, kendi ölçüsüne yer açmak vahyin önüne aklını koymak şeytani zihniyetin uzantısı.
İçsem, güç kazansam
-Faydalı mı?
-Evet
-Peki, Hak mı?
Güven ve itaat. Anlamak güven ve itaate bağlı. Bir avuç su bile olsa karşılığı şükran ifadesi. Elhamdülillah!
Bu yol, ÇOK’u pek görmemiştir. Hak eleği bir kere daha sallanır. AZ, niceliğiyle sıfatlandırılacaktır. Sadıklar memnundur.
Hafiflemek dünyalıklara karşı… Özgüven ve sükûnet nehrin öte tarafında. Karşıya geçiş, gönlün kazandığı zaferdir. Haneye yazılır yazılacaklar. Nehir engeldir karşı tarafa geçmek için. Ağırlık, bezginlik, sıradanlık, hedefsizlik; ama en önemlisi karşı tarafa yaptıkları telkinler… Ümitsizlik en yakından gelir.
Nehir ikiye ayırmıştır her şeyi. Sapla samanı bir araya koymamıştır. Hayatın nehrinde hep iki taraf vardır: Geçen ve geç(e)meyen.
Telkinler daima geç(e)meyenden gelir. Özsuları çekilmiştir onların. Kendilerinin bile yadırgadıkları yerlerine, yanlarına çağırırlar.
Arkaya dönülmez. İşaret ileriyi göstermektedir. Yol gitmektedir. Yolcu bunun hakkını vermek durumundadır.
Arkada kalmıştır her şey. Etraflıca bakıldığında meydanda saflık kalmıştır. Beyazlık hâkim olmuştur meydana. Uyum müthiştir beden ile ruh arasında. Tek engel vardır Allah’a ulaşmaya.
Son kez ayaklar toprağa sabitlenmiştir. Yüzler Allah’a dönmüş, eller serçe narinliği ile göğe kalkmıştır. Hiçbir sözcük, hiçbir harf bu kadar yumuşak dökülmemiştir ağızlardan: “….Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve (kalplerimizi cihada karşı kuvvetlendirerek) ayaklarımızı sabit kıl ve kâfir kavme karşı bize yardım et.” (Bakara, 250)
Kul istemiştir. Gözler nemli. Eller sımsıkı kargıları kavramıştır. Kılıçlar, güneşten çaldığını vermektedir. Büyük bir gürültü… Gelincik tarlasına dönmüş toprak misk kokmaya başlar.
Ve bir sessizlik Allah (c.c.) konuşur: “… böylece Allah’ın izniyle bozguna uğrattılar…’’ (Bakara, 250)
Allahu Ekber!
Musa Turhan