• YENİ MODERNLİĞE KARŞI YENİ NESİL İSLAMLAŞMAYI SAĞLAYACAK

      Kendi çağını anlayan, onunla aynı dili konuşan, çağın imkânlarından istifade ederek İslam’ı çağın insanının anladığı şekilde sunabilen bir gençlik. Hem bu çağla iletişim kuracak, onu anlayacak hem de onun azgınlıklarıyla hesaplaşacak bir gençlik. İşte...

DUYURULAR

ARAKAN KAN AĞLIYOR

arakan kan agliyor

Arakan'da Tarihî Süreç, İç Dinamikler ve Uluslararası Aktörler

Arakan, köklü bir tarihi mirasa sahip. Arakan'ın bilinen geçmişi, Milat'tan önce 3. yüzyıla kadar uzanıyor. Bölgede Milat'tan sonra 1. yüzyılda Dhanyavadi Krallığı, 3. yüzyılda ise Vesali Krallığı kurulmuş.

Bangladeş Burma sınırının 50.000 kilometre karelik bir alanında bulunan Arakan, Myanmar'ın 7 eyaletinden biri. Batı'da Bengal Körfezi'ne sınırı var. Bu eyalet, Milat'tan önce 3. yüzyıla dayanan geçmişiyle pek çok krallığa ev sahipliği yapmış. 

Arakan'ın asıl nüfusu 4 milyondan fazla. Fakat zulüm ve sürgünlerden dolayı bu nüfusun yalnızca 1,5 milyonu bölgede tutunmayı başarabilmiş. Geçtiğimiz birkaç yıl içinde de bu nüfus 1 milyona kadar indi. Geri kalan nüfus ise başka ülkelerde mülteci durumunda.

İslâm'ın Arakan'a ulaşması ise 8. yüzyılda Arap tüccarlar vasıtasıyla olmuş. 15. yüzyılın başında Kral Narameikla'nın İslâmiyet'i seçmesinin ardından Arakan İslâm Krallığı kurulmuş ve bu tarihten sonra İslâmiyet bölgede hızla yayılmış.

Yakın çağlara doğru geldiğimizde ise 1784 yılında Burma, Arakan'ı işgal etmiş. Bu işgal sırasında Arakan'ın iki yerli halkı Rohingya Müslümanları ve Budist Rakhineler ciddi baskı ve zulüm görmüş. Burmalıların zulmünden kaçan Arakanlılar, ülkelerini terk ederek Bangladeş'te yer alan Chittagong'un güneyindeki Cox's Bazar'a sığınmışlar.

Arakan'ın yerlileri olan Müslüman Rohingyalar ve Budist Rakhineler, 19. yüzyıla kadar barış içerisinde yaşamışlar. Ancak 1826'da başlayan ve 120 yıl süren İngiliz işgalinin ardından Burma, Budist Rakhineleri sürekli Müslüman Rohingyalara karşı kışkırtır. İngilizler tarafından yakılan bu fitne ateşi her gün daha da büyüyerek günümüze kadar ulaşır.

1937'de İngiliz Hindistan'ından ayrılan, bu tarihle birlikte yarı özerk bir yönetime doğru evrilen Burma Krallığı, Müslümanların Budizm için büyük tehlike olduğu propagandasına başlar. Halklar arasına düşmanlık tohumları atılır ve Rakhineler, Burma idaresi altında yaşamayı, Müslümanlarla bir arada özgür ve huzurlu yaşamaya tercih ederler.

Myanmar, 1948 yılında bağımsızlığını ilan eden bir ülke. Bağımsızlığını ilan etmesi ne yazık ki yönetimin sivillerin eline geçmesi manasına gelmiyor. O günden bu yana ülke yönetiminde cuntacılar ve Budist yanlısı yöneticiler var.

1942 Katliamı

Tarihinin en büyük soykırımını 29 Mart 1942'de yaşayan Arakan'ın Minbya şehrine bağlı Çanbilli köyünde kısa bir süre içinde 150.000 Müslüman, Budist rahipler tarafından katledildi, nüfusun büyük çoğunluğu ise yurtlarından sürüldü.

Arakan'da bilinen ilk büyük soykırım 29 Mart 1942 yılında oldu. İngilizlerin göz yumduğu, Burmalıların desteklediği Budist rahiplerin öncülük ettiği Budist Rakhineler, 150 bin Müslüman Rohingya'yı katletti. Arakanlılar bu olaya “Kerbela i Arakan” diyor. Katliamdan sonra çok sayıda Arakanlı Müslüman, mülteci olarak başta Bangladeş olmak üzere komşu ülkelere sığındı.

1947-1948 Göç Dalgası

İngilizlerin 1948'de ülkeden çekilmelerinin ardından Müslümanlara yönelik saldırılar arttı. Olayların hızla yayılması üzerine savunmasız Müslüman halk Hindistan ve Bangladeş'e sığınmak zorunda kaldı. Arakanlı Budist Rakhinelerin liderleri, kalan Rohingya Müslümanlarına karşı toplu katliamlara giriştiler.

İngiliz parlamenterlerin 2013 yılı raporunda yer alan bilgilere göre, katliamlar artınca Müslümanlar silahlanarak kendi örgütlerini kurdular. Müslümanların biraz güçlendiği 1954 yılında Burma ordusu ‘Muson Operasyonu’ adını verdiği kanlı bir saldırı ile Müslüman güçleri dağıttı. Aynı sene binlerce sivil Rohingya, Müslüman direnişçilere yardım ettikleri bahanesiyle ya katledildi ya da ülkeden sürüldü.

1978 Kral Dragon Operasyonu

ABD merkezli İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün (Human Rights Watch) 2.000 yılı raporunda yer alan bilgilere göre, hükümet 1978 yılının Mart ayında Arakanlı direnişçilere yönelik ‘Kral Dragon Operasyonu'nu başlattı. Yüzlerce Müslüman kadın ve erkek tutuklandı, birçoğu işkence gördükten sonra öldürüldü, kadınlara tecavüz edildi. Can ve mal güvenliği kalmayan çok sayıda Müslüman, yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kaldı. Birkaç ay içerisinde sayıları 200 bini aşan mülteciler, Bangladeş tarafından yaptırılan geçici kamplarda yaşamaya mecbur bırakıldılar.

Haziran ayında üç Müslüman erkeğin bir Budist kadına tecavüz ettiği iddiası ortalığı karıştırdı. Devlet destekli Budist milisler Müslümanların evlerine, işyerlerine saldırdılar, her tarafı ateşe verdiler. İnsan Hakları İzleme Örgütü'ne göre 2012 yılındaki şiddet olaylarında 140 bin Rohingya ülke içinde göç etmek zorunda kaldı. Kaç kişinin öldüğü konusunda kimse net rakam veremezken İHH bu sayının 3 bin olduğunu tahmin ediyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü, 2013 yılında yayınladığı “Yapabileceğiniz Tek Şey Dua Etmek” adlı raporunda Myanmarlı yetkili¬leri, Arakan eyaletinde Rohingyalara karşı etnik temizlik yapmakla suçluyor. 100 binin üzerinde Rohingyalı Müslüman Bangladeş'e sığındı.

2016-2017 Katliamları

2016 yılında El Yakin diye bir grup aniden sahneye çıktı. İnsanları eline taş, sopa, pala vb. şeyler vererek bölgedeki polis karakollarına saldırttı. Bunu bahane eden Myanmar hükümeti bölgede etnik temizliğe başladı. İHH İnsani Yardım Vakfının araştırmalarına göre şu son ayda Arakan'da meydana gelen olayları şöyle özetlemek mümkündür.

1. Yerel kaynaklara göre Myanmar ordusu cuma sabahı ‘Temizlik Operasyonu’ operasyonun adı bu başlattı. Bu operasyondan kaçarken ölen Rohingyalı Müslümanların sayısı 2.000'den fazla. Ölenlerin yarısından fazlası çocuk ve kadınlardan oluşuyor. BM'nin açıklamasına göre ölü sayısı 1.000'den fazla. Myanmar hükümetinin resmi açıklaması ise 400 civarında.

2. 200'e yakın ağır yaralıyla birlikte toplam yaralı sayısının 2.500 civarında olduğu tahmin ediliyor. Bunlardan bazıları Bangladeş'e geçmeyi başarmış. Bangladeş'te çeşitli hastanelerde tedavi görmüş ve görmekte olan 500'den fazla mülteci bulunmaktadır. Bangladeş'e geçebilen bazı tanıklara göre yaralıların bazılar yolda hayatını kaybetmişler. Bazı hastalar da hâlâ Bangladeş sınırına yakın bölge ve köylerde ilgiden, yardımdan, tedaviden, insani hak ve hukuktan mahrum bir şekilde aç ve susuz bekletilmektedirler.

3. Göç edenler içerisinde ilk belirlemelere göre 25.000’den fazla bebek, hamile ve yaşlılar gibi toplumun en savunmasız (most vulnerable) ve yardıma muhtaç bireyleri bulunmaktadır.

4. 24 Ağustos'tan bugüne kadar 300.000'den fazla Myanmar'ın Rohingyalı Müslümanları Arakan'dan Bangladeş'e göç etmiş durumda. Özellikle bayramda ve bayram sonrasında 180.000'e yakın mülteci, Bangladeş'e giriş yapmıştır. BM'nin açıklamasına göre bu rakam 270.000 civarında. Dağlık ve ormanlık alanlardan geçişler ise bu rakamlara dâhil edilmemiştir. 100.000'e yakın insanın daha göç edebileceği tahmin ediliyor.

5. On binlerce kişi hâlâ Bangladeş sınırlarında. Orman ve dağlık alanlarda bulunanların çoğu ciddi anlamda açlık çekmekte ve ölümle karşı karşıya yaşamaktalar. Gelen bilgilere göre birçok insan yaprak ve bitkilerle hayatlarını sürdürmektedir. Sınırı geçebilen birçok insan bile sınırı geçemeyenler gibi aynı yöntemlerle hayatlarına devam etmektedirler. (BBC Bangla). 24 Ağustos'tan bu yana en az 350.000 kişi köy ve yurtlarından göç etmek zorunda kalmış.

6. Rathedaung ve Buthidaung'dan Bangladeş sınırına gelemeyip de ormanlarda saklanan on binlerce kişiden bahsediliyor. Ne köye geri dönebiliyorlar ne de sınırı geçebiliyorlar.

7. Tespit edildiği kadarıyla 105'ten fazla köy saldırıya uğramış ve köyleri boşaltılmıştır. Köy halkı göçe zorlanmaktadır.

8. Bugün Rathedaung'da 9 ve Maungdaw'da 5 köy olmak üzere en az 55 köy ve bölgede 18.000'den fazla ev, cami, medrese ve işyeri yakılmıştır. HRW'nin yayınladığı uydu görüntüleri bu rakamların doğruluğunu teyit etmektedir.

9. Bangladeş kıyılarına vuran ceset sayısı 98'e çıkmış durumda. Yüzlerce kişiden hâlâ haber alınamıyor. Cesetlerden bazılarında yara ve kesik izlerine rastlanmış. Bu da cesetlerden bazılarının boğularak değil, öldürülüp denize atıldıklarının ispatı niteliğinde. Bangladeş kıyısına vuran bu cesetlerin Myanmar'dan geldiği tahmin ediliyor. Kaybolan kişilerin cesetlerinin okyanusun derinliklerinde yok olduğunu söylüyor bölge halkı.

10. Bangladeş'e girebilenlerin hemen hepsinin ayakları çıplak ve vücutları yara bere içinde. Kadın, çoluk çocuk ve yaşlılar perişan durumda. Üstlerine giyebilecekleri bir parça elbise dahi yok. Üzerlerindeki elbiseler ise yırtık pırtık ve kirli.

11. Yukarıda da değinildiği gibi sınırı geçebilenlerin çoğunda ciddi bir beslenme sorunu var. Açlıktan bir deri bir kemik olanlar var. Ayrıca uzun süre açık alanda, yağmur altında ve çamur deryasında kaldıkları için zatürre başta olmak üzere çeşitli hastalıklara yakalanmış durumdalar.

12. Rohingya kamplarında yaşayan büyükler ve yeni göç eden yaşlılar daha önce de Budistlerin zulümlerine maruz kaldıklarını belirtiyorlar ama bu seferki zulüm gibi vahşi bir zulmü hiç görmediklerini söylüyorlar

İnsan Hakları İhlalleri

Ülkede 1982'de çıkarılan Yeni Vatandaşlık Kanunu ile “ulusallar” kategorisinin dışında bırakılarak, kendi topraklarında yabancı unsur olarak gösterilen Rohingyalar, bugün hâlâ vatandaş statüsüne sahip değiller. Müslümanlara üzerinde “yabancılara aittir” ibaresi yazan özel beyaz bir kimlik verilir. Bu kimlik sadece bilgi amaçlıdır. Hiçbir geçerliliği yoktur. Bu kanun yüzyıllardır bu topraklarda yaşayan Arakanlı Müslümanları kendi topraklarında yabancı bir topluluk durumuna düşürdü. 

Bütün vatandaşlık hakları ellerinden alınan Rohingyalı Müslümanları; devletin hiçbir sosyal, kültürel, eğitim, sağlık…. haklarından yararlanamamaktadır. Bütün özgürlükleri kısıtlanan Müslümanlar resmi izin almadan Burma'nın başka bölgelerine geçememektedir. Katı bir yasak var çünkü. Yasak asla esnetilmez, bu yüzden izin almak neredeyse imkânsız. Gece saat 21.00'dan sonra sokağa çıkma yasağı var. İnsanlar yakın komşularını veya akrabalarını ziyaret için bile izin almak zorundalar. Bu izin de kolay kolay verilmez.

Müslümanlara pasaport verilmiyor. Sadece komşu ülke Bangladeş'e geçmek için geçerli bir belge düzenleniyor. Bu belge de bazen geri dönüşte kabul edilmemektedir. Böylece bu kişiler ülkelerine geri dönememektedir.

Müslüman nüfusu azaltmak için Arakan'ın diğer bölgelerinden, Burma'nın merkezinden, hatta Bangladeş'ten Budistler, Müslümanların yaşadığı bölge olan Kuzey Arakan'a yerleşmeye teşvik ediliyorlar. Gelenlerin ev, arazi ile tarım ve hayvancılık için gereksinim duydukları her şey yine Müslümanlardan sağlanıyor.

Müslümanların evlenmelerine de neredeyse izin verilmemektedir. Çok ciddi engeller konulmaktadır. İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün 2013 tarihli raporuna göre; yetkililer, evlilik izni almak isteyen çiftlerden yüksek miktarlarda rüşvet talep etmektedirler. Bu rüşvet alınmadan çiftlere asla evlilik izni verilmemektedir. Yapılanlar bununla da kalmıyor, izin için Müslüman çiftler en az 2-3 yıl beklemek zorunda bırakılıyorlar. Vergiyi ödeyemeyen çiftler de evlenemiyor. Vergiyi ödeseler bile izin alamadıkları oluyor. Bazı çiftler evlenmek için kaçak olarak Bangladeş'e gidiyor. Evlenenlerin de ikiden fazla çocuk sahibi olmalarına izin verilmiyor.

Müslümanlar devletin hiçbir imkânından faydalanamıyor. Hastalandıklarında devlete ait hiçbir hastaneye gidemiyorlar. Müslümanların devlet dairelerinin hiçbirinde çalışmasına izin verilmiyor.

İç Dinamikler ve Uluslararası Aktörler

Bugün Myanmar'ın yer altı kaynaklarının keşfi ve işletilmesiyle ilgili ABD, Avrupa ülkeleri ve Çin gibi birçok dış aktör, bölgede pay kapmak istemektedir.

ASEAN, İİT, Çin ve Hindistan gibi bölgesel güçlerin, ABD gibi uluslararası aktörlerin ve yabancı yatırımcıların mevcut Myanmar siyaseti üzerinde etkileri açıkça görülmektedir. Bu unsurların hedeflerinin ve önceliklerinin farklı olması bazı krizleri yahut anlaşmazlıkları çok daha başka noktalara çekebilmekte ve tehlikeli kutuplaşmalara sebebiyet verebilmektedir.

Müslümanların yaşadığı bölgeler tabii kaynaklar bakımından çok zengin. Mesela Myanmar'daki petrol gaz rezervi ile işletmeciliği, uluslararası firmaların ilgi odağı hâline gelmiş durumdadır. Çin Myanmar petrol ve doğalgaz boru hattı çok önemli bir gelir kaynağı. Petrol boru hattı yıllık 22 milyon ton, doğalgaz boru hattı ise yıllık 12 milyar metreküp taşıma kapasitesine sahip.

Araştırma şirketi IHS Global Insights'a göre, Myanmar'ın 3, 2 milyar varil petrole ve 18 trilyon kübik feet doğalgaz rezervine sahip olduğu tahmin ediliyor. Aslında ülkenin tespit edilmemiş ve kaydedilmemiş daha pek çok kaynağının olduğu belirtiliyor.

2010 yılından itibaren biri doğalgaz diğeri petrol olmak üzere Arakan'dan başlayıp Çin'in Yunnan eyaletine uzanan iki ayrı boru hattı yapımına başlandı. Arakan'ın başkenti Akyab'da yapılan derin deniz limanı ve enerji terminalleri sayesinde 30 yıl boyunca hem Arakan petrolü hem Afrika ve Orta Doğu petrolleri Çin'e akabilecek. Malaka Boğazı'na alternatif olacak boru hatları, Çin'in Singapur'a ve Malezya'ya bağımlılığını da azaltacak. Myanmar devleti ise bu projeden 29 milyar dolarlık bir gelir elde edecek.
Bunca meydana gelen hadiselere karşı sağlam ve diri olunmaz, gereken acil adımlar atılmaz ve aktif bir rol alınmaz ise küresel zulüm ve çağdaş vahşet tüm dünyayı kasıp kavuracak; daha nice masum insanlar katledilecek, nice bedenler hunharca öldürülüp denizlere atılacak, nice namus ve iffetler kirletilecek, nice mukaddes değerler ayaklar altına alınıp çiğnenecektir.

Son Bir Hatırlatma

Zulmün karakterinde yayılmacılık vardır. Oradan oraya sirayet eder. Önü alınmaz ve engellenmez ise masumiyetin olduğu her yere yayılır. Hiç umulmadık yer ve zamanda karşımıza çıkar. Olup bitenleri hep uzaktan seyredenler zulüm kendilerine geldiği zaman anlayacaktır gaflet ve dalalet içinde yaşayıp gittiklerini. Bugün işgal altında kalan nice İslâm coğrafyası sakinleri de bir zamanlar başkalarının başına gelenlere uzaktan bakıyordu. Belki hepten duyarsız değildiler, belki hepten sorumsuz davranmıyorlardı, belki yakınmaları, ufak tefek gayretleri de vardı ama yapılması gerekenleri tam olarak yapmadıklarından kendileri de er ya da geç uzaktan sadece sesi ve görüntüsü gelen bu zulüm ateşiyle tanışmış oldular.

Dünya sona yaklaşıyor. Dünyanın bu kötü gidişatını adaleti hayata hâkim kılanlar durdurabilecektir. Tarih göstermektedir ki adaleti de ancak Müslümanlar ikame eder ve etmiştir de. Öyleyse ateş tüm mülkü ve benliği sarmadan Müslümanların topyekûn hareket etmesi şarttır. Zulüm küresel davranıyor, Müslümanlar da küresel hareket etmeli; zalimler organizeli çalışıyor, Müslümanlar da bir ve beraber çalışmalıdır. Bunun içindir ki bir Müslüman Arakan'ı, Suriye'yi, Filistin'i, Irak'ı, Yemen'i uzağında veya dışında göremez. Biline ki oralarda ölen canlar bizim canımızdır. Kıyıya vuran bedenler bizim bedenimiz, kirletilen namuslar bizim namusumuz. 

Duygu ve düşüncede, sevgi ve nefrette, dostluk ve düşmanlıkta bir bedenin en önemli organı kalp gibi ritim tutmadıkça küresel zulüm taraftarlarına galebe çalamayız. Fikirde ve eylemde bir ve aynı tepkileri göstermediğimiz sürece daha çok canımız yanacaktır. Zulüm ve haksızlığı engellemek bizlerin irade ve idareleriyle mümkün olacaktır. Duanın ötesine geçebilmeyi bugün başaramazsak daha ne zaman başaracağız. Ekran başında acı sahneleri izleyip ağlarken yapılan dualar elbette takdire şayandır, ne var ki yeterli değildir. Dualar yaşanmadıkça, samimiyet bilfiil icra edilmedikçe özgürlüğümüze kavuşamayız.

Vahdettin Kayğan

tefsir dersleri

Yazanlarımız



muvafakat besir

ömer hoca ile röportajlar