TÜRKİYE- LİBYA İLİŞKİLERİNDE TARİHİ BELGE

turkiye libya tarihi belge

İslâm dünyasının tek güç olmasını önlemek üzere Avrupalı emperyalist güçlerce üretilen ve maalesef yerli bazı sığ gruplar tarafından da benimsenen “Araplar bizi I. Dünya Savaşı'nda arkadan vurmadılar mı?” sorusuyla başlayıp devam eden talihsiz yorumların gerçekte temeli, aslı ve hakikati yoktur.

Bunu tespit için dönemin gazete, mecmua ve hatıratlarını incelemek, Osmanlı arşiv belgelerini gözden geçirmek yeterlidir. Bu hususta sayısız derecede belge ve bilgi olmasına rağmen, her iki Müslüman toplumu, yani Türkler ile Arapları birbirinden ayrıştırmaya yönelik izlenen bu siyasetin kimlerin işine yarayacağını söylemeye gerek yoktur. Aşağıda sunulan yazı, Trablusgarp'ın (Libya'nın) meşhur sufi liderlerinden Şeyh Seyyid Şerif Ahmed Senusi'nin Sivas'ta verdiği bir hutbeye ait olup İslâmcıların önde gelen dergilerinden Sebilürreşad'dan alınmıştır.

Osmanlı Hükümeti, 1918 yılı başlarında çeşitli İslâm ülkelerinden din adamlarını başkent İstanbul'a davet etmiştir. Amaç, Müslüman ülkelerin tek tek dolaşılarak bozulmaya yüz tutan Müslüman birliğinin Osmanlı hilâfeti altında yeniden kurulmasını sağlamaktı. Çünkü Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı yıllarında Batılı devletlere karşı verilen mücadeleyi bir “Cihad‑ı Mukaddes” olarak kabul etmişti. İşte bu gayeyle çağrılanlardan biri de Ahmed Senusi idi1 .

Önce İstanbul'a gelip gerekli diplomatik görüşmeleri yaptıktan sonra Ankara'ya geçerek Millî Mücadele'ye destek veren Ahmed Senusi, Anadolu'yu köy köy, kasaba kasaba dolaşarak yaptığı konuşmalarla halkı işgalcilere karşı direnişe çağırmıştır2. Nitekim 18 Şubat 1921 Cuma günü Sivas'ta Cami‑i Kebir'de toplanan ve amacı İslâm birliğini kurabil‑mek için Müslüman devletlerin çalışmalarına katkı sağlamak olan Büyük İslâm Konferansı'na da başkanlık yapmıştır3.

Senusi'nin burada okuduğu hutbe, Arapların Türkleri arkadan vurmadıklarının, aksine Türklerin yanında olduklarının açık bir delilidir. Hutbesinde de görüleceği üzere Senusi, Müslümanların birlik ve beraberliğine dikkat çekmiş, halka tefrika ve ayrılıktan uzak durmaları çağrısında bulunmuş ve işgalci güçlere karşı mücadele verilmesi üzerinde durmuştur.

Günümüzde “Türkiye'nin Libya'da ne işi var?” sorusunu ağızlarına pelesenk edenler için önemli mesajlar taşıdığına inandığımız bu hutbenin Osmanlıcadan günümüz harflerine sadeleştirilmiş şeklini sunuyoruz.

Seyyid Senusi Hazretlerinin Sivas'taki Hutbeleri4

Büyük mücahit Şeyh Seyyid Ahmed Senusi hazretleri tarafından Sivas'ta Cami‑i Kebir'de verilen hutbeyi Sivas Lisesi Başmuallimi Naci ve Arapça Öğretmeni Ebu'l‑Fida İsmail el‑Ezherî Efendiler çevirmişler ve bütün Müslümanların bu güzel hutbeden istifade etmelerini temin amacıyla Sebilürreşad mecmuasına göndermişlerdir. Kendilerine teşekkür ederiz. Mecmua sayfalarımızın darlığı yüzünden Şeyh Senusi hazretlerinin değerli hutbelerini aşağıda özet olarak veriyoruz:

‑ Ey Müslümanlar! Allah yolunda, din uğrunda cihat, Cenab‑ı Hakk'ın sevdiği kuluna verdiği bir hazinedir. Mücahitlerin Allah katında o kadar büyük mevkileri vardır ki, hiçbir şeyle kıyas edilemez. Cenab‑ı Hak, mücahitler ordusunu, ilâhlığına izafe ederek “bizim ordumuz” diyor. Bu, ne büyük şereftir! Mücahitler için bundan büyük iltifat olamaz. Din uğrunda cihat edenleri Allah'ın yardımı ve zaferle de şu şekilde müjdeliyor: “Muhakkak ki, üstün gelecek olanlar, ancak bizim ordularımızdır”. (Ve inne cündenâ lehümü'l‑gâlibûn5 ) Ey ümmetlerin en hayırlısı olan Müslümanlar! Allah sizi izzet, şeref ve yüceliğe davet ediyor. Sakın zillete düşmeyiniz. Esaret zincirlerini boynunuza geçirmeyiniz. Müslüman, yabancı egemenliği altında yaşamaz. Müslüman esaret altına girmez. Müslüman izzetten, bağımsızlıktan başka bir şey tanımaz. Kur’ân‑ı Kerim'in, en başından itibaren bize öğrettiği budur. Hz. Peygamber'in (s.a.v.) hayatının bütününde gördüğümüz gerçek de budur. Müslümanlık böyle kuruldu, böyle yükseldi. Müslümanlık yeryüzünden zulmü ve zilleti kaldırdı. Dünya üzerinde büyük bir inkılâp meydana getirdi. Kalpleri birleştirdi. Düşüncelere hürriyet verdi. Ruhlara yücelik bahşetti. Dünyayı nurla doldurdu. Bu sayede Müslümanlar ümmetlerin en hayırlısı olmak şerefine kavuştular, refah ve saadete erdiler, yeryüzünde adaleti tesis ettiler.

Kur’ân‑ı Kerim'in en büyük gayesi, İslâm'ın izzet ve bağımsızlığıdır. Bunun için Cenab‑ı Hak, Müslümanları daima cihatla görevli kılmıştır. Müslümanlar cihattan hiçbir zaman geri durmayacaklar, Allah yolunda her şeylerini feda edeceklerdir. Canlarıyla, başlarıyla mücadele vereceklerdir. Mallarını harcamaktan çekinmeyecekler, her türlü zorluklara göğüs gerecekler, her çeşit sıkıntıya katlanacaklar, yine de düşmana boyun eğmeyeceklerdir. Zillete razı olmayıp küfrün egemenliği altına girmeyeceklerdir.

Düşmanları istedikleri kadar çok olsun, Müslümanlar için korku yoktur. Müslümanlar için ümitsizlik yoktur. Düşmanların çokluğu, Müslümanların azmini artırıp imanlarını kuvvetlendirir. Müslümanlar ancak Allah'a dayanırlar ve O'na bel bağlarlar.

“O müminler için büyük bir ecir vardır ki, bir kısmı gelip de bunlara ‘düşmanlarınız sizi yok etmek için bütün kuvvetlerini toplamışlar, onlardan korkun’ dedikleri zaman, bu söz onları korkutmak şöyle dursun, Allah'a, Allah'ın yardımına olan imanlarını artırır da, ‘Allah bize yeter, biz O'na dayanırız, O'na bel bağlarız. O, ne güzel bel bağlanacak bir Kadir‑i Kayyumdur’ derler”. (Ellezîne kâle lehümü'n‑nâsü inne'n‑nâse kad ceme‘û leküm fahşevhüm fezâdehüm imanen ve kâlû hasbünallahu ni‘me'l‑vekil6 )

Ey Müslüman kardeşler! Sakın yabancı desiselerine kapılmayınız. Düşman, İslâm ülkelerine ancak küfür tohumlarını saçmak için gelir. Tek hedefleri, İslâm'ı mahvetmek, onun ismini ve şanını yeryüzünden kaldırmak içindir. Sakın süslü sözlerine aldanmayınız. Onlar aranıza tefrika sokarak sizin birlik ve beraberliğinizi parçalamak istiyorlar. Allah korusun, bu birliği bozduktan sonra vatanınızı istilâ edecek, sizi esir olarak kullanacaklardır. Düşmanın egemen olduğu yerlerde dinin kuralları ortadan kalkar, Kur’ân‑ı Kerim'in hükümleri uygulanamaz olur, İslâm'ın mukaddes mabetleri yıkılır, ırzları ayaklar altına alınır, cemiyetleri dağılır, kalplerine zillet çöker, çevrelerini sefalet kaplar.

Uzaklara gitmeye hacet yok. Siz kâfirlerin zulmünü gözlerinizle gördünüz, kulaklarınızla işittiniz. İslâm için bu ne zillettir! İslâm için bu ne felâkettir! Hep hile ve entrika ile düşmanlar nice İslâm toprağını istilâ ettiler. Ne kadar Müslüman milletleri esaret boyunduruğuna soktular! Nice İslâm topluluklarını perişan ettiler. Dinin izlerini sildiler. İslâm'ın medeniyetini çöktürdüler. En nihayet saldırılarını bugün İslâm kalbine yönelttiler. Yüzyıllardan beri İslâmiyet'i tek başına himaye eden bu büyük devleti yıkmak için ellerinden gelen alçaklığı yapmaktan geri durmadılar. Müslümanların arasına türlü türlü fesat tohumları ektiler, tefrikalar soktular. Üzülerek belirteyim ki, Müslümanlar arasında düşmanın tuzaklarına düşecek ahmaklar ortaya çıktı. Düşmanın bu derece açık şekildeki kin ve düşmanlığına karşı insan nasıl aldanır?

Allah'a yüz binlerce şükürler olsun ki, bugün gerçek tecelli etti. Müslümanlar arasında büyük bir uyanış meydana geldi. Ümitler kesilmek üzere olduğu bir zamanda Allah Müslümanların kalplerine sükûnet verdi. Dağılmak üzere bulunan İslâm merkezi yeniden hayat buldu. Yok oldu sanılan bu büyük devlet, yeniden canlandı. Esaret boyunduruğuna girdi zannedilen Anadolu Müslümanları aslanlar gibi kükreyerek yine kahramanlık meydanına atıldı. Bu Cenab‑ı Hakk'ın büyük bir lütuf ve cömertliğidir.

Ey Anadolu'nun kahraman İslâm mücahitleri! Siz olmasaydınız İslâm binası yıkılırdı. Siz bugün Kur’ân‑ı Kerim'i yaşatıyorsunuz. Her tarafınızı düşman sarmışken hiçbir şeyden yılmayarak gaza meydanlarında can veriyor, İslâm'ı müdafaa ediyorsunuz. Bu, ne büyük bir şereftir! Hak yolunda cihat eden, hak uğrunda sabredip sebat gösteren Müslümanlar mutlaka galip geleceklerdir. Allah'ın yardımı sizin üzerinizedir. Sakın düşmanların çokluğundan kalbinize korku girmesin. “Kem min fietin kalîletin galebet fieten kesîreten bi‑iznillahi7 ”. Sizin dayanacak yeriniz Allah'tır. Allah ise hak yolunda cihat edenlerle beraberdir.

Hem siz yalnız değilsiniz. Yüzlerce milyon Müslüman gözlerini size dikmiştir. Sizin sabrınız, düşmana karşı göğüs gererek metanet göstermeniz, bütün İslâm dünyasında bir uyanışa sebep olmuştur. Her taraftaki Müslüman milletler kımıldanıyor, bağımsızlıklarını müdafaa ediyor, üzerlerindeki zulüm ve küfür kâbusunu atmak için savaşıyor. Bütün İslâm dünyasında bu uyanışı, bu hareketi ortaya çıkaran sizin yiğitliğiniz, sizin kahramanlığınızdır. Siz İslâm'ın gözünün nurusunuz. Siz Allah'ın yardımına lâyık bir milletsiniz. Muhakkak İslâm galip gelecektir. Fetih ve zafer yakındır. Siz hak yolunda cihatta sebat ettikçe, bu güzel dinin hükümlerini uygulamakta kusur etmedikçe, Allah'ın gösterdiği doğru yoldan ayrılmadıkça emin olunuz ki, hiçbir kuvvet sizin birliğinizi bozamaz, güç ve kuvveti‑ nizi yıkamaz, şevketinizi söndüremez.

Aman kardeşlerim, bu sabır ve sebatta devam ediniz! Sakın aranıza anlaşmazlık girmesin. Milletlere şevketini kaybettirip esaret altına sokan, tefrikadır, ihtilâftır. Hepiniz kardeşsiniz. Hepinizin çıkarları, mutluluğu ortaktır. Her hususta toplu hareket ediniz. Cemaatten ayrılmayınız. Tefrikayı, anlaşmazlığı düşmanlara bırakınız. Zaten onların arasına Allah düşmanlık sokmuştur. Onlar küfürleri sebebiyle bu düşmanlığı artırırlar. Siz Müslümansınız. Müslümanın hedefi, vahdettir, cemaattir. Cemaatten uzaklaşmak Müslümana yakışmaz. Düşmanı yenene kadar kılıçlarınızı kınına koymayınız. Güzel topraklarınızı düşmandan temizleyinceye kadar gaza meydanlarından ayrılmayınız. Bu yol hak yoludur, bu yol Allah yoludur. Dinin hükümlerine sarılınız. Kur’ân‑ı Kerim'in emirlerini yerine getirip yasakladıklarından kaçınınız. Allah'ın, kendi ulûhiyetine işaret ederek galibiyetle müjdelediği “Allah Ordusu” (cünd‑i ilâhî) olmaya çalışınız.

“Ve inne cündenâ lehümü'l‑gâlibûn8 ”.

“Nasrun minallahi ve fethun karîb9 ”.

“Hüve'l‑Hayyü lâ ilâhe illâ hüve fed‘ûhu muhlisîne le‑ hü'd‑din, el‑hamdü lillahi Rabbi'l‑âlemîn10”.

Libya ile dinî, tarihî, iktisadî, sosyal pek çok alanda sıcak ve derin bağları bulunan Türkiye, bugünlerde uluslararası sömürgeci güçlerin desteklediği Hafter güçlerine karşı, Birleşmiş Milletler'in resmî olarak tanıdığı Libya Hükümeti'ne destek veriyor. Çok geriye gitmeye gerek yok. 1974'teki Kıbrıs Barış Harekâtı'nda Libya eski lideri Muammer Kaddafi'nin Türkiye'nin ve Kıbrıs halkının yanında olduğuna dair açıklamaları, destek ve yardım teşebbüsleri, buna karşılık Rumların arkasındaki Yunanistan ve Batılı devletlere karşı olumsuz tutumu, herkesin malumudur. Libya'nın içinde bulunduğu bugünkü kaostan kurtulması yolunda Türkiye'nin izlediği siyaset, Libya halkının yanında olduğunun önemli bir göstergesidir. Kardeş iki ülke halklarının birbirlerine yardımcı olmasında garipsenecek ne vardır? “Türkiye'nin Libya'da ne işi var?” diyenlerin bir kere de “Amerika'nın, Rusya'nın, Fransa'nın, İngiltere'nin vs. devletlerin Asya ve Afrika kıtalarındaki birçok Müslüman ülkede ne işleri var?” dediklerini hiç duymadık.

Trablusgarp Müslümanlarının Hilâl‑i Ahmer yardımları da dâhil olmak üzere maddî manevî her bakımdan yıllar önce bize verdikleri destekleri hatırlayalım. 1910'da Trablusgarp Savaşı'nda binlerce bedevinin Osmanlı ordusuna katıldığını ve Arap yaralıların Hilâl‑i Ahmer çadırlarında tedavi edildiklerini11 unutmayalım. Bütün bunlara karşılık Türkiye'nin bir vefa örneği olarak Libya'nın yanında yer almasını çok görerek düşmanca tavır takınanların tarih, kültür ve medeniyet anlayışlarını yeniden gözden geçirmeleri gerektiğini kendilerine hatırlatalım. Diğer taraftan, “Arapların bizi arkadan vurduğu” iddiasının ‑Mekke Emiri Şerif Hüseyin hariç‑ bir efsaneden öteye geçmediğini sözlerimize ekleyelim.

Ne diyordu Şerif Ahmed Senusi:

“Ey Müslüman kardeşler! Sakın yabancı desiselerine kapılmayınız. Düşman, İslâm ülkelerine ancak küfür tohumlarını saçmak için gelir. Bütün düşmanlıkları, İslâm'ı mahvetmek, onun ismini ve şanını yeryüzünden kaldırmak içindir. Onlar aranıza tefrika sokarak Müslümanların vahdetini parçalamak isterler.”.

Uyanık bulunmak, tarih ve insanlıktan yoksun seslere prim vermemek önceliklerimizden olmalıdır.

Dr. Öğr. Üy. Ahmet Zeki İZGÖER


1 Recep Çelik, Millî Mücadele Günlerinde Din Adamları, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 2017, s. 5‑6. Teşkilât‑ı Mahsusa Başkanı Hüsamettin Ertürk, Ahmed Senusi'nin Sultan Vahdettin ile Anadolu Hükümeti arasında bir nevi arabuluculuk görevi olduğundan bahsetmekle birlikte Millî Mücadele'ye büyük destek verdiğini söyler. Geniş bilgi için bkz. İki Devrin Perde Arkası, “Şeyh Senusi'nin Ankara'da Geçirdiği Günler”, Yazan: Samih Nafiz Tansu, Ararat Yayınevi, İstanbul 1969, s. 482‑487.

2 Hayrettin Yücesoy, Senûsîlik ‑Sûfi Bir İhya Hareketi‑, Beyan Yayınları, İstanbul 1985, s. 156.

3 Nihat Azamat, “Senûsî, Ahmed Şerîf”, DİA, c. 36, Ankara 2009, s. 528.

4 Sebilürreşad, “Seyyid Senusî Hazretlerinin Sivas'taki Hutbeleri”, cilt 19, sayı 474, Ankara 31 Mart 1337, s. 49‑50. 5 Saffât suresi, 173.

6 Âl‑i İmrân suresi, 173.

7 “Nice az sayıda bir birlik, Allah'ın izniyle çok sayıdaki bir birliği yenmiştir”. (Bakara suresi, 249)

8 “Bizim ordumuz, şüphesiz galip gelecektir”. (Saffât suresi, 173)

9 “Allah'ın yardımı ve fetih yakındır.” (Saf suresi, 13)

10 “O, daima diridir. O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O hâlde dinde ihlâslı ve samimi kimseler olarak O'na dua edin. Her türlü övgü âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.”. (Mümin suresi, 65)

11 Osmanlı Hilâl‑i Ahmer Mecmuası, “Hilâl‑i Ahmer'in Trablusgarp Harbi'ndeki Faaliyeti”, Birinci Sene, Numara 1, İstanbul 1337, s. 23 ve 25.

senusi sivas hutbesi 1

senusi sivas hutbesi 2

 

tefsir dersi 2020

Yazanlarımız