HIZ VE HAZ ÇAĞINDA SABIR

hiz ve haz caginda sabir

Hayatımızı zamanın akışına göre şekillendiririz. Öncesi, şimdisi ve sonrasıdır bütün hikâyemiz. Peki, hikâyemiz zamanın içinde olan her şeyi içine alır mı? Aslında bütün gayemiz budur; arzularımız bu gaye ile şekil alır. Her mekânda, her nesne ile kendimize uygun kişilerle, istediğimiz gibi bir hikâye olsun isteriz hayatımızın.

Ne var ki her istediğimiz gerçekleşmez, istediğimizi alamayız ve sadece istediğimiz insanlar girmez hayatımıza. Hayat ise bu gerçekliği anlama ile geçer, er veya geç. Bu gerçeklik bütün yalınlığı ile kendini gösterir bize. Şimdi olmasa bile ölüm döşeğinde. Mesaj gayet açık; istediğimiz her şey olmaz…

Çağımızda insan her şeyin ve her istediğinin olmasını istiyor ısrarla. Bütün sistemi buna göre tasarımlıyorlar. Kendi kontrolünde olsun istiyor. Her şeyden haberdar ve her şeyden bir parçanın kendisine dokunmasını istiyor. Tarih boyunca var olan bu istek hiçbir zaman günümüzdeki kadar ısrarcı olmamıştı. Hükümran olan batıl sistemler bunun böyle olması için her türlü imkânı kullanıyor, yatırımlar yapıyor, projeler hazırlıyor ve algılarla oynuyor

“Hız” ise bunun anahtar kelimesi. Şöyle bir düşünün hızlı bankacılık, hızlı finasman, hızlı alışveriş, hızlı internet, hızlı eğitim… Meselâ şişman mısınız sorun yok hızla kilo verdiren ilaç var, ya da zayıfsanız hızla kilo aldıran. Hızlı eğitim, üç ayda İngilizce meselâ. Hızlı yemek, meselâ sırada beklerken bağırış çağırış içinde yemeğinizi hazırlayan insanları izlerken bile insanın başı dönüyor. Koskoca şehirlerde yaşayıp trafik hemen çözülsün istiyoruz. Gecenin bir vaktinde, canınız bir şey istediğinde “getir” diyorsunuz geliyor ve hatta belirtilen sürede gelmezse para ödemiyorsunuz. Geçmişte yapımı günler alan bir eşyayı alıp hemen yarın evinize gelsin istiyorsunuz. 45 günde tavuk yetiştirip, kesilecek hale getiriyoruz meselâ. Ağaçlar hep meyve vermeli, sebzeler hiç kurumamalı ve her mevsim ürün vermeli ve en kötüsü çocuklarımız hızla büyümeli, her şeyi öğrenmeli, her şeyden bir şeyler bilmeli. Hayal kurup, daha hayalinin peşine düşmeden hayali gerçekleşmeli. Onların yavaşlığına tahammül edemiyoruz çünkü.

Elde etmenin basitleşip normalleştiği toplumların ticarî ve sınaî yapıları da ona göre şekil alır. Tabii olarak insanların ruhî durumu buna paralel ilerler. “Güven duygusu”dur insanı yaşama bağlayan. 0‑3 yaş arasında oluşan güven duygusu insanın temel arayışıdır. Dağ dağ gibi kalacak, deniz deniz gibi, annem yanımda olacak, yer hep sabit duracak vb. Bir deprem olduğunda sallanmayacak olan yer, sizin güven duygunuzu sarsar ve günlerce evinize giremezsiniz meselâ. İşte insan, istekleri gerçekleşmediğinde güven duygusu sarsılır ve strese girer! Çaresizlik hissi baş gösterir. Bunu bastırmak için öfkelenir, öfkesi şiddete döner. Kaçınma ortaya çıkar. Fizyolojik olarak stres çarpıntı yapar, kızarır, sararır, terler ve nefes güçlüğü yaşar. Trafikte neler olduğunu görüyoruz her gün. İnsan davranışını ikiye ayırırlar: “A Tipi” ve “B tipi” davranış tarzı.

A Tipi, sistemin istediği insan tipidir. Yarışmacıdırlar; her an her şeyde bir yarış hâlindedirler. Saldırgandırlar; yarışma durumunun bir sonucudur çünkü herkes ekarte edilmesi gereken bir rakiptir ve her şey mübahtır. Düşmanlık beslerler; öyle ya rakip neden sevilsin? Hırslıdırlar; motivasyonları budur, her şeyin ve herkesin en iyisi olmak gereklidir. Zaman baskılıdırlar; hiçbir şeyin yetişmeyeceği endişesini taşırlar. Duygusuzdurlar; insan bu vaziyette hangi erdemli duyguyu taşısın? Çok konuşurlar, hesapçıdırlar, sık sık söz keserler, ayrıntıcı ve hızlıdırlar. Bu tip insanlarda kalp yetmezliği, diyabet, tansiyon ve mide rahatsızlıkları çok fazladır.

B Tipi insan tipi ise sakindir, telâşsızdırlar. Gamsızlıktan kaynaklanmaz bu, özümseyerek her anın tadını çıkararak, zamanı genişleterek yaşarlar. Zaman nasıl genişler; dertli olduğunuzda zaman hiç biter mi? İşte öyle bir şeydir bu! Bu insanlar zamanı çabuk harcamazlar. İyi dinleyicidirler, gereksiz konuşmaz ve esnektirler. Meselâ fastfood (ayak üstü) değil yavaş yavaş yemek yerler. Tadını çıkara çıkara.

Günümüzde hangi tip insanın çoğaldığını hep beraber görmekteyiz. Batı dünyasının teşvik ettiği ve bütün sistemi buna göre kurduğu ve bunu pazarlarken konfor vadettiği insan tipi. Yani sanıldığı gibi konforun artması, her şeyin hemen olması huzur değil, bilakis çeşit çeşit sorunları da beraberinde getiriyor.

Geçmişte Walter Mischel adında bir araştırmacı 1970'de 4‑6 yaş arasındaki çocuklara “Marshmallow testi” uygular. Testin amacı çocukların kendilerini kontrol etme ve duygularını yönetebilme becerilerini ölçmek ve buna dair çıkarımlarda bulunmaktır. Deneyde öncelikle çocukları tek başlarına bir odaya alırlar, önlerine bir tane şekerleme koyarlar. Eğer bunu yemeden 15 dakika beklerse ikincisini kazanabileceği söylenir. Yalnız kalan üç çocuktan 2'si hemen yer. Bu araştırmanın sonunda şekerlemeyi hemen yiyen çocuklarla, bekleyen çocukların yetişkinlik hayatlarındaki farklılıklar gözlemleniyor. Uzun yıllar süren araştırmalarda elde edilen sonuçlarda sabredip ikinciyi bekleyen çocuklar; başarılı, sosyal becerileri gelişmiş, çevresi ile iyi iletişim kurabilen, mutlu evlilikleri olan ve suça eğilimleri az olan yetişkinler olmuşlardır. Bekleyemeyenler ise tam tersi carpe diem (anı yaşa) nesli olmuşlarıdır. Toplumun büyük bir çoğunluğudur bu. Her an kaygı içinde olan, kutu kutu kaygı bozukluğu hapları ile yaşayan bir nesil. Virüs salgını endişesiyle marketleri yağmalayan, borsanın çökmesiyle intihara sürüklenen kaygılı bir nesil. Başkası için değil, kendisi için kaygılanan, en ufak bir problemde gemileri yakan bir neslin geleceğini tahmin eden profesör, 50 sene önce başlamış testlerini yapmaya. Boşanma oranları, obezite sorunları, madde bağımlılığı oranlarındaki artış bu durumu doğrulamaktadır maalesef. Bu örnekleri sayfalarca.

Toplumda var olan bu güvensizlik ve kaygı durumuna neden olan şey bekleyememe hâli midir yoksa bekleyememe hâline kaygı mı neden oluyor bunu bilmiyorum. Lakin bilinen bir şey var ki hızlı olmazsan yutulursun anlayışı ile oluşmuş bir koşuşturma hâli topluma hâkim durumda. Çocuklarımızın oynağı bilgisayar oyunlarına bir bakın meselâ. Hızla hareket et, hızla malzeme topla ve hızla sadece kendin kalıncaya denk bütün yarışmacıları öldür. Oyunun sonunda eşsiz bir haz ve yalnızlık. “Haz” diyorum, zira ikinci kilit isim bu. Her eylemin sonunda kısa süreli yaşanan haz. Bir diğer eylemi değersizleştirdiği, onun da diğer her şey gibi hızla tüketildiği yavan ruhsuz bir zevk. Elde edemediğinizde ise derin bir hayal kırıklığı, morfin gibi bir şey. Her şeyde mükemmel olma durumu. Öyle ya siz seçilmiş ve üstün bir varlıksınız, hata yapmak ve geride kalmak hazzınıza mani olmakta.

İşte bu ikili “hız” ve “haz” birleşti mi iyi şeyler olmuyor. Günümüzün kutsanmış ikilisi. Devamlı aceleci olmak ve mütemadiyen hazzı istemek, düşünce sistemimizi bozar. Algıya açık hale gelirsiniz. Hayattan daha hızlı bir zihnin kimseye faydası yoktur.

Kadim kültürümüz, bütün semavi dinler, gelişmiş medeniyetler ise “sabır” olgusu üzerinde durur. Biz şunu biliyoruz ki “hızın” aksine “sabır” güçlü insanın özelliğidir. “Gerek geleneğimizde gerek pozitif psikolojide sabır önemli bir özelliktir. Onun için “Allah sabredenlerle beraberdir”. “Sabır, gönüllü bir şekilde, şikâyet etmeksizin her türlü zorluğa dayanma, direnme ve mücadele etmeyi gerektiren ruhî bir eylemdir”. Rasulullah'ın ifadesi ile “Felâketle karşılaştığın ilk anda dayanmadır”. Sözlükte “engellemek, hapsetmek, güçlü ve dirençli olma; acı, yoksulluk, haksızlık gibi durumlarda şikâyet etmeksizin dayanmadır”. Sabır, çaba ile elde edilir, her türlü zorluğa gönüllü dayanma gücüdür, önemli bir işi yaparkenki soğukkanlılıktır. Duygusaldır, bilişseldir, davranışsaldır, duygu unsuru kuvvetli, bilinç düzeyi yüksektir, şuursuzca yapılmaz, yüksek bir kendilik ister. Sabır çekirdektir, karakter gücüdür. Sabır kendi ile vardır, yani sabrederek öğrenilir.

Ne değildir? Sabır fakirin ya da başı dara düşmüş birine ait özellik değildir. Fakirin zoraki hâli, zengin olamama durumunun nedeni, yenidünyanın başarısızlık gördüğü duruma katlanma hâli değildir. Şöhreti gayrimeşru, şeriatımıza uymayan davranışları sergileyen sanatçının günün sonunda ben zirveye sabırla çıktım dediği “sabır” değildir. Sabır olay eksenli değildir, sabır için acı bir olay lâzım değildir. Sabır haz geciktirme de değildir, haz geciktirme daha büyük ödül için küçüğün terkidir. Sabır öz denetleme değildir.

Ve sabır “tahammül” değildir. Sabır tahammül etmek gibi lanse edilmiştir. Bu, bilgi ve zihin kirlenmesidir. Tahammül pasifliktir, sabır bilişseldir, içinde problem çözme vardır. Tahammül şikâyet hâlidir. “Musibet birdir, kişi sızlandı mı iki olur” demiştir büyükler. Sabırda bilinçli bir tercihle katlanma vardır. “Bir kötülük gören onu eliyle, gücü yetmezse diliyle düzeltsin, ona da gücü yetmezse buğz etsin” diye buyurulmakta, tahammül etmek değil aksiyoner olmakla mükellefiz. Tahammül bir katlanma ve içe atımdır. Sabır bu olsaydı karakter gücü olmazdı. Sabır tembelce bekleyiş değildir, aktifliktir, iç mücadeledir. Kemal Sayar'ın ifadesi ile sabır “edilgenlik vazgeçiş değil bekleme sanatıdır”. Güvensizlik ve kötümserlik değil, bekleme hâlinde, eylemsizlik içinde güvendir.

Allah'a dayandım diye sen çıkma yataktan

Mana‑yı tevekkül bu mudur? Hey gidi nadan!

Ecdadını zannetme asırlarca uyurdu

Nereden bulacaktın o zaman eldeki yurdu?

diyen Mehmet Akif, sabrın mevcut duruma tahammül değil, daimi bir uyanıklık olduğunu haykırıyordu.

Sabır yavaşlık değil, her şeyin kendi ritmini yakalamadır. Her şeyin vakti kendi ölçüsüyledir. Bulutlar, ay ve güneş acele etmez. Her şey sırası ve vakti geldiğinde hareketini tamamlar. Civciv yumurta kırılarak çıkmaz, kuluçka ile çıkar. Hemen anne olunmaz, vakti ve zamanı yüksek bilinçle beklemektir sabır. Her nefes alışverişinizi hissedecek kadar yavaşlayıp şükretmektir sabır. Anı tatmin değil, zamanı kovalamak değil “demin bu dem” olduğu bilincidir. Çabasız ödül insanı şımartır ve kaybı ise hissizleştirir. Oysa sabır ile gelen alın teridir, tevazudur, dua ve her daim şükür barındırır. Onun için kullan at değildir. Sabırla oluşan dostluk yıkılmaz, aile parçalanmaz, kolay kolay incinmez insan. Hızdır ve arkasından aradığınız hazdır sizi kolayca inciten ve incitilen insan yapan.

Hızlandırılmış hayat yanı başınızdan akar gider, yoğunluk hissi vermez, bir günü bir güne eşit hayatlardır bunlar. Oysa bir nakış düşünün çeşit çeşit ince motifler ve renkli desenler. Sabır, işte nakış gibi hayatı işleme sanatıdır! İman iki parçadan oluşur: Sabır ve şükür. Hz. Eyüb örneği şükür ve sabır timsali. Rabbine acılarını arz etmiş fakat şikâyet etmemiş. Yunus Peygamber sabredememenin ve yeniden sabır eğitiminden geçişin örneğidir. Hz. Ali “baş vücut için ne ise, iman için de odur” der. Sabır nefsi telâştan, dili şikâyetten, organları çirkin davranıştan koruma, nimet hâli ile minnet hâli arasında fark gözetmeyip her iki durumda da sükûn olma hâlidir. Bağdadî der ki: “Zenginin övülmesi varlığından değil, fakirinki yokluğundan değil. Her ikisinin de varlığın ve yokluğun hakkını vermesindendir.”

Zengin mütevazılığını, merhametini, yardımseverliğini her türlü desiseye rağmen korumak için sabredecek, fakir ise hâline bakıp şikâyet etmeden helâl lokması için koşturacak, harama tevessül etmemek için sabredecek. Sabır, duygularımızı akıl ve şeriat sınırlarında tutmadır. Sabır, müminin içinde var olan potansiyel gücüdür. İbadetlerin yerine getirilmesinde, belâ ve musibetlerde, halkın eza ve cefasında, Allah'a davette ve savaş alanında güçtür. Hz. Ömer: “Sabır, iki çeşittir” der; biri diğerinden üstündür. Musibetlere sabır güzeldir, ondan daha güzel olan ise haram kılınanlara sabırdır”

Isfahanî: “Sabır, üç makamdır der. Şehvetin terki tevbe edenlerin derecesidir, takdir edilene rıza zahidlerin derecesidir, başa gelene muhabbet sıddık derecesidir. Ama asıl hüner, afiyette ve bollukta sabırdır. Onların emanet olduğunu bilme, onlara meyletmeme”. İbadette sabır; kolay iş mi? Riyasız, salih amel işlemek, içine en küçük kibir karıştırmadan yalnız Allah'a adanmış amel yapmak. Kur’ân‑ı Kerim'de beş ayette geçer sabır ve yüze yakın ayette aynı kökten çeşitli isim ve fiiller yer alır. “Ey iman edenler sabredin ve sabır yarışında geçin”, “Ey iman edenler! Başınıza gelecek her şeyle sabretmekle ve namaz kılmakla Allah'tan yardım isteyin. Allah sabredenlerle beraberdir”. Hz. Yakup, ufukta hiçbir şey yokken üzüntüsü için: “Artık bana düşen sabırla beklemektir” dememiş miydi?

Sabır, hükme rızadır. Hz. İsmail'in teslimiyeti, Hz. Nuh'un evlâdı karşısındaki tutumu, Hz. Lut'un eşi karşısındaki hâli, hep sabırla mümkün olmuştur. Nurettin Topçu'nun ifadesi ile “Toprağa konulan ölü gibi değil, toprağa süzülen su gibi” sabrettiler. Minkavski'nin “sabır aynı adımla hem ölüme hem geleceğe yürümektir” sözünün onlarca misali İslâm tarihinde mevcuttur. Sonsuz cennetler, hesapsız nimetler sabredenlere vadediliyor. Hz. Peygamber: “Müminin durumu hayret vericidir. Çünkü her hâli kendisi için hayır sebebidir. Sevinecek olsa şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bela gelecek olsa, sabreder; bu da onun için hayır olur.” buyurur.

Ezcümle, yaşarken hızlandırdığımız ve acısıyla tatlısıyla kıymetini bilmediğimiz hayat, döşekte ölürken bize ümitsizlik olarak acı ile geri dönecektir.

“Rahman ve Rahim olan Allah'ın adı ile, Asra yemin olsun ki, insan mutlaka ziyandadır, ancak iman edenler, birbirine hakkı tavsiye eden ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır”.

Sözlerimizi büyük şairin dizeleriyle bitirelim:

Hâlık'ın namütenahi adı var en başı Hak

Ne büyük şey kul için Hakk'ı tutup kaldırmak

Hani ashab‑ı kiram ayrılalım derlerken

Mutlaka sure‑i ve'l‑Asr'ı okurmuş bu neden?

Çünkü meknûn o büyük surede esrar‑ı felâh

Başta iman‑ı hakikî geliyor sonra salâh

Sonra Hak, sonra sebat, işte kuzum insanlık!

Dördü birleşti mi yoktur sana hüsran artık.

Mehmet Akif Ersoy

Özkan TOPÇU

tefsir dersleri

Yazanlarımız