
Zafer, ayan beyan açığa çıkınca başladık yine konuşmaya. Teorisyenler öve öve anlatıyor destanınızı. Formüle ediyorlar adımlarınızı. Oysa tam da bu noktada susmak isterdim. O yüce direniş karşısında sadece şükür etmek... 28 Şubat Darbesi karşısında durmaya dair hikâyelerimizi neshettiniz. Artık Sevgili Halkım ‘Kahramanlık’ deyince siz, ‘Direniş’ deyince 15 Temmuz...
Belki de sadece bunu söylemek için bozuyorum sükûtumu.
Ey halkım, sen ki yıllarca acıları yutacaksın ve yıllarca içine atacaksın. Susacaksın, aşağılanmalara, idamlara, darbelere… Ve bir gece havaya kalkan eli “Yeter!” deyip durduracaksın. Göğsünde bir ateş topu olmuş olarak yıllarca içine attıklarını bir gece, böyle bir nefeste “15 Temmuz”da bırakacaksın geceye.
Ey sinesinde iman ateşini büyüten güzel halkım! Tüm muhabbetle sukut halindekiler adına sizi sevgiyle selâmlıyorum!
Ey halkım, karanlık gecenin ortasında göğsünüzde parlayan imanı selâmlıyorum. Cennetin kapıları topraklarımızın üzerine açıldı. Tankların önüne yatma cesareti serpildi üzerinize. Jetlere kafa tutan öfke, binlerce kişinin bir anda parçalayabileceği şaşkın darbeciye karşı sabır, kurşunlara karşı nasihat etme büyüklüğü, tarlaları yakıp uçakları şaşırtma fikri yağdı gökten bedenlerinize.
Rabbimiz o karanlık gecede manevi lütufları serpti de serpti sabaha dek. Ve aydınlattı sabahı. Bazılarını seçti ve cennetin en üst makamına, gönüllerimizin en üst rütbesine yükseltiverdi, hiç ummadığımız bir anda.
Ümmetin aydınlık yüzü olan halkım! Düşündükçe, kahramanlık sahnelerini tekrardan izledikçe ve sözleri boğazımı düğümleyen kahraman halkım! Sizi hayranlıkla selâmlıyorum!
Düşman tarafından öldürüleceği kesin olduğu halde savaş meydanından nefsine gem vurup kaçmamak için bacaklarını bağlayan Ömer Muhtar’ın “gıpta ettiğimiz mücahitleri” dolanıyormuş aramızda, bilememişiz.
Şimdi ey halkım! O destansı geceden sonra sokağa çıkıp her birinizi durdurup hürmetimi söylemek, sokağa hiç düşünmeden çıkaran iman sahiplerinin yüzüne bakmak istiyorum. Hayret makamı zirveye ulaşmış bir halde bir mucizenin içinde -hepinizle aynı coğrafyada ve zamanda- yaşıyor olmaktan gurur duyuyorum.
Darbecilerin şoka girmiş suratlarına bir zafer çarptınız. Korkunç planları bir mucizeyle bozdunuz. Sizler, Hz. Musa’nın ikiye böldüğü denizin damlalarısınız. Hz. İsa’nın diriltici elisiniz. Ebrehe’nin üzerindeki ‘Ebabil’siniz. Sizin ellerinizle, kanlarınızla Rabbim bize bir mucize lütfetti.
Yol kenarlarındaki reklam panolarını süsleyen ve sizlerden geriye kalan son hatıranız olan şehit resimlerinizi her defasında tekrar tekrar seyrediyorum. Gazilerimizi arayıp buluyorum. Onlar metanetli bir şekilde yaşadıklarını anlatırken ödevler çıkarıyorum kendime. Kahramanlığınıza karşı kurulan hadsiz tüm cümleleri kınıyorum. Dün, yaşadıklarımızı anlatmaya kalktığımızda bize: “28 Şubat edebiyatı yapmayın!” diyenler, şimdi de sizin kahramanlıklarınızı küçümsetmeye çalışıyor. Henüz yaralar kapanmamışken birileri canhıraş suları bulandırmaya ve hainleri etkisiz hale getirme çabalarına “Haksızlık yapılıyor!” söylemini çoğaltıyorlar.
Çocuklarına süt alamadığı günleri yaşayan ‘başörtü direnişçileri’ni görmezden gelip onları unutmayı seçenler, bugün adalet savunucusu olmuş; üstelik şehitlerin kanı kurumamışken katillere ya da onların destekçilerine omuz veriyor. Nasıl bir adalet seviyorlarsa? Kimseye kurşun sıkmamış, vatana ihanet etmemiş 28 Şubat kadınları için suskunluklarını çoğaltanlar; bugün eline kan bulaşanların mağduriyetlerini dillendiriyor. Yazık yazık ki intihar edenlerin vebalini fütursuzca omuzlarımıza yüklüyorlar.
Ey halkım! Tertemiz bir mücadele verdiniz. Binlerce teşekkür yerine o karanlık geceye dair kirli analizleri piyasaya sürenleri -ikiyüzlü hainleri affetmediğimiz gibi- affetmiyoruz. Müsterih olun! Akan kanın hesabı sorulmadan susmayacağız!
15 Temmuz gecesi Truman Show’un çıkış kapısını bulan karakter gibiydi sevgili halkım. Acı gerçeğin kapısını aralayıp tarihi kararı verdiniz. Tankları durdurdunuz. Bir darbeye darbe yaparak geleceğin mecrasını değiştirdiniz.
O an için vatan; kadınlar için sabah aydınlanan güne uyandırdıkları çocukları neyse o demekti. Vatan bugün düşerse uyanırken gülümseyen çocuklarının bir geleceği olmayacak, belki o andan sonra çocukları da olmayacaktı. Kocaman koyu bir karanlık ya dağıtılacak ya da bu karanlık herkesi boğacaktı. Her şey yıldırım hızıyla gerçekleşti. Sabaha kadar nefes nefese bir mücadele... Bu gecenin sayısız kahramanı var. Öğrenebildiğimiz hikâyelerin yanı sıra bilmediğimiz -kim bilir!- göğsümüzü kabartacak, gözümüzü yaşartacak kaç sahne yaşanmıştır. Büyükten küçüğe hepimizin iliklerine dek vahametini hissettiğimiz bu gece, bir dönem sonra silikleşecek ve gelecek nesiller için kısa birkaç cümleden ibaret hale gelecektir. Bu gece sergilenen kahramanlık karşısında belki de yapabileceğimiz en iyi şey; kahramanlarımıza hayır duanın yanı sıra onları tanımak, tanıtmak ve onların ortaya koydukları iradenin sirayet etmesini umarak isimlerini yaşatmaktır.
Şehadete koşarken müdafaa ettiğinizin vatan ve içinde okunan ezanlarla sembolleşecek İslâm olduğunu biliyoruz. Halil KANTARCI’dan, Erol OLÇOK’tan, Ayşe AYKAÇ’tan, Türkan TÜRKMEN’den, Fikriye teyzeden ve onların şahsında 246 şehidimizden binlerce gazimizden biliyoruz.
Ey halkım! Dünya tarihine yazdırdınız isminizi. Geri kalmış, azgelişmişlik teorilerini Batı’nın yüzüne çarparak ezberini bozdunuz dünyanın. Zafere hasret kalmışlığımıza bir nokta koydunuz. Binlerce teşekkür size, binlerce teşekkür her birinize!..
Gülşen Demirkol Özer