DEĞİŞEN DÜNYA'DA İSLAM'IN DEĞİŞMEZLERİ

Adana’da ilmi çalışmalrı ile öne çıkan derneklerden Şefkatli Eller Cemiyeti, ‘‘Değişen Dünya’da İslam’ın Değişmezleri’’ konulu konferans düzenledi. Seyhan Kültür Merkezi’nde gerçekleşen programa Beşir Eryarsoy Hoca konuşmacı olarak katılırken etkinliğe katılım ve ilgi yoğundu.

 

Saat 19:00’da Abdulvahab Bulut’un Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan etkinlik dernek faaliyetlerinin anlatılmasıyla devam etti.
Programda bir selamlama konuşması yapan Şefkatli Eller Cemiyeti Başkanı Emin Işık, etkinlikte emeği geçen herkese ve iştirak eden katılımcılara teşekkür etti. Birçok insanın İslam’ı yaşayan Müslümanlar görmediğinden dolayı dini bilmediğini ve bu yüzden yanlışlara inandıklarını vurgulayan IŞIK, bununla beraber aslında bir çok Müslümanın da dinini tam olarak bilmediğine işaret etti. “Çoğu insan gerçeği değil düş görüyor. Hak gerilemez. Yüreklerin değişmemesi için İslam’ın değişmezlerinin yaşanması gerek” dedi.

Selamlama konuşmasının ardından kürsüye gelen Beşir Eryarsoy Hoca; konferansın adından da anlaşılacağı üzere ‘‘Değişen Dünya’da İslam’ın Değişmezleri’’ olduğunu, değişen dünyadan kastın ise Batı dünyasının ele geçirdiği dünya olduğunu söyledi.

Konferansın devamında özet olarak şunlar kaydedilmiştir:

“Konferansın konu başlığı nelerden bahsedilmesi gerektiğini az çok ele vermektedir. Gerek kültürel dilde gerekse halk dilinde, değişme, değişim, zaman değişti, artık böyle değil gibi ifadeleri göz önüne alırsak değişimle ilgili çok fazla kullanımın olduğunu görebiliriz. Bunların çokluğu Dünya’da ciddi bir değişimin varlığını, her sınıfta insanın bundan etkilendiğini göstermektedir.
Peki, bu değişimin daha önce de ifade edildiği gibi hayrımıza olan tarafları var mıdır? Varsa boyutları nedir? Bu değişim nereden geliyor? Nereye gidiyor? Bunun ilmi, fikri, tarihi geçmişi esasları nelerdir? Ve Müslüman olarak değişime nasıl bakmalıyız? Buna bizim biçeceğimiz değer ve buna bağlı olarak bizim bu doğrultuda gerek düşünce ve zihin gerekse ahlaki alanda yapmamız gerekenler nelerdir? Bu ve benzeri sorulara elden geldiği kadar cevap verilmeye çalışılacaktır.
Hepimizin bildiği gibi bugün kendisini “Değişen Dünya” diye nitelendirdiğimiz en azından Konferansımızın konusunda belirttiğimiz “Dünya” hangi Dünyadır? Temel unsurları nelerdir?
Kastettiğimiz Dünya, Batı uygarlığı etrafında kenetlenmiş olan Dünyadır. Batı uygarlığı derken ilk anda aklımıza gelen Avrupa’nın Batısı olmakla birlikte, bu uygarlık, değerleriyle, yaklaşımlarıyla, ölçüleriyle, anlayışıyla aslında Japonya’dan, Amerika’ya Rusya’dan Hindistan’a, Çin’e kadar adeta Dünya’nın tümüne damgasını vuran bir hale gelmiştir. Müslümanlar bu Dünyanın nispeten daha az etkisi altında bulunmalarına rağmen, değişen ve değişimi ön planda tutan ve değişimi adeta değişmeyen tek kavram olarak lanse eden ve belirten bir uygarlıkla karşı karşıyadırlar.
Tek yasası değişim olan bir uygarlıkta neyin yerinde durması beklenebilir? O halde bu anlayışta, bu uygarlıkta sabit hiçbir değer, ölçü, yasa bulunmamaktadır. Her şey her zaman değişebilir. Bu anlayışı esas alan Batı uygarlığının temeline yatan değerler nelerdir?

Bu değerler Grek kültürünün felsefesi ve putçuluğu, Romanın emperyalist, sömürgeci siyaseti ve buna bağlı olarak şekillendirdiği hukuku ve sürekli olarak tahrif ettikleri Hıristiyanlık anlayışlarıdır. Bu unsurların hiçbirisi de tarih boyunca sebat gösterememiş sürekli olarak değişmiştir.

Grek kültürü felsefesi ve putçuluğu değişe değişe günümüzde insanın putlaştırılması anlayışına kadar gelmiştir. Romanın emperyalist siyaset ve hukuku şu anda Irak, Çeçenistan işgallerinin hatta ve hatta son zamanlarda Kızıldeniz’in güneyinde, Senegal sınırlarında yaşanan korsanlık hadiselerinin sebebidir. Hepsi bu kültürün, bu değişim anlayışının neticeleridir. O emperyalist hukukun herkesi ezme hatta imha etme hakkını kendinde bulması bu olayları ortaya çıkarmaktadır. Çünkü kendilerini medeni, kendilerinden başka herkesi barbar olarak tanımlamışlardır. Asya’yı, Afrika’yı ve diğer bölgeleri ‘siz geri kaldınız biz size medeniyeti getirdik’ diyerek sömürmüşlerdir. Her türlü sömürünün karşısında olduğunu ileri süren Karl Marx bile İngiltere’nin Hindistan’ı işgalini, değişim, medenileşme getireceği bahanesiyle ayakta alkışlamıştır.
Hıristiyanlık da bilindiği üzere İsa (as) a indirildiği şekliyle muhafaza edilememiştir. İsa (as) dan sonra tahrif edilip değiştirilmeye başlanmıştır. Kilisenin yanılmazlığı inancı Hıristiyanlığın inanç esasları arasına sokularak Hıristiyanlığın da konsiller aracılığıyla sürekli değiştirilebilmesinin önü açılmış, bu yolla Hıristiyanlık inancında sürekli olarak değişiklikler yapılabilmiştir. Örneğin yasak olan boşanma, Papanın başkanlığındaki bir konsilin kararıyla serbest hale getirilmiştir.

Temelleri bu esaslara ve değişime dayanan Batı uygarlığı nasıl ortaya çıkmıştır? Bilindiği gibi Ortaçağdan sonra Rönesans, Reform hareketleri başlamıştır. Bu hareketlere başlıklar halinde değinilecektir. Bu hareketler Grek kültürüne anlayışına zihniyetine dönüş hareketleridir. Fransız İhtilalı’nı hazırlayan ve arkasından gelen Aydınlanma Çağı bu dönüş hareketinin bir adım ileriye götürülmesidir, sistemleştirilmesidir. Fransız İhtilalı sonrası değişim anlayışı devlet eliyle resmileştirilmiştir.

Bu değişkenliğin sebeplerini de kısaca belirtelim. Bu sebepler birkaç başlık altında ele alınacaktır.
1- Bilgi ve medeniyetin kaynağı bakımından: Batıda bilgi ve medeniyetin kaynağı akıldır, deneydir. Felsefe ve sosyal bilimlerde sabit değerlerin kabul edilmeyişidir.
Akıl, çevresini oluşturan şartlardan, kişinin kendisinden, yetişmesinde katkısı olan her türlü değerden ve oluşumdan etkilenen bir vakadır. Akılla aynı konuda birbirinin zıttı kanaatler oluşturulabilir. Deneylerin yapılması da sürekli değişen şart ve imkânlara bağlıdır. Örneğin; daha önce deney yaparak atomun parçalanamayacağını söyleyenler yine deneylere dayanarak atomun parçalanabileceğini söylemektedirler.
2- Dış Etkenler: İslam uygarlığı Batıyı ciddi bir şekilde etkilemiştir. Batı özellikle Ortaçağda her şeyin tekdüze olduğunu, hiçbir şeyin değişmeyeceğini düşünürdü. İslam ile tanışınca kabul ettikleri gerçeklerin değişebileceğini yavaş yavaş anlamaya başladılar. Aslında bu durum onlar için bir fırsattı. İslam’ın nelerin değişebileceğini, nelerin sabit kalması gerektiğini ortaya koymasına rağmen, Batılılar bu fırsatı değerlendiremediler. Farklı nedenlerle sürekli değişkenliği esas aldılar. Diğer bir dış etken ise Yahudilerdir. Yahudiler Batıda fırsatları iyi değerlendirerek basit üretim araçlarına dayanan ekonomik sistemi kademe kademe kapitalist sisteme taşımış ve Batının değişim anlayışına etki etmiştir. Örneğin Avrupa’da kadının dışarıya çıkması ve tesettür anlayışında İslami anlayıştan farkı yokken kapitalist yaklaşımların etkisiyle günümüzdeki durum ortaya çıkmıştır.

3- İnkılâplar: Fransız İnkılâbı sonunda, idari bakımdan krallıktan cumhuriyete geçiş olmuştur. Üretim alanında feodal üretimden kapitalist üretime geçilmiş, idari anlamda değişimler devam etmiş cumhuriyettin faşizme, faşizmden komünizme geçişler yaşanmış bu değişimler günümüze kadar devam ederek demokrasiye, globalizme kadar gelinmiştir. Diğer bir İnkılâp, Sanayi İnkılâbıdır.Sanayi İnkılâbı sonucunda ekonomik sistem olarak kapitalizme, fikir anlayışı olarak materyalizme geçiş yaşanmıştır.
Bu süreç sonunda Batı insanı öncelikle dinden kopmuştur. İkinci olarak ahlak değerleri sabit olmaktan çıkmış değişken bir hal almıştır. Bu değişim dün iyi olanı bugün kötü, dün kötü olanı bugün iyi olana dönüştürebilmiştir.

Batı uygarlığında değişime uğramayan istisnai anlayış başkasına bakıştır. Batı ötekileştirdiklerini 2. 3. sınıf olarak, hatta hak karşısında yer alan kötünün ta kendisi olarak nitelendirmiştir. Bu anlayışı açığa vuran açıklamalar Irak işgali sırasında ABD Başkanı tarafından sıkça yapılmıştır.

Bu Batılı zihniyet neye mal olmuştur? 1914 ile 1918 yılları arasında süren 1. Dünya Harbi, daha yirmi sene dolmadan 2. Dünya Harbi, 1. Dünya Harbi sonrasında Osmanlı Devletinin tavsiyesi, en az 25 milyon insanın ölümüyle neticelenen Sovyetler Birliğindeki Komünist İnkılâbı gibi örnekler bu konuda sayılabilecek birçok maddeden sadece bazılarıdır. Afrika’nın talan edilmesi, İslam Dünyasının talan edilmesi de Batılı zihniyetin sebep olduğu felaketlerdir.

Yakın zamanda Irak’ta yaşananlar, işgal, cinayetler, işkenceler, maddi manevi değerlerin talan edilmesi de bu zihniyetin ortaya çıkardığı eserlerdir.
Bu zihniyet başka nelere mal olmuştur? Tek değişmezi olarak değişimi esas alan Batılı zihniyet değer ölçülerinin de alt üst olmasına neden olmuştur. Batılı anlayışa göre değerli olarak görülen bir şey zamanla değersizleşebilmekte, bunun tersi de her zaman mümkün olabilmektedir.
Anlatılan bu süreç, değişen bir dünyanın ortaya çıkma sürecidir.

Peki, bu duruda İslam’ın tutumu nedir? İslam böyle bir şeyi kabul etmiyorsa neden kabul etmiyor ve insanına bu değişken değerlere ve medeniyete karşı nasıl bir yöntem kullanarak direnç ve kimlik kazandırıyor? Değişime İslam nereye kadar evet, nereye kadar hayır demektedir?

İslam’ın değişmezlerinin neler olduğuna geçmeden önce bazı belirlemeler yapmak gerekir. Neyin değişip neyin değişmediğini, neyin değişmesi gerektiğini, neyin sabit kalması gerektiğini tespit edebilmek için değişmez bir takım değerlerin mevcudiyetine ihtiyaç vardır. Bunlar nasıl tespit edilecek nerden tespit edilecek? İslam’ın bu konuda verdiği cevap gayet açık ve nettir. İslam biricik hakikatin sağlam bir ilim edinme yoluyla edinilebileceğini ortaya koymuştur. Hakikatin edinileceği ilim nerden edinilir? İslam âlimlerine göre ilmin üç tane kaynağı vardır.
Kaynakların birincisi akıl, ikincisi sağduyu, üçüncüsü vahiydir. Aklın bir bilgi kaynağı olduğu üzerinde kimsenin bir ihtilafı yoktur. Ancak ihtilaf onun keyfiyetiyle alakalıdır. Duyu organları da bilgi edinme yollarından biridir. Duyarak, görerek çeşitli bilgileri edinmek mümkündür. Diğer bir kaynak ise doğru haberdir. Doğru haber İslam’a göre ikiye ayrılır. Birincisi mütevatir haberdir. Kesinlikle yalan üzerinde birleşmeleri mümkün görünmeyen büyük topluluğun, büyük bir topluluğa haber verdiği ilettiği bilgidir. Mesela Ağrı Dağının varlığına dair verilen haber gibi. İkincisi Resulün, Peygamberin haberidir. Bunun da ispatı son Peygamberle ilgili olarak Kur’an-ı Kerimdir. Kur’an-ı Kerim, Allah’tan gelen bir Kitap olduğunu ispatlamak sadedinde tüm insanlığa meydan okumakta ve onun bir benzerini meydana getirmeye çağırmaktadır. Kimse bunu yapamadığına göre bu Kitap Peygamber (sav) in ortaya koyduğu bir kitap değil Allah’ın kitabıdır. Allah da en büyük hakikat olarak vahdaniyetiyle her şeyi bilen hüviyetiyle bu kitabı indirmiştir.
O halde İslam’ın değişmezlerinden bahsederken ilk olarak bilgi kaynaklarımızın değişmezliğinden söz etmek gerekir. Bu kaynakların arasında ne rüya vardır ne de bilgi ifade etmeyen başka olaylar vardır. İslam’ın ilk değişmezi budur. Biz bu bilgi kaynaklarından hareketle diğer sabit ve değişmezlerimizi tespit ederiz.
Kur’an-ı Kerim’in ortaya koyduğu ilk değişmez gerçek Âlemlerin Rabbinin birliğidir. Kâinat nereye giderse gitsin, değişen insanlık nereye giderse gitsin İslam açısından Müslüman açısından değişmeyen tek hakikat Âlemlerin Rabbinin bir ve tek olduğudur.

İkincisi bir olan Rabbin mabut olarak, İlah olarak birliğidir. Bu da değişmez bir hakikattir. İslam için bu bütün hakikatlerin esası ve hatta Müslüman olmanın kendisine bağlı olduğu esastır. Allah’ın İlah olarak bir kabul edilmesi, bizim yalnız kendisi için yapmamız gereken fiilleri yalnızca O’nun için yapmamızdır. Bu da İslam’ın değişmez hakikatleri arasında yer alır ve önemli bir yer sahibidir.
Bir diğer değişmez, yaratılmışların Cenab-ı Allah’a karşı konumlarının birliğidir. Başta insanlar olmak üzere bütün mahlûkatın Allah’a karşı konumu bir ve tek konumdur. O da Allah’ın emir ve komutlarına, kanunlarına, buyruklarına itaat etmektir. Tüm yaratılmışlar Allah’a itaat etmek konumundadır. Ancak irade sahibi biz insanlar ve yine irade sahibi olarak cinlerin –isyan iradesine sahip- itaat ettiği de olur isyan ettiği de olur. Ama Allah insanları da cinleri de kendisine itaat etmek üzere yaratmıştır.

Başka bir değişmez insanların yaratılış itibariyle bir olmalarıdır. Bunun kabul edilmemesi ırkçılık, sömürgecilik vb zulümlerin nedeni olmuştur. Allah Resulü (sav) şöyle buyurmaktadır. “Rabbiniz de birdir. Atanız da birdir.” Kur’an-ı Kerim’de de bu esasa işaret eden buyruklar mevcuttur. (Nisa-1)

Dinin bir olması ve bu dinin İslam olarak belirlenmesi de İslam’ın değişmezleri arasındadır. “Allah katında din İslam’dır” ayeti bu değişmeze işaret etmektedir. İslam, kendinden başka din kabul etmediği halde İslam’ı benimseme noktasında zorlamayı engellemektedir. Bu da İslam’ın kendinden emin olmasından kaynaklanmaktadır.
Akide ve ahlak birliği İslam’ın bir diğer değişmezidir. İslam’ın, müntesipleri başta olmak üzere bütün insanlığa teklif ettiği akidesi ve ahlakı da birdir ve değişmezdir. Allah Resulü’nün (sav) ahlakı Kur’an-ı Kerim’de en üstün ahlak olarak vasıflandırılmış ve bizlere örnek olarak gösterilmiştir.

Bir diğer değişmez hakikat Şeriat’ın birliği hakikatidir. İslam’da da şeriat değişmezlerin başında yer alır ve dinin kapsamı içerisindedir.
Zaman zaman bazı kimselerin ‘zaman değişti, önceleri böyleydi şimdi başka olmalı’ gibi ifadeleri yerinde ifadeler değildir. Zaman değişir ama hakikat değişmez. Aslında zaman da değişmez. Allah Resulü (sav) Veda Hutbesi’nde cahiliye döneminde hac mevsiminin aynı mevsime denk gelmesi için yapılan ay ekleme uygulamasını kaldırmış ve yılın on iki ay olduğunu ilan etmiştir. Buna göre zamanın değiştiğini İslam’ın ahkâmının artık uygulanamayacağını ima etmek isteyenlere söyleyeceklerimiz vardır. Müslüman iseniz böyle konuşmanızın İslam’a uygun olmadığını biliniz. Müslüman değilseniz İslam hakkında ahkâm kesmek sizin işiniz değildir.

Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz. Değişkenlik ve değişim söylemleri İslam’ın değişmezlerini kapsayamaz. İslam’ın, burada kısmen temas edilen ve bu kapsama dâhil edilebilecek pek çok değişmez ilkesinin hiç birisi için değişkenlikten, değişimden söz etmek imkânı yoktur. İslam’da değişebilen bazı şeyler vardır. Bu inkâr edilemez. Mecelle’de ifadesini bulduğu gibi ‘zamanın değişmesiyle ahkâmın değişeceği inkâr olunamaz’ Zamanla değişebilecek bazı hükümler olabilir. Fakat değişebilecek hükümlerin İslam’ın değişmezleri çerçevesinde olacağını da unutmamak gerekir. Müslümanlar tüm değişim rüzgârlarına karşı değişmezlerine bağlı kalarak duruşunu sağlam tutmasını bilmelidir. İslam’ın nasıl değişmezleri varsa Müslüman’ın da o değişmezlere bağlı olarak değişmez tutum ve tavırları vardır

tefsir dersi 2020

Yazanlarımız