MÜSLÜMAN ENDÜLÜS ŞEHRİ

musluman endulus sehri
Endülüs!.. İslâm Medeniyeti’nin uzak diyarlarda tomurcuklanmış ve çiçeklerini açmış temsilcisi... Tevhidin güzelliğini sadece bulunduğu coğrafyaya değil, kıtalar aşarak tüm dünyaya duyurmuş bir sanat ve kültür hazinesi... Tarık bin Ziyad’ın tarihe geçmiş olan emriyle ‘gemilerin yakıldığı’ ve geri dönüşü asla düşünmeyenlerin yurt edindikleri muhteşem ama yitik yurdumuz!..

 

Medeniyetin temel taşıyıcısı olan, ona gerçek anlamını yükleyen “şehirli” olma vasfının nasıl güzelliklere vesile olabildiği gerçeğini bizlere gösteren Endülüs; bundan tam 13 asır önce İslâm’ın nurunu tüm dünyaya yayabilmek adına sefere çıkan Müslümanların bizlere armağan bıraktıkları bir coğrafyayı ifade etmektedir. Bugün her ne kadar Müslümanların idaresi altında olmasa da kokusunun sindiği ve bu nurun etkilerinin hâlâ tüm insanlık tarafından hayranlıkla izlendiği bu medeniyetin şehirlerine kattığı değerler sadece fiziksel yapılarla ifade edilemeyecek kadar çok ve kıymetlidir. Sadece Müslümanların değil, Hristiyanların ve Yahudilerin de tevhidin kuşatıcı merhametiyle emniyet içerisinde bir arada yaşadığı, şehirlerin sükun bulunan ve değer üretilen alanlar haline dönüştüğü bu coğrafyadan Gırnata’lar, Kurtuba’lar, Tuleytula’lar ve niceleri neşet etmiştir.

İslâm’ın hayat veren ilkeleri toprağa değmiş ve susuz kalmış şehirlere yeni bir cansuyu sunmuştur âdeta. Çarşının bereketiyle canlanan ticaret, caminin kuşatıcılığı ile merkez haline dönüşen beldeler, medreselerin ilmi faaliyetleri sonucu bilginin ve sanatın merkezi haline gelen bir medeniyetin taşıyıcısı olarak şehirler, Endülüs’ün âdeta yıldızları hâline dönüşmüştür. Sadece kamusal mekânlarıyla kalmayan bu yenilenme hareketi mahallelere, oradan da şehrin esas çekirdeğini oluşturan hanelere yayılmıştır. Evler sadelikleriyle tevhid ilkesinin gereği olarak bütünün içerisindeki anlamlı yerlerini alırken, içlerinde ise sanatın ve çeşitliliğin etkileri ortaya konulmuştur. Böylece dış güzellikten ziyade iç güzelliğe önem veren İslâm’ın ilkelerine uygun olarak evler mahremiyetlerini koruyarak içlerinde ayrı bir cennet köşesi oluşturmuşlar, dışarıya karşı ise bütünün bir parçası olarak katkı sunmuşlardır. Ama öylesine bir katkı olmuştur ki bu; günümüzün sanat anlayışı içerisinde en kıymetli yeri alan “sadelikte mükemmellik” ilkesini yakalayan ve güzellikten vazgeçmeyen bir form sunmuştur şehirlere. Bugün sadece İslâm ülkelerinin değil özellikle coğrafi olarak bulunduğu Avrupa kıtasının neredeyse tüm ülkelerinde ‘Endülüs Mimarisi ve Sanatı’ hayranlıkla izlenmektedir.

Endülüs şehirlerinin bir başka özelliği de insanın en temel ihtiyaçlarından birisini oluşturan ve tarih boyunca en önemli temin unsuru olan “su” ile olan ilişkisi oluşturmuştur. Şehirler genel ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla su kenarında kurulmaları ile iktifa etmemiş, su bir mimari unsur hâlini almıştır. Mimariyi güzelleştiren mahallelerin, sokakların hatta evlerin yanı başında tüm yalınlığıyla akan su; insana huzur veren bu özelliğiyle şehrin bir parçası olmuştur.

Bunun yanı sıra çeşitli üretimlerin gerçekleştirildiği ve gezinti amacıyla kullanılan bahçeler de Endülüs şehirlerinin önemli öğelerinden birisini oluşturmuştur. Şehirlerin bugünkü anlamda ‘banliyö’ olarak adlandırılabilecek kısımlarında yer alan bu bahçeler her ne kadar şehrin dışında yer alsalar bile şehre anlam katan ve sıklıkla kullanılan birer unsur halini almışlardır. Ribat olarak adlandırılan dış mahallelerin hemen yanında yer alan bahçeler döneminin en güzel peyzaj öğeleri olarak anılmışlardır.

Endülüs İslâm Medeniyeti’nin mimari eserlerinden günümüze ulaşan örnek sayısı ne yazık ki bugün çok azdır. Ama Kurtuba Camii ile El-Hamra Sarayı bütün ihtişamıyla bu dönemi yaşatan iki canlı tarihi oluşturmaktadır. Yıkıcı etkileriyle İslâm’a dair her öğeyi ortadan kaldırmaya çalışan Batı zihniyetinin müdahaleleriyle yapılar -her ne kadar inşa edildiği tarihteki özgünlüklerini tamamen muhafaza edemese de- büyük oranda ayakta durmaktadır. İçinde tekbir seslerinin yankılandığı Kurtuba Camii bugün mahzun olsa da yine de ziyaretçilerine o güzel günlerin anısını fısıldamaktadır. Muhteşem minaresi, harika kemerleri ve tam bir sanat harikası olan mihrabı ile zamana meydan okuyan bu cami “fetih” ruhunu hala canlı tutmaktadır hafızalarımızda.

Coğrafyanın Batı’ya en yakın noktasını oluşturan ve İslâm’ın Endülüs’teki son kalesi olarak uzunca bir süre direnen Gırnata’daki El-Hamra Sarayı ise hayranlık uyandıran sanatıyla görülmeyi ve keşfedilmeyi bekleyen bir diğer eseri oluşturmaktadır. Malzemesinin büyük oranda topraktan oluştuğu bu saray diğer saraylara nazaran bu alanda doğallığını ortaya koymaktadır. Bunun yanı sıra harikulade kemerleri, muhteşem revnakları ve Endülüs’e has su ile kurulan ahengi dolayısıyla El-Hamra, yaşayan bir medeniyet nişanesi olarak selâmlamaktadır ziyaretçilerini.

Bugün Endülüs; Batı Uygarlığı’nın bağrında açmış soluk bir gül misali mahzun ve hüzünlüdür. Topraklarında az sayıda da olsa yaşayan Müslüman nüfus, geçmiş güzel günlerin anılarını yaşatmaya gayret ederek İslâm’ın temsilcileri olarak hayatlarını sürdürmektedir. İslâmiyet’in tüm insanlığa hitap eden yegâne kurtuluş yolu olduğunu muhteşem bir şekilde ortaya koyan Endülüs’ün ırk ve etnik köken gözetmeksizin, bugün de tüm Avrupa’ya İslâm’ı mütevazı bir şekilde anlattığı bu diyarları görmek ajandanızda yer alsın mutlaka. Orada bir diyar var uzaklarda. O diyar, Allah’ın mesajını taşıyanların izleriyle dolu ve sizleri de görmekten mutluluk duyacak bir şekilde gelecek güzel günleri bekliyor. O diyarı Mahzun bırakmamamız ümidiyle!..

M. Murat Acar

tefsir dersi 2020

Yazanlarımız