İSLAM TOPLUMUNDAN İSTENEN ALTI ÖZELLİK

bir islam toplumunda bulunması istenen altı özellik

Her cuma namazı hutbe sonlarında topluma ilan edilen aşağıdaki ayette verilmek istenen mesaj üzerinde bir değerlendirme yapmak uygun olur. Kur’ân-ı Kerim'de şöyle buyurulur: “Şüphesiz ki Allah adaleti, iyilik yapmayı ve akrabaya yardım etmeyi emreder; çirkin işleri, kötülük ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.”1

 

Bu ayette, aile ve toplum için çok gerekli adalet, iyilik etmek, akrabayı gözetmek, çirkin işlerden, kötülük ve azgınlıktan uzak durmak ilkeleri yer alır.

Bunları aşağıda kısaca açıklayacağız. 

1. Adaleti Gözetmek

“Adl”, Arapça “adele” fiilinden mastar olup kişi ve toplum yaşayışında dirlik ve düzeni, hakkaniyet ve eşitlik ilkelerine uygun yaşamayı sağlayan ahlâki fazileti ifade eder. İnanç, söz, fiil, davranış ve ahlâkta ifrat ve tefritten kaçınmak, her şeyin orta ve itidal olanını benimsemek de adaletin belirtileridir. Adaletin zıddı zulüm, gadr ve insafsızlıktır. Kur’ân ve hadislerde genel olarak “düzen, denge, denklik, eşitlik, gerçeğe uygun karar verme, doğru yolu izleme, takvaya yönelme, dürüst ve tarafsız olma” gibi anlamlarda kullanılır. Adalet sözcüğü kaza, imaret, velayet, miras gibi konularda geniş anlamda kullanılır. Ragıp el-İsfahani'nin tanımı en kapsamlı olup şöyledir: “Adalet; borcunu vermek, alacağını istemek, görevini yerine getirmek ve hakkı olanı almaktır. İhsan ise borcundan daha fazlasını vermek, alacağından daha azına razı olmaktır.”2

İlgili ayetlerde şöyle buyurulur: “Ey iman edenler! Kendi aleyhinize, ana babanız ve yakınlarınızın aleyhinde bile olsa adaleti titizlikle ayakta tutan ve Allah için şahitlik eden kimseler olun. Hakkında şahitlik ettiğiniz kimseler zengin de olsa, fakir de olsa adaletten ayrılmayın. Çünkü Allah onlara (sizden) daha yakındır. Eğer sözü eğip bükerek gerçeği çarpıtır veya şahitlikten vazgeçerseniz (bilin ki) Allah yaptıklarınızdan haberdardır.”3

“Şüphesiz ki Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman, adaletle hükmetmenizi emreder. Allah bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphe yok ki Allah, her şeyi işiten, hakkıyla görendir.”4

“Eğer müminlerden iki topluluk, birbirleriyle savaşırlarsa onların aralarını düzeltin. Bundan sonra biri ötekine saldırırsa saldıran tarafla Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar savaşın. Eğer dönerse artık aralarını adaletle düzeltin ve daima adaletli olun. Çünkü Allah adalet yapanları sever.”5

Osmanlı Devleti'nde Kanuni döneminde yaşayan Kınalızade Ali Efendi (1511-1572) Ahlâk-ı Alâî adlı eserinde toplum hayatında adaletin yerini şu şekilde ortaya koymuştur: Toplumda iş bölümü farz-ı kifayedir, hayvanların ihtiyacı Allah tarafından karşılanmıştır; insan; aklıyla yeme, içme, giyim, barınma ve savunma tedbirlerini alır. Yoksulluk ve zenginlik Allah'ın takdiridir, bu sayede toplum düzeni korunur.6 Para toplumda adaleti sessizce sağlayan bir araçtır. Çünkü hakkı almak para ile olur. İnsandaki hırslar susan adaleti etkisiz kılar, arz ve talep dengesi bozulabilir. O zaman konuşan adalet olan devlet, dengeyi sağlar, zulmü önler. Ona göre ilahi kanun, adaleti belirlemede en mükemmel bir ölçüdür. Onun adalet tanımı şöyledir: “Adalet, nısfet ve insaflı davranmak eş anlamlı olup kişinin bir şeyin yarısını kendine, yarısını da ortağına vermesidir. Adalet Allah'ın yeryüzündeki terazisidir.”7

 

2. İyilik Etmek, İşini Güzel Yapmak (İhsan)

İhsan, kötülük edene bile iyilikle karşılık vermektir. Başka bir deyişle “adalet” farzları, “ihsan” ise mendup ve müstehapları yerine getirmektir. Çünkü farzlarda meydana gelebilen eksikler sünnet ve menduplarla tamamlanır.

İlgili ayetlerde şöyle buyurulur: “Allah yolunda harcayın, kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın ve iyilik edin, yaptığınızı güzel yapın. Çünkü Allah, iyilik eden ve işini güzel yapanları sever.”8

“Bir zamanlar İsrailoğullarından ‘Yalnız Allah'a kulluk edin, anaya babaya, yakınlara, yetimlere ve yoksullara iyilik edin ve insanlara güzel söz söyleyin; namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin.’ diye kesin söz almıştık.”9

“Allah'ın sana ihsanda bulunduğu gibi sen de iyilikte bulun. Yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışma, çünkü Allah bozguncuları sevmez.”10

Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayete göre bir gün Allah'ın Resulü insanların da bulunduğu bir yerde iken Cebrail (a.s.) gelmiş ve bazı sorular sormuştu. Bunlardan “İhsan nedir?” sorusuna Hz. Peygamber şu cevabı vermiştir: “İhsan; Allah'ı görüyormuş gibi ona ibadet etmendir. Her ne kadar sen onu görmüyorsan da o seni görmektedir.”11

“Allah, her şeyin ihsan üzere yapılmasını yazmıştır. Buna göre hayvanı öldürme ve kesmeyi bile güzel yapınız. Sizden biriniz bıçağını iyi bilesin ve boğazlayacağı hayvanı rahat ettirsin.”12 Diğer yandan insanlara yapılacak iyiliğin de en güzel biçimde yapılması ihsan derecesinde bir iyilik olur.
Başka bir hadiste “Sizden biriniz kendisi için sevdiğini, kardeşi için de sevmedikçe gerçek mümin olamaz.” 13 buyurularak en güzel davranışın ölçüsü bildirilmiştir.

 

3. Yakın Akrabaya Yardım Etmek

Yakın hısımlara muhtaç oldukları şeyleri vermek varlıklı müminin önemli bir görevidir. Nitekim zekât konusunda usul ve füru dışında kalan, ihtiyaç sahibi hısımlara öncelik vermek daha faziletlidir. Zekât dışında nafile olarak da hısım akrabanın birbirine destek ve yardımcı olması gerekir. Yakın hısımları, belli aralıklarla ziyaret ederek “sıla-i rahim”de bulunmak İslâm'ın önem verdiği ilkelerdendir. “Akrabaya ... hakkını ver.”14 ayeti, bu ziyaretlerin aynı zamanda bir yardımlaşmayı da kapsadığını gösterir.

Yakın akrabanın başında ana baba gelir ve onlara iyilik etmek bazı ayetlerde Allah'a ibadetle birlikte anılır. Bu yüzden Allah hakkından sonra ana baba hakkı gelir. Ayette “Bana ve ana babana şükret.”15 ifadesi ne kadar anlamlıdır. Başka bir ayette şöyle buyurulur: “Sana nereye infak edeceklerini soruyorlar. De ki: “Hayır olarak vereceğiniz şey, önce ana baba, yakınlar, öksüzler, düşkünler ve yolda kalmışlar için olsun. Hayır olarak ne yaparsanız şüphe yok ki Allah onu bilir.”16

Hadislerde şöyle buyurulur: “Allah'a ve ahiret gününe iman eden kimse akrabasına iyilik etsin.”17 Akrabasına iyilik edip karşılık göremeyen kimseye Allah'ın Resulü “Sen böyle davrandıkça Allah'ın yardımı seninledir.” buyurmuştur.18

“Rızkının çoğalmasını, ömrünün uzamasını isteyen kimse akrabasını kollayıp gözetsin.”19

“Yoksula yapılan yardım bir sadaka, akrabaya yapılan yardım ise iki sadaka sevabı kazandırır.”20

 

4. Çirkin İşlerden Uzak Durmak

Fahşa; hayâsızlık, çirkin işler demektir. Bunlar gerek söz ve gerekse fiil ile işlenen çok çirkin günahlardır. Yalan, iftira, zina gibi.21

İlgili ayetlerde şöyle buyurulur: “Şeytan size hep kötü ve çirkin işleri emreder ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi ister.”22

“De ki: Gelin, size Rabbinizin neleri haram kıldığını haber vereyim: Ona hiçbir şeyi ortak koşmayın; ana babanıza iyilik edin, açlık korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin; sizin de onların da rızkını biz veririz. Kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın. Allah'ın yasakladığı cana haksız yere kıymayın! İşte Allah'ın size emrettikleri bunlardır. Umulur ki aklınızı kullanırsınız.”23

 

5. Münkeri Yasaklamak

Münker; kötülük, salim aklın “Bu kötüdür.” diye hükmettiği şeyler olup İslâm da bunları çirkin görür.24 Münker, kitap ve sünnetin çirkin gördüğü her şeydir. Haramları ve mekruhları kapsar.

İlgili ayette şöyle buyurulur: “De ki: “Benim Rabbim, açık ve gizli her kötülüğü, her günahı, haksız yere sınırı aşmayı, hakkında hiçbir delil indirmediği bir şeyi, Allah'a ortak koşmanızı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.”25

Hadiste şöyle buyurulur: “Sizden kim münkeri (haram veya mekruhun işlendiğini) görürse onu eliyle değiştirsin, buna gücü yetmezse dili ile değiştirsin, buna da gücü yetmezse kalbi ile buğz etsin. Fakat bu, sonuncusu imanın en zayıf durumunu ifade eder.”26

 

6. Bağy'den Uzak Durmak

Sözlükte haktan ayrılmak, zulmetmek, haddi aşmak anlamlarına gelen bağy, Kur’ân-ı Kerim'de sözlük anlamı dışında Allah'a karşı gelme ve dinin belirlediği sınırları aşma anlamında ahlâki bir terim olarak da kullanılmıştır. Bağy, münker kapsamına girer, zararının büyüklüğünden ötürü ayrıca zikredilmiştir.

İlgili ayetlerde şöyle buyurulur: “Ey insanlar! Sizin taşkınlığınız ancak kendi aleyhinizedir. Bununla sadece geçici dünya hayatının menfaatini elde edersiniz. Sonunda dönüşünüz yine bizedir. O zaman yapmakta olduklarınızı size haber vereceğiz.”27 “Eğer Allah, kullarına rızkı bol bol verseydi yeryüzünde azar, taşkınlık ederlerdi. Ancak o, rızkı dilediği ölçüde indiriyor. Gerçekten o, kullarından haberdardır, her şeyi görendir.”28

“Eğer müminlerden iki topluluk, birbirleriyle savaşırlarsa onların aralarını düzeltin. Bundan sonra biri ötekine saldırırsa saldıran tarafla Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar savaşın. Eğer dönerse artık aralarını adaletle düzeltin ve daima adaletli olun. Çünkü Allah adalet yapanları sever.”29

Bir fıkıh terimi olarak bağy, devlet yönetimine silahla karşı koymak, isyan etmek anlamına gelirken bu kökten ism-i fail olan bâğî kelimesi de isyan eden, isyankâr anlamına gelir. Yukarıdaki ayette sulh teşebbüsünden sonra bir İslâm topumu diğerine saldırmaya kalkarsa bâğî sayılacağı ve buna karşı Allah'ın emrine dönünceye kadar savaşılması emredilir. İslâm bilginleri bağy suçu sabit olan isyancılarla savaşmak gerektiğini, isyan bastırıldıktan sonra, isyan sırasında işlenen suçtan da ayrıca cezalandırılacağını ifade ederler.

Abdullah İbn Mesud (r.a.) şöyle demiştir: “Eğer yukarıdaki ayetten başka bir ayet olmasaydı30 bu ayet Kur’ân'ın her şeyi açıklayıcı, âlemlere hidayet ve rahmet olması için yeterli olurdu.”31

Yukarıdaki ayetin hutbelerden sonra okunması Ömer ibn Abdülaziz döneminde ve onun emri ile başlamıştır.32


* Konya Karatay Üniversitesi İslâm İktisadı ve Finans Bölümü Öğretim Üyesi.

1 Nahl, 16/90.
2 Müfredât, “Hüsn” mad.
3 Nisâ, 4/135.
4 Nisâ, 4/58.
5 Hucurât, 49/9.
6 Kınalızade, Ahlâk-ı Alâî, 1833, II, 73.
7 Kınalızade, age, I, 76, 77.
8 Bakara, 2/195.
9 Bakara, 2/83.
10 Kasas, 28/77.
11 bk. Buhârî, “Tefsîr”, 31/2, “İmân”, 37; Müslim, “Îmân”, 57.
12 Müslim, “Sayd”, 57; Ebû Dâvûd, “Edâhî”, 12; Tirmizî, “Diyât”, 14; Nesâî, “Dahâyâ”, 22, 26, 27.
13 Buhârî, “İmân”, 7; Müslim, “İmân”, 71, 72; Tirmizî, “Kıyamet”, 59; Nesâî, “İmân”, 19, 33.
14 İsrâ, 17/26.
15 Lokmân, 31/14
16 Bakara, 2/215.
17 Müslim, “İmân”, 74, 75.
18 Müslim, “Birr”, 22.
19 Buhârî, “Edeb”, 12; Müslim, “Birr”,
20, 21. 20 Tirmizî, “Zekât”, 26; Nesâî, “Zekât”, 82; İbn Mâce, “Zekât”, 28.
21 Râgıb, Müfredât.
22 Bakara, 2/169.
23 En‘âm, 6/151.
24 Râgıb, Müfredât.
25 A‘râf, 7/33.
26 Müslim, “İmân”, 78; Tirmizî, “Fiten”, 11; Nesâî, “İmân”, 17 bk. Ebû Dâvûd, “Salât”, 242, “Melâhım”, 17; İbn Mâce, “İkâme”, 155, “Fiten”, 20.
27 Yunus, 1/23.
28 Şûrâ, 42/27.
29 Hucurât, 49/9.
30 Nahl, 16/90.
31 Envâru't-Tenzîl, I, 697.
32 Hamdi Döndüren, “Ahkâmü'l-Kur’ân Tefsiri”, Baskıda, Erkam Yayınevi.

tefsir dersi 2020

Yazanlarımız